Medine nin KUTSAL Savunması…Kutsal HAZİNE..

ya resulallah

Osmanlı Devleti 1. Cihan Harbi’nde yedi cephede düşmanlanyla çarpıştı. Bu cephelerden Filistin-Hicaz cephesinde maalesef yenilmiştik. Mondros mütarekesi hükümlerine göre bütün ordumuz silahlarını teslim ederek, kendileri de galip müttefiklere teslim olacaklardı. 0 cephedeki diğer ordularımız teslim oldu, bunun tek istisnası Hicaz kumandanı Fahreddin Paşaydı. Istanbul’dan kendisine yapılan ‘teslim ol’ emrini dinlemiyor, ‘ben Efendimiz (sav)’in merkad-i mübareklerini teslim edemem’ diyerek bütün telkinleri geri çeviriyordu.

Her ne kadar Ingilizler, Medine-i Münevvere’ye doğrudan girememiş ve askerini sokamamışlar ise de, meşhur casusları ‘Lawrens’ vasıtasıyla satın aldıkları bazı kabile şeyhleri ve o zamanki Mekke Şerifi Hüseyin vasıtası ile Medine’yi tazyik ettiriyorlardı. Neticede Mescid-i Nebeviyi, Merkad-i Mübareki ve o mukaddes beldeleri aylar süren, aç ve susuzluğa rağmen devam eden müdafaa neticesinde teslim etmek istememiş 2 YIL dan fazla bir zaman içeren savunmasına aç susuz sadece askerlerine çekirge yedirerek devam etmiş en son askerlerinin teslim olalım ısrarıyla göz yaşları içinde bu mubarek şehri teslim etmek mecburiyetinde kalmıştır… Oradaki mukaddes emanetlerden, 80 sandık kadarını zabıtlar tutarak, lstanbul’a gönderdi. Gerçi bazı sandıklar o zamanın Şam valisi tarafından açılmış ise de ne olduğu hakkında yeterli bigi olmamakla beraber emanetlerin bir kısmı Istanbul’a gelmiştir.Bu mubarek paşamızın aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor…Allah sizlerden gani gani razı olsun diyoruz….medine turk surları

İki yıl yedi ay süren şanlı direniş Fahreddin Paşa, elinde bulunan son derece kısıtlı imkanlarla Medine`yi iki yıl yedi ay boyunca müdafaa etti. Önce Medine ve çevresinde bir güvenlik hattı oluşturmak için Asar Bogazı, Bi`r-i Derviş, Bi`r-i Abbas ve Bi`r-i Reha mevkilerini asilerden temizledi. 29 Agustos 1916`da Medine çevresinde 100 kilometrelik bir emniyet şeridi meydana getirilmiş oldu. Fahreddin Paşa Medine`yi savunabilmek için İstanbul`dan devamlı takviye kuvveti istiyor, OsmanlI hükümeti de onun isteklerine cevap verebilecek durumda olmadıgını bildiriyordu. Osmanlı hükümetinin Hicaz`ı kısmen boşaltma kararı alması üzerine, Fahreddin Paşa yağma ihtimaline karşı Medine`de Hz. Peygamber s.a.v.`in mübarek makamında bulunan mukaddes emanetlerin İstanbul`a nakledilmesini teklif etti. Sorumluluk kendisinde olmak şartıyla, teklifi hükümet tarafından kabul edildi. Fahreddin Paşa bir komisyon kurarak tek tek kontrol ettirdiği otuz parçadan oluşan mukaddes emanetleri 2000 askerın koruması altında İstanbul`a gönderdi.
Çoğunlukla Türklerin ve Padişahların Medine`ye gönderdikleri ve sadece maddi değil, tarih ve sanat bakımından da eşsiz ve her bakımdan çok değerli eşyayı (Kutsal Emanetler) kendi öz düşünce ve kararıyla ve bütün sorumluluğunu da üzerine alarak yetkili kurulca kütük kayıtlarına göre sayımını yaptırarak sandıklara yerleştirtip bir bölük asker korumasında 14 Mayıs 1917 de İstanbul`a göndermek suretiyle Türk Milletini hakkı ve malı olan değerli bir hazineye kavuşturmuştur. `Malumunuz olsun ki; kahraman askerlerim, İslamlığın göz bebeği olan Medine`yi son fişeğine, son damla kanına, son nefesine kadar muhafaza ve müdafaaya memurdur. Buna askerce and içmiştir. Bu asker Medine`nin enkazı içinde ve nihayet Ravza-i Mutahhara`nın yeşil türbesi altında kan ve ateşten örülmüş kızıl bir kefenle gömülmedikçe, Medine Kalesi`nin burçlarından ve Mescid-i Saadet minarelerinden Türk`ün al bayrağı alınmayacaktır` demiştir..

Bu değerli eşyanın başlıcaları şunlardır:
* Hz. Osman İbni Affan`ın ceylan derisine el yazması Kur`an,
* 5 adet eski el yazması Kur`an ve 4 Eczayı Şerife (Kur`an cüzleri)
* 5 adet Kur`an Kabı (Değerli taşlarla bezenmiş altın kaplamalı),
* 1 adet Hılye-i Şerif (Gümüş çerçeveli yeşil kadife üzerine pırlanta ve incilerle Peygamberimizin adı yazılı ve gümüşten bir güneş resimli),
* 1 adet Som altın üzerine pırlanta ile Kelime-i Şahadet yazılı levha),
* 7 adet Tesbih (Pırlantalı, incili, mercanlı ve anber),
* 2 adet Rahle (Gümüş kaplama işlemeli),
* 1 adet Tuğra (Sultan aziz Han`ın pırlantalı ve altın),
* 4 adet Sancak Başı ve 3 Kılıç,
* 1 adet Kevkebi Dürri adlı 4 parça elmas (100, 80, 40 ve 20 karat. Altın üzerine oturtulmuş ve çevresi elmas ve yakutlarla bezenmiş),
* 14 adet Askı (Pırlanta ve zümrütlerle bezenmiş altın),
* 11 adet Kandil askısı (Pırlanta, zümrüt, yakut ve incilerle bezenmiş altın),
* 1 adet Altın Kandil (Değerli taşlarla bezenmiş)
* 1 adet Altın Kahve Askısı
* 7 adet Şamdan (Değerli taşlarla bezenmiş altın)
* 1 adet Altın Makas,
* 8 adet Gülabdan v e 12 Behurdan (Değerli taşlarla bezenmiş),
* 2 adet Çelenk, 10 Yıldız-Çiçek İğne, 1 Yaprak (Pırlanta, zümrüt, yakut ve incilerle bezenmiş altın), * 1 adet Pırlanta Yüzük,
* Gerdanlık, küpe, bilezikler, kemer ve kemer kaşı (Değerli taşlarla süslenmiş altın),
* Altın ve gümüş zincirler, değerli taşlarla bezenmiş altın mücevherat kutu ve çekmeceleri,
* Kütük`te 83 No.da yazılı 84 karat inci taneleri, 15 parça zümrüt, 27 parça yakut ile 53 parça pırlanta-elmas, ayrıca 20 ayar 2 kilo 935 gram altın ve 908 kilo 250 gram gümüş.

Kutsal Hazine İstanbul`a gönderilen bu değerli eşyaların kütük`te o zamanki değerleri de yazılıdır. 14 Altın askı arasında birisi 5 milyon, ikisi birer milyon ve biri üçyüz bin Osmanlı Altını değerindedir. 7 Şamdandan ikisi 155 cm boyunda ve 50 kilo ağırlığında ve herbirinin üzerinde 6280 tane pırlanta vardır ve değeri 70 000 Osmanlı altınıdır. Kevkebi Dürri adlı büyük elmasın değeri ise 1 300 000 Osmanlı altınıdır. Ayrıca bu eşyalar arasında 49 parça şal ve sırma işlemeli perde vardır. Medine`de bulunan Sultan Mahmut ile Arif Hikmet Bey ve diğer bazı kütüphanelerde bulunan değerli eserler de bu eşyalara birlikte gönderilmiştir.

medine fatihi

Ey İnsanlar! Malumunuz olsun ki yiğit ve kahraman askerlerim, bütün İslam’ın sırtını dayadığı yer, manevi gücün desteği, Hilafetin gözbebeği olan Medine’yi son kurşununa, son damla kanına, son nefesine kadar muhafazaya ve müdafaaya me’murdur. Buna Müslümanca, askerce azmetmiştir. Bu asker, Medine’nin enkazı ve nihayet Ravza-i Mutahhara’nın yeşil türbesi altında, kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır! Allah-u Teâlâ bizimle beraberdir! Şefaatçimiz O’nun Resulü, Peygamber Efendimiz’dir.

“Ya Resulallallah biz Seni bırakmayız!”

Sonsuz sevgi ve saygı…Sonsuz  Salatu Selam olsun…

Sevgiyle….

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.