ZİHNİMİN DOĞASI….

SUFİ

Sizde zihninizin odasında akıllı uslu oturup,doğasını dinlemek istermiydiniz…

Meditasyonun ustalarının dilinden…..

Sadece zihnimin rahatlamasına izin veririm ve özellikle esinlenmiş bir durumda isem zihnimi çok kısa bir sürede evine getirdiğimi ve rahatladığımı hissederim. Zihnimin doğası içinde sessizce oturur, rahatlarım; “doğru” durumda olup olmadığım hakkında şüphelenip durumumu sorgulamam. Bu durumda hiçbir çaba yoktur, sadece zengin bir anlayış, uyanıklık ve sarsılmaz bir emin oluş vardır. Zihnimin doğası içinde olduğum zaman, sıradan zihnim artık orada değildir. Olmak duygusunu kanıtlamak veya doğrulamak ihtiyacı yoktur: Varlığımı yalın olarak hissederim. Temel güven duygusu oradadır. Özellikle yapılması gereken hiçbir şey yokturYani meditasyon yaptığınız zaman zihninizin içsel şartlarını doğru olarak yaratmanız çok önemlidir. Tüm efor ve çabalamalar genişlemiş olamamaktan kaynaklanır, yani bu doğru şartları yaratmak meditasyonunuzun gerçek anlamda başarılı olması için yaşamsal önem taşır. Keyif ve açıklık duygusu içinde olduğunuz zaman meditasyon çaba göstermenize gerek kalmadan ortaya çıkar.”Meditasyon çabalamak değil, doğal olarak onun tarafından özümsenmek demektir” Seçtiğiniz yöntemi sabırla uygulamaya devam ederseniz, meditasyon yavaşça ortaya çıkar.

Meditasyon, “yapabileceğiniz” bir şey değildir; o, yalnızca biz çalışmamızı mükemmelleştirdiğimizde kendiliğinden olacak bir şeydir.Bununla birlikte, meditasyonun gerçekleşebilmesi için, dingin ve uygun koşulların yaratılması gerekmektedir. Zihnimiz üzerinde ustalık kazanmadan önce, önce zihnin doğal çevrenizi sakinleştirmemiz gerekmektedir. Şu anda zihin tıpkı bir mumun alevi gibidir: titreşmekte, sürekli olarak değişmekte, düşüncelerimizin ve duygularımızın neden olduğu rüzgârlarla dalgalanıp durmaktadır. Mumun alevi, yalnızca biz çevresel koşulları sakinleştirdiğimizde sakin bir şekilde yanacaktır; böylece zihnimizin ve duygularımızın şiddetli rüzgârlarını durdurduğumuzda zihnin gerçek doğasını görebilir ve bu doğanın içinde huzur bulabiliriz. Diğer yandan, meditasyonumuzda bir kez sağlamlığı yakaladık mı, sesler ve diğer her tür rahatsız edici koşulun üzerimizdeki etkileri de azalmaya başlayacaktır…zihniniz dingin, esinlenmiş bir durumda ise tüm duruşunuzu etkileyecek, daha çabasız ve doğal bir şekilde durmanızı sağlayacaktır. Bu nedenle, bedeninizin duruşu ile zihnin doğasının farkındalığından doğan güveni birleştirmek son derece önemlidir.Bakışınız, meditasyonunuza taşıdığınız zihnin doğası ile ilgili tüm anlayışınızın ve içgörülerinizin bir özetidir. Böylece, bakışınız, oturuş biçiminizde varoluşunuzun özünü açığa vurarak duruşunuzu anlamlandırır ve etkiler.Öyleyse, bir dağın sarsılmaz ve sağlam varlığıyla tıpkı bir dağ gibi oturun. Bir dağ, onu döven rüzgârlar ne kadar sert ve zirvelerinde dolaşıp duran kara bulutlar ne kadar kalın olurlarsa olsunlar tümüyle doğal, rahat ve kendisiyle barışıktır. Tıpkı bir dağ gibi oturarak, zihninizin doğmasına, uçmasına ve yükseklere süzülmesine izin verin.

Bu duruşun en önemli, en can alıcı noktası, sırtı bir “ok” ya da “altın paralardan oluşmuş bir yığın” gibi dik tutmaktır. Bu şekilde “İçsel enerji” veya prana, bedenin kanallarında rahatça akacak ve zihniniz rahatlaması için gereken doğru durumu bulacaktır. Hiçbir şeyi zorlamayın. Omurganın alt kısmının doğal bir kıvrımı vardır, bu kısım rahatlamış fakat dik bir durumda olmalıdır. Başınız boynunuzun üstünde rahatça dengede durmalıdır. Duruşunuzun gücünü ve zarafetini taşıyan, omuzlarınız ve bedeninizin üst kısmıdır ve onlar hiçbir gerilim altında olmadan güçlü bir denge içinde olmalıdır..

Çaprazlanmış bacaklar ikilikten arınmışlığın mizahını, yaşam ve ölümün, iyi ve kötünün, ustalıklı araçlar ve bilgeliğin, eril ve dişil ilkelerin, samsara ve nirvana’nın birliğini ifade eder. Bir sandalye üzerinde bacaklarınız gevşemiş bir şekilde oturmayı da tercih edebilirsiniz, fakat sırtınızın dik olduğundan her zaman emin olun….gözler açık tutulmalıdır: bu çok önemli bir noktadır. Eğer dışarıdan gelecek etkilere karşı çok duyarlıysanız, uygulamaya başladığınızda bir süre için gözlerinizi kapalı tutmayı ve sessizce içinize dönmeyi rahatlatıcı bulabilirsiniz.

Dinginliği bir kez sağladıktan sonra yavaşça gözlerinizi açın, bakışlarınızın çok daha dingin ve huzur dolu olduğunu fark edeceksiniz. Şimdi aşağıya doğru, önünüzde yaklaşık 45 derecelik bir açı oluşturan burun çizginize doğru bakın. Ne zaman zihninizin karmaşa içinde olduğunu hissederseniz bakışlarınızı aşağıya doğru kaydırmak, durgun ve uykulu hissettiğiniz zamanlarda ise bakışlarınızı yukarı yöneltmek her zaman kullanabileceğiniz en iyi çözümdür.Zihniniz bir kez dinginliğe ulaştığında ve anlayışınızdaki açıklık artmaya başladığında bakışlarınızı yukarı yöneltmekte ve gözlerinizi daha çok açarak doğrudan doğruya önünüzde uzayıp giden alana bakmakta özgürsünüz..

Meditasyonunuzdan ışıyan şefkati gözleriniz aracılığıyla, yumuşakça ve nazikçe yöneltin, böylelikle bakışlarınız şefkatin kendisinin, okyanus gibi engin bakışları olsun.Gözleri kapamak yerine açık tutmanın birkaç nedeni vardır. Yaşamı dışarıda bırakmak yerine, açık ve her şeyle barış içinde kalırsınız. Duyularınızı duymak, görmek, dokunmak onların algılarına sıkı sıkıya bağlı kalmaksızın, doğal olarak sadece oldukları gibi açık tutarsınız. “Her ne kadar değişik formlar algılansa da, onların hepsi özünde boştur; yine de boşlukta da formlar algılanır. Her ne kadar değişik sesler duyulsa da, onlar aslında boştur; yine de boşlukta sesler duyulur. Her ne kadar birçok değişik düşünceler doğsa da; onlar boştur, yine de boşlukta düşünceler algılanır.” Ne görürseniz görün ya da ne duyarsanız duyun, hiçbirine sıkı sıkıya sarılmadan onları öylece oldukları gibi bırakın. Duymayı duymakta, görmeyi görmekte bırakın ve bağımlılığınızın algılamanıza girmesine izin vermeyin., bilgelik enerjimizin tamamı kalp merkezimizde bulunur ve bu merkez “bilgelik kanalları” yoluyla gözlerimizle bağlantı halindedir. Gözler parlaklığın “kapılarıdır”, öyleyse bu bilgelik kanallarının yolunu kesmemek için onları açık tutun….

Meditasyon yaparken ağzınızı sanki derin ve rahatlatıcı bir “Aaaah” sesi çıkarmak üzereymişsiniz gibi hafifçe açık tutun. Ağzınızı hafifçe açık tutarak ve esas itibarıyla ağzınızdan nefes alıp vermek yoluyla, tutarsız düşünceler yaratan “karmik rüzgârların” ortaya çıkma ve zihninizde ve meditasyonunuzda engeller yaratma olasılığı daha azdır.

Ellerinizi rahatça dizkapaklarınızın üzerinde tutun. Bu duruş “rahat ve refah içindeki zihin” duruşu olarak da adlandırılır….zihni denetim altına almak ve olumsuz duyguları etkinsizleştirmek için 84,000 değişik yol öğretmiştir ….

Nefesi”Gözlemlemek

Nefes yaşamdır, yaşamımızın yalın ve en önemli ifadesidir. (Musevilikte ruh, nefes, Tanrı’nın evrene (yaradılışa) aşıladığı (akıttığı) ruhu, özüdür; Hıristiyanlıkta da nefes ile Ruhulkudüs (Kutsal Ruh) arasında engin bir ilişki vardır, öyle ki nefes olmadan hiçbir şekilde yaşam olamaz. Buda’nın öğretisinde nefes ya da Sanskrit adıyla prana, “zihnin aracı” olarak adlandırılır, çünkü zihnimizin işlevini yapmasını sağlayan pranadır.) Öyleyse, ustalıkla nefesiniz üzerinde çalışmak yoluyla zihninizi dinginliğe kavuşturduğunuzda, aynı zamanda ve otomatik olarak zihni denetim altına alıyor ve çalıştırıyor olursunuz. Hepimiz yaşamın çok gerilim dolu olduğu anlarda, birkaç dakika için yalnız kalıp sessizlik içinde derin derin nefes alıp vermenin ne denli rahatlatıcı olduğunu deneyimlemişizdir. Bu kadar basit bir egzersizin bile çok büyük yararı olabilir.

Öyleyse, meditasyon sırasında her zaman yaptığınız şekilde doğal olarak nefes alıp verin. Farkındalığınızı hafifçe nefes verişinize odaklayın. İçinize çektiğiniz nefesi verirken sadece o nefes verişle akın. Her nefes verişinizde tüm hırslarınızdan kurtulur ve onların gitmelerine izin verirsiniz. Nefesinizin, gerçeğin her tarafa yayılan enginliği içinde eridiğini hayal edin. Her nefes verişinizle tekrar nefes alışınız arasında, hırsların yokolduğu doğal bir ara olduğunu farkedeceksiniz.

İşte bu arada, o açıklıkta kalın. Ve doğal olarak, yeniden nefes aldığınızda özellikle nefes alışınıza odaklanmayın, zihninizi o açılmış arada tutmaya devam edin.

Alıştırma yaptığınız zaman, zihninizin konuşmalarından, analizlerinden veya içsel gevezeliklerinden etkilenmemek çok önemlidir. Farkındalık adına zihninizin yaptığı anlatımlara (“Şimdi nefes alıyorum, şimdi nefes veriyorum”) dikkat etme yanlışlığını yapmayın, asıl önemli olan saf olarak içinde bulunduğunuz durumdur.Nefesinize çok fazla yoğunlaşmayın; dikkatinizin yaklaşık yüzde 25’ini buna ayırın, diğer yüzde 75 ile de dingin bir şekilde genişlemiş olarak rahatlayın. Nefes alış verişinizle ilgili olarak daha farkında oldukça, kendinizi giderek artan şekilde içinde bulunduğunuz anda hissetmeye başlayacaksınız, parçalanmış tüm benliklerinizi kendinizde toplayacak ve bütün olacaksınız.

Nefesi “gözlemlemekten” ziyade, giderek onun ile bir olmaya, sanki nefesin kendisi siz oluyormuşsunuz gibi hissetmeye izin verin. Yavaşça nefes, nefes alan ve nefesin kendisi birleşir ve bir olur; ikilikler ve ayrılıklar eriyip yok olur.
Bu, son derece yalın farkındalık sürecinin duygu ve düşüncelerinizi süzdüğünü göreceksiniz. İşte o zaman sanki eski bir deriden sıyrılırcasına, bir şey yüzeye çıkar ve özgürlesin…..

Bir Obje Kullanmak

Birçok insanın yararlı bulduğu ikinci yöntem, zihni bir dereceye kadar bir obje üzerinde odaklamaktır. Bir çiçek veya bir kristal gibi doğal güzelliği yansıtan ve içinizde esinlenmenin o özel duygusunu uyandıracak bir obje kullanabilirsiniz….kendi ustanızın resmi gibi gerçeğin cisimlenmiş halini ifade eden bir obje çok daha etkili olabilir. Ustanız sizinle gerçek arasındaki yaşayan bağlantıdır ve ustanızla olan kişisel bağlantınız yüzünden, sadece onun yüzünü görmek size esin verir ve kendi doğanızın gerçeğiyle birleştirir.

Bundan esinlenerek, bu resmin bir kopyasını çıkartıp göz hizanızda tutun ve dikkatinizi yavaşça onun yüzünde, özellikle gözlerindeki bakışta odaklayın. Bakışlarındaki yakınlıkta, neredeyse fotoğraftan çıkıp sizi hiçbir şeye sıkıca sarılmadan farkındalık düzeyine, meditasyon durumuna taşıyacak derin bir dinginlik vardır..Daha sonra da zihninizi sakince, dinginlik içinde başbaşa bırakın.

Bir Mantra Tekrarlamak

Tibet de bir hayli kullanılan üçüncü teknik, (ayrıca Sufizm, Ortodoks Hristiyanlığı ve Hinduizm’de de kullanılır) zihni ve bir mantranın sesini birleştirmektir. Mantranın tanımı “zihni koruyan şey”dir. Zihni olumsuzluktan koruyan veya sizi kendi zihninizden koruyan şey mantra olarak tanımlanır.Sinirli, zihniniz karışık ya da duygusal olarak kırılgan olduğunuz zamanlarda bir mantra tekrarlamak esinlenme yoluyla, kendi enerji ve atmosferini dönüştürerek, zihninizin içinde bulunduğu durumu tamamen değiştirir. Bu nasıl mümkün olabilir? Mantra sesin özüdür ve gerçeğin ses formunda cisimlenmiş halidir. Her bir hece ruhsal güçle doludur, ruhsal gerçeğin yoğunlaşmış halidir

Ayrıca zihnin, nefesin gizli enerjisi, prana ile çalıştığı ve bu enerjinin bedenin tüm gizli kanallarında dolaşarak bedeni arındırdığı söylenir. Yani ne zaman bir mantra tekrarlarsanız, enerjinizi ve nefesinizi mantranın enerjisi ile doldurursunuz ve böylece doğrudan doğruya eterik bedeniniz ve zihniniz üzerinde çalışırsınız.(önerdiğim mantra OM AH HUM VAJRA GURU PADMA SIDDHI HUM )

O zaman meditasyon sırasında zihnimizle ne “yapmalıyız?” Kesinlikle hiçbir şey. Sadece zihninizi olduğu gibi bırakın. Bir usta, meditasyonu “boşluğun içinde, hiçbir yerde, geçici olarak durdurulmuş zihin” olarak tanımlar.Ünlü bir deyiş: “Eğer zihin bilinçli olarak kurulmamış haldeyse, yani kendi halindeyse, mutlu ve neşe doludur; tıpkı su gibi, kışkırtılmadığı zamanlarda doğasından gelen şekilde şeffaf ve durudur,” der. Sık sık, meditasyon halindeki zihinle bir sürahi bulanık suyu kıyaslarım: Suyu çalkalamadan ve karıştırmadan ne kadar uzun süre bırakırsak, onu bulandıran kir parçacıklarının dibe çökerek suyun doğal berraklığının ortaya çıkmasına izin vermesi de o kadar kolay olur. Zihnin doğası da tam olarak böyledir, eğer onu değiştirmeye çalışmadan kendi halinde bırakırsanız zihin de mutluluk ve açıklık olan gerçek doğasını bulacaktır.

Yani zihninize hiçbir şeyi zorla kabul ettirmemeye, ona yüklenmemeye dikkat edin. Meditasyon yaptığınız sırada onu denetim etmek için hiçbir çabanız ve sükunet içinde olmak için hiçbir teşebbüsünüz olmamalıdır. Gereğinden fazla ağır başlı olmayın veya özel bir ayine katılıyormuşsunuz gibi hisstemeyin; meditasyon yapmakta olduğunuz düşüncesinin bile gitmesine izin verin. Bedeninizin ve nefesinizin oldukları gibi kalmalarına izin verin. Kendinizi tüm evreni taşıyan gökyüzü olarak düşünün.

Meditasyon sırasında, uyanıklık ile gevşeyip rahatlamış olma arasında, diğer bütün sanat dallarında da olduğu gibi hassas bir denge olması şarttır…
Tellerin ne çok gergin ne de çok gevşek olduğu, tam olarak doğru gerilimde oldukları zaman.””Uyanıklık uyanıklıkta; ama gevşeme gevşemededir….İşte, zihninde de bu durum aynen geçerlidir.”Uyanıklığınızı uyandırın, ama aynı zamanda rahatlamış bir durumda olun, öyle ki zihninizin içinde rahatlamış olmak fikrinin bile bulunmasına izin vermeyin.Sakın vazgeçmeyin ve cesaretinizin kırılmasına izin vermeyin. Zihninizde hangi düşünce doğarsa doğsun siz sadece an’ın içinde kalın, zihninizin tüm karmaşasının ortasında bile nefesinize odaklanın…

Kadim meditasyon öğretilerinde, başlangıçta düşüncelerin birbiri ardına, kesintisizce, bir dağın dik yamacından akan şelale gibi üstüste aktığı söylenir. Giderek meditasyonunuzda en iyiye doğru ulaştıkça düşünceler önce dar bir vadinin ortasından akan bir dereye, sonra da denize doğru akan bir nehire dönüşürler ve en sonunda zihniniz, ara sıra küçük dalgacıklarla kabaran sakin ve durgun bir okyanusa benzer..Bir zihniniz olduğu sürece orada duygu ve düşünceler olacaktır.

Nasıl ki okyanusun dalgaları, güneşin ışınları varsa zihnin ışıltısı da onun duygu ve düşünceleridir. Okyanusun dalgaları vardır fakat o, bu dalgalardan özellikle rahatsız olmaz. Dalgalar okyanusun doğasında vardır. Dalgalar yükselecektir fakat onlar nereye giderler? Okyanusa geri dönerler. Peki dalgalar nereden gelirler? Okyanustan. Aynı yaklaşımla, duygu ve düşünceler de zihnin kendi doğasını ifade etme şekilleridir. Zihinden kaynaklanırlar ve ona geri dönerler. Zihninizden ne yükselirse yükselsin, onu özellikle bir sorun olarak görmeyin. Ani tepkiler göstermeyip sabırlı olursanız, duygu ya da düşünceniz kendi asıl doğasına dönecek ve sakinleşecektir.

Bu anlayışa sahip olduğunuz zaman, yükselen düşünceler sadece uygulamanızı zenginleştirecektir. Fakat onların gerçekten ne olduklarını zihninizin doğasının ışıltısı olan duygu ve düşünceler anlamadığınız taktirde, düşünceleriniz karmaşanın tohumları olacaktır. Öyleyse duygu ve düşüncelerinize karşı açık ve şefkatli bir tutum içinde olun, çünkü aslında düşünceleriniz sizin ailenizdir, zihninizin ailesidir. Onlardan önce, Dudjom Rinpoche’nin sık sık söylediği gibi “Bir çocuk oyununu izleyen yaşlı ve bilge bir adam gibi olun.”

Sık sık, bize sıkıntı veren duygularımızla ve olumsuz düşüncelerimizle nasıl başa çıkmamız gerektiğini düşünürüz. Meditasyonun enginliği içinde, duygu ve düşüncelerinize tamamen tarafsız bir yaklaşımla bakabilirsiniz. Yaklaşımınız değiştiği zaman, zihninizin tüm atmosferi, hatta duygu ve düşüncelerinizin doğası bile değişir. Siz daha uyumlu olursanız, onlar da öyle olurlar; eğer onlarla bir sorununuz olmazsa, onların da sizinle bir sorunu olmayacaktır.

Öyleyse zihninizde hangi düşünce ya da duygu belirirse belirsin onların, okyanustaki dalgalar gibi, yükselip yokolmalarına izin verin. Ne zaman kendinizi düşünürken bulursanız, o düşüncenin, hiçbir zorlama olmaksızın doğmasına ve yokolmasına izin verin. O düşünceye sarılmayın, onu desteklemeyin ya da ona teslim olmayın; ona sıkıca bağlanmaya kalkmayın ve onu kuvvetlendirmeyin. Ne düşüncelerinizi takip edin ne de onları davet edin; kendi dalgalarını seyreden okyanus gibi ya da içinden geçip giden bulutlara bakan gökyüzü gibi olun.

Kısa süre içinde düşüncelerin rüzgâr gibi olduklarını anlayacaksınız; gelirler ve giderler. İşin sırrı düşünceleriniz hakkında “düşünmemek”, siz zihninizi sonradan aklınıza gelen fikirlerden özgürleştirirken, onların zihninizin içinden geçip gitmelerine izin vermektir.

Sıradan zihnimizle baktığımızda düşünce ırmağının kesintisiz olduğunu zannederiz; falfet gerçekte bu doğru değildir. Eğer dikkatle bakarsanız her bir düşüncenin arasında bir boşluk dilimi olduğunu keşfedeceksiniz. Geçmiş düşünce geçmişte kaldığında ve bir sonraki düşünce henüz doğmadan önce, Rigpa’da, yani zihninizin doğasında, her zaman bir ara ortaya çıktığını göreceksiniz. Yani meditasyon uygulaması, düşüncelerin yavaşlamasına izin vermek ve o arayı giderek daha kolay farkedilebilir hale getirmektir.

Bir önceki düşüncen geçmişte kaldığında ve bir sonraki düşüncen henüz doğmamışken o arada bir açıklık yok mu?”İşte o süreyi uzatmalısın: 0, meditasyondur.”(Sogyal Rinpoche)..

(İslam dininde tefekkür ve rabıta adı altında tasavvufta yer almaktadır..YA Şafi…La ilahe illallah…Allahu Ekber…Tekrar edilebilir..) AN …da kalın….

Sevgiyle…

(A//Vit-amin.net/)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.