Kategori arşivi: iki CİHAN CENNETİNİN ANAHTARI

CENNETİN ANAHTARI…

 

İmanın temeli Allahu Teâlâ’yı tanımaktır. Allah’ı zikretmeden ve O’nun boyasına boyanmadan Zat-ı Bari’yi ayne’l-yakîn derecesinde tanımak mümkün değil. İlahî isimleri ve sıfatları sadece akaid kitaplarından okumak da yeterli olmaz. Kendi nefsimizde ve kainatta o isim ve sıfatların tecellilerini, hikmetlerini, cilvelerini görüp okumadıkça, okuyup anlamadıkça, anlayıp Allah’a koşmadıkça imanımız taklitte, sevgimiz dilde kalır.

Esma-i Hüsna, Allah’a aittir ve en güzel isimler anlamına gelir. Bu isimler aynı zaman da Allahu Tealâ’nın özelliklerini bildirmek için kullanılır. “O Rahman’dır, Rahim’dir, Gaffar’dır, Kadir’dir.” gibi…

Allah’ın pek çok ismi vardır ve onların tam sayısını da ancak kendisi bilir. Hadis-i Şerifte belirtildiği gibi, Allahu Tealâ güzel isimlerinden bir kısmını Kur’an’da zikretmiş, bir kısmını Peygamber Efendimiz’e (A.S.) ve sevdiklerine bildirmiş, bir kısmını da kendi ilminde gizlemiştir. (Ahmed, İbnu Hıbban, Elbanî)

Rasulullah (A.S.) Efendimiz şu müjdeyi veriyor: “Allahu Tealâ’nın doksandokuz ismi vardır ki, onları sayan ve hıfzeden cennete girer” (Buharî, Müslim, Tirmizî)

Bu hadis-i şerifin Tirmizî rivayetinde doksandokuz ism-i şerif peşpeşe sayılıyor. Ancak bununla isimlerin doksandokuzla sınırlı olduğu bildirilmiyor. O’nun isimlerinden doksandokuzu var ki, bunları hıfzeden bu nimete ulaşır denmek isteniyor. Bunlara “İhsâ İsimleri” de denir.

İhsâ’nın üç manası vardır: Saymak, ezberlemek ve manalarını şuurla anlamak. Alimler, diğer isimlerin mana olarak bu doksandokuz isme dahil olduğunu söylemişlerdir. Bunları okuyan, anlayan ve zikreden kimse, bütün isimleri okumuş, anlamış ve zikretmiş olur. (Kadızade, Feraidu’l-Fevaid)

İmam Gazali (Rh.A.)’nin bildirdiğine göre: “Bütün manevi ilimler, marifetler, dereceler, zevkler ve hikmetler Allahu Tealâ’nın isimlerini bilmeye, onlara iman etmeye ve onlardaki ilimden nasiplenmeye bağlıdır. Doğru ve güzel bir iman için bu isimleri bilmek, tanımak, zikretmek şarttır. Allahu Tealâ’nın tanınması ve sevilmesi bunlara bağlıdır. Kim bu isimleri daha fazla tanır ve zikrederse, ona o derecede ilâhî ilimler açılır, keşifler olur. Bunun için müminlerin ilim ve irfanları birbirinden farklıdır.”

Esma-i Hüsna’daki Beş Esas
Esma-i Hüsna, tevhid ve akaidle ilgili beş temel esası ortaya koyar:

1- Bir kısmı Cenab-ı Hakk’ın varlığını bildirir. Allah’ın Hayy, Bâki, Kayyum gibi sıfatları O’nun varlığını inkâr edenleri reddeder.

2- Bir kısmı, Cenab-ı Hakk’ın birliğini ispat eder. O’na hiçbir varlığın eş ve ortak olmadığını ortaya koyar. Vahid, Ehad, Samed, Ganiy gibi sıfatlar, bazı varlıkları Allah’a ortak koşan müşrikleri reddeder.

3- Bir kısmı, Cenab-ı Hakk’ın bütün noksan sıfatlardan uzak olduğunu, hiçbir varlığa benzemediğini ve kimseye muhtaç olmadığını gösterir. Kuddûs, Muhît, Mecid gibi sıfatlar Allahu Tealâ’yı varlıklara benzeten müşebbihe taifesini reddeder.

4- Bir kısmı, bütün varlıkların var olmasında tek sebebin Cenab-ı Hak olduğunu bildirir. Halik, Bari, Musavvir, Kavi gibi isimler, varlıkların ortaya çıkmasını bir takım sebep-sonuç ilişkisi ile anlatmaya çalışan ve Yüce Yaratıcı’yı unutan maddecileri reddeder.

5- Bu güzel isimlerin bir kısmı da, bütün alemi tedbir ve idare edenin Cenab-ı Hak olduğunun delilidir. (İbnu Hacer)

İki Cennet Müjdesi

Rasulullah (A.S) Efendimiz’in Esma-i Hüsna ile ilgili müjdesini yukarıda zikretmiştik.

Bu mübarek isimlerin bereketiyle girilecek iki cennet vardır. Birisi marifet cennetidir. Marifet cennetini arifler: “Alemlerin Rabbi’ni yakînen tanımak ve O’nun aşkına boyanmak” şeklinde tarif ediyorlar. Buna dünyada erilir. İlâhî aşk ile uyanmış, nur ile temizlenmiş, zikir ile beslenmiş bir kalb ile girilir bu cennete. İnsanların çoğu dünyada yeme-içme ile uğraşırken, arifler ve aşıklar marifet cennetinde hamd ve sena ile meşguldürler.

Esma-i Hüsna sayesinde girilecek ikinci cennet ise, ahiretteki ebedi cennettir. Rasulullah Efendimiz’in (A.S) verdiği müjde her iki cenneti de içine alır.

Bu büyük müjdeye ermek, imandan sonra Esma-i Hüsna’nın sayılmasına ve hıfzedilmesine bağlıdır. Bunun üç şekli var:

1- Bu isimleri ezberleyip sırasıyla saymak, günlük vird halinde okumak.

2- Her bir ism-i şerifin manalarını bilmek, üzerinde düşünmek ve devamlı zikretmek.

3- İlâhî isimlerin hikmetini anlamak, onlardaki ahlâk ile ahlâklanmak, ilâhî edeble süslenmek ve Allah’ın boyası ile boyanmak.

Esma-i Hüsna İle Dua ve İbadet
Allahu Tealâ, güzel isimleri ile kendisine dua etmemizi emrediyor:

“En güzel isimler Allah’ındır. O’na bu güzel isimlerle dua edin. Allah’ın isimlerinde yanlış yola sapanları terk edin. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.” (A’raf/180)

Allahu Tealâ’ya, güzel isimleri ile dua iki şekilde olur:

Birincisi, bu isimlerden birisi, bir kaçı veya hepsi ile O’nu yüceltmek, övmek ve zikretmek şeklindedir.

İkincisi de, bu güzel isimlerle Allah’dan bir şey istemek, ilâhî huzura ihtiyaç ve dertlerimizi açmak, onlarla yalvarmak şeklinde olur.

Kul, Yüce Rabbi’ne hangi derdini açacak ise, ona uygun bir ismi zikrederek dua eder. Mesela; Allah’dan affını isteyen: “Ya Gaffar” diye yalvarır. Rızık isteyen: “Ya Rezzak” diye yalvarır. Müşkilini çözmek isteyen: “Ya Fettâh” der. “Ya Şâfi” diyerek şifa ister. Bunun için Esma-i Hüsna’yı ve manalarını bilmek gerekir.

Tefsir alimlerinden Alûsî (Rh.A.), Allahu Tealâ’nın isimleriyle yapılacak en güzel duanın dil ile değil, fiil ile olduğunu söyler ve ekler:

“Kul, kendisinde ve kainatta tecelli eden ilâhî sıfatların güzelliğini görünce onlara hayran olur, onlardan nasiplenmek ister. Bunun derdine düşer, yoluna girer, kalbini açar.

Bütün ilâhî isimlerin kendine has tecellileri vardır. Bir noktaya kadar kul onlardan pay sahibi olabilir.

İlâhî isimlerin edebiyle edeblenen kul, ahlâk olarak meleklere benzer. Bu kimseye ‘Rabbanî, yani Allah’ın boyası ile boyanmış, O’nun ahlâkı ile ahlâklanmış insan’ denir. Bunun için kalbin Allah’tan gayri şeylerden tamamen temizlenmesi, şehvet ve gazabın sönmesi gerekir.”

İmam Gazalî (Rh.A.) de fiille duanın nasıl yapıldığını anlatırken:

“Bilin ki, kulun kemâle ermesi ve saadeti ele geçirmesi, ancak Allahu Tealâ’nın ahlâkı ile ahlâklanmakla, yani O’nun isim ve sıfatlarının edebiyle süslenmekle mümkün olur. Bundan, kul ile Allah arasında bir benzerlik olur ve ikisi aynı konuma gelir zannedilmesin. Kulda ilâhî ahlâk ve sıfatlardan bir derece bulunması mümkündür. Allahu Tealâ bizlere hayat, görme, işitme, konuşma, bilme, dileme, sevme gibi sıfatlar vermiştir. Bütün bunlar aynı zamanda kendisinin de sıfatlarıdır. Bununla biz Allah’a benzedik, O’nun gibi olduk denebilir mi? Heyhat, bu ne kötü bir anlayış.”

Allahu Tealâ’dan bizi rızasına ulaştıracak rahmetini ve sevgisini isteriz.

Esma-i Hüsna

Allah, er-Rahim, er-Rahman, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selam, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Aziz, el-Cebbar, el-Mütekebbir, el-Hâlik, el-Bâri, el-Musavvir, el-Ğaffar, el-Kahhar, el-Vehhab, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi’, el-Muizz, el-Müzill, es-Semî, el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Latîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Ğafur, eş-Şekûr, el-Aliyyü, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyyü, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mubdiu, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâlî, el-Müteâlî, el-Berru, et-Tevvâb, el-Müstekım, el-Afüvvü, er-Raûf, Mâlikü’l-Mülk, Zü’l-Celâli ve’l-İkram, el-Muksid, el- Câmi, el-Ğaniyy, el-Muğnî, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdî, el-Bedî, el-Bâkî, el-Vâris, er-Raşid, es-Sabûr

 

Kaynak:Semerkant

(/A//Vit-amin.net/)