GÖNÜL AYNASI !…..

ayna

 

GÖNÜL AİNESİ….

Nacizane..

Testinin  içinde  ne varsa  dışarıya  o sızar..Bakalım  testinin içinde  bal mı  var  kaymak mı…Şimdiden  sürçi lisan  ettiysek  af ola..

Şişt  ayna ..Ayna var ya işte o. İşte o  Ayna…Elçiye  zeval olunmaz….

Bir zamanların nadir bulunan  pahalı, lüks, zenginlik göstergesi olarak kabul görmüş nesnesi Ayna…tartışma götürmez bir toplumsal kabule sahip olan Ayna …şimdilerde batılı kentsel gelişiminin sıradan dekoratif unsurlarından birine indirgendiği  Ayna..

Adeta tarih boyunca geçirdiği dönüşümü ile uygarlık evriminin canlı bir parçası…sanki..

Bildiğimiz üzere Aynalar evlerde, ofislerde, restoranlarda, balo salonlarında kısacası her türlü mekânda dekoratif amaçlı olarak kullanılmaktadır. Işığın %100 yansıması neticesinde görüntü veren aynalar, kendi alanında çeşitli süreçlerden geçerek günümüze kadar ulaşmışlardır.

Önceleri metal bir yüzeyin parlatılması yoluyla elde edilen ayna, sonraları cam levhaların kaplanması ile elde edilmeye başlanmıştır. Günümüzde ise gümüş takviyesi kullanılarak üretimi yapılmaktadır.

Aynaların kendi içerisinde üç çeşidi vardır. Küresel, düz ve parabolik olarak üçe ayrılmaktadır. Görüntü verme açıları ve durumları, üretimleri birbirinden farklıdır. Özellikle parabolik aynalar pek çok alanda kullanılmıştır.

Bunların en önemlilerinden ilki Newton’un teleskopla görüntülenmesidir. İkincisi ise günümüzde Dünya Olimpiyatlarında, olimpiyat meşalesinin yakılması amacıyla kullanılmasıdır. Meşale   güneş ışınları ile büyük parabolik aynalar sayesinde yakılmaktadır. Aynaların çeşitleri  özellikleri ve üretim yöntemlerine göre fiyatları da çeşitlilik göstermektedir.

Ayna….insanların suda yansıyan akislerini ilk gördükleri andan itibaren  ihtiyaç duydukları, vazgeçilmezleri  zamanla daha net gösteren bir yansıtıcı arayıp sonunda buldukları bir  nesnedir…Yansıma…

On yedinci yüzyıla kadar yüzeyi iyice parlatılmış düz metal levhalardan yapılan aynalar sonraları ışığı yansıtarak görüntü vermesini sağlayan ve ”sır” adı verilen çok ince bir metal kaplanarak elde edilmişlerdir.

Kolayca şekil verilip cilalanarak pürüzsüz hale getirebilmeleri ve dayanıklı olmaları nedeniyle metaller, ayna yapımında çok eskiden beri kullanılmışlardır. Milattan önceki zamanlarda değişik kavimler hep bronz el aynası kullanırlardı. Daha sonra aynacılık işini ilerleten bu medeniyetler  çeşit yaparak gümüş aynalar imal etmeye başlamışlardır.

Bunlar aynaların maddi yüzü..Birde ayna hakkında söylenmiş efsaneler..hikayeler..manevi gerçekler vardır…

Efsane bu ya  Hindistan da:  çok eskilerden kalma ve bir çok gizemli olayın açıklamasını içeren, bir kitap vardır . Bu kitabın Hindistan daki varlığından haberdar olan kitap ve bilgi tutkunu bir adam…Bu adam kitabı bulmak için yollara koyulur ve bu uğurda epey bir zaman yorulur… Bir gün bu kitabın Hindistan da ıssız dağların doruğunda  bir Hindu tapınağında olduğunu öğrenir. Oraya varır ve o kitabı görmek ve incelemek için büyük çabalarla izin alır. Hazine dairesinde süslü bir sandığın içinde saklı olan bu büyük kitap, nefis bir cilt kapağına sahiptir. Adam kitabı alır ve sayfalarını karıştırmak için kitabı açar. Ancak bu esnada kitabın karşısında durduğu yerde bir heykel gibi dona kalır. Çünkü kitabın bütün sayfaları aynadır. Ve anlar ki aslında kitapta aranan her bilgi ya da gizemli olay  aslında   insanda ve insanın çehresinde mevcuttur.

”Ayna ayna söyle bana, var mı benden daha güzeli bu dünyada?” sorusuna cevap verebilen ayna ise henüz imal edilmemiştir.

Bu anlamda ayna hızla  bir gündelik eşya olmaktan çıkıp büyük bir sembole dönüşmüş tasavvufta da  kalp  temizliği Aynayla ölçülmüştür. Evet aynayla… Bildiğimiz her gün  kendisine  bakmadan  sormadan duramadığımız sırdaşımız  Ayna.. Ama aynaya baktığımızda ilk gördüğümüz kendimiz mi yoksa kendimizde  görmek  istediğimiz midir acaba ?..

Tasavvufta diğer bir deyişle….Maneviyatta…

Gönül  aynaya benzetilir.

Gönül çalabın tahtı

Çalap  gönüle  bağtı..

İki  gönül  bedbahtı

Kim  gönül  yıkar ise..

Gönlün insana.. iyi, doğru ve güzeli gösterebilmesi için düzgün, pürüzsüz ve tertemiz olması gerekir. Gönül aynası eğri, pürüzlü, kirli ve paslı olursa hakikati göstermez. Hakikati  göremez..

Gönül ainesi sofu

Eğer eder isen safi

Açılır sana  bir kapı

Ayan olur  Cemalullah..

Mevlana  Celalettin Rumi Hazretleri  bir deyişinde  Aynalar  türlü türlüdür.. Yüzünü görmek isteyen  cama.. Özünü  görmek  isteyen  can a bakar.. Aynı zamanda;

Mevlana Mesnevi’sinde kalp/gönül temizliğinin ne kadar önemli olduğunu anlatmak için Çinli ressamlarla Rum ressamların arasında geçen sembolik bir hikaye anlatır.

Hikaye özetle şöyledir:

Bir zamanlar Çinli ressamlarla Anadolu ressamları birbiriyle çekişir, kendilerinin daha iyi ressam olduğunu öne sürerlerdi. Bir gün padişah bunları yarıştırmaya karar verdi. Taraflara birbirine bakan iki salon tahsis edildi. Salonların girişi perdeyle kapatıldı ve yarışma başladı….Çinli ressamlar çeşit çeşit boya istediler. Her sabah kendilerine istedikleri boyalar teslim edildi.
Anadolu ressamları ise hiç boya istemediler. Sadece karşı duvarı temizleyip cilalamakla meşgul oldular. Duvarı ayna gibi parlattılar.
Çinli ressamlar işlerini bitirince sevinçten uçuyorlardı. Zira harika bir iş çıkarmışlardı, fevkalade güzel resimler yapmışlardı. Yarışı kesinlikle kazanacaklarını düşünüyorlardı. Padişah içeri girince resimlere hayran hayran  baka kaldı. Bir diğer değişle ağzı açıkta kaldı..Bundan daha güzel bir resim olabilrmiydi ki…Resimler  çok güzeldi…..

Daha sonra Anadolu ressamlarının salonuna geçti. İçeri girer girmez Anadolulu ressamlardan biri aradaki perdeyi kaldırıverdi. Çinli ressamların resimleri ve nakışları birden karşıda ki salonun cilalanmış duvarına yansıdı. Resimler daha parlak ..daha güzel  ve daha canlı görünüyordu.

Padişahın gözleri kamaşmıştı.

Şahane:)) dedi seslice…

Pek tabi ki yarışmayı da Anadolulu  ressamlar kazandı.

”Oğul oğul …Anadolulu ressamlar  sufilerdir. Onların  ezberlenecek dersleri, kitapları yoktur. Onların gönülleri vardır..
Gönüllerini adamakıllı cilalamışlar, hırstan, hasislikten ve kinlerden, hasetten arındırmışlardır.
O aynanın saflığı, berraklığı gönlün vasfıdır. Eğer tertemiz olursa gönle, hadsiz, hesapsız suretler akseder…” (Mesnevi, I, 277)

Edep  kişinin  gönül aynasıdır..

Yine mevlana der ki;

Dünya gözü ile bakan yüzü; gönül gözü ile bakan özü görür…Mevlana

İnsan özden ibarettir geri kalan… deridir..   Gözde… dostu gören göze derler…

Kişi kim olduğunu bilmek isterse kimleri sevdiğine baksın….Mevlana

Bir kimseyi tanımak istiyorsan düşüp kalktığı arkadaşlarına bak….Mevlana

Kişi gülüşüyle terbiyesini güldüğü şey ile seviyesini gösterir…..Mevlana

İyi dostu olanın Aynaya ihtiyacımı olur… . Mevlana

Peki dost kim..Dost kime derler!…

Dost merdivene benzer..

Her daim aklıyla fikriyle seni irşad edip durur..

Anlaşılması o kadar zor değil aslında anlamaya istekliysen anlarsın..Anlamak istemeyen insanların davranışları fitne fesat..-üç kağıt..art niyet meşguliyetleri ile  meşgul olduğundan anlayamaz ve anlamak istemezler gerçeği saptırırlar…bu da gerçek olanı görmelerine perde olur..Ne yazık ki..

Sen bensin işte..Ben senim işte…

Sen benim  Yaradan dan  ötürü  Yaratılanı  sevişim, bir adım  gelene  on  adım  gidişimsin…

Sen benim bu  günüme  şükür, yarınıma dua  edişim  ve  kapanmayan avuç içimsin…

Sen benim  sonsuz sadakatim, merhametim , hissiyatım, şefkatimsin.. Sen benim  her şeye  rağmenim.. Asla  pes etmeyişim.. Başımı önüme  eğmeyişim ve  ümidimi  yitirmeyişimsin..

Sana bir AYNA getirdim…

Bilemezsin….Bilemezsin…..

Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı. Hiçbirşey içime sinmedi. Altın madenine altın sunmanın Ne anlamı var. Ya da okyanusa Su.

Düşündüğüm her şey Doğu’ya baharat götürmek gibiydi.

Kalbimi ve ruhumu vermemin bir  yararı yok …. Çünkü Sen.. zaten bunlara sahipsin….

O yüzden Sana bir AYNA getirdim.

Kendine BAK ve beni HATIRLA!

Dikkat ediniz bedende bir et parçası vardır ki, o iyi olursa bütün beden iyi olur, bozuk olursa bütün beden de bozulur. İşte o kalptir.”Aynanızı cilalayınız…

Peygamber Efendimiz [sav] bir hadisi şeriflerinde dışardan  içeri  hızla  giren  bir  bedevinin  çirkin  sözlerine  maruz  kaldığında  doğru  söyledin )): diye  karşılık verir.. Bir  zaman  sonrada  Hz. Ebubekir(ra) geldiklerinde de  güzel   iltifatlara  nail olur.. Ve  yine  ona  doğru  söyledin )):diye  karşılık verir.. Bunu duyan  Hz. Ömer (ra) Ya Muhammed  ikisine de  doğru  söyledin dediniz  bunda ki  sebep nedir acaba  dediklerinde ..Ya Ömer)): Her ikiside  kendisini  gördü.. Ben bir Ayna yım…

Mümin müminin aynası dır..

Ne demiş Mevlana ”İyi dostu olanın Aynaya ihtiyacı yok!….

Gönül ainesi sofu.. Eğer eder isen safi…

Açılır sana bir kapı ayan olur Cemalullah….

Burdan  gerçek dosta  da bir kelam…Huzurunda  saygıyla eğiliyorum ves Selam!….

Sevgiyle…..

Kaynak:

Mesnevi  Mevlana Celalettini Rumi

Vikipedia

Vit-amin.net

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.