Kategori arşivi: DİNİM İSLAM

Sırat-ı Müstakim

MÜHRÜ ŞŞerif
”Ya Rabbi!…Bizi Sırat-ı Müstakime ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, azıp sapmışların yoluna değil…
Kul olmanın ve gereğini yerine getirmenin ve emanetlerin sorumluluğu altında yılmadan emr olunan üzere dosdoğru bir yol üzere istikamet belirlemenin ve Allah’ı vekil tanımanın teslimiyeti olan Sıratı müstakimine .. Bu bir yakarış bir duadır…Bize bahşedilen hayat ve uğradığımız imtihanlar boyunca ve bahşedilen ve bahşedilecek olan birbirinden güzel ve hayrlı nimetlerin sahibi Allah’a kul olmanın en yüksek derece olduğunun farkındalığına erişme sanatı …acizliğinin, zayıflığının, kimsesizliğin ve Allah’tan başka kimsenin kimsesi olmadığının ve çaresizliğin tek çaresinin farkındalığı…Allah’ın ipine tutunmak.. Allah’ın ipine sarılmak… Kurana sarılmak.. İşte Sırat-ı Müstakim bu..
Sen sana vah yolunana tutun.. Muhakkak ki sen dosdoğru yol üzeresin..(zuhruf /43)
Kişi Kur’ana yaren olup onu yanından ayırmazsa bil fiil yaşamına doğru uygulamanın adı sırat-ı müstakim kim Kur’ana doğru uyar ve uymaya çalışırsa bu onun için kolay yürünecek bir yol olur.. Kur’anı Kerim öyle bir kitaptır ki hayatın rehberi.. Sırat-ı müstakimin prospektüsü.. Rabbimizin kelamı ve bizimle muhabbeti ve onunla başbaşa kalmanın zevkli bir fırsata dönüşen zerafeti.. Kur’an Allahın nuru..Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise onun insan suretidir..
”Rabbim Allah de ve sonra dosdoru ol”;
Sırat-ı Müstakim işte budur doğru, dosdoğru, doğru yol…
Her türlü aşırılıktan uzak olan dosdoğru orta yol..
Göklerde ve yerde her şeyin Allah’a ait olduğu Allah’ın yolu..(Şura42/53) Peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yolu ..(Nisa 4/69)
Peki  bu  yola nasıl erişilir..Doğru yolu kim gösteriyor….
Doğru yolu göstermek muhakkak bize aittir.))).(Leyl /12) diyerek doğru yola ancak Allah’ın hidayet etmesi üzerine ulaşılacağı yine Yüce Allah tarafından özellikle belirtildiği üzere..
Kur’anın hedefe götürücü erdidirici olarak tanımladığı Allah’ın yolu.. Allah’ın yolunda sarsılmadan şaşırmandan ilerleyebilmek ve Allah’ın yolunu istikamet belirlemek.. işte bu..
İstikamet bir şeyi doğru, mutedil ve ayakta tutmak anlamlarını taşımaktadır..
Bir başka deyişle de her hangi bir şeyin değerini en doğru şekilde taktir ve tayin etmektir.. Doğrulukta en zirve noktası olan istikamet seviyesine erişmek isteyen bizlerin öncelikli doğru ve dosdoğru olmanın bilincine ermiş olması ve ona kıymet biçecek şekilde imanla desteklenmiş bir Akl-ı Selime sahip olması gerekmektedir.. Bu akıl imanla desteklenmiş akıl ….iman sağlamlaştıran değerlerin idrakine ermiş onları herşeyden üste tutabilen akıl..
Böyle bir yola talip olan kişinin doğruluktan ayrılmadan önüne çıkan engelleri tek tek geçen ve zorluklardan yılmayan sebatkar, devamlı ve azimli olması gerekmektedir..

İstikamet herşeyin hayrlısı sözünde orta yoldur..

Yüce Yaradan;
”Sizin ilahınız bir tek ilahtır.. Onun için hepiniz ona istikamet edin..(Fusilet/49) diyerek istikametimizi belirlemiştir..
”O halde Resulüm.. Sen beraberindeki tevbe edenlerle birlikte dosdoğru ol..(Hud/112)
Şüphesiz; Allah kimi dilerse onu sırat-ı müstakime iletir..(Nur/46)
Kuşkusuz biz ona doğru yolu gösterdik ister şükredici olsun , ister nankör..(İnsan 3)
Muhakkak ki ben benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim.. Yürüyen hiç bir canlı varlık yoktur ki; O onun perçeminden tutmuş olmasın.. Muhakkak ki benim Rabbim Sırat-ı Müstakim üzeredir..(Hud56)

İstikamet üzere olmaya seçilmiş şanslı kişi hangi mevki ve makamda olursa olsun kulluğunu bilen ve kulluğun bilincinde yaşayan, kulluğun zirvesine yine beşeri bir idrak ile değil  ancak Allah’ın lütfuyla eriştirilendir…
”Rabbimiz Allah’tır deyip (Dosdoğru bir yol ) istikamet edenlere hiç bir korku yoktur.. Onlar mahsunda olmayacaklardır..(Ahkaf/13)

Muhakkak ki Allah benim de sizin de Rabbinizdir.. O halde ona kul olun.. Allah’a kul…Allah’a kul olma sanatı.. İşte bu Sırat-ı Müstakimdir.. (Ali İmran 51)
İyi bilinmelidir ki bu yol uzunluk, kısalık yaya yada arabayla vücudun güçlü yada zayıf oluşuna bağlı olan mesafelere benzemez…
Bu yol manevi ve ruhani bir yoldur.. Gönüldür..
Gönülde gönül ainesinin temizliğini ister.. Gönül ainen temiz olunca o gönülden ne suretler gelip geçerde hiç birine aldanmazsın.. Gönül sahibini iyi tanımış ve yalnız sahibine itaatkar olmuştur.. Basiret sahibi olabilmek bu olsa gerektir..
Bu öyle bir şey dir ki bu yolun esası özüde budur.. Kişinin gönlüne doğarak bütün varlığını aydınlatan nur…
Müminin ferasetinden sakınınız… Çünkü; O Allah’ın nuruyla bakar..
Kişi o nurla baktığı zaman dünya ahireti perdesiz gerçek yüzüyle seyredebilir.. Eşyanın hakikatine erer ve bir taraftan öz nefsini doğru yola iletirken bir taraftanda içinde durdurulamaz taşan fışkıran bir pınarla etrafına da faydalı olmanın yollarını arar, fırsatlar oluşturur, her fırsatı değerlendirmeye çalışır…

İşte sırat-ı müstakim budur…
Sırat-ı müstakim yolcusu yüzünde ki mütebessüm ifadeyle bu ilahi nur ve nazarla etrafına bakar.. İşte bu hem dünya hem de ahiret hayatını aydınlatacak nuru bulmak ve bu yolda sabit kadem olmanın adıdır Sırat-ı Müstakim…Bu ancak Allah’ın lütfuyladır…
Bir başka kalemde dile geldiği üzere artık sırat-ı müstakim bizim için nice güzel huylar nice güzel meziyetler yüksek mevki ve dereceler kazandırır… Dilimizde bu sayısız güzellikte ki nimetlerin zikri, yüreğimizde ona karşı sarsılmaz sevgi saygı ve vücudumuz ibadet, şükür ile donanır..Ve adeta bütün günah ortamları ve günahlarımız için yıkılmaz bir set oluşturur..5 değil 7 duyu organımız ve onların oluşturduğu bu geçitleri bir bir geçer ve onların dizginlerini elimizde tutarız..
Rabbimizin sayısız ve tarifsiz güzellikteki nimetlerini düşünür gerçek ilmi alimden amile dönüştürürüz….Ve gerçek ilme ulaşarak basiret, fazilet, feraset, şahsiyet ve asalet sahibi kullar olarak günahlarımızdan arınır bütün engelleri yıkar, setleri çeker ve zafere ulaşırız.. Biz şükrümüzü bilirsek Allah c.c  bizi her işimizde muvaffak eder umduğumuzdan da güzel nimetleriyle donatır, korktuklarımızdan emin kılar ve doğruluk ve nimetin artması gibi iki büyük hazineye kavuşuruz…
Evet!…
Bizler de Allah’ın verdiği bu güzel nimetlerin şükrünün edasını ve her daim rızasını önde tutarız..

‘ ‘Allah kendi dinine yardım edenlere kesin olarak yardım eder..(Hacc /22)

”Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara hiç tartışmasız onlardan öncekileri nasıl yer yüzünde güç ve iktidar sahibi kıldıysa kendileri için seçip beğendiği dinlerini yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından güvende ve emin kılacaktır..(Nur /24)
Öyleyse;
Gevşemeyin, üzülmeyin eğer inanmışlarsanız en üstün sizsiniz .(Ali imran /139)

Sırat-ı Müstakim bu benim yolumdur….

Resulüm!… o halde sen sana vahyedilene sımsıkı sarıl, şüphesiz sen dosdoğru bir yol üzeresin…(Zuhruf 43)
Resulüm işte biz sana böylece emrimizden bir ruh vahyettik.. (Kalplere can olan Kur’an)Sen bundan önce kitap iman nedir bilmezdin.. Fakat biz onu bir nur yaptık.. (Kur’an) Kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştiririz.. Şüphesiz ki sende doğru yolu gösteriyorsun..(Şura 42/52)

Allah’ın ipine sarılın ki dosdoğru bir yola erişesiniz..(Ali imran /103)
Ve biz bütün nimetler için tek sanat temin ettik…Onlar onunla amel ederler.. Sen Rabbinin yoluna güzel bir öğütle davet et.. Şüphesiz ki sen dosdoğru bir yol üzeresin..(Hac /67)
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar için Allah içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar orada altın bileziklerle, incilerle süslenecekler ve elbiseleri ipekten olacaktır.. (Hac /23)
Onlar öyle kimselerdir ki
Onlar sözün güzeline yönlendirilmiş, herşeyi güzel yapanın yoluna kabul edilmişlerdir..(Hac/ 24)

Sözün güzeli önceki kitapları tasdik eden ve onlardan sonra gelen kur’andır..(Zümer/18)

”Ey babacığım muhakkak ki bana sana gelmeyen bir ilim gelmiştir.. Öyleyse bana tabii ol. Seni sıratı seviyeye ( düzgün seviyeli, Allah’ a ulaştıran yol) hidayet edeyim ulaştırayım..(Meryem /43)
Demişti ya  Hz. İbrahim Kur’anı Kerim de geçen bu ayetle şöyle sesleniyordu.. Babacığım bana uy seni sırat-ı seviyeye ulaştırayım…)))

Hz. İbrahim Peygamber daha annesinin karnındayken  zamanın kralı Nemrut’a dünyaya gelecek birinin onun putlarını kıracağı ve hükümdarlığına zarar verereceğinin haberi gelmiş  hamileliğini herkesten gizleyen annesi de onu şehirden uzak bir yerlerde dünyaya getirmişti..
Hz. İbrahim Peygamber konuşmaya başladığı anlar itibariyle hep Rabbini sormuş..- Anneciğim senin Rabbin kim?))..demişti.. Oda her defasında – Kocam..))) demiş.. O da – Peki onun Rabbi kim?..))) demiş…
Tekrar -Nemrut…))) .. yılmadan Peki onun Rabbi kim?)) dediğinde -Uzza…))) cevabını almıştı.. Ve yine bu cevap ona yetmemiş;
Gökteki yıldızlara dönmüş olsa olsa benim Rabbim bu demiş.))) Sabah olup yıldızlar kaybolunca -Benim Rabbim bu olamaz olsa olsa bu olur…))) demiş ertesi gün Ay’a.. yönelmiş -Benim Rabbim işte bu…))) derken sabah olup ayda kaybolunca – buda olamaz..))). Güneşi görmüş – olsa olsa budur…))) demiş hemen.. Akşam olup güneşte de batınca -Ben batanları sevmem benim Rabbim bunlar olamaz..))) diyen Hz.İbrahim Peygamber bir zaman sonra şehre indiğinde uzzaları merak edip.. Yerlilerin şehri terk etmesini fırsat bilerek onları tek tek kırmış ve en sonunda sopasını büyük putun eline vererek yerlileri beklemişti.. Yerliler geldiğinde büyük bir öfkeyle bunu kim yaptı dediklerinde – işte bu..))) deyip büyük putu göstermiş.. Onlarda olur mu ya…O cansız bir put o nasıl yapar..)) dediklerinde.. O zaman bu cansız şey sizin Rabbiniz nasıl olabiliyor.. diye onları düşünmeye gerçek Rablerini aramaya sevk etmişti..
‘’Rabbimiz içlerinden bir elçi gönder , onlara ayetlerini okusun kitabı ve hikmeti göndersin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın.. Hüküm ve hikmet sahibisin.’’ (Bakara /129)
Bir gün sahabeler;
Ya ResulAllah bize biraz kendinizden söz edermisiniz.? dediklerinde..
Peygamber Efendimiz (s.a.v);
Ben babam İbrahim’in kabul olmuş duasıyım.. O Kabe’nin duvarlarını yükseltirken.. ’’Ey Rabbimiz onlara zürriyetimden bir peygamber gönder..’’’ diye dua etmişti..’’Ben İsa’nın müjdesiyim. Ve ben annem Amine ‘nin rüyasıyım..diye cevap vermişti..
(Ahmet ibn bin Hanbel..Müsned 4/127,5/262)

‘’Allah Hz. İbrahim’in oğullarından Hz. İsmai’i, İsmailoğullarından Kinaneoğullarını; Kinaneoğullarından Kureyşi, Kureyşten Haşimoğullarını, Haşimoğullarından beni seçmiştir..
(Müslim 4/1782 Hadis no:2276, Tirmizi 5/583 Hadis no:3605)
İşte sırat-ı müstakim budur..

Bir zamanlar Rabbi İbrahim’i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince; Ben seni insanlara önder yapacağım ))) demişti…
İbrahim’in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir?.. Andolsun ki biz onu dünya da bir elçi seçtik.. Şüphesiz o ahirette de iyilerdendir…
Çünkü Rabbi ona Müslüman ol demiş. O da alemlerin Rabbine boyun eğmişti..
Ve yine -Babacığım şeytana kulluk etme!.. Çünkü şeytan çok merhametli olan Allah’a asi oldu..(Meryem/ 44)dediği ve yine İbrahim’in babası için af dilediği ne var ki onun Allah’ın apaçık düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştığı ayetlerde bildirilmişti..(Tevbe113/114)

Şüphesiz ki İbrahim pek yumuşak huylu ve sabırlı idi…

”Resulüm eğer sen kaba ve katı yürekli biri olsaydın onlar etrafından dağılıp gideceklerdi..”))(Ali İmran 159)

İşte Sıratı Müstakim hikmet şükür ve sabır yoluydu..

Hani yine demişti ki;
Kavmi onunla tartışmaya girmişti de.. Onlara ; Beni doğru yola iletmişken; Allah hakkında benimle tartışıyormusunuz?.. Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım?.. Şimdi biliyorsanız söyleyin bu iki taraftan hangisi güvende olmaya layıktır..(Enam 80/81)
Hala ibret almıyormusunuz?…

Allah kullarına iki yol göstermiştir.. Birisi sırat-ı müstakim Allah’ın yolu.. Diğeri ise iblisin yolu..
Allah’ın yolu Sırat-ı Müstakim den olmayanların ne yazık ki İblisin tesirinden kurtulmadıklarını görüyoruz.. Hatırlarsanız İblis Allah’a şöyle demişti;
Bundan sonra beni azdırman sebebiyle mutlaka senin sırat-ı müstakimine onlara karşı olmak için oturacağım…

Allah bizi apaçık uyarmış ve onun ”apaçık düşman” olduğunu hatırlatmıştı..(Yasin/60)
Ey Adem oğulları ben sizden şeytana kul olmayacağınıza dair and almadım mı?..
Muhakkak ki şeytan sizin apaçık düşmanınızdır..
”Ve eni buduni haza Sıratı Müstakim. (Yasin /61).
Ve bana KUL olun.. İşte bu Sırat-ı Müstakimdir..(Yunus / 25)

Vallahu yedu ıla darisselam yehdi men yeşau ila Sırat-ı Müstakim…Ve Allah teslim yurduna davet eder ve ancak dilediği kimseyi Sırat-ı Müstakime ulaştırır…
”’La ikrahe fid dini…Dinde zorlama yoktur.. Andolsun ki irşad hidayet yolu gayy şeytan ve dalalet yolu diye bu yollardan ancak dilediğimi doğru yola eriştirim diyen Rabbimiz yine;
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri ayetlerimizden geri çevireceğim ..(Araf 116)
Ve yine bütün ayetleri görseler ona inanmazlar, rüşd yolunu görseler ona inanmaz ve onu doğru yol edinmezler.. Biz dilediğimizi sırat-ı müstakime eriştiririz..

Kim bu şanslı kullar;

Ve Onları analarınızdan babalarınızdan kardeşlerinizden seçtik.. Ve onları Sırat-ı Müstakime ulaştırdık..(Enam/87) derken içimizden birileri.. İçimizde yanımızda herzaman yada arada sırada görüştüğümüz insanlardan..

İşte gerçek şans bu..Çook Şanslıyız..Bu negüzel nimet Elhamdülillah!..

İşte bu Allah’ın hidayetidir..Allah kullarından dilediğini Hidayete eriştirir.(Enam/88)

Onlar eğer şirk koşsalardı elbetteki yaptıkları şeyler boşa giderdi.. Allah şirk koşanları doğru yola iletmez..
Ve işte böylece sana bir ruh (Kur anı Kerim) vahyettik..Ve sen kitap nedir iman nedir bilmiyordun. Ve lakin o ”nur” Kuran ile kullarımızdan dilediğimizi hidayete eriştiririz.. Muhakkak ki sen Sırat-ı Müstakime hidayet ediyorsun..(Maide /16)
Allah’ın rızasına tabii olan kimseyi O’nunla (Resulu ) ile teslim yollarına hidayet eder. Allah’ın izniyle onlar zulmetten aydınlığa çıkar… Sırat-ı Mustakim işte budur…Ve emin ol sen de doğru bir yola çağırıyorsun..
Allah dilediğini seçer ve doğru yola iletir…
Allah iyiye güzele götürmek istediğinin yolunu İslam’ a açar….(Enam/ 125)

Şüphesiz sende doğru bir yol üzeresin!..İşte bu Sırat-ı Müstakim..

Hayrlı olsun!..Kolay gelsin!..

Allah’a dayan saye sarıl
Hikmete ram ol..
Yol varsa budur..
Bilmiyorum başka çıkar yol..
İşte bu Sırat-ı Müstakim..

Ve gerçekten ‘’ben müslümanlardanım ‘’diyenden daha güzel sözlü kimdir…

Ve gerçekten Ben Müslümanlardanım!….

Sevgiyle!…

Kaynak:
Kur’anı Kerim; Zuhruf 43, Nisa 4/69, Şura 42/53, Leyl 12, Fusilet 49, Hud 112, Nur 46, İnsan 3, Hud 56, Ahkaf 13, Ali İmran 51, Hacc 22, Nur 24, Ali İmran 139, Şura 42/52, Ali İmran 103, Hac 67, Hac 23, Hac 24, Zümer 18, Fusilet 33, Cin 16 Hac 35, Meryem 43, Bakara 129, Meryem 44, Tevbe 113/114, Ali İmran 159, Enam 80/81, Yasin 60, Yasin 61, Yunus 25, Bakara 256, Araf 116, Enam 87, Enam 88, Maide 16, Enam 125
Hadis;(Ahmet ibn bin Hanbel Müsned 4/127,5/262)
(Müslim 4/1782 Hadis No; 2276
Tirmizi 5/583 Hadis No; 3605)
Büyük kaynak Sami/Altın oluk dergisi, 01/2005
Kainattaki Sırat-El Müstakim/ Destebasiblogcu.com
Sırat-ı Müstakim/ FM Buhara
www.manevihayat.com
www.huzursayfasi.com

tatlı DİL…Güler YÜZ….

Güler yüz..Tatlı dil..Hoş sohbet ve cömertlik…

Müslümanın mülümana sadakası güler yüz…Güzel görmek isteyen güzel şeyler düşünen yüreğini düşüncelerini dili ve yüzündeki tebessüm ile gösterir..

Anaya babaya dua…

”Ya Rabbi Onlar beni nasıl çocukken koruyup esirgedilerse sen de Onları koruyup esirge..”’

Eşimizle iyi geçinmeliyiz…

Müminlerin imam bakımından en mükemmeli huyu en iyi olanıdır..

Müminin alameti güler yüzüdür..

Tatlı dil Müslümanın şiarıdır..

Başarının sırrı güler yüz, tatlı dil ve güzel siyaset ve herkesin memnun olmasıdır..

İyiliği güzel yüzlü kimselerden talep ediniz..

Din kardeşine güler yüz göstermek, iyi bir şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek sadakadır..

Herkesi memnun edemezsiniz.. Güler yüz ve tatlı dil ile güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız..

Bir kimsenin Veli olduğu tatlı dili güzel ahlakı güler yüzü cömertliği münakaşa etmemesi özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesiyle anlaşılır…

Tebessüm bedavadır alanıda memnun eder ..Vereni de üzmez..

İslamiyet sevgi güler yüz, tatlı söz, dürüstlük ve iyilik dinidir..

Hayrı ve iyiliği güzel yüzlü insanların yanında arayınız..iyilerden ol

Sevgiyle…Amin..

Allahım iyilerden eylesin iyilerin arasına koysun..Salih kullarından eylesin Salih kullarının arasına koysun …Bizi sıratı müstakimden ayırmasın inşallah…olanı da hayra tebdil eylesin ..Amin..

Aranızda kırgın olan var mı..Nacizane biz kimseye kırgın değiliz.. Her kes sözü kendi anlamak istediği gibi anlıyor.. Ne yapabiliriz.. Söylenildiği gibi tatlı dil ve güler yüzle birbirimizi idare etmeye çalışmalıyız..Sürçi lisan ettiysek affola..
Allah var..Allah yeter.. O ne güzel Vekildir..Allah razı olsun…Sorun yok..

33

yonca

 

Ey Peygamber, Allah’tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Allah’a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.

Ahsab//1/2/3

Evlerinizde oturun. Önceki ca*hiliye devri kadınlarının açılıp sa*çılması gibi açılıp saçılmayın. Na*maz kılın, zekât verin. Allah’a ve Peygamber’ine itaat edin. Ey Pey*gamber ailesi! Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.

Ahsab/33

Sizden” Peygamber hanımlarından “kim Allah’a ve Rasulüne itaat et*meye devam ederse” huşu duyar, boyun eğer ve taat üzere devam ederse, “ve salih amel işlerse, ona da mükâfatını iki kat” diğer kadınların sevabı*nın iki mislini “veririz.” Peygamber hanımlarına bir defa taat sebebiyle, bir defa da kanaat ve güzel geçim suretiyle Hz. Peygamber (s.a.)’in rızasını ta*lep etmek sebebiyle iki kat ecir veririz. “Ayrıca biz böyle kimseler için” bü*tün ayıplardan ve âfetlerden salim olarak bu kimselerin ecirlerine ilâve olarak cennette “değerli bir rızık hazırladık.”

“Ey Peygamberin hanımları! Sizler kadınlardan herhangi biri gibi de*ğilsiniz.” Faziletli olma konusunda kadın topluluklarından herhangi bir topluluk gibi değilsiniz. Üstün meziyetler hususunda kadınlar topluluğu içinde sizin benzeriniz yoktur. “Ehad” kelimesinin aslı “vahid: bir” mana-sındaki “vahad” kelimesidir. Sonra genel olumsuzluk için, hiçbir veya tek bir manasında kullanılır oldu. Olumsuzlukta müzekker, müennes, müfred, tesniye ve cemi için aynı şekilde ve eşit olarak kullanılır. “Siz takva sahibi olursanız,” Allah’tan hakkıyla korkarsanız, dolayısıyla O’nun hükmüne ay*kırı davranmazsanız ve Rasulünü razı ederseniz yabancı erkeklerle konu*şurken hayasızlık şüphesi veren kadınlar gibi “çekici bir eda ile konuşma*yın. Yoksa kalbinde hastalık”, fasıkhk, hayasızlık ve şüpheli şeyler arzusu “bulunan kimse tamaha düşer. Siz ciddi söz söyleyin.” Hiçbir kimseyi kötü arzulara düşürmeksizin, kuşkulu tavırlardan uzak, çekici bir eda olmaksı*zın normal, iyi ve ciddi konuşun.

“Evlerinizde oturun.” “Karne” kelimesinin aslı “akrarne’dir. Yani evle*rinizden ayrılmayın, demektir. Bu kelime, oturdu manasmdadır. “Ve-lâ te-berracne: Lâ teteberracne” demektir. Teberrüc; kadının güzelliklerinden ör*tülmesi gereken yerleri yabancı erkeklere göstermesi, demektir. “Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın.” Kadın*ların erkeklere güzelliklerini göstermesi gibi İslâm’dan önceki cehalet dev*rindeki gibi açılıp saçılmayın. Bütün emir ve nehiylerde “Allah’a ve Rasulüne itaat edin.

Ey Peygamber ailesi!” Ey Peygamber’in hanımları “Şüphesiz Allah sizi kirlerden” günah, hata ve ırzı lekeleyen noksanlıklar*dan “arındırıp” sizi masiyetlerden “tertemiz kılmak ister.” Beyzavî diyor ki: Şia’nın Ehl-i Beyti sadece Hz. Fatıma ve Hz. Ali ile oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn’e tahsis edip bu ayeti onların masum olduklarına delil sayma*ları ve onların icmaımn hüccet olduğunu söylemeleri zayıf bir görüştür. Zi*ra Ehl-i Beyt ifadesinin onlara tahsis edilmesi ayetin öncesi ve sonrası ile uyuşmamaktadır. Peygamberimiz (s.a.)’in Hz. Fatıma, Hz. Ali ve çocukları*nı bir örtünün içine alması ile ilgili hadis-i şerif onların Ehl-i Beyt’ten olduklarını ifade eder, başkalarının Ehl-i Beyt’e dahil olmadığını ifade etmez.

“Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın.” Yani ka*dınlara okunan ayetlerle öğüt verin ve sizi Peygamber’in ehl-i beyti kılma*sı, sizi vahyin beşiğinde kılması gibi imanın kuvvetli olmasını ve ibadete karşı daha çok gayretli olmayı gerektiren Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın. Ayetteki “hikmet” Muhammed Mustafa (s.a.)’in hadis-i şerifleri*dir.

“Şüphesiz ki Allah Latiftir,” Allah dostlarına ve kendisine itaatte bulu*nanlara yumuşak davranır. “Habir’dir.” Bütün mahlukatından gayet haber*dardır, gayet iyi bilir, dinimizi ve dünyamızı ıslah edecek şeyleri emreder. [55]

Allah’ın adaleti ve rahmeti fazla ceza gibi fazla sevap bulunmasını da gerekli kılmaktadır. Cenab-ı Hak Hz. Peygamber (s.a.)’in hanımlarının ha*yasızlık işlemeleri durumunda kendilerine kat kat azap verileceğini zikret*tikten sonra onların bazı özelliklerini zikretti. Bunlardan,

Birincisi: Salih amel işlemeleri durumunda kat kat sevap verilmesi, cennette kendileri için değerli rızıkların hazırlanması.

İkincisi: Hz. Peygamber’in hanımlarının diğer bütün kadınlardan farklı oluşları,

Üçüncüsü: Kendilerine güçlü söz söylemelerinin ve yabancı erkeklere yumuşak konuşmamalarının emredilmesi,

Dördüncüsü: Evlerinde oturmalarının emredilmesi, açılıp saçılmaları*nın yasaklanması,

Beşincisi: Namaz kılma, zekât verme, emrettiği ve nehyettiği husus*larda Allah’a ve Rasulüne (s.a.) itaat etme suretiyle taata devam etmeleri*nin istenmesi,

Altıncısı: Günahlardan ve masiyetten ırz ve şerefi korumanın, takva ile süslenmenin gerçekleştirilmesi,

Yedincisi: Başkalarına Kur’an’ı ve Sünnet-i Nebeviyye’yi öğretmeleri*nin emredilmesi ve Allah Tealâ’nm üzerlerindeki nimetlerini hatırlamala*rının emredilmesi. [56]

Şüphesiz Allah Latiftir, Habîr’dir.”

Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.

Ahsab/32

Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, gönülden (Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah’a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah’tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.

Ahsab /35

Hani sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” diyordun; insanlardan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi’nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü’minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

Allah’ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah’ın bir sünnetidir. Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.

Ahsab/37/38

AMİN…
yoncaaa

DUA ADAB-I

DUA (1)Dua  sınırlı ve aciz olan insanoğlunun; sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Allah ile kurduğu diyalog ve köprüdür.

Tevbe, istiğfar duâlarının manası, yaptığımız bütün günahlara pişmanlık duyduğumuzu ifade etmemiz, bundan sonraki hayatımızda bir daha böyle günah ve kusurları işlemeyeceğimize Rabbimize söz vermemizdir.

Günah ve kusurlarına pişmanlık duyup, üzüntü ve elem hisseden mü’min  önce şu istiğfar duâsını huşû ile okur:

استغفر الله استغفر الله استغفر الله العظيم الكريم اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اِليْهِ توبة عبد طالم لنفسه لا يملك لنفسه موتا ولا حياة و لا نشوراوَاَسْاَلُهُ لتََّوْبَةَ وَلْمَغْفِرَةَ وَلْهِداَيَةَلَناَ اِنَّهُ هُوَ لتَّوّاَبٌ رَحِيمُ

“Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”

“Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”

Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve’l-bâsü bade’l-mevt. Hakkun eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”

Hadis-i şerifte, “Her namazdan sonra, üç kere

Estağfîrullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etebü ileyh” okuyanın bütün günahları affolur” buyuruldu.
Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim.

Hadis-i şerifte, “İstiğfâre devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızklandırır”

Dertlerin, belâların gitmesi için, istigfâr okumak çok faydalıdır.

İstiğfârlardan meşhûr olanı  Peygamberimizin (SAV)bildirdiği,

“Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanirrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbiğfir lî” istigfarıdır.

Bu istigfar yirmibeş kere okursa, odasında, âilesinde, evinde ve şehrinde hiç kaza, belâ olmaz. Bunu her sabah ve akşam okumalıdır. Âlimlerin çoğu, talebelerine ve evlatlarına bunu okumalarını tavsıye etmişlerdir. Çok faydasını görmüşlerdir.

Günde en az yüz   defa   Estağfirullâhel”azîm… söylemek çok faydalıdır.

Her zaman ve her yerde ve namazlardan sonra ve yatarken, ma”nâlarını düşünerek, çok “Estağfirullah min külli mâ kerihallah” veyâ kısaca “Estağfirullah” demelidir.

Dua insanda fıtrî bir olgudur. Bu sebepledir ki  bütün dinlerde mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan şu veya bu şekilde dua eder. İnsanlar hayatları boyunca  üstesinden gelemeyecekleri birçok şeylerle karşılaşmakta  keder, sıkıntı, acz ve ümitsizliklere maruz kalmaktadırlar. Yüce Allah şöyle buyurur: “İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır … biz onun sıkıntısını giderince sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere yaptıkları iş böylesine süslü gösterilmiştir.” (Yunus, 10/12)

(Denizde) onları gölgeler gibi dalgalar sardığı zaman dîni yalnız kendisine has kılarak Allah’a yalvarırlar. Fakat o, onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı orta yolu tutar, (birçoğu da inkâr eder). Zaten bizim ayetlerimizi (öyle) nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez. “ (Lokman, 31/32)

Bu âyetlerden de anlaşıldığı gibi dua, insanda fıtrîdir ve özellikle sıkıntılı anlarda Allah’a dua etmek  sadece samimî olarak Allah’a inananlara has bir durum değildir. Allah’a ortak koşanlar da bu gibi durumlarda  Allah’a yönelir ve O’na dua ederler.

Dua ettikten sonra insan gönlünde bir ferahlık ve serinlik hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar. Bu yönüyle dua, insana bir şifa ve rûhî bunalımlara karşı koruyucu bir sağlık tedbiridir. Bu nedenledir ki dua etmeyen toplumlar rûhen çökmüş toplumlardır.

Âyet ve hadîslerde dua teşvik edilmiştir: “Rabbiniz, şöyle buyurdu: Bana dua edin, size cevap vereyim (duanızı kabul edeyim)” (Mü’minûn, 23/60).

Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyurur: ” Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.” (Tirmizî, Daavat,1; İbn Mace, Dua,1) Dua aynı zamanda bir ibadettir. “Dua ibadetin ta kendisidir. ” (Tirmizî, el-Bakara Sûresi Tefsiri, 16)

O halde dua sadece Allah’a yapılmalı, araya başka biri aracı olarak sokulmamalıdır. Nitekim namazın her rekâtında tekrar ettiğimiz Fatiha Sûresi’nde: “Sadece sana ibadet eder ve sadece senden yardım dileriz. “ (el-Fatiha, 1/4) buyurulur.

Kullardan istenecek yardım, onların güçleri dahilinde olan bir şey olmalıdır. Güçlerinin yetmediği bir şey onlardan istenemez. Hatta kulların güçlerinin dahilinde olan bir şeyin yapılmasını kendilerinden istediğimiz zaman bile asıl sebebin Allah olduğunu  O’nun dilemesi olmadan o şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bilmek gerekir.

Allah insana şahdamarından daha yakındır ve O’nun insana merhameti, bir annenin çocuğuna merhametinden çok fazladır. Bir âyette şöyle buyurur: “Kullarım sana beni sorunca  haber ver ki  ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim. “ (el-Bakara, 2/186)

Duanın muhteviyatı, Allah’tan istenen meseleyle ilgili olmalıdır. Meselâ yemek duası ayrıdır yolculuğa çıkıldığında yapılacak dua ayrıdır… Birçok konuda Hz. Peygamber (s.a.s.)’den nakledilmiş dualar mevcuttur. Kur’ân-ı Kerim’de geçmiş peygamberlerin duaları zikredilir. Dua bu me’sur dualarla yapılabileceği gibi, kişinin kendi gönlünden kopanın anlatımı da olabilir. Ancak belli davranışlarda; meselâ kabir ziyaretlerinde, yemeklerden sonra, helâya girerken,  yeni bir elbise giyerken, yolculuğa çıkarken… Hz. Muhammed (s.a.s.)’den nakledilmiş dualarla dua etmek hem sünnet, hem de daha güzeldir.

Dua eden kişi gönülden etmeli, duasında iyi şeyleri isteyerek kendisi de o doğrultuda çaba sarfetmelidir. Kişi duasında samimiyetini tavırlarıyla da ortaya koymalıdır. Meselâ duasında Allah’ın emirlerine itaat eden samimi bir müslüman olmayı ifade ediyorsa, hareketleriyle de böyle bir müslüman olma çabası içerisinde olmalıdır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

Biliniz ki  Allahu Teâlâ   kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez.” (Tirmizî, Daavât, 64)

Şüphesiz ki Allah insanın kalbinden geçenleri ve ihtiyaçlarını bilir. Ancak dil ile dua etmenin insanın kendisinin eğitilmesi konusunda etkisi vardır. Ayrıca dua Allah’ın bir emrinin yerine getirilmesidir, bir ibadettir. Kur’ân-ı Kerim’de Hak Teâlâ kendisine nasıl dua edileceğini kullarına öğretir, resûllerinin dualarını bize haber verir. Müminler önce bu dualara bakmak ve böyle dualarla Allah’ı zikretmek durumundadırlar. Gerçekten bilmediğimizi ve en güzelini öğreten Allah’tır. “... Ey Rabbimiz!…unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutma… “ (el-Bakara, 2/286)

Eyüp Aleyhisselâm,

“Ya Rabbi, gerçekten benim başıma bela geldi. Halbuki sen merhametlilerin merhametlisisin.” (el-Enbiya, 21/83); Zekeriya (a.s.), “Rabbim, beni yalnız bırakma…” (el-Enbiya, 21/89);

Âdem (a.s.), “Ey Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik. Eğer sen bizi affetmez ve bize acımazsan mutlaka zarara uğrayanlardan oluruz. “ (el-A’raf, 7/23) diyerek dua etmişlerdir. “Beni müslüman olarak öldür ve beni salih kullarına kat… ”

(Yusuf, 12/101) duası Yusuf (a.s.)’ın; “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Ben zalimlerden idim. ” duası da Yunus (a.s.)’ın duasıdır.

İmam Ahmed b. Hanbel’in Ebû Saîd el-Hudrî’den (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîste: “Duanın karşılıksız kalmayacağı, bilâkis üç şeyden birinin mutlaka meydana geleceği; ya kabul ya âhirete bırakma yahut eda edilen dua oranında günahın affedileceği” beyan buyurulmuştur.

Dua yalnız Allah’a yapılır; istek ve yardım sadece Allah’tan istenir. Allah’tan başkasından bir yardım ve istekte bulunan, müşriktir. Hatta ölümlerinden sonra kabirleri başında veya uzaktan peygamberlere ve salih kullara dua edip yakaranlar, aynen yıldızlara sığınan ve meleklerle peygamberleri rabler edinenler gibi Allah’tan başkasına dua eden müşriklerdir. Ancak melekler müminler için dua ve istiğfar etmektedirler.

Hz. Muhammed (s.a.s.) şöyle buyurur: “Ümmetimden yetmiş bin kişi sorgusuz sualsiz Cennet’e girecektir. Bunlar  rukye talep etmeyen, dağlayarak tedavi yapmayan, olayları uğursuzluğa yormayanlar ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir.” (Buhârî, Tıb, 18; Müslîm, İman, 371, 372)

Müminler ancak “Bize Allah yeter. ” demelidir. Rukye  okuyup üfleyerek tedavi demektir. Bütün peygamberler en kötü durumlarda yalnız Allah’a sığınmışlardır. Bunu da namazla yapmışlardır. Çünkü dua esas olarak namazdadır ve devamlılığı vardır.

Müslüman müslüman kardeşi için dua edebilir. Rasûlullah ” Kim bir hidayete çağırırsa, o hidayete tabi olanların mükafatının aynısı onların mükafatından hiçbir eksilme olmaksızın bu kimseye de verilir. “ buyurmuştur. (Müslim, İlm, 16; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Tirmizî, İlm,15)

Ebeveyn, kendilerine dua eden çocuklarının amelinden istifade eder: “İnsanoğlu öldüğü zaman artık ameli kesilmiştir. Yalnız şu üç şey bunun dışındadır: Sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve dua eden salih evlât “ (Müslim, Vasiyyet,14; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 14).

Rasûlullah, ümmetinden kendisine dua etmelerini istemiştir. Cenâb-ı Hak, “O’na salât ve selâm getirin “ (Ahzâb, 33/56) diye emretmiştir. Mümin, Allah’tan peygamber için vesîleyi isterse kıyamette o kimseye onun şefaati haktır.

Rasûlullah umreye giden Ömer (r.a.)’e: “Bizi de duandan unutma kardeşim.” demiştir (Ebû Dâvûd, Vitr, 23; Tirmizî, Daavât 109; İbn Mâce, Menâsik 5)

Rasûlullah her zaman ümmetini sadece Allah’a kulluğa çağırmıştır. Hanefi fukâhâsı: “Bir yaratık aracılığıyla Allah’tan bir şey istenemez” demiştir.

Hz. İbrahim,

“Doğrusu benim Rabbim duayı işiticidir” (İbrahim,14/39) demiştir.

Hz. Peygamber: Biriniz dua edeceği zaman Allah’a hamd ve senâ ile başlasın, Resûlüne salâvât getirsin ve bundan sonra artık dilediği duayı yapsın” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Salât, 358; Tirmizî, Daavât, 65)

Salih ameller vesîlesiyle talepte bulunmanın örneklerinden birisi mağaraya sığınan üç kişinin duasıdır. Bunlardan her biri yalnızca Allah’ın rızasını gözettiği önemli bir amelini zikrederek duada bulunmuştu. Çünkü böyle bir amel, Allah’ın, sahibinin duasının kabulünü gerektirecek bir sevgi ile sevdiği ve razı olduğu bir şeydi. Birisi ana-babasına yaptığı iyiliği zikrederek. diğeri tam iffeti delâletiyle, öteki ise emanete gösterdiği riâyet ve iyilikseverliği ile duada bulunmuştu. (Buhârî, Hars,13)

“Ya Rabbi, Ya Rabbi” diye duaya başlanır, bazılarının yaptığı gibi “Ya Hannân, ya Mennân” denilmez. Yine cahil halkın büyük bir kısmı Allah’tan başkasından yardım dilemeyi öyle bir hale getirmişlerdir ki, kabirler Allah’a duada birer şirk aracı yapılmıştır. Oysa Rasûlullah dahi, “Ey Allah’ım, benim kabrimi kendisine ibadet edilen bir put haline getirme… Peygamberlerin kabirlerini mescid edinen kimselere Allah’ın gazabı şiddetlidir… Benim kabrime ikide bir gelip orayı bayram yerine çevirmeyin.” diye uyarmıştır. (İmam Mâlik, Muvatta, Kasru’s Salât fi’s-Sefer, 85; Ebû Dâvud, Menasik, 100)

“Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.” derler. (Âli İmrân, 3/173) Dinin esası da budur.

Salât, Arapça’da dua anlamına da gelir: “Ey peygamber, Mü’minlere selât et, çünkü senin duan onlar için huzur ve sükûnettir.”(et-Tevbe, 9/103) Duada istenene kavuşma ve korkulandan kurtulma isteği vardır. Bu da ancak Allah’tan istenir.

İslâm bilginleri bid’at dua şekillerini şöyle tespit etmişlerdir: Ölü ya da gaip birinden yardım dilemek. Ey efendi hazretleri bana mağfiret et, tövbemi kabul et, demek şirktir. Peygamber ve salihlerden, ölmüş veya gaip birine benim için Allah’a dua et’, demek bid’attir. Ölülerden medet umulmaz. Kabirleri ziyarette ölülere ancak selâm verilebilir, onlara Kur’ân okunur. Allah’a, Allah’ım senden filancanın yanındaki makamı hakkı için şunu şunu istiyorum; diye dua etmek, nehyedilmiştir. Çünkü, “Yardım Allah’tandır.” (Enfâl, 8/10) “İnsanlar (mahşerde) toplandıkları zaman kendisine dua edilenler, onlara düşman olurlar ve onların kendilerine olan dualarını inkâr ederler.” (el-Ahkâf, 46/6)
Hz. Peygamber’e Allah’ı sormuşlardı. Cevaben Allah buyurdu ki:

“Kullarım sana beni sorduklarında: Ben muhakkak ki, yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin duasına icâbet ederim.” (el-Bakara, 2/186).

Dua ederken seslerini aşırı şekilde yükseltenleri gören Rasûlullah, şöyle buyurmuştu: “Ey insanlar! Kendinize gelin. Çünkü siz bir sağırı veya uzaktaki birini çağırmıyor, ancak herşeyi işiten ve çok yakın bulunan birine dua ediyorsunuz. Sizin kendisine dua ettiğiniz size bineğinizin boynundan daha yakındır.” (Buhârî, Cihad, 131; Daavât, 51; Tevhid 9; Ebû Dâvûd, Vitr, 26; İbn Hanbel, IV, 394, 402, 418; Müslim, Sahih IV, 2076)

Kul  duasında Allah ile arasında hiçbir engel hiçbir vasıta bulunmadığını böylece bilir; dua ederken yalnızca Allah’ı düşünür. Kalp başka birşey ile meşgulken dua etmek manasızdır. “Âmin” diye bağırıp çağırmak da manasızdır. İnsan dua ederek Allah’a yöneldiğinde, dileği, Allah’tan istediği şeylerin gerçekleşmesine yardımcı olacak sebeplerin yaratılmasıdır. Yani kul eylemiyle yakınlaşmazsa, ettiği duanın mânâsı olmaz. Tembelliği huy edinmiş biri rızık için dua edebilir,  önce çalışması lâzımdır… Duada riya olmaz. Duanın hemen kabul edilmesinde acele edilmez. Hiçbir dua boşa gitmez. En güzel sözlerden biri “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah”tır.

Gönülden, gizlice, bağırmadan, samimiyetle dua edilir. “Rabbınıza gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu o, aşırı gidenleri sevmez. “ (el-Â’râf, 7/55)

Secîli, kafiyeli, yazılı dualarda riya vardır. Başkalarına dua ediyor görüntüsü vermek de böyledir. Bu şekilde ağlayarak dua edenin gözyaşları öteki insanları etkilemek içindir ve duası riyadır. Özel olarak komutlu dua da böyledir.

Samimiyet…

 

HOŞ SOHBET!….

http://www.volpeypir.com/

 

Yemin olsun fecr’e (şafak vaktine)!
Ve on geceye!
Hem çifte ve teke!
Ve geçip giderken, geceye!

 

“Hiçbir günde yapılan sâlih amel Allâhü Teâlâ’ya Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan sâlih amelden daha sevimli olamaz. Bu günlerde tutulan bir gün oruç bir senelik oruca, bir gecesini (ibâdet ile) ihyâ etmek de Kadir gecesini ihyâ etmeye denktir.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)

Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esâsından biri olan hac farîzasının îfâ edildiği umûmî af ayıdır. Arafât’a çıkıldığı, Allâh için milyonlarca kurbanın kesildiği ve bir senelik hesapların görülüp amel defterlerinin kapandığı mukaddes bir aydır.

Zilhiccenin ilk on gecesi “leyâli-i aşere” yâni 10 mübârek gecedir. Bu ayda, noksanların tamamlanması için istiğfâr, salevât-ı şerîfe, diğer duâlar ve tesbîh namazına devamda hayır vardır.

Hacca gidemeyen mü’minlerin bu günlerde oruç tutmaları çok büyük fazîlettir. Kurban bayramından evvel dokuz gün oruç tutmalı, 10. günü kurban kesilinceye kadar bir şey yemeyip kurban etinden yemelidir. Bu mendubdur.

Hiç olmazsa 8’inci gün ile beraber 9’uncu günü (Arefe günü) oruçlu olmak lâzımdır.

Arefe günü sabah namazından bayramın 4’üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farz namazların arkasından Teşrîk tekbîri (Allâhü Ekber Allâhü Ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü Ekber ve lillâhil-hamd) okumak kadın-erkek her mükellef Müslümana vâciptir.

ZİLHİCCENİN İLK ON GÜNÜNDE NE YAPILIR?

Zilhicce ayının birinden onuna (yani Kurban Bayramının ilk gününe) kadar, her gün sabah namazlarından sonra:

10 salevât-ı şerîfe:

“Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.”

10 istiğfâr:

“Estağfirullâhe’l-Azîm el-Kerîm ellezî lâ ilâhe illâ Hüve’l-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyk ve nes’elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ innehû hüve’t-Tevvâbü’r-Rahîm.”

10 tevhid:

“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve Hayyün lâ yemûtü biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in Kadîr” okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Bir kimse, bu on günlerde;
Yoksul birine iyilik ettiği zaman;
Allah’ın (cc) Peygamber’ine (asm) bir iyilik bulunmuş gibi olur.
Bir hastayı ziyaret eder ise;
Allah’ın (cc) veli kullarından birini ziyaret etmiş gibi olur.
Bir cenazeye katılır ise;
Allah (cc) yolunda şehit olanların cenazesine katılmış gibi sevap alır.
Bir Mümin’i giydirir ise;
Allah (cc) öbür alemde kendisine cennet hullelerinden giydirir.
Bir yetime iyilik ederse;
Kıyamet günü Allah (cc) ona arşının altından lutfunu yağdırır.
İlim meclislerinden birinde hazır olur ise;
Nebilerin ve resullerin meclislerinde bulunmuş kadar sevap alır.
On günleri değerlendirenler için denilmiştir ki:
Bir kimse, bu on günleri değerlendirir ise, Cenab-ı Hak o kişiye on ikramda bulunur.

Ve…

Ömrü uğurlu ve bereketli olur.
Malında bereket olur, artar.
Allah onun çoluk çocuğunu korur.
Günahlarına kefaret olur.
Yaptığı iyiliklere kat kat sevap alır.
Ölüm halini kolay eder.
Kabrindeki karanlık günlerine aydınlık verir.
Mizanında iyilik tarafını ağır bastırır.
Ahirette düşük hallerden, rezil ve zelil olmaktan kurtarır.
Cennetteki derecelerini yükseltir.

Peygamberimiz (asm) ise; “Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah (cc) nezdinde daha makbuldür” buyurmuştur.

Kimi yerlerin mukaddeslik açısından başka yerlere göre daha faziletli olması gibi, bazı vakitler de diğer vakitlere göre daha değerli ve faziletli olabilir. Bu anlamda Zilhicce’nin ilk on günü, yıl içindeki diğer günlere göre daha üstündür, bu hükmün en önemli sonucu “senenin en faziletli günlerinde oruç tutmayı veya herhangi bir ibadet yapmayı adayan kimsenin nasıl hareket edeceğinin belirtmesinde” ortaya çıkar.
Bir kimse en faziletli günlerin birisinde bu ibadetleri yerine getirmeyi adarsa, arefe gününde bu ibadeti yerine getirmesi gerekir. Zira Zilhicce’nin on günü içindeki en faziletli gün arefe günüdür.
Zilhicce ayının ilk on günü dünyadaki günlerin en üstünüdür
“Dünyada günlerin en üstünü Zilhicce ayının ilk on günleridir.”
Bu ayda yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden daha makbuldür
Cenab-ı Hak Zilhicce ayının on günü üzerine yemin etmiş, Peygamberimiz (asm) ise; “Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah (cc) nezdinde daha makbuldür.” buyurmuştur.
Zilhicce ayının içerisinde Kurban Bayramı olduğu için mübarek aylardandır
Zilhicce; Ayların on ikincisi ve savaşmanın haram kılındığı haram ayların (Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep) ikincisidir. İçinde Kurban bayramının da bulunduğu Zilhicce ayı, mübarek ayların en mühimleri arasında yer almaktadır.
Zilhicce ayında hacc-ı ekber olduğu için faziletlidir
Senedeki faziletli günler. Ramazan aynıdan sonra, Arefe günü, Aşûre günü, Zilhicce ve Muharrem aylarının ilk on günleridir. Haram aylarının tamamı, oruç tutma günleridir. Bunlar faziletli günlerdir.

Rabbinin Kulu..

Peygamberinin kölesi..

Hocasının Müridi…

ZİLKADE

hilal

Zilkade ayının 25 günü (dahvul arz) Kabe’nin altından başlamak suretiyle yer yüzü yayılmaya ve yaratılışına başlanmıştır..

Gecesini ibadetle geçirmek gündüzünü de oruçlu geçirmenin çokça sevabı vardır…

İmam rıza (as)’dan nakledilen rivayette: “ bu gece hz İbrahim ve İsa (as)’lar dünyaya geldi ve Dahvul arzdır Gecesinin ibadetinin çokça sevabı ve gündüzünün orucun 60 ay oruç tutmak kadar sevabı vardır” Bir başka rivayette de İmam Zamanın zuhur edeceği gündür; diye geçmektedir..

Zilkade ayının 25 gününün amel ve önemi:

Yılın dört gününden biridir ki; orucu bütün diğer günlerden fazileti fazladır Yine rivayette orucunun 70 yıllık oruç sevabına eş değer olduğu ve bir başkasında ise 70 yılık keffare olduğu beyan buyrulmuştur…

Herkim gecesini ibadetle ve gündüzünü de oruçlu geçirirse ona 100 yıllık ibadet sevabı yazılır..

Bu günü oruçlu geçiren kimse için yer ve gök arasında her ne varsa istiğfar eder Allah’ın rahmeti bu günde yayılmıştır ve bu günde kim ibadet eder ve Allah’ın zikri için toplanırsa çokça ecir vardır..

(Riyâzü’s-salihîn,II,507)

(Vit-amin.net)

ZİLKADE…


MÜLK

 

Zilkade Ayı’nın Amelleri

Bu ayın ilk Pazar günü kılınması gereken tövbe namazı.

Bu konuda Resulü Ekrem’den (s.a.a) hadisler nakledilmiştir. Bu namazın fazileti hakkında hadislerde şöyle nakledilmiştir: “Her kim bu namazı kılarsa tövbesi kabul olur, günahları bağışlanır, namaz kılanın kendisine ve ailesine bereket sebebi olur, Kıyamet günü ondan maddi ve manevi alacaklı olanlar, hakkı olanlar ondan razı olurlar, imanlı olarak dünyadan göçer, kabri onun için geniş ve nurani olur, anne ve babası ondan razı olur, onlarda Allah’ın mağfiretine şamil olurlar, soyundan gelenler bağışlanır, rızkı artar, ölüm meleği canını aldığı sırada ona hoşgörülü davranarak canını rahat alır.

Zilkade Ayında Kılınması Gereken Tövbe Namazı

Zilkade Ayının ilk Pazar günü kılınması gereken tövbe namazı şu şekildedir:

Allah Resulü (s.a.a) namazın şu şekilde kılınmasını bizzat kendisi buyurmuştur: “Pazar günü önce gusül almalı (guslün niyetini tövbe guslü olarak almalı) sonra abdest almalıdır. Sonra sabah namazı gibi iki şer iki şer olmak üzere dört rekatlık namaz kılmalıdır. (Namazın niyeti için tövbe namazı kılıyorum gurbeten ilallah denilmesi gerekir.) Namazın birinci ve ikinci rekatlarında bir defa Fatiha suresini okumalı sonra üç defa “ihlas” suresini, bir defa “felek” ve “nas” surelerini peş peşe okumalıdır. Birincisi bittikten sonra ikinci iki rekatlık namazı da aynı şekilde kılıp bitirdikten sonra 70 kere “esteğfirullahi rabbi ve etubu ileyh” diyerek istiğfar etmeli. Sonra şu zikri demelidir:

“لا حَوْلَ وَلا قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلىِّ الْعَظيمِ”

“la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim”

Sonra şu duayı okumalıdır:

“يا عَزيزُ يا غَفّارُ، اِغْفِرْ لى ذُ نُوبى، وَذُ نُوبَ جَميـعِ الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِناتِ، فَاِنَّهُ لا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلاَّ اَنْتَ”

“Ya azizu ya ğafur, iğfirli zunubi, ve zunube cemiel muminine vel muminat, fe innehu la yeğfiruz zunube ille ente”

“Ey kudretli, ey bağışlayan! benim ve tüm mümin erkek ve kadınların günahlarını bağışla. Hiç şüphesiz senden başka günahları bağışlayan yoktur.”

Allah Resulüne (s.a.a) ya Resülallah! Eğer bu ameli başka günler yaparsak aynı sevabı alır mıyız? Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Aynı sevap ve özelliğe sahiptir.” Sonra şöyle buyurdu: “Bunları miraç gecesinde Cebrail bana öğretti.”

Bu Ayda Tutulacak Üç Günlük Oruç

Allah Resulü (s.a.a) haram aylarda oruç tutma hakkında şöyle buyurmuştur: “Her kim haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutarsa Allah o kişiye bir yıllık oruç sevabı yazar. Başka bir hadiste ise şöyle buyurmuştur: “O kişiye günlerini oruç tutarak, gecelerini de ibadetle geçiren 900 yıllık ibadet sevabı verilir.

MÜMİN….

Vitaminnn

1. Mü’minler muhakkak felâh bulmuş (umduklarına ermişler)dir.

2. Onlar, namazlarında huşû içinde (kalbi ve bedeniyle tam teslimiyet halinde)dirler.

5. Onlar, edep yerlerini/iffetlerini korurlar.

6. Sadece eşleri veya ellerinin sahip oldukları (kendi cariyeleri) ile (münasebet) kurarlar. Çünkü onlar (bundan dolayı) kınanmazlar.

7. Kim bu (helal ola)ndan ötesini isterse, işte onlar haddi aşanlardır.

8. Onlar (o mü’minler) ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.

9. Onlar ki namazların(ı vaktinde ve gereğince kılmay)a devam ederler.

(“Ben inandım” diyenlerin umduklarına kavuşması kendi ölçülerine göre değil ancak bu ve benzeri âyetlerde belirtilen özellikleri taşımakla gerçekleşir.)

10-11. İşte onlar, vâris olanların ta kendileridir. Onlar (cennetlerin en yücesi) Firdevs’e vâris olacaklardır ki bu mirasçılar, orada ebedî kalacaklardır.

Şüphesiz müminler  kurtuluşa ermişlerdir..

(/Vit-amin.net//)