Kategori arşivi: CENNETİN ANAHTARI

ALTIN ÖĞÜT!……

Vitaminnn

Ey Oğul!…Dünya derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Gemin takva, yükün iman, halin tevekkül olsun, umulur ki kurtulursun…

Ey  oğul!…Yürüyüşünde  yavaş yürü  kibirsiz  ol…Çünkü  sen yürüyüşünle   ne  yeri  yarabilirsin  nede  dağları  aşıp göklere  ulaşabilirsin…

Ey  OĞUL ! ..Yavaş  konuş  bağırma…Çünkü  en  çirkin  ses  eşşeklerin  sesidir…Ve  ancak  eşşekler  anırır…

Ey!…Oğul!…Birisiyle dostluk kurmak istiyorsan, önce onu öfkelendirecek bişi yap….Şayet öfkeli iken insaflı davranırsa ona yaklaş, insafsız davranırsa ondan uzak dur.

Ey Oğul!..İki  dünyada da  mutlu  olmak  istiyorsan  kendini  bil…Bilgili ol..Hiç  bilenle  bilmeyen  bir  olur  mu….

Yüce  Kuran ve  Lokman  suresi…..Kendini  insan  zannedenlerle  …..İnsan  olanların farkını  gösteriyor…İnsanla hayvanı  birbiriden ayıran  tek  şey  Edep tir…Kendini  bilmek  bu  kadar  önemli…Kendini  bilmek  için de Rabbini  bilmen  gerekiyor…Rabbini  bilmeyen  kendini…Kendini  bilmeyen  Rabbini  bilemez…

İslamın  özü  …Allahı  bilme  sanatı dır..Allahı  bildin  mi  kendini de  bilirsin  haddini de..

Allah  dinini …. varlığını  ve  birliğini   bildirmek  için  göndermiştir..

”’Ben  gizli  bir  hazine idim  bilinmek  istedim…”’

Beni  bilen le  bilmeyen  hiç bir  olur mu..Hiç  kendini  bilenle  bilmeyen  bir  olur mu..Hiç haddini  bilen le  bilmeyen  bir  olur mu..Hiç  bilenle  bilmeyen  bir  olur mu…

Hiç  bilenle  bilmeyen  bir  olur mu……

Bilenlere Selam  OLsun…

Sevgiyle….

(/Vit-amin.net//)

MUHABBET….

muhabbet-kusu

“Müminlerin Allah’a karşı pek şiddetli sevgisi”nden bahsedilir. (Bakara/ 2/165).

İnananlar Allah’ı sevdiği gibi Allah da kullarını sever. İlk adım Allah’tandır.

Önce Allah kulunu sever sonra da kul O’nu… Nitekim bir ayet-i Kerime’de ideal müminler için “Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler.” (Maide/ 5/54) buyurulmaktadır.

Kuran’da Allah’la insan ve insanla diğer mahlukat arasında sağlam bir sevgi tesisini sağlayacak pek çok ifade yer almaktadır. Allah’ın 99 isminden çoğu Allah’ın kullarına olan sevgisinin bir ifadesidir.

Sözgelişi, O’nun isimlerinden biri Rahman’dır; O kullarına merhametle muamele eder. Merhamet sevginin bir ürünüdür. Sevmeyen merhamet etmez. O kulu Hz. Muhammed (a.s.)’i de “Alemlere rahmet olarak” göndermiştir. (Enbiya/ 21/107).

Allah bilinmeye olan muhabbetinden dolayı mahlukatı yaratmıştır. Hz. Peygamber de Habibullah, yani Allah’ın sevgili kuludur. Onda bizim için güzel örnekler vardır. (el-Ahzab, 33/21). Ona uymak, Allah’a karşı duyulan sevginin bir göstergesidir. (Al-i İmran/ 3/31).

Allah onu sevdiği gibi onu sevenleri de sever.

İslam…. Sevgi dini… İslam medeniyeti de bir sevgi medeniyetidir. İslam’ın ilk yıllarında atılan bu medeniyetin tohumları çok kısa sürede yeşerip dal budak salmıştır.

İslam…. insanlığın kalbine sevgi tohumları ekmiştir. Bu nedenle, İslam inanç ve düşüncesinin merkezine sevgiyi yerleştirmek yanlış olmaz.

Biri hakiki, diğeri de mecazi olmak üzere iki çeşit sevgiden bahsedilebilir. Hakiki sevgi ve aşkın konusu Allah’tır. Mecazi sevginin ve aşkın konusu ise insandır. Asıl önemli olan Allah’a karşı duyulan sevgi olmakla beraber, temiz duygulara dayanan beşeri sevgi de ilahi sevgiye götüren bir vasıta olabilir.

Ahlakçılar, bütün erdemlerin uğruna yapıldığı en yüksek erdemin ne olduğu konusunda farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Konuyla ilgili en çok kabul gören kavramların başında sevgi gelir. Bir gönül adamı “Hak Teala’ya giden yolun aslı ve esası muhabbettir” der.

Bütün iyi hal ve hareketler sevgi ile ilgilidir.
Gerçek sevgide herhangi bir çıkar veya karşılık beklentisi olmaz. Böyle bir sevgi eza ve cefa ile azalmaz, iyilik ve ikramla çoğalmaz.

İnsanlar birbirini sevince aralarındaki problemleri aşmaları kolaylaşır. Her türlü kişisel çıkar düşüncesinden uzak bir sevgi, bütün ahlaki erdemlerin, toplumsal birlik ve beraberliğin, huzur ve saadetin de teminatıdır.

Seven sevdiğini kıracak, incitecek söz ve davranışlardan kaçındığı gibi sevdiğinden gelen her cefaya da katlanır. Sevdiklerini incitmemeye ve onlardan incinmemeye çalışır. İncitmemek kolaydır. Çünkü insanın kendi elinde ve iradesinde olan bir şeydir. İncinmemek ise zordur. Bu durumun nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıkacağı belli olmaz.

İşin bu boyutuna işaret eden Yunus Emre şöyle der….
Dövene elsiz gerek sövene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek sen derviş olamazsın

Meselenin çözümünü de bir başka beytinde verir……
Gelin tanış olalım …işi kolay kılalım
Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz.

“İman edip salih amel işleyenleri ….Rahman olan Allah sevecek ve sevdirecektir.”

(Meryem, 19/96)
“Allahım! Sen’den sevgini, Sen’i sevenlerin sevgisini ve Sen’in sevgine ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allahım! Sen’in sevgini bana nefsimden, ailemden, malımdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl!” (Tirmizi/ Deavat/ 72)

Gelin tanış olalım..İşi kolay kılalım…

Sevelim…Sevilelim…Dünya Kimseye  Kalmaz….

Sevgiyleeee….

(/Y.A/A//Vit-amin.net//)

 

FATİH…..

MÜHRÜ ŞŞerif
FETİH…..

Benim ayaklarımın bastığı yere  sizin hayalleriniz bile  erişemez….

Asıl fetih  gönüllerin  fethidir…..”Biz toprakları değil, gönülleri feth etmeye

geldik…”

Asıl önemli olan fetih …gönülleri feth etmeye nail olmuş  gönüllere  sahip olabilmekten  ve gönül  fatihi  olabilmekten geçiyor …Sadece bu  gönüller  iki cihanda  gönül  fatihi  olabiliyor..Gönül  fatihlği  sadece  ve sadece fethi mubinlere nasip olur..Ancak o gönül fatihleridir ki  Hazret-i Peygamber’in (sav)bir ömür  ziyaret  ettiği ve müjdelediği gönüllere sahiptir…. Onlar… Hazret-i Eyyûb Sultan’ın nebevî aşkından kadeh kadeh içmiş…. Onlar Hazret-i Akşemseddin ve Hazret-i Fatih’in mazhar olduğu kervanın bahtiyarları olmuşlardır….

İdrakler … bu gönül fatihliğini anladığı kadar basîretli….Kalpler ise …. bu gönül fatihliğini hissettiği ölçüde ölümsüzdür.

Onlar öyle  Gönül erleri dir ki Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın  (sav)mukaddes adına ve hayatına yaraşır bir şekilde gönüllere hizmet ederler!..

Yalnız dilleriyle değil, yaşayışlarıyla da kelime-i şahâdet getirirler…..

Bu kıvamdaki bir gönül fatihine Allah (sav) İstanbul’u nasip etti.

Velhasıl onun yolundan sıtkı  gönül ile gidenlere daha neler neler nasip etmezki…..

Bilesin ki gönül güzelliği, iğreti güzellik değildir. Seneler geçse de gönüldeki güzellik kaybolmaz. O nun iki dudağı, senin için âb-ı hayat sâkîsidir…

Rabbinin yarattığı bütün mahlûkata (insanlara, hayvanlara, bitkilere) Allah rızâsı için iyilikte bulun, onları sev! Böyle yap da, gözün her şeyde dostu görsün….. «Ey getirdiği yükler altında iki büklüm olan kişi. ….Bana gönül getir, gönül!

Eğer o gönül senden râzı ise….. Ben de senden râzıyım. …Ama gönül senden yüz çevirmişse…. Ben de senden yüz çeviririm.

Ben sana bakmam, gönüle bakarım.

Ey can!

Armağan olarak Bana gönül getir.

Gönül…. seninle nasılsa Ben de öyleyim. Cennetler anaların ayakları altındadır.

Evlâtlar; annelerinin gönüllerini kırmazlar, onlara saygı gösterirlerse, onların hürmetine cennete gireceklerdir……

Halkın anası da, babası da, aslı da gönüldür.

Ne mutlu o kişiye ki, bedene bakar da gönlü görür.Bunu anlamazsan, dersin ki:

«‒Allâh’ım işte şuracıkta, sana gönlümü getirdim ya…”

Cenâb-ı Hak da sana der ki:

«‒Ey kulum! Köyler ve şehirler, öyle gönüllerle dopdolu, öyle gönül herkeste var. Sen bana âlemin kutbu olan gönlü getir!

İşte;

İnsanın canının canının canının canı…..  İşte o gönüldür…….

Düriş, kazan, ye, yedir,
Bir gönül ele getir.
Yüz Kâbe’den yeğrektir,
Bir gönül ziyareti…

İşte fetih;

Bu!

Fatih gönüller, işte bu fetihle fatih oldu.

O gönüller, taşın bile kalbini fethettiler. Toprağın bile rûhunu fethettiler. Bir karıncanın bile yüreğini kazandılar. Çünkü onlar bir ömür Hazret-i Yûnus gibi dediler ki:

Ben gelmedim dâvi için,
Benim işim sevi için.
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmağa geldim…

Ey Er kişi ..

Bu fetih göstermiştir ki, fetihler kamil rehberlerin eliyle nefsini terbiye ve tezkiye edebilmiş vasıflı müminlerin gayretleriyle gerçekleşebilir. Nefs terbiyelerini tamamlayamayanlar ne gönülleri fethedebilir ne de ülkeleri…..

Sevgiyle…

Kaynak:Karma(Yunus/Mevlana/Yüzakı/Semerkant)

(/A//Viit-amin.net/)

 

VeRHaMNa…..

amener

Esteğisubillah…

Amenerrasulü bima ünzile ileyhi mirrabbihi vel mü’minun, küllün amene billahi vemelaiketihi ve kütübihi ve rusülih, la nüferriku beyne ehadin min rusülih, ve kalu semi’na ve ata’na gufraneke rabbena ve ileykelmesir. La yükellifullahü nefsenilla vüs’aha, leha ma kesebet ve aleyha, mektesebet, rabbena latüahızna innesiyna ev ahta’na, rabbena vela tahmil aleyna ısran kema hameltehü alelleziyne min gablina, rabbena vela tühammilna, mala takatelena bih, va’fü anna, vağfirlena, verhamna, ente mevlana fensurna alel gavmil kafiriyn.

O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, Mü’minler de (onlardan) her biri ALLAH’a, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. “Onun (ALLAH’ın) peygamberlerinden hiç birini diğerlerinin arkasından ayırmayız (hepsine inanırız),dinledik, (kabul ettik) emrine itaat ettik, Ey Rabbimiz, mağfiretini isteriz. Son varışımız ancak sanadır” dediler. ALLAH hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. Herkesin kazandığı hayır faidesine, yaptığı şer kendi zararınadır. “Ey Rabbimiz, unuttuk, yahut yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme. Ey Rabbimiz, bizden evvelki ümmetlere yüklediğin gibi üstümüze ağır bir yük yükleme, Ey Rabbimiz takat getiremeyeceğimizi bize taşıtma. Bizden sadır olan günahları sil, bağışla, bizi esirge. Sen mevlamızsın bizim. Artık kafirler güruhuna karşı bize yardım et.”AMİN…

Sevgiyle…

(//Vit-amin.net/)

SIDDIK…..

NALI-E~1

O Söylüyorsa DOĞRUDUR…..

“Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammedi, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren O zatın şanı ne yücedir! Bütün eksikliklerden uzaktır O! Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.”İsra, 17/1.

“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâ’da gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.”Necm, 53/7-18.

Abdulmuttalib oğulları…. İsrâ ve Mirac gecesinde, Peygamberimiz (asm)’ı bulamayınca, ara­maya çıkmışlardı.

Hatta, Hz. Abbas, Zîtuvâ’ya kadar gitti. Oralarda, yüksek sesle:

“Yâ Muhammed! Yâ Muhammed!” diyerek bağırdı.

Peygamberimiz (asm): “Lebbeyk! = Buyur!” diye karşılık verince,

Hz. Abbas:

“Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmini geceden beri zahmet ve meşakkate soktun!? Nerede idin?” dedi.

Peygamberimiz (asm):

“Beytü’l-Makdis’e gittim.” buyurunca, Hz. Abbas:

“Bu gecenin içinde mi?” diye sordu. Peygamberimiz (asm):

“Evet. Bu gecenin içinde gidip geldim!” buyurunca, Hz. Abbas:

“Her halde, senin başına ancak hayır gelmiş olmalıdır!” dedi. Peygamberimiz (a.s.):

“Benim başıma hayırdan başka bir şey gelmemiştir!” buyurdu.

Sabah olunca Kabe’nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimiz (asm)’den delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam da onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.

Ama yine de Peygamberimiz (asm)’den üst üste Miraç’a çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs’e, Mescid-i Aksâ’ya uğradığını anlatınca Kureyşliler,“Bir ayda gidilebilen bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler; ardından da Mescid-i Aksâ’yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ’yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize (asm) soru yönelttiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:

“Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü’l-Makdis’i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü’l-Makdis’in kaç kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü’l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”

Bunun üzerine müşrikler:“Vallahi dos doğru tarif ettin.” dediler, ama yine de iman etmediler.

O esnada Hz. Ebû Bekir (ra) çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir (ra), “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız şeksiz şüphesiz doğrudur.” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir (ra) “Sıddîk, tereddütsüz inanan” unvanını aldı.
Kaynak:Tarihul İslam/Tabakatul Kübra/Büyük Hadis Külliyatı

Şeksiz şüphesiz..O SÖYLÜYORSA DOĞRUDUR….

Vesselam..

Sevgiyle…

(/Vit-amin.net//)

BEŞŞİR….

pgul

Esteğisubillah….

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُم مِّنَ اللَّهِ فَضْلًا كَبِيرًا

Ve beşşiril mu’minîne bi enne lehum minallâhi fadlen kebîrâ(kebîren).Ahzab(33)

(Ey Rasûlüm) müminlere müjdele: Onlara gerçekten büyük bir mükâfat var.

Sevgiyle…

(/Vitt-amin.et/)

FETHUN KARİB…..

sevgiili

Esteğisubillah…

وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

Ve uhrâ tuhıbbûnehâ, nasrun minallâhi ve fethun karîb(karîbun), ve beşşiril mû’minîn(mû’minîne)
(Saf/13)

Ve uhrâ tuhıbbûnehâ, nasrun minallâhi ve fethun karîb(karîbun), ve beşşiril mû’minîn(mû’minîne).

Seveceğiniz bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih.. Müminleri müjdele…

Sevgiyle..

(/Vit-amin.net//)

YA FETTAH…

ANNAH

ESTEĞİSUBİLLAH…

İnnafahlena fethan mubina…

Nasrunminallah ve fethun karib ve beşşiril müminin…

Ya FETTAH….(C.C)

“Rahmet ve rızık kapılarını açan.”

“Zorlukları kolaylaştıran.”

“Hidayetiyle kalplere iman ve marifet kapılarını açan.

Her güç işin önünü açıp kolaylık ve fetih veren, gerçek ilim kapılarını yarattıklarının yararına açan, onlara her türlü ilim ve feyiz alma imkanı sağlayan Allah demektir. Bu esmayı maddi manevi tıkanıp çaresiz kalanlara, işlerinin önü açılmayıp hep sekteye uğrayanlara çok büyük yararı vardır. Fettah esması ism-i azam sırrı taşır. Son Mehdi’de bu esma ism-i azam olarak açığa çıkar. Kutsi havarileri bile bu esma bereketiyle dünyanın dört bir yanına açılıp fetih bulurlar. Sufizm dünyasında yıllarca esma yaptığı halde bir sırra vukuf olmayan müritler bu adla Allahı zikrederlerse kısa zamanda acaip sırlara vukuf olmaya başlarlar. Garip sırların perdeleri yavaş yavaş kendilerine açılmaya başlar. Fettah esması; çok geniş dairede fetih getiren, engelleri kaldıran, büyüleyici özelliği olan kerametli bir esmadır. Bu isme mazhar olanların önlerindeki engeller neyse, Allah tarafından ortadan kaldırılır. Bilim insanları, talebeler, Sufizm yolunda bulunan salikler; işleri maddi manevi sekteye uğrayanlar Fettah adından yararlanabilirler. Adın tecellisi altında terbiye olanlara hiçbir şey güç gelmez. Binlerce işi, hiç yorulmadan, çok büyük bir keyifle yapabilme becerisini bu esma açığa çıkarmaktadır. Fettah esması yalnızca maddi sıkıntıları ortadan kaldıran bir isim değildir. Rüya perdelerini, yakaza perdelerini, gönül gözü perdelerini de ortadan kaldırıp açan çok dairede fetih yapan büyülü bir ism-i azam esmasıdır. Bu esmayı çalışanlar kısa sürede esmanın yararlarına tanık olurlar. “İnna fetehna leke fethan Mübina” ayetini (313,489) defa zikredenlerde olaganüstü sırlar açığa çıkmaya başlar. Bütün kapalı kapılar birer birer açılır. Rüya ve yakaza alemlerinde sırlar açığa çıkar. Engel olan şey neyse -başarı, evlilik, rızk, hastalık, huzursuzluk, düşmanlıklar- yavaş yavaş ortadan kalkıp güzel bir ufka gelir. Bu ismin özellikle çok zeki fıtratlı öğrencilere büyük yararları vardır. Kendi sahalarında olağanüstü açılım ve dönüşüm yaşamakta çok başarılı projelere imza atmakta bu ismin tecellisi önemli rol oynar. İlahi alemlerin ve kapalı kapıların açılmasınada sabır gerekir. Fettah adı azametli bir addır. Bu adın ışın tecellisi altında olan kimse kendi nefsini muhasebe edecek kudrete getirilir. Devam edenler, Allah’a yakınlaşma sırrını kavrarlar.

Adın ebcetsel sayı değeri:489/239121

Velekad Keremna Beni ADEM……..

KIZIM

Esteğisü billah..

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ

وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً

Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen).(/iSRA/70)

Ve andolsun ki; Âdemoğlunu kerem sahibi (şerefli) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Ve onları helâl şeylerden rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın çoğundan fazilet (açısından) üstün kıldık.

Sevgiyle..

(/Vit-amin-net/)

99…..

ESMAÜL

Esma-i Hüsna

Allah, er-Rahim, er-Rahman, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selam, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Aziz, el-Cebbar, el-Mütekebbir, el-Hâlik, el-Bâri, el-Musavvir, el-Ğaffar, el-Kahhar, el-Vehhab, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi’, el-Muizz, el-Müzill, es-Semî, el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Latîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Ğafur, eş-Şekûr, el-Aliyyü, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyyü, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mubdiu, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâlî, el-Müteâlî, el-Berru, et-Tevvâb, el-Müstekım, el-Afüvvü, er-Raûf, Mâlikü’l-Mülk, Zü’l-Celâli ve’l-İkram, el-Muksid, el- Câmi, el-Ğaniyy, el-Muğnî, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdî, el-Bedî, el-Bâkî, el-Vâris, er-Raşid, es-Sabûr

Sevgiyle….

(//Vit-amin.net/)