DERVİŞŞ Ve DERVİŞ….

ebru-sanati-husn-u-hat-sanati-semazen-mevlana

Bişnev in ney çün hikâyet mîküned
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned

Derviş……    tasavvuf talebesi demektir. Allahü teâlâdan başka her şeyi gönlünden çıkarıp, İslamiyet’e tam uyarak, gönlünü yalnız Allahü teâlâya bağlayan; güzel huylarla süslenmiş kimse demektir.

Fakirlikte rahat, zenginlikte sıkıntılı olur. Olayların değişmesi, onu değiştirmez. Başkalarının kusurlarına bakmaz. Hep kendi kusurlarını görür. Kendini hiç kimseden üstün bilmez. Dost, düşman, herkesi güler yüz ve tatlı dil ile karşılar, hiç kimse ile münakaşa etmez. Herkesin özrünü kabul eder. Dervişlik kılık kıyafet işi değildir. Onun için denmiştir ki:

Dervişlik olsaydı tac ile hırka,
Biz dahi alırdık otuza kırka

Dervişlik…. kalb kırmamaktır. Bunu yapabilen  Allahü teâlânın rızasına kavuşur. Dervişlik…. bir gönül işidir. Gönlünü Allah sevgisiyle dolduran ve her türlü işini bu sevginin gereklerine uygun yapan, İslam büyüklerini seven, onların terbiyesini kabul eden herkes derviş demektir.

Sözünde sadık bir derviş, daima Allahü teâlânın büyüklüğünü, Ona karşı kulluğunu, küçüklüğünü düşünür. Kalbi kırık olarak hep Ona yalvarır. Yalnız Ona sığınır, yalnız Ondan yardım bekler ve kulluk vazifelerini tam olarak yapar. Kulluk vazifelerini yapmak demek; İslam dininin emir ve yasaklarına tam uymak, her zaman Allahü teâlânın rızasına uygun olarak iş yapmak demektir.

Dervişim diyene
Bu yolda âr hiç olmaz
Derviş olanın gönlü
Çok geniştir, dar olmaz

Derviş gönülsüz olur
Sövene dilsiz olur
Dövene elsiz olur
Kimseden bizar olmaz

Derviş bağrı taş gerek
Gözü dolu yaş gerek
Koyundan yavaş gerek
Kimseye kızar olmaz.

Derviş ise bir kişi
Bulunmaz onun eşi
İyi geçinmek işi
Arada ağyar olmaz

Dervişin yok kimsesi
Yoksulluk sermayesi
Miskinlikten gayrisi
Ona asla yâr olmaz.

Er elini almışsa
Ona gönül vermişse
İkrar ile gelmişse
Gayri hiç inkâr olmaz

Yunus gördün sen eri
Bırak başka her piri
Bozma girdiğin yeri
Bunda tarumar olmaz.

Dervişlik….. Müslümanlığı en iyi şekilde yaşamak demektir.Herkesin yükünü çekmek ve kimseye yük olmamaktır. Başkalarına herhangi bir şekilde sıkıntı veren, derviş olamaz.

Dervişlik kalben mâsivâyı (Allah’tan gayrıyı) bırakıp Allâh’ı bir bilmektir. Yoksa eline tesbihi alıp köşeye çekilmek değildir. Kalbine hiçbir gamı hiçbir zevki koymamaktır

“…Beşerin (insanoğlunun) hepsine âdem denir. Amma hepsi insan değil, bir kısmı hayvânı nâtık yâni konuşan hayvandır. İnsan, insanlığını yâni hakîkati bulana derler. O insan sûretinde (şeklinde) olanların iç yüzlerini açacak olsan, kimi domuz, kimi kurt, kimi maymun sûretindedir.
İnsanlığını bulamayan kimseler, hayvandan da aşağıdırlar… SOH.2000/s.587

Halbuki dünyâya hepimiz insanlığı bulmaya geldik. Bulamazsak yazıklar olsun bize… Allâh’ın ahlâkıyle ahlâklanmamış ve Hakk’ın sıfatlarıyle sıfatlanmamış kimse insan olamaz… SOH.2000/s.553

Hayvanda akıl, anlayış ve iyiyi kötüden ayırma kãbiliyeti yoktur. Eğer insan, kendisine ihsan olunmuş bu irâde ve iyiyi kötüden seçme kãbiliyetini kullanmaz da insanlığına yakışmayacak vasıfların esîri olursa, elbet hayvandan aşağı olur.

Melekler, Cenâbı Hakk’ın ancak birkaç ismine mazhardırlar. İnsan ise bütün ilâhî isimleri kendinde toplamıştır. İşte bu ilâhî esmânın (isimlerin) gerektirdiği irfânı bulan insan: Velekad kerremnâ beni Âdem (Hucûrat sûresi, 13. âyet) mânâsını hâsıl etmiş demektir…” (Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, kötülüklerden en çok korunanınızdır. Allah herşeyi biLir her şeyden hasberdardır….)SOH.2000/s.608-609

Dünya insanladır; âhiret de insanladır. Dünyânın hilkati yaratılışı insanla berâberdir. Âhiretin hilkati de yine insanladır. Cenâbı Hak da öyle buyuruyor:

Sen olmasaydın, sen olmasaydın bu cihânı halketmezdim ya Habîbim! (Hadîsi kudsî) …”SOH.2000/s.158

…Daha insan halkolmazdan evvel, ruhlara Kur’ân’ın mânâsı bildirilmiştir. (Rahmân sûresi, 14. âyet) Ümmü’lkitapta yâni ezel levhasında, Âdem’in halîfe olacağını görünce melekler Cenâbı Hakk’a: “Biz dururken kan döken, fitne koparan kimseyi neden halîfe ediyorsun? Biz ki seni tesbih ediyoruz sana hamd ediyoruz, bu revâ mıdır? dediler…
…Cenâbı Hak, Âdem’e bütün esmâyı hüsnâyı (isimlerini) öğretti ve onları meydana çıkar! dedi. Melekler ise ancak bir iki ismin mazharı idiler. Âdem’de bu zenginliği görünce hayrette kaldılar ve: “Yâ Rabbî, senin öğrettiğin kadarını bilebiliriz, (Bakara sûresi, 32. âyet)” diye acizlerini ortaya koydular.
İşte Âdemzâde olan bizlerin içinde dahi, babamızın ilim mîrâsına konup onun halîfeliğini icrâ edenler de aynı sûretle esmâi ilâhiyeye (ilâhi isimlere) vâristirler (mîrasçıdırlar). Hâsılı “ne ki mevcut ise, hepsi sizin nefsinizde mevcuttur.” (Zâriyât sûresi, 21. âyet) …
… Bütün kâinatta (evrende) ne yazılmış ise, Allah onların hepsini bu küçük vücûda sığdırmıştır. …
…Allah sana beşer olmak şerefini ihsan etmiş iken kadrini bilmemek elbet nankörlüktür
… Dünyâya gelmekten maksat, ancak bu hakîkatleri bilmek ve hemcinsimize (yaratılmışa) hizmet etmektir ki dervişliğin mânâsı da budur… Yoksa sâde yat, ye, iç, kalk, dışarıda evde bolca lâf… Olmaz bu… Lâzım olan insanın insanlığını bulmasıdır. Çünkü insanlık büyük şeydir. İşte oraya ayak bastın mı, artık vara yoka îtirazlar, dedikodular kalmaz. Dâimâ edep dâiresinde hareket eder, kimseye fenâ nazar ile bakmaz, herşeyi Cenâbı Hakk’ın yaptığını bilir, dâimâ iyiliğe çalışırsın.
Her zaman söylüyoruz, dervişlikten maksat, ahlâkımızı tamamlamaktır. Bir dervişte ahlâk olmazsa, o derviş, derviş değildir. Bâzı kimseler tarîkati ve dervişliği tekke ve tekkede bağırıp çağırmaktan ibâret zannediyorlar. Halbuki dervişlik sırf tekke ile olmaz. Ancak insanlıkla olur ve insanı bulmakla olur ki bu da rûhun safiyete ermesi ve cismânî hırslardan kurtulması iledir…
…Hâsılı illâ güzel ahlâk, illa güzel ahlâk… Ahlâk olmazsa, ibâdetten de bir fayda hâsıl olmaz! …” SOH.2000/s.491-492-493

Nefsin arzûlarını terketmedikçe insan, kâmil (olgun) olamazmış:”
“Şuna, insan olmaz de.. Değil kâmil insan, derviş olamaz. O nefis öyle yamandır ki, tamâmen yakıp kurtulmadıkça, hîlesinden emin olamazsın. Nefsini terbiye et.

Dervişlik sâde tekkede hoplamak zıplamak ile değildir. Tarîkattan maksat, nefsini terbiye etmektir ki bunun da bir çok safhaları vardır. Nefsin terbiyesi için bir derviş, ne darbeler yer, ne türlü imtihanlara tâbi tutulur. Azıcık iğnenin ucunu değdirmekle feryâdı koparmaz…

Kezâ, ben sâdık dervişim, diyenler için de hiç hatır ve hayâle gelmeyecek şeyler, hastalıklar, darlıklar, türlü çileler ve mücâdeleler vardır. İşte bütün bu nefislerine ağır gelen keyfiyetler ile imtihan olunurlarSOH.2000/s.513

Cenâbı Hak Kur’ânı Kerîm’de: “Nas (insanlar, herkes), zannederler mi ki, biz Allâh’a ve âhirete îman ederek namaz kılar oruç tutarız; biz Allâh’ın mü’min kullarıyız, demekle bırakılacaklar mı?” (Ankebût sûresi, 13. âyet )…” SOH.2000/s.509

…Kimseye hakãret etmemeli, hor bakmamalı. Yoldan azanları hor görmemeli. Şu şöyle, bu böyle… dememeli. Nene lâzım… Sen kendine bak. Allah ondan o sûretle (şekilde) görünmek istemiş, sana ne? …SOH.2000/s.392

…herkese, istîdâdına (kâbiliyetine) göre rol verilmiş ve herkes memur olduğu işin yapılması ile vazîfeli (görevli) kılınmıştır. Onun için herhangi bir kimseyi hal ve hareketleri için ayıplamamalı, îtirazda bulunmamalıdır…SOH.2000/s.211

…İyisi mi, kimsede kusur görmemeye bakmalı. Çünkü biz, hüsni zanna (iyi düşünmeye) memûruz. Kötü bir şey görürsek onu yapan kimsenin selâmetine duâ ederiz…” sOH.2000/s.599

“…bir kimse …Ne gördü ne bildi neye muhabbet eylediyse seviyesi ve kıymeti ancak odur. Yâni talebin ne ise sen de osun… SOH.2000/s.247

… Talebin de üç derecesi vardır. İsmi, cismi, rûhu… eğer rûhu bulabilirsen, işte o vakit gerçek talepte bulunmuş olursun.
Semîha Hanım:
“İstek, istenen şeyin müjdecisidir, demiştiniz.”
“Çünkü senin gönlüne o isteği veren de Hak’tır.
Bir şeyhin, zevce veya evlâtlarını yâhut yakınlarından birini gördüğünüz vakit, sözlerinden, o şeyhin iktidar ve irfânını anlamaya çalışırsınız. Lisan bülbülü söylemeye başlayınca, o kimsenin ne olduğu meydana çıkar. Hattâ konuşmasa bile, eğer şeyhinin hâlini giymiş ise, bu sûretle de ne olduğu anlaşılır. Çünkü hal de bir lisandır.
Şunu bilmek lâzımdır ki, dervişler şeyhin kalbi kitabının sahîfeleridir… Bu îtibarla onların yaptıkları ve söyledikleri döner kendilerini yetiştirene gelir. Bunu bilince de, dervişten ona göre hareket etmesi beklenir.” …SOH.2000/s.282

… Denizden, romorköre bağlı bir kayık geçiyordu:
“Bakınız talebe üstâdına bağlı olduğu gibi, bu kayık da öyle. Fakat yine de dümen mevkiinde bir adam var. Bundan şu anlaşılıyor ki insan her ne kadar tarîkat cihetiyle şeyhine bağlı ve mütevekkil olsa da yine akıl dümenini elinde tutup idâre etmesi, sağa sola çarparak üstâdına söz getirmemesi lâzımdır…SOH.2000/s.353-354

… En dikkat edilecek nokta, kimseyi rahatsız etmemek, yâni bâr (yük) olmamak ve incitmemektir. Mahlûk (yaratılmış) olmak îtibârıyle insanla hayvanın bir farkı olmadığına göre bütün yaratılmışları kaplayan bir şefkat ve merhamet, derviş kişinin kârıdır.
Hele, bir kimsenin kalbine dokunup incitmemeye, kaba sözler sarfedip onu mahcup edecek hareketlerde bulunmamaya çok dikkat etmek lâzımdır…SOH.2000/s.323

… Dervişlik, sâdece namaz kılmak oruç tutmak, sabahlara kadar ibâdet etmek, hayratta bulunmak demek değildir. Çünkü bunlar bendelik (kulluk) îcaplarıdır. Asıl dervişlik, incitmemektir. İşte bu mertebeye vâsıl olan kimse derviş olur. Yâni fakr (yokluk) sâhibi olur…
Fakr ne demektir? Bu öyle bir isimdir ki kemâlini bulursa (olgunlaşırsa) vuslat (kavuşma) hâsıl olur. Kendinden birşey kalmaz, Allah tecellî eder.”…” SOH.2000/s.319

Dervişlik kime bağışlanırsa, onun kalbi pâk olur. Etrâfina gölgesini yayan, yemişi tükenmez, dâim tâze olan ağaca benzer. Onun nefsinden misk ü amber (mis kokuları) tüter. Budağından etrâfı yeşillenir, yaprağı dertliye derman olur. Gölgesinde bir çok hayırlar işlenir…”SOH.2000/s.452

Kaynak:Karma/Kenan Rıfai

( /Araştırma//Vit-amin.net/)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.