AN…da KAL…..

SSUFİ

AN ve Meditasyon….

Uygulamalarınıza devam ettiğiniz sürece hem iyi hem kötü birçok deneyim yaşarsınız. Havanın değişik yönlerden içeri girebilmesi için birçok kapısı ve penceresi olan bir oda gibi, zihniniz de açık olduğu müddetçe birçok farklı deneyimin yaşanması doğaldır. Birçok mutluluk hallerini, açıklık ve berraklığı veya düşüncelerinizin olmadığı bir aşamayı deneyimleyebilirsiniz. Bir yönden bakıldığında bunlar meditasyon uygulamanızı geliştirdiğinizi gösteren iyi işaretlerdir. Mutluluğu deneyimlediğinizde bu arzuların bir süre için kaybolduğunu gösteren bir işarettir.

Gerçek berraklık ve açıklığı deneyimlediğinizde bu saldırganlığınızın bir süreliğine yok olduğunun işaretidir. Düşüncelerinizin yokolduğu bir durumu deneyimliyorsanız bu da bilgisizliğinizin bir süreliğine kaybolduğunun işaretidir. Bunlar kendi başlarına iyi deneyimlerdir, fakat eğer onlara bağlanırsanız onlar da engeller yaratmaya başlarlar. Deneyimler kendi başlarına farkındalık anlamı taşımazlar, fakat eğer onlara bağlanmadan kalabilirsek, her ne iseler o olarak kalırlar, yani farkındalığa erişmek için kullanılan araçlar olarak.

Olumsuz deneyimler çok sık olarak yanlış anlaşılırlar çünkü onları kötü bir işaret olarak değerlendiririz. Ama aslında uygulamamızdaki olumsuz deneyimler kılık değiştirmiş lütuflardır. Onlara normalde yapacağınız gibi hoşnutsuzlukla yaklaşmamayı deneyin, bunun yerine onları gerçekte ne iseler öyle algılayın, sadece deneyimler, rüyagibi ve yanıltıcı. Deneyimin gerçek doğasının farkına varmanız sizi deneyimin kendisinin size verebileceği zarardan ve tehlikeden özgürleştirir ve sonuç olarak olumsuz bir deneyim bile büyük bir şükran duygusu ve başarının kaynağı haline gelebilir..

Öğrenmek zorunda olduğumuz şey, yaşamda ve meditasyonda, iyi deneyimlere bağlanmaktan özgürleşmek ve olumsuz olanlara da nefretle bakmamayı öğrenmektir.

“Çok fazla heyecanlanma. Sonuç olarak bu ne çok iyi, ne de çok kötü.” 0, deneyimin kendisine bağlılık göstermeye başladığımı anlamıştı ve işte o bağımlılığın, tıpkı diğerleri gibi, üstesinden gelinmesi şarttır…

Öte yandan, meditasyon sırasında bulanık, yarı bilinçli, amacından sapmış bir bilinç düzeyini deneyimleyebilirsiniz, başınızın üzerine bir kukuleta geçirilmiş gibi: rüyaya benzer bir kasvet. Bu durum aslında bulanıklaşmış haldeki dikkatsiz bir durgunluktan başka bir şey değildir. Bu durumdan nasıl kurtulursunuz? Dikkatinizi toplayın, sırtınızı dikleştirin, ciğerlerinizdeki durgun havayı boşaltın ve zihninizi tazlemek için farkındalığınızı berrak bir alana yönlendirin. Eğer bu durgunluk hali içinde kalmaya devam ederseniz, gelişemezsiniz; öyleyse ne zaman bu aksilik ortaya çıkarsa, onu tekrar tekrar arındırın. Olabildiğince tetikte ve uyanık kalmak önemlidir.”

Doğal olarak uyanık, genişlemiş ve canlı, enerjik bir dinginliğe ulaştığınızı hissettiğinizde o anda hangi yöntemi uyguluyor olursanız olun bırakın ya da onun kendi içinde eriyip yok olmasına izin verin. Daha sonra sakince, dikkatiniz dağılmadan, kesinlikle özel bir yöntem uygulamadan o durumda kalmaya devam edin. Buraya dek yöntem işlevini tamamlamıştır zaten. Bununla beraber ne zaman doğru yolda olmadığınızı ya da dikkatinizin dağıldığını hissederseniz, o zaman sizi içinde bulunduğunuz duruma geri getirecek en uygun tekniğe geri dönün.

Meditasyonun gerçek muhteşemliği kullanılan yöntemlerde değil, onun devamlı olarak içinde bulunulan ânı, mutluluğu, açıklık ve dinginliği ve hepsinden önemlisi hırstan tamamen arınmış olma halini kesintisiz olarak deneyimlemeye olanak tanımasıdır. İçinizdeki hırsın azalması, giderek kendinizden özgürleşmeye başladığınızın işaretidir. Ve siz bu özgürlüğü daha çok deneyimledikçe, egonuzun ve onu canlı tutan umutlarınız ve korkularınızın azalarak yok olmaya başladığını ve sonsuz cömertlikteki “egosuzluğun bilgeliği”ne giderek yaklaştığınızı göreceksiniz. Bu bilgelik evinde yaşamaya başladığınız zaman, artık “ben” ile “sen”, “bu” ile “o” veya “içerideki” ile “dışarıdaki” arasında ayırımcı bir sınır olmadığını farkedeceksiniz; en sonunda ikiliğin olmadığı gerçek yuvanıza ulaşacaksınız…

Evet, yirmi dakika meditasyon yapmak iyidir; ama bu yirmi dakikanın sınır olduğu anlamına da gelmez. Ben eski kutsal yazıların hiçbir yerinde yirmi dakika meditasyon yapılması gerektiğine dair bir ibareye rastlamadım; sanırım bu Batı’lılar tarafından icat edilmiş bir düşünce ve ben bunu “Batılı Standart Meditasyon Süresi” olarak adlandırıyorum. Önemli olan nokta ne kadar süreyle meditasyon yapacağınız değildir; önemli olan uygulamanın size belli bir bilinçlilik ve içinde bulunulan anda kalma deneyimini getirmesidir ki, orada biraz daha açık ve kalbinizin özüyle bağlantı içinde olursunuz. Ve uyanıklık içinde geçireceğiniz beş dakikalık bir oturumunuz yirmi dakikalık bir uyuklamadan çok daha değerlidir!

Dört veya beş dakikalık bir uygulamanın arkasından sadece bir dakikalık kısa bir ara verin. Bu ara sırasında kullandığınız yöntemi bırakın ama tüm farkındalığınızm gitmesine izin vermeyin. Bazen, siz uygulama yapmak için çaba sarfederken, garip bir şekilde, ara verdiğiniz ve kullandığınız yöntemi bıraktığınız an eğer hâlâ bilinçli iseniz ve bulunduğunuz an içindeyseniz meditasyonun gerçekten gerçekleştiği andır. İşte bu yüzden ara vermek de meditasyonun kendisi kadar önemlidir. Zaman zaman uygulama konusunda sorunları olan öğrencilerime, ara verdiğiniz sırada uygulama yapmayı, uygulama yaptığınız sırada da ara vermeyi deneyin…

Kısa bir süre için meditasyon yapmak üzere oturun; sonra otuz saniye veya bir dakikalık çok kısa bir ara verin. Fakat yaptığınız şeyin farkındalığı içinde kalın ve içinde bulunduğunuz ânı ve onun doğal rahatlığını kaybetmeyin. Daha sonra kendinizi uyandırın ve tekrar oturun. Eğer bu şekilde birçok oturum yaparsanız, verdiğiniz aralar meditasyonunuzun çok daha gerçek ve esin verici olmasını sağlayacaktır; verdiğiniz aralar beceriksizliğin, sıkıcı katılığın, gereğinden fazla ciddiyet ve yapaylığın meditasyon uygulamanızın dışında kalmasını sağlarlar ve sizin çok daha kolay odaklanmanıza ve rahat olmanıza olanak verirler.

Giderek, bu uygulamalar ve verilen araların karşılıklı etkileşimi sayesinde meditasyon ve günlük yaşamınız arasındaki sınırlar çöker, aralarındaki kontrast kaybolur ve siz kendinizi giderek artan bir şekilde doğal saf farkındalığınızm içinde bulursunuz; hem de dikkatiniz dağılmadan. İşte o zaman,”Meditasyon yapan kişi meditasyonu bıraksa da, meditasyon onu bırakmaz.”Meditasyon uygulamasının dinginliğinin yaşamınıza nüfuz etmesi için birkaç dakikalık bir süre geçmesine izin verin. Ustam Dudjom Rinpoche’nin söylediği gibi: ( Meditasyonunuz bitince) Acele edip hemen kalkmayın, farkındalığınızla günlük yaşamınızın birbirine karışmasına izin verin.

Ayrıca, meditasyondan sonra, etrafımızdaki her şeyi algılama .olumuzu sağlamlaştırma yolundaki eğilimimize teslim olmamak da önemlidir. Günlük yaşamınıza geri döndüğünüzde meditasyonun size getirdiği bilgelik, anlayış, şefkat, keyif, akıcılık, açıklık ve tarafsızlığın günden güne deneyiminize yayılmasına izin verin. Meditasyon, her şeyin doğasının nasıl aldatıcı ve rüya gibi olduğunun farkındalığını içinizde uyandırır; bu farkındalığı samsaran;n en kesif olduğu zamanlarda bile sürdürür. Büyük bir usta şöyle der: “Meditasyon uygulamasından sonra kişi yanılsamanın çocuğu olmalıdır.””Bir anlamda her şey rüya gibi ve aldatıcıdır; ama öyle olsa da, işin mizahi yanını elden bırakmadan işlerinizi yapmaya devam edin. Örneğin eğer yürüyorsanız, gereksizce ağırbaşlılık ya da çekingenlik göstermeden, kaygısızca gerçeğin açıklığına doğru yürüyün. Oturduğunuz zaman, gerçeğin kalesi olun. Yemek yerken olumsuzluklarınızı ve yanılsamalarınızı boşluğun karnına yerleştirdiğinizi ve onların her yana yayılarak yok olduğunu düşünün. Ve tuvalete gittiğinizde de tüm karanlık yönlerinizin ve ükanmışlıklarınızın temizlendiğini, su ile sürüklenerek gittiğini düşünün.”

Yani asıl önemli olan şey oturup meditasyon yapmak değil, meditasyondan sonra zihninizin hangi durumda olduğudur. Yaptığınız her şey yoluyla zihninizin böyle kendi merkezinde ve dingin olduğu hali uzatmalısınız…”Usta, aydınlanmışlığı yaşamıma nasıl geçirebilirim? Onu günlük yaşamımda her an nasıl deneyimieyebilirim?”

“Yemek yiyerek ve uyuyarak,” diye yanıtlar usta. “Ama Usta, herkes uyur ve herkes yemek yer.”

“Ama herkes yemek yerken sadece yemez, uyurken sadece uyumaz.”

Yemek yerken yemeği yemek ve uyurken de uyumak tanımlamasının anlamı, egonun sizin orada bulunmanızı engelleyici ayartmalarından uzakta, her ne yapıyor olursanız olun, tam anlamıyla içinde bulunduğunuz ânın farkındalığında kalmaktırİşte o ünlü Zen deyişi, “Yemek yerken yemek yerim, uyurken de uyurum” buradan gelir..
İnsanlar çok sık olarak meditasyona görüntüler ya da ışıklar görmek veya bazı doğaüstü mucizeler yaşamak gibi sıradışı sonuçlar almak umuduyla yaklaşıyorlar. Böyle bir sonuç ortaya çıkmayınca da son derece hayal kırıklığına uğruyorlar. Ama meditasyonun gerçek mucizesi daha sıradan ve çok daha yararlıdır. 0, gizli bir dönüşümdür ve bu dönüşüm sadece zihninizde ve duygularınızda değil, bedeninizde de yaşanır. 0 son derece iyileştirici, şifa vericidir. Fen bilimleriyle uğraşanlar ve doktorlar, kendinizi ruhsal olarak iyi hissettiğiniz zamanlarda, bedeninizdeki hücrelerin bile durumlarından daha hoşnut olduklarını keşfettiler ve zihniniz daha olumsuz bir durumdayken, hücreleriniz de daha kötü oluyorlar. Tüm sağlık durumunuzun zihninizin içinde bulunduğu halle ve kendinizi ifade etme tarzınızla çok yakın ilişkisi vardır.

Bir anlamda meditasyon bir sanattır ve onda bir sanatçının hazzı ile yaratıcılığın verimliliğini bir araya getirmelisiniz.

Büyük bir ustanın öğretisinin ya da kutsal bir şarkının kasetlerini dinleyebilirsiniz. Meditasyon yaptığınız mekânı bir çiçekle, bir tütsü çubuğuyla, bir mumla, aydınlanmış bir ustanın fotoğrafıyla, ilahi bir varlığın ya da bir budanın heykeliyle sade bir cennete dönüştürebilirsiniz. En sıradan odayı bile gizli ve kutsal bir yer, hergün iki eski dostun birbirlerini neşeyle selamlayarak buluşması gibi gerçek benliğinizle buluşmak üzere geleceğiniz bir yer haline getirebilirsiniz.

Doğa her zaman esinlenmenin en güvenilir kaynağıdır. Zihninizi sakinleştirmek için şafak vakti parkta bir yürüyüş yapın veya bir bahçedeki gülün üzerindeki çiğ tanesini seyredin. Yere uzanıp gökyüzünü seyredin ve zihninizin onun sonsuzluğuna genişlemesine izin verin. Dışarıdaki gökyüzünün zihninizin içindeki gökyüzünü uyandırmasına izin verin. Bir nehrin kenarında durun ve zihniniz onun akışı ve tek düze sesiyle karışıp bir olsun. Bir şelalenin kıyısında oturun ve onun iyileştirici kahkahalarının ruhunuzu arındırmasına izin verin. Deniz kıyısında yürüyün ve denizden esen rüzgârı yüzünüzde hissedin. Ayışığının güzelliğini kutlayın ve onu zihninizde denge sağlamak için kullanın. Bir göl kenarında veya bir bahçede oturup sessizlik içinde nefes alıp verirken, bulutsuz bir gecede ay’ın yavaşça ve azametle gökyüzünde yükselmesi gibi zihninizin sessizliğe dalmasına izin verin.

Her şey meditasyona davet için kullanılabilir. Bir gülümseme, metroda gördüğünüz bir yüz, kaldırımdaki bir çatlakta büyümüş küçük bir çiçek, bir mağaza vitrinindeki kumaşın zengin dökümleri, güneş ışınlarının pencere kenarındaki çiçek saksılarında parıldaması. Herhangi bir zeraiet veya güzellik işaretini görmek için tetikte olun. Her türlü keyif için şükredin ve “her zaman sessizliğin içinden gelen bilgiyi” (Rainer Maria Rilke, Duino öegies’den.) alabilmek için her an uyanık olun.

Yavaş yavaş, her nefes alış verişinizde sizi esinlendirecek, aydınlatacak, neşelendirecek ve moralinizi yükseltecek bütün çareler elinizin altında, kendi mutluluğunuzun efendisi, kendi neşenizin kimyageri olacaksınız. Büyük ruhsal uygulayıcı kimdir? Her zaman kendi gerçek benliğinin farkındalığı içinde yaşayan, sınırsız esinlenmenin kaynağını bulmuş ve onu daima kullanan kişidir. (/Sogyal Rinpoche/)

….Onu yapabilmenizin tek yolu; kendinizin o kısmının aslında sonsuz olduğunu bildiğiniz zamandır. Kendinizin değişmeye maruz kalmayan bir kısmı vardır, o sahnenin arkasındaki sessiz tanıktır. O; özünde ruhunuzdur, soyut (mücerret) olan, fakat hakiki kuvvet olan ruhtur. O; yerçekimi kadar gerçektir. O; zaman kadar hakikidir. O; anlaşılamayandır. O; gizemlidir, fakat kuvvetlidir ve ebedidir. O; başlangıcı olmayan, sonu olmayandır. Hiçbir boyutsallığa sahip değildir. O; boşluksuz, zamansız, boyutsuz, başı ve sonu olmayan, sonsuza dek’tir. Kendinizin o parçasıyla temasa geçebildiğinizde; o zaman, aslında şu andaki varoluşun, bütün ömrün sonsuzlukta titreşimden başka bir şey olmadığını, sonsuzlukta bir parantez, sonsuzluk bağlamında gecenin yarısında bir kelebeğin küçük bir ışıltısı olduğunu göreceksiniz. Faniliği; o bilgiyle, o deneyimle ölçülen bir ölümsüzlük olarak deneyimlemeye başlıyorsunuz, zamanı ölçülen bir öncesizlik-sonrasızlık olarak görmeye başlıyorsunuz ve onu gerçekten ne olduğunuzun perde arkasının karşısından gördüğünüzde, o zaman günlük varoluşun endişesi ortadan kayboluyor.

Bu nedenle bir kişi; pek çok insanda stres yaratan küçük mücadelelerden, günlük varoluşun incir çekirdeğini doldurmaz şeylerinden dolayı hem dertlenmekten, hem de etkilenmekten kurtulur.Böylece, çok daha neşeli hale gelir ve şimdiki anın olması gerektiği gibi olduğunun farkına varır, başka çaresi de yoktur. O; tüm diğer anların zirvesi ve sonsuzluğun merkez noktasıdır. Bundan dolayı, her anın içerisinde ne olduğuna dikkat ediyorsunuz. Ve onu yaptığınız zaman; o zaman, Tanrının varlığının heryerde olduğunun idrakına varıyorsunuz.Sadece onu dikkatinizde bilinçli olarak benimsemelisiniz. Ve o, sevindiriciliğe neden olan şeydir. Realiteyi bilmelisiniz ve realite de bizim ölümsüz olduğumuzdur.Şu anda yaşamak sonsuzluğun deneyimini yaratır. O, okyanustaki her bir damlanın bütün bir okyanusun tadını kapsaması gibidir. Bundan dolayı; eğer o anda yaşayabilirseniz, zamandaki her an da sonsuzluğun tadını kapsamaktadır. Fakat pek çok insan gerçekten sahip oldukları tek zamanda, anda yaşamıyorlar. Onlar ya geçmişte veyahut da gelecekte yaşıyorlar. Eğer anda yaşayabilseydiniz, sonsuzluğun tadını görürdünüz ve sonsuzluğun deneyimini metabolize ettiğinizde de bedeniniz yaşlanmıyor.(Deepak Copra-Röp..)

AN ‘ı yakalayarak… sağlıklı beyinler…sağlıklı zihinler…sağlıklı bedenlere sahip olabilir  ve  her daim genç kalmayı başarabilirsiniz..AN’da kal..sağlıklı kal.. genç kal…..

Sevgiyle….Kal..

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.