HZ.SÜLEYMAN A.S ve SABA Melikesi…..

SÜLEY

HZ. SÜLEYMAN

Kur’an’da isminden çokça bahsedilen bir peygamberdir.. Dillere destan muazzam bir saltanatın sahibidir. Kuş dilini bilirdi. Rüzgâr emrine âmâde idi ve istediği yere çok kısa zamanda gider, gelirdi.. İnsanlar, cinler ve kuşlardan ibaret orduları vardı.. Cinler itirazsız hizmetini görür ve emrinden dışarı çıkmazlardı.. Bereketli kıldığımız yere doğru Süleyman’ın emriyle esen şiddetli rüzgârı, onun buyruğuna verdik.” Başka bir ayet (Sebe, 34/12) bu rüzgârın Süleyman’ı sabahtan öğleye ve öğleden akşama kadar ki zaman içerisinde mutad yürüyüşle birer aylık mesafeye takriben 900 km götürdüğünü beyan eder..

Acaba Hz. Süleyman’ı rüzgâr gibi götüren şey bir uçak veya benzeri bir araç mıydı ?..
Hz.Süleyman’ın ahşaptan mamul bir bisat’ı vardı. Bisat döşeme, halı, kilim demektir. Bir gezinti, bir sefer, bir kral veya düşmanla savaşmak gerektiğinde, lazım olan her şey bunun üzerine yüklenirdi. Bu öyle geniş bir döşeme idi ki bütün evler, köşkler, çadırlar, mallar, malzemeler, atlar, develer, ağırlıklar, insanlar ve cinler buna yüklenebilirdi. Yükleme işi bitince rüzgâra emreder, o da, döşemenin altına girer ve onu havaya kaldırırdı. Belli bir yüksekliğe çıktıktan sonra, tatlı ve yumuşak esen rüzgâr onu alır götürürdü.
Bunun üzerine Hz.Süleyman’ın oturacağı altın bir minder yerleştirilirdi. Bu minderin sağına konan altın koltuklara peygamberler, soluna konan gümüş koltuklara da bilginler otururdu.Bunların arkasında ise insanlar, cinler ve şeytanlar yerlerini alırdı..
Acaba bu bisat bir helikopter gibi yerden dikine havalanabilen, belli bir yüksekliğe ulaşınca da yan motorları çalışıp uzaklaşabilen büyük bir uzay gemisi mi idi ? Hz. Süleyman ve erkanının oturduğu yer ve oturuş şekli sizlere bir uçağın cock-piti’ni anımsatmıyor mu ? Acaba uzay yaratıkları insana benzemedikleri için mi cinler ve şeytanlar şeklinde ifade ediliyor ?..

Yine söylentiye göre bu bisat değil bir taht’tı. Yine aynı kaynaklar bir ihtiyaç halinde Hz. Süleyman için 600 tahtın kurulduğunu kaydederler.
Acaba bunlar 600 adet uçan cisim olamaz mı ?..
Kur’an ı Kerim bazı cinlerin onun emrine verildiğini bildirir ki (Sebe, 34/12 – 13)
bunlar ona mescidler, timsaller, havuz büyüklüğünde çanaklar, sabit kazanlar yaparlardı. Türk din bilgini Elmalılı bu ayeti kerimeyi Hz. Süleyman son derece şefkatli, halkın huzurunu ön planda tutan ve düşünen fakir dostu bir kişi olduğundan, iri çanaklar, havuz büyüklüğünde yerinden kalkmaz çömlek, tencere ve kazan gibi kapları yaparak, kapalı mekânlarda kurulan büyük sofralarda halkı ağırlandı şeklinde yorumlamaktadır..
Timsâl canlı veya cansız bir şeyin aslına benzer biçimde yapılan herhangi bir suretidir..

Acaba timsâller robot olamaz mı ?.. Acaba Havuz büyüklüğünde çanaklar gemi inşa havuzları mı dır ?. Sabit kazanlar tersaneler midir ?. .Hz. Süleyman kürsüye veya tahta çıkmak istediğinde ayağını ilk basamağa koyar koymaz kürsü ve ona bağlı şeyler süratli bir değirmen gibi dönerdi. Bu esnada tahdın süsü olan tavus ve kartallar kanatlarını çırparlar, aslanlar başlarını ve kuyruklarını sallarlardı. Manzarayı gören şahidler ve zanlılar irkilir ve sadece doğruyu söylerlerdi. Acaba bu kürsü son otuz kırk yılda icat edilmiş olan yalan makinesinin tarihteki ilk örneği mi idi ?..
Acaba Hz. Süleyman’ın kürsüye çıkmak için ayağını bastığı basamak yürüyen merdivenin basamağı mı idi ?..
Acaba kürsünün altındaki ejderha jet motoru mu idi ?.. Biliyorsunuz ki jet motoru çalışırken aynı ejderha gibi alev çıkartır. Vehb İbn Münebbih’in anlattığına göre gökte geçen seyahatlarından birinde denizin tabanını merak etti..

Dalgıçlarını çağırıp denize dalın ve bana dibinden haber getirin dedi. Dalgıçlar balıklardan haber getirdiler. O sırada deniz de dalgaların arasında bir kubbe gördü. Dalgıçlara emir verip getirtti. Kubbe sahile yanaşınca, ikişer kanatlı iki kapı açıldı ve içinden sütten daha beyaz giysili bir genç çıktı. İnsanlardan olduğunu söyledi. Bir süre sohbet ettiler..
Acaba denizin dibine dalan dalgıçlar özel giysili hava tüpleriyle donatılmış balık adamlar mıydı ?..

Acaba dalgıçlar Jules Verne’nin Deniz Altında 20 bin Kulaç isimli eserinde belirttiği Natilüs vari bir araca mı binerek dalmışlardı ? Yoksa bu araç Mösyö Custo’nun derin okyanus dalma aracına benzeyen bir denizaltı mı idi ?..
Acaba Hz. Süleyman’ın sahilde gördüğü kubbe bir denizaltı mı idi ? Konuştuğu gencin “sütten beyaz giysisi “ bu günkü bahriyeli üniformasını ne kadar benziyor değil mi ?..Es-Salebi Arais isimli eserinin 271. sahifesinde 10 bin x 10 bin zira ebadında (1 zira = 90 cm) bin kubbeli, tabanı demirden daha sağlam, üstü sudan daha berrak, dışından içi, içinden dışı görünen, insanın arzu ettiği her şeyi ihtiva eden, Hz. Süleyman’ın havai seyahatlerinde kullandığı bir şehirden bahsetmektedir..

Acaba bu bir hava gemisi midir ?..ibn Kesir el-Bidaye isimli eserinde ve es-Suyüti ed-Dürru’l-Mensur isimli eserinde Belkıs’ın anasının peri kızı olduğunu söylemiştir. Ebu Hureyre’den rivayet olunan bir hadise göre de Hazreti Muhammed’de (S.A.V) bunu teyit etmiştir..
Kuşların, diğer insanların duyamadığı özel bir dalga boyunda, kendilerine has bir konuşmaları vardır. Hz. Süleyman’a bu özel frekanstaki konuşmayı anlayabilecek bir ilim verilmiştir. Bu, teknolojik bir imkanla da olmuş olabilir.Hz. Süleyman kuşları kimi zaman haber taşımada, kimi zaman da istihbarat toplamada kullanmış ve bu şekilde çok önemli sonuçlar elde etmiştir. Bu ilim, onun diğer ülkelerle iletişimini kolaylaştırmış, çok zor ulaşılabilecek bölgelere rahatlıkla ulaşmasına imkan vermiştir..

Bu kıssada geçen kuşlarla, bildiğimiz kuşlara değil, bugün kullanılmakta olan pilotsuz uçaklara da işaret ediliyor olması muhtemeldir.Acaba hz.süleyman burada kuşlar yerine bir tür uçan nesne mi kullanmıştır..Bunların dışında, Hz. Süleyman diğer ülkeler ve düşmanları hakkında istihbarat elde etmek için kuşlara verici yerleştirmiş, bu şekilde hem görüntü hem de ses kaydı elde etmiş, elde ettiği kayıtları ülkesinin yönetiminde çeşitli şekillerde kullanmış olabilir.Yine bu kıssada işari manada dikkat çekilen yüksek teknolojiden, ahir zamandaki insanların çok yoğun olarak istifade edeceğine dikkat çekiliyor olabilir..

karınca
Hz.Süleyman ve karınca ordusu..

Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.” (Neml Suresi, 18).Hz. Süleyman’ın, karıncaların kendi aralarındaki konuşmalarını duymasında da ahir zamanda bilgisayar teknolojisinde yaşanacak olan gelişmelere yönelik bazı dikkat çekici işaretler bulunuyor olabilir.

Günümüzde “Silikon Vadisi” terimi teknoloji dünyasının merkezini ifade etmektedir. Hz. Süleyman Kıssası’nda da bir “karınca vadisi”nden bahsedilmesi son derece manidardır. Allah bu ayetle ahir zamanda yaşanacak olan ileri bir teknolojiye dikkat çekiyor olabilir.

Rüzgarın hz.Süleymanın emrine verilmesi..

Allah, rüzgarı, Hz. Süleyman’ın emrine vermiş ve çeşitli işlerinde bir araç olarak kullanmasına imkan sağlamıştır. Bu ifadeyle Hz. Süleyman döneminde ve aynı şekilde ahir zamanda rüzgar enerjisinin, teknolojide kullanılacağına işaret ediliyor olabilir.Hz. Süleyman’ın emrine “fırtına biçimindeki rüzgarın” verildiğinin belirtilmesiyle, ahir zamanda gelişecek yüksek uçak teknolojisine de dikkat çekiliyor

Elektrik kullanımına dair işaretler..

Erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık… (Sebe Suresi, 12) Erimiş bakırın kullanılması ile, Hz. Süleyman döneminde elektrik kullanılan yüksek bir teknolojinin varlığına da işaret ediliyor olabilir. Bilindiği gibi bakır, elektriği ve ısıyı en iyi ileten metallerden biridir ve bu yönüyle elektrik sanayiinin temelini oluşturmaktadır. Dünyada üretilen bakırın önemli bir bölümü elektrik sanayiinde kullanılmaktadır.Hz. Süleyman döneminde yüksek miktarda üretilen elektrik, inşaat ve ulaşım gibi pek çok alanda kulanılmış olabilir. Ayette geçen “sel gibi akıttık” ifadesi de bu kullanımın çok geniş alanlara yayıldığına işaret ediyor olabilir.

Ayette geçen aynel kıtri ifadesi bazı müfessirler tarafından petrol olarak yorumlanmaktadır. Günümüzde petrol, yüksek teknolojinin en temel hammaddesidir. Hz. Süleyman da petrolü, kendi döneminin teknolojisinin işleyişinde çok yoğun olarak kullanmış olabilir.Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan kimseleri de emrine verdik. Biz onların koruyucuları idik.

(Enbiya Suresi, 82)Hz. Süleyman bu dalgıç şeytanları çok farklı görevlerde istihdam etmiş olabilir. Şeytanlar istihbarat ya da askeri amaçlı görevler almış olabilecekleri gibi, bilimsel görevler de yapmış olabilirler. Örneğin Hz. Süleyman onları deniz altındaki zenginliklerin işlenerek, insanların hizmetine sokulması için gerekli araştırmaların yapılması gibi görevlerde kullanmış olabilir.

Bu ayetten sadece toprak üstünün değil, deniz altının da işlenmesinin önemi anlaşılmaktadır. Ancak deniz altındaki petrol, altın gibi kıymetli madenlerin çıkarılıp işlenmesi, insanlara faydalı ve kullanılır hale getirilmesi için çok yüksek bir teknoloji gerekmektedir. Geçmişte şeytanlar Hz. Süleyman’a bu teknik desteği ve insan gücünü sağlamış olabilirler.

Ahir zamanda ise Allah’ın insanların hizmetine verdiği modern teknolojik aletler, araçlar ve denizaltılar sayesinde, deniz altı zenginliklerinin ortaya çıkarılması daha da kolaylaşmaktadır. Ayette bu yönde bir işaret olması muhtemeldir..

sabaa

SABA  MELİKESİ

Halkımız arasında ibibik veya çavuş kuşu gibi isimlerle anılan hüdhüd müslümanlarca mubarek tanılan bir kuştur. Hz. Muhammed (S.A.) avlanmasını ve öldürülmesini yasak etmiştir. Hüdhüd Hz. Süleyman’a yakın olan bir kuştur. Yine havai seyahatlarından birinde bir öğle vakti Sana’ya varılır ve güzel bir yeşil sahada yemek ve namaz molası verilir. Bundan istifade hüddüd dünyanın uzunluğunu ve genişliğini görme niyetiyle havalanır. Tam Belkıs’ın bahçesinin üstünde uçarken adı Yafir olan başka bir Hüdhüd’le karşılaşır. Yafir ona kim olduğunu sorar . Her iki hüddüd kendileri hakkında birbirlerine bilgi aktarırlar. Süleyman’ını hüdhüdü geri dönerek gördüklerini, konuştuklarını Süleyman’a anlatır. Böylece Süleyman Belkis hakkında ilk bilgileri öğrenir.

Acaba hüdhüd bir küçük uzay keşif aracı mı idi ?.. Bu gün deniz de ve havada karşılaşan iki yabancı gemi veya uçak dost mu düşman mı olduklarını birbirlerine telsiz veya mors işaretleri ile sormuyorlar mı ?..
Taberi, Salebi, Tabresi, Beğavi, Cevzi, Alusi gibi yazarların anlattığına göre gelen heyeti karşılamak için Hz.Süleyman’ın tahtının kurulacağı yerden başlamak kaydıyla 8 x 8 millik bir meydan hazırlandı. Yolun heyetin geçmesine mahsus kısmına kırmızı yakuttan sütunlar dikildi. Cinler ve insanlar çoluk çocuk meydanın sağ ve solunda yerlerini aldılar. Belkıs’ın tahtı 80 x 80 x 80 zira (1 zira= 90 cm) ebadında idi. Üst kısmında 70 odacık vardı. Her evin kapalı bir kapısı bulunuyordu.

Acaba bir hava alanı mı inşa edildi. Gelen hava aracının gece rahatlıkla inebilmesi için iniş pistine kırmızı yakutlar olarak nitelendirilen spot lambaları mı kondu ?.. Taht olarak nitelendirilen şeyin niçin üstünde odacıklar ve kapalı kapıları bulunsun ? Yoksa Taht bir hava aracı mıydı ? Odacıklar ve kapıları diye nitelendirilenler hava aracının pencereleri midir ? ..

Sebe Melikesi’nin tahtının göz açıp kapayana kadar getirilmesinin, tahtın değişikliğe uğratılmasının ve kuşlarla bilgi alış verişinde bulunulmasının anlatıldığı ayetlerde, ahir zamanda kullanılacak olan ve madde nakline olanak veren yüksek bir teknolojiye işaretler olabilir..

Günümüzde yazı, resim, film gibi her türlü bilginin internet teknolojisiyle birkaç dakika, hatta birkaç saniye içinde çok uzun mesafeler katetmesi mümkün olmaktadır. Örneğin Sebe Melikesi’nin tahtının hızla uzak bir mekana gönderilmesinin anlatılmasıyla, böyle bir işlemin örneğin bir tahta ait üç boyutlu görüntünün veya resmin gönderilmesinin ahir zamanda internet kanalıyla göz açıp kapayana kadar mümkün olacağına dikkat çekiliyor olabilir.Taht için kullanılan değişikliğe uğratmak ifadesi de dikkat çekicidir..

Böyle bir değişikliği günümüzde bilgisayar programları ile yapmak son derece kolaydır. Yani bir tahtın resminin internet aracılığı ile başka bir yere gönderilmesi, daha sonra bu resmin üzerinde çeşitli bilgisayar programları ile değişiklikler yapılması mümkündür. Bu ayette de ahir zamanda kullanımı son derece yaygınlaşacak olan benzer bir teknolojiye işaret olabilir.Sebe Melikesi’nin Hz. Süleyman’ın sarayına girdiğinde zeminin derin bir suyla kaplı olduğunu zannettiği bildirilmektedir. Bu durumla ilgili çeşitli yorumlar yapılabilir..

SARAY

Hz.Süleymanın sarayı

Bu sarayın zemini için ayette kullanılan saydam cam ifadesi ile, o dönemde kullanılmış farklı bir teknolojiye işaret ediliyor olabilir. Nitekim Sebe Melikesi, basacağı yerin zemin olduğunu fark edememiştir; bu da, Hz. Süleyman’ın köşkünün zemininin o dönemde bilinen zeminlerden daha farklı bir özelliğe sahip olduğu ihtimalini akla getirmektedir..

Saydam cam olarak ifade edilen zemin, dev bir televizyon ekranı olabilir. Sarayın giriş zeminine dev bir ekran yerleştirilmiş olabilir. Bu ekrana su görüntüsü verilmiş, çeşitli ışık oyunlarıyla insanların yerin su ile kaplı olduğu izlenimini edinmeleri hedeflenmiş olabilir.. Böylece Sebe Melikesi ekranın üstünde yürüdüğünde su üstünde yürüdüğü hissine kapılmış olabilir.Ayette daha farklı bir teknolojiye de işaret ediliyor olabilir. Günümüzde simülatörlü gözlüklerle insanın kendisini, bulunduğu yerden daha farklı bir mekanda zannetmesi sağlanabilmektedir. Ayette geçen ifade de, ahir zamanda ortaya çıkacak olan bu teknolojiye bir işaret olabilir..

Hz. Süleyman’ın da Sebe Melikesi geldiğinde böyle bir durum oluşacağını bildiği anlaşılmaktadır. Çünkü o, sahip olduğu teknolojinin çok üstün ve alışılmışın dışında olduğunun farkındadır.Allah bu ayetleriyle, ahir zamanda gelişmiş teknoloji ile üretilecek dekorasyon malzemelerinde suyun yoğun olarak kullanılacağına dikkat çekmiş olabilir.

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.