Kategori arşivi: YÜCE İSLAM

İSTİKBAL İSLAM Bizimle !….

İstikbal İSLAM’ındır!..Biz de Varız!…

Resul’ünü hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki müşrikler hoşlanmasalarda ( hak din İslamı) onu bütün dinlere üstün kılacaktır!.(Tevbe/33)

Yeryüzünde kulluğun Allah için olması Müslümanların yegane ve temel hedefi olmalıdır.Bu Allah’ın bir emridir. İslam Allah’a kulluktan alıkoyan, Allah’ın yolundan saptıran her türlü ideolojinin batılı düşünce ve yaşam tarzının modernleşme adı altında ki kültür yozlaşmalarının karşısındadır..

Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemez.(Bakara 286)

”Muhakkak ki bu iş (islam’ın hakimiyeti) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Azizi aziz ederek, bu dini ona dahil edecektir. Allah’ın bu işte aziz edeceği İslam’dır.

(Ahmed b.Hanbel,Tebarani,İbni Hıbban)

İslam’ın iktisadi, askeri, kültürel her alanda batılı inanç ve düşüncelerin önünde olacağı ve onlara galip geleceği  müjdelenip ResulAllah tarafından şöyle işaret edilmiştir.
”Biz Abdullah b. Ömer’ve bir kaç sahabi yanındaydık, şöyle soruldu; İlk önce hangi şehirler feth edilecek? Konstantiniye mi? Roma mı?
Abdullah kilitli bir sandığın getirilmesini istedi.Ondan yazılı bir kağıt çıkardı ve şöyle dedi;”Biz ResulAllah (sav) etrafında yazıyorken, hangi şehir önce feth olunacak, Konstantiniye mi? Roma mı? diye soruldu. ResulAllah (sav) Heraklin’in şehrinin yani Konstantiniye’nin önce feth edileceğini söyledi.”

Bilindiği üzre;”Konstantinepolis (Konstantinople)’in fethi ve fatihi Son Peygamber (sav) Efendimiz tarafından;

”Konstantiniyye elbet bir gün feth edilecektir.Onu feth eden komutan ne güzel komutan onu fetheden asker ne güzel askerdir!.” övülmüştür.

Peygamber Efendimizin (sav) fethi müjdelemesinden fethin gerçekleşmesine kadar geçen zaman döneminde bir çok sahabi ve devlet bu mübarek övgüye mazhar olmak için adeta birbirleriyle yarışmışlar, Araplar, Avarlar, Avrupalılar ve Osmanlılar derken defalarca kuşatılmış ve fetih girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Bu kuşatmalardan söz etmek gerekirse;

*Makedonya Kralı Phillippe M.Ö 340
*Roma İmparatoru Septim Severus (Başarılı olmuş şehri Roma’ya bağlamıştır.) M.Ö 194
*İran Hükümdarı Keyhüsrev M.S 616
*İran ve Avar Türkleri M.S 626
*Emevi Halifesi Muaviye M.S 665
*Emevi Halifesi Muaviye M.S 667
*Emevi Halifesi Muaviye M.S 672
*Emevi Halifesi I.Velid M.S 712
*Emevi Halifesi I.Velid (Yalnızca Galata civarını almış Arap camii inşaa edilmiştir.) M.S 722
*Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)M.S 782
*Abbasi Halifesi Mütevekkil M.S 854
*Ruslar M.S 864
*Abbasi Halifesi Mütevekkil M.S 869
*Ruslar M.S 936
*Macarlar M.S 959
*Abbasiler M.S(Kent haraca bağlanmıştır)
*Latinler M.S 1203 (1261 e kadar İstanbul’u ellerinde tuttular)
*Venedikliler M.S 1302
*Cenovalılar M.S 1348
*Osmanlı Padişahı I.Bayazıt M.S 1391-1396
*Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi M.S 1412
*Osmanlı Padişahı II. Murat M.S 1422
*Cenovalılar M.S 1437
*Osmanlı Padişahı II. Mehmed (Fatih; Başarılı olmuştur. Şehir Türk’lerin egemenliği altına girmiştir.)

II.Mehmed ..Fatih..Fatih Sultan Mehmed;
Babası II. Murat Fatih Sultan Mehmed’in Babasıolup, I.Mehmet çelebinin oğlu Osmanlı Padişahı, Annesi Emine Hatun’dur. Bursa, Amasya, Edirne de Şehzadeliğini yapan, eğitimini önemli alimlerden alan 11yaşından itibaren devlet idaresini öğrenen, ilmi sohbetleri seven, ince ruhlu, adil ve merhametli, iyi bir askeri eğitim almış ve 12 yaşından itibaren savaşların içinde bulunmuştu. Babası I.Mehmed’den tahtı genç yaşlarda devralmış, Oğlu II.Mehmed’i de küçük yaşta tahta geçirmişti. Fetihlerle geçen yaşamında artık inzivaya çekilmek diniyle yoğunlaşmak istiyordu. Çocukluğu çok hareketli geçen Fatih Sultan Mehmed’e otoriter bir hoca bulmuştu. Hz. Molla Gürani. Haçlılarla anlaşmalar yapmış ve  sonra da tahtı 12 yaşında ki Oğluna bırakmıştı. Fatih’in babası olmaya gerçekten layıktı. Hacı Bayram Veli Hz.’inden İstanbul’un fethiyle ilgili keşifler almış, oğlunu bu fethe hazırlamak için Kırk yaşlarında tahttan feragat etmişti. Zira ”Gazavat’ı Sultan Murat ibn Muhammed Han”adlı eserinde Zaif’e göre rüyasında ResulAllah (sav) görmüş, Efendimiz ona yakında büyük bir savaşın çıkacağını tahtı oğluna bırakması gerektiğini söylemişti.
Tabii Avrupalı haçlılar boş durmamış onlarda bir çocuk tahta geçti diyerek bütün anlaşmaları bozmuş ve Osmanlıyı tarih sahnesinden silmek için hazırlıklara başlamıştı.
Bunun haberini alan II.Mehmet derhal babası II. Murat’a haber gönderdi.
Fatih Sultan Mehmet;
-Devleti Aliyeyi Osmaniye zor durumda kalabilir tahta geçiniz.
II. Murat;
-Taht senindir gerekeni yapınız.
Fatih;
-Padişah siz iseniz taht sizinse geliniz ordunuzun başına geçiniz. Yok eğer Padişah bensem taht benimse emrediyorum geliniz ordunun başına geçiniz.
Fatih bu muhteşem cevap ile babasını dahi kendisine hayran etmiş ve itaat etmekten başka çare  bırakmamıştı.

Bir kaç sene sonra yeniden komutanın başına geçecektir. II.Mehmet için fethin gayret ve hazırlıkları da başlamıştır artık. İlk iş olarak ayaklanma çıkaran Karamanoğullarına sefer düzenlemiş İstanbul’un fethini düşündüğü için onu affetmişti. Macarlara, Sırplara, Bizanslılara karşı yumuşak davranıyor onların haçlı olarak birleşmesini önlemeye, zaman kazanmaya çalışıyordu. Bizans imparatorluğu küçüle küçüle sadece İstanbul sınırları içinde hüküm süren bir devlet konumuna düşmüştü. Yine de Bizans’ın varlığı Türk hakimiyeti için bir tehdit oluşturuyordu. Anadolu’daki küçük azınlıkları kışkırtmaktan geri durmuyorlar, Osmanlı şehzadeleri arasında taht kavgalarına karışıp, devletin iç düzenini bozuyorlardı. İstanbul’un Osmanlı Devletinin hakimiyeti altına girmesi ticari kültürel yönden önemli bir avantaj olup, böylelikle İstanbul boğazı tamamen kontrol altına alınacak bu sayede Karadeniz ticaret yolları da ele geçirilecekti. Fetih hazırlıkları başlamıştı. Devrin mühendislerinden Musluhuddin Saruca Sekban, Osmanlılara sığınan Macar Urban Edirne de top dökümüyle görevlendirildi.”Şahi” adı verilen bu topların yanında tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerinin üretilmesi yapılan hazırlıklar aşamasındaydı. Yıldırım Beyazıt’ın İstanbul’u feth etmeye çalışırken yaptırdığı Anadolu Hisarının karşısına Rumeli Hisarını yaptırdı. 400 parçadan oluşan muteşem bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasında ki bir donanma Mora’ya gönderilerek Bizans’a yardım gelmesinin önü kesildi. Eflak, Sırbistan ve Macarlarla antlaşmalar yenilendi. Bu arada Bizans da hiç boş durmuyordu. Şehre yiyecek depoluyor ve surları sağlamlaştırıyor, Haliçten gelecek tehlikelere karşı da tedbir alıyorlardı. Haçlılardan yardım talep ediyor. Papa ise Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesi şartını ön koşuyordu. En nihayet Katoliklerden nefret eden Ortodokslar ise ” İstanbul da kardinal küllahı görmektense Türk sarığı görmeye razıyız dediler. ” Ve fetih başladı.
Hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz Fatih Sultan Mehmet Bizans imparatoru Konstantin’e bir elçi göndererek kan dökülmeden şehri teslim etmesini istedi. Savaşa hazırız mesajıyla beraber şehrin kuşatması 6 Nisan 1453’te başladı. Topkapı surları Haliç derken çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Venedik ve Cenevizlilerde Bizans’a yardım ediyorlardı. Rumeli ve Anadolu beylerinden birliklerde fethe katıldılar. Çevre devletlerden de fethe katılan mübarekler olmuştu, bunlardan biride Buhara dan Fethe katılan Akbaba Hz.idi. Akşemseddin devamlı olarak Fatih’e manevi telkinlerde bulunuyor, serili seccadesinde dualarıyla destek oluyordu. Donanmanın Haliç’e girmesi gerekiyordu. Fatih Sultan Mehmet’in aklına hemen bir fikir geldi. Donanmayı kızaklarla Haliç’e indirecekti. Çevre köylülerden(Galata Cenevizlileri) ne kadar sade yağ, zeytin yağı vs. varsa aldı ve bir gecede 67 takriben 72 parça donanmayı Haliç’e indirtti. Sabahleyin toplar Haliç’in surlarını dövmeye başlamıştı. Fatih Sultan Mehmet ne pahasına olursa olsun İstanbul’u almak istiyordu.

”Ya İstanbul beni alır, ya da ben onu!”diyordu.

Ordu mensupları ve alimlerle önemli ve cesaret verici bir toplantı yaptı. Artık Bizans’ı koruyan surlar üzerinde tamir edilemez gedikler açılıyordu. Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olma pahasına da olsa surlar artık direnemiyordu. Tam 53 gün süren 1125 yıllık Bizans İmparatorluğuna başkentlik yapmış İstanbul artık feth edilmişti.
”Bu ne güzel Komutan bu ne güzel asker”

Şehrin giriş kapısından ordusu ve askeriyle girerken ellerinde çiçekler kendilerine doğru gelen  birisi çiçekleri hemen yanında duran Hocası Akşemsettin’e uzatmış, Akşemsettin ise Fatihi gösterek işte Komutan işte Fatih dercesine işaret etmiş ve Fatih de Hocasını göstermiş -Çiçekleri Hocama verin. Bu şehrin manevi Fatihi odur. diyerek Hocasını onurlandırmıştı. Bu fetihten sonra II. Mehmet Sultan ”Fatih” ülke alan, çağ açan, fetheden unvanını almıştı. İlk iş olarak Ayasofya’ ya giderek orayı camiye dönüştürdü. Caminin kıblesi Kabeye dönük değildi. Bir rivayete göre Hızır A.Selam gelmiş ortada bulunan büyükçe bir sütunu sadece baş parmağıyla tutarak caminin kıblesini Kabe’ye çevirmişti. İlk namazı ordusuyla orda ifa eyledikten sonra din, dil, insan ayırt etmeksizin yönetimi ele aldı ve İstanbul’u farklı dinlerden insanların bir arda yaşadığı bir ticaret, kültür ve İslam şehri yapmayı amaçladı.

O döneme kadar fethedilemeyen İstanbul’un Efsanevi bir şehir olmasının nedeni pek tabi ki etrafını çeviren ve dünyada eşi benzeri dahi olmayan surlardan kaynaklanıyordu. Çin seddi bile dayanıklılık açısından bu surlar gibi değildi. Bu surlar karada 6492m, suda 820m.idi, dile kolay. Surlar önde mobil kuvvetlerle korunur, arkada hendekler, ondan sonra mızraklı askerlerin beklediği savunma mazgalları bir daha savunma amaçlı 5,7m. yüksekliğinde orta surlar ( Bu surlarda çok şehit verilmiştir.). Arkada 12-13 m. yüksekliğinde ki asıl surlar ve üzerinde hiç bir canlının şehre yaklaşmasına izin vermeyen askerler bulunurdu.

Ya sonra? Sonra mı? Ne oldu?

Tabi ki sonrasında da hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek ve İslam’ı yaymak için yeni fetihler,  yeni seferler başladı.

Sefer nereye?

diye soran bir devlet adamına da ;

”Sır saklamayı bilirmisin?

Evet bilirim?

Bizde biliriz?…diyen bu büyük Komutan  niyetinin başka olduğunu şu sözlerle ifade etmekteydi..

”Gazamız Kal’a fethetmek değildir..”

Peki Niyeti neydi? Bizim niyetimiz de ne olmalıydı? Adeta  gelecek nesiller için niyet  belirlemiş ve hedef göstermişti.

”İmtisal-i cahidu fillah oluptur niyetim.

Din-i İslamın mücerred gayretidir gayretim.”

Niyetim Allah yolunda cihad edenlere örnek olmak; gayretim ise İslam dinini yüceltmektir, demişti.

Enbiya vü evliya istinadım var benüm,

Lütfu hakdandır heman ümmid-i fethü nusretim.

Peygamberlerle velilerdir istindim benim,

Hakkın lütfundandır ; fetih ve başarı benim.

Fazl-ı hakku himmet-i cündi rıcalullah ile

Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemektür niyyetüm,

Nefsi mal ile n’ola  kılsam cihanda ictihad

Hamdülillah var gazaya  sad hezaran ragbetum:

Ey Mehemmed mu’cizat-ı Ahmed-i Muhtar ile

Umaram galip ola  a’da-yı dine devletüm!….

Umarım galip olur din düşmanlarına devletim …

”Muhakkak ki Allah kendine yardım edenlere yardım edecektir.Şüphe yok ki Allah güçlü olandır, aziz olandır.”(Hacc/40)

Andolsun, biz Zikir’ den sonra Zebur ‘da da;” Şüphesiz yer yüzüne salih kullarım varisçi olacaktır.” diye yazdık. Gerçekten bunda  Allah’ a kulluk eden bir toplum için yeterli açık bir mesaj vardır. (Enbiya 105/106)

Allah İstikbalin İslam’ın olacağını nusret ve yardımın kendi katında olduğunu ve kendi yolunda olan ve dinini yeryüzünde hakim kılmak için mücadele eden müminlere  yardım edeceğini müjdeleyip vaad etmişti..

”Zafer ancak aziz ve hakim olan Allah’ın katında dır.” (Ali imran 126)

Ey iman edenler! Eğer  Allah’ın dinine yardım ederseniz , o size zafer verir ve ayaklarınızı sabit kılar. (Kıtal 7)

Onun rızasını kazanma yolunda İslam davasını ihlasla yüklenip çalışıp çabalamak, gayret göstermek ve  sabretmek gerekiyor. Allah dininin yer yüzünde hakim olabilmesi için bize yardım edecektir. Yeter ki biz samimi, sadık ve ihlaslı olalım..

”Din samimiyettir..”

Kime karşı ya ResulAllah?

”Allah’a, Peygamber’ine, devlet yöneticilerine,  müminlere.”

”Allah’ın Lutfundan ümidi kesmeyiniz. Çünkü Allah’ın lütfundan ancak kafirler topluluğu ümidi keser.” (Yusuf/87)

İslam karşı mücadele  edenlerin istediği ortak gayesi de İslam toplumunu batılı toplumların, batılı toplulukların, batılı kültürlerin, batılı öğreti ve felsefelerinin ışığında kendine bir çıkış yolu arayan, belirlediği hedeflerini milli, irade ve şuur  noksanlığında gerçekleştirmeye çalışan, yenik düşmüş,  mevcut şartlara teslim olmuş bir nesil…yeni bir  Müslüman kimliği.. Müslüman uyan.. Müslüman teslim olan demek tamam. Fakat Rabbine, Resulüne teslim olan..gerçek  ışığın Hz. Muhammedin Nur’ u olduğunun noksanlığında bir nesil..

İşte O Nur;

”Babam anam sana feda olsun Ya ResulAllah, Allah’ın eşyadan önce yarattığı ilk şeyi bana haber ver? dedim. Hz.Cabir(r.a)

ResulAllah (sav);

Ey Cabir! Allah’u Teala eşyayı  yaratmadan evvel kendi nurundan senin Nebi’nin nurunu yarattı…

Bu nur Allah’ın dilediği şekilde devran ediyordu. Ne zaman ki Allah mahlukatı yarattı ve diledi. Bu nuru dört parçaya böldü. İlk nurundan kalemi, ikinciden levhi (Levh-i Mahfuz), üçüncüden de arşı yarattı ve dördüncüyü de dört parçaya böldü ; birinci parçadan Hamele-i Arşı (Arşın taşıyıcılarını), ikinci parçadan kürsi’yi, üçüncü parçadan da diğer melekleri yarattı, dördüncü kısmı da tekrar dört parçaya böldü; birinci parçadan gökleri, ikinci parçadan yerleri, üçüncü parçadan tekrar cennet ve cehennemi yarattı, sonra dördüncü parçayı tekrar dörde böldü; birinci parçadan müminlerin basiret nurunu, iman şuurunu, ikinci parçadan marifetullahtan ibaret olan kalplerin nurunu, üçüncü parçadan tevhit den ibaret olan ünsiyet nurunu (La ilahe illallah Muhammedür ResulAllah nurunu)yarattı. (Acluni/312)

Allah;

”Seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım.” Ya Muhammed.

Cebrailim selam söyle dostuma,

Gelsin seyran etsin arşım üstüne,

Ben O’num dur, O benim Ey Cebrail,

Aramızda nesne yoktur öyle bil,

Onun hürmetine durur cümle kul,

Benim Muhammedim  nurdan Ahmedim.

Onculayın hiç bir kul yaratmadım,

Onun bir sözünü iki yapmadım,

Ümmetini cehennemde yakmadım

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim.

Ahmedimdir enbiyaların başı,

Göklerimin nuru, Arşın nakkaşı,

Yerde gökte iki cihan güneşi,

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim,

Donattım arşımı gelsin göreyim,

Kulların halinden haber sorayım,

O gelsin ben ona cevap vereyim,

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim,

Kendi nurumdan yarattım O’nu,

Aşık oldum O’na hem dünü günü,

Neylerem ben Onsuz iki cihanı,

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim,

Yunus neder iki cihanı sensiz,

Sen hak peygambersin şeksiz şüphesiz,

Sana uymayanlar gider imansız,

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim!…

İstikbal İslamın’dır!..Ve Onu omuzlayan Hüseyin Hoca Efendi ve Eczacı ve Filizin beraberliğiyle  İslâma hizmet eden güzel okullar da yeni nesiller yetiştirmekte…İstikbal bizimdir!…

Allah dinine yardım edecek ve yardım edenleri mükafatlandıracaktır. O zaman  mülkün ve her şeyin tek ve gerçek sahibi Allah olduğuna göre bize düşen Allah’a sığınıp, güvenip, dayanmak, gayret  göstermek, tarihler boyunca oynanan bu ve benzeri oyunların tuzağına düşmemek, kendimize ve çevremize nehyil anil münker yapmak ve İslâmın güzelliklerini ve ve bu güzel değerlerini  öğrenmeye yaşamaya ve yaşatmaya devam ve azmetmektir.

Resulünü  hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Öyle ki; müşrikler hoşlanmasalar da onu (Hak din İslamı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır.(Tevbe 33)

Allah yeryüzünde İslam dışındaki bütün dinler  fikirler ve ideolojiler üzerine İslamı hakim kılacaktır. Salih kullarının üzerinden baskıları , zulümleri, korkuları kaldıracak, güvende kılacak ve düşmanlarına galip getirecektir. Bu ilahi bir vaad’dir. Peygamberimizin (sav) bir müjdesidir..

İslam davasını omuzla, yüklen.. Dinini öğren ve tanı. Yaşa, yaşat ve öğret…

Peygamber’ini (sav) sünnetini hadisini Allahın ayetlerini oku öğren ve öğret ..Bu güzellikleri yaşa ve yaşat..Yer yüzüne İslam hakim olsun. Yer yüzüne  güzellik!..

Dünyayı İslam kurtaracak..Kurtacak dünyayı İslâm ve güzellik..

Sevgiyle!…

İstikbal Hüseyin Hoca Efendi ve Eczacı Filizin Rabbine ve İslâma ve Hocasına hizmette Hüseyin Hocasının eşliğiyle!…Allah muvaffak etsin…

Amiiin

Hüseyin Hocam ve Eczacı Filiz

Kaynak; Kur’an: (Tevbe 33),(Hacc 40),(Enbiya 105/106),(Yusuf 87).(Bakara/286),(Ali imran/126)

Hadis; (Ahmed, Nusned I V-127);(Hakim, Müstedrak,11-600/4175);(İbni Hibban, El İhsan, XIV-3126404);(el-Asar’l-Merfua,s.42-3); (Kastalani,Mevahibul -Ledünniye:1/6);(Acluni:312); (Keşfu’ l Hafa c.1 262-265-266)

(Ahmed b. Hanbel, Taberani,İbni Hibban)

Hadisi Kutsi; (Ahmed, Müsned IV-127), (Hakim, Müstedrak II-600/4175),(İbni Hibban,XIV-312/6404), Acluni, (Keşfü’ Hafa I-265/827)

Fatih Sultan Mehmet

Yunus Emre

Türkçe bilgi.com

Fatihin cevabı/”Gazavatı Sultan Murad ibn. Muhammed Han”/Zaif

Gelibolulu Zaifi Mehmet (Mutasavvuf Şair)

II. Murat Saltanatı 12 Yaşındaki oğluna niçin bıraktı/Prf . Dr. Mefail Hızlı

Estanbul.com

Sorularla İslamiyet.com

İslami yöntem.net

Hüseyin Hocam Ve Eczacı Filiz

HALİFE….

HaLife!.. HaLife’yi Ruyi Zemin!…

Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimizden sonra şeriatın koruyuculuğunu ve  Müslümanların imamlığını,  yönetimini üstlenmiş kimsedir Halife…

Peygamber Efendimiz (sav) den sonra 632 Hicri yıllarında İslam toplumunu ileri gelenleri  Hz. Peygamberin peygamberlik  görevleri  dışındaki  görevlerini  yürütmek  üzere  bir halife  seçmek için bir araya  geldiler. Hz. Ebubekir (R.a) Halife resmen seçilmeden önce Hz. Peygamber Muhammed Mustafa (sav) tarafından cemaatle  beraber kıldığı son namazlarında  işaret edilmişti.. Namaza çıkamadığı zamanlar ”Ebubekir’e söyleyin namazı kıldırsın.” demesi, Hz. Ömer’in imamete geçtiğini duyduğu an bunu kabullenmemesi ”Mescide açılan bütün kapıları kapatın, yalnız Ebubekir’in kapısı açık kalsın.” buyurması Onun Allah Resul’ünden sonra halife olması gerektiğine dair adeta bir işaretti. Bu işareti anlayan sahabeyi kiram içindeki   erbab-i feraset ve onların başındaki  Hz. Ömer’den başkası değildi.

Medine’ de Beni Saide Sakifesin de  Halife seçmek için muhacirlerin ileri gelenlerinin toplandıklarının haberini aldıkların da Hz. Ebubekir (r.a)ve Hz. Ömer (r.a) hemen olay mahalline gittiler. Hz. Ömer  heyecanla  hazırladığı konuşmayı yapmak istiyordu. Ebubekir vakarlı bir insandı yüksek ferasetini kullanarak  buna izin vermedi. Toplantıda önce o konuştu. Önce muhacirlerin meziyetlerini övdü, Hz. Muhammedin  (sav) davetine ilk uyanların muhacirler olduğunu, İslamiyet uğruna nice meşakkatlere katlandıklarını anlatıp,  sözü Ensar’a getirip onların da hizmetlerini övgüyle yaddetti. Meziyetlerini bir bir övdü. Daha sonra sözü Peygamber Efendimizin (sav) bir hadisine getirerek ”İmamlar Kureyş’ten’dir” hadisini  nakletti. Ensar’a dönerek ; Emirler bizden vezirler sizden olsun. Sizinle istişare yapılmadan hiç bir karar alınmayacaktır..)))

Ensar cemaatı iki ana kabileye ayrılmıştı. Evs ve Hazrec. Hazrec kabilesi sayı olarak  Evs kabilesinden fazlaydı. Herkesin gözü Sa’d Ubadeye çevrilmişti. Sad Ubade de Ensar’ın yaptığı iyilikleri ve meziyetleri  sıraladıkça sıralıyor ve O konuştukça toplantıda bulunanlar yoğun bir tezahüratla tasdik ediyorlardı. Hazreç kabilesi lideri Sa’d b. Ubade halife olsun diyor, muhacirler ise Ebubekir, Ömer, Ebu Ubey’de olsun diye diretiyorlardı..

Hz. Ömer  kalktı ve…

Hz. Ömer sağduyulu bir şekilde bir manevrayla  günü kurtarma değil ümmeti kurtarma gayreti ve şuuruyla hemen elini Hz. Ebubekir’in elinin  üzerine koyup biat ederek diğer elini havaya kaldırdı. Hz. Ebubekir’e biat etti.  Hz. Ömer’in bu esnada  Hz. Ebubekir’e biat etmesi tartışmayı birden kesmişti. Bir sessizlik ve…

Halk öbek öbek gelerek Hz. Ebubekir’ e biat etmeye başladı.. Hz. Ebubekir (r.a) ise hangameli bir zamanda şartlar gereği halifeliği kabul etmek zorunda kalmıştı.

”Allah’a itaat ettiğim sürece bana ettiğiniz bey’at üzerinde durunuz.” diyordu..

Sadece Hz. Ali (K.v) zevcesi  Hz. Fatma’nın (R.a)  vefatından sonra Hz. Ebubekir’ le görüşmek istemiş, fakat Hz. Ömer’e kırgınlığından yalnız gelmesini istemişti. Hz. Ömer’ de yalnız gitmemesini söylediyse de ”Onlar benim güvenliğim için tehlike değildir.”)) diyerek görüşmeye gitmiş ve Hz. Ali ”Hoş geldin”)) dedikten sonra ”Senin faziletini kabul ediyoruz. Allah’ın sana bağışladığı lütufları kıskanmıyoruz. Ancak sen bu meziyetlerini bize karşı kullandın. Halbuki biz Hz. Muhammed’in yakınları olduğumuz için kendimizi hilafete daha yakın görüyorduk..”))) Hz. Ali’nin bunları söylerken gözleri dolmuştu..

”Senin ehli beyt oluşun benim meziyetlerimden daha üstündür ” dedi  Hz. Ebubekir  ve O’na sarıldı.

Biat için öğlen namazı hutbesinde karar kıldılar. Öğlen namazından sonra önce Hz. Ebubekir (r.a), Hz. Ali’nin meziyetlerini bir bir anlattı,  biatta geç kalış mazeretlerini söyledi. Hz. Ali (K.v) de söz alarak Halifelik seçimindeki aceleye getirilişe kırgınlığını ifade etti.  Böylece Hz.Ebubekir (r.a) Halife  seçildi.

Hz. Ebubekir’i (r.a) Hilafet’e  getiren meziyetler bunlar nelerdi? Allah Ressül’ünün yanında…

Hz. Ebubekir ve Peygamberimiz (sav) arasında ki kalıcı sadık ve samimi dostluk daha Peygamber Efendimizin (sav) Peygamberliğini ilk ilan ediş anlarından itibaren  O’na hiç tereddüt etmeden bi’at etmesiyle başlamıştır..

Hz. Ebubekir Ebu Kuhafe künyesiyle tanınır, halkın dertlerine ortak olur, yoksullara yardım ederdi. Kureyş konusunda başkalarının bilmediği neseb bilgisine sahipti. Peygamber Efendimiz (sav) onun için ”Kimi İslama çağırdıysam reddetti. Fakat Ebubekir hiç tereddüt etmeden kabul etti.”

Hz. Ebubekir İslam dan önce zaten  nezih bir hayat yaşıyordu. İyilik yapmayı seviyor, faziletten ayrılmıyor, cahiliye devrinin kötü alışkanlıklarından uzak  duruyordu. Kendisine cahiliye döneminde hiç içkide mi içmedin diye sorulunca ; haşa ben namusumu korur, insanlık şerefini tanır, içki içen bir adam bunları zayi eder)) dediğini Hz.Peygamber Efendimiz (sav) bu sözü duyunca. ”Ebu bekir’in söylediği doğrudur. ”demişti.

Hz. Ebubekir’in Müslüman oluşu bahrul Hakayık tefsirinde şöyle anlatılmaktaydı; Hz. Ebubekir ticaret için gittiği  Şam’da bir rüya görmüş ve rüyasını Rahip Buhara’ya anlatmıştı. Buhara’da ona;

-Sen nerden geldin..

-Mekke’den..

-Mekke’nin hangi kabilesindensin.

-Kureyş Kabilesinden.

-Eğer rüya doğru ise senin kabilenden bir Nebi  gelecek ve sen O Nebi’nin hayatında Veziri olacaksın…

Hz. Peygamber gönderilinceye kadar bu rüyayı içinde saklayan Hz. Ebubekir Peygamberimize peygamberlik gelince O’nun yanına gitti ve;

-Delilin nedir? diye sordu. Efendimiz de kendilerine;

-Şam’da gördüğün rüyadır.

Buyurunca Hz. Ebubekir Peygamber Efendimizin boynuna sarılıp İslamiyet’i kabul etmişti..

İslam tarihinde en önemli hadiselerden biri olan Peygamber Efendimizin(sav)  Miraca çıkması  olayında  Hz. Ebubekir’in gösterdiği tavır ise taktire şayandı.

Hz. Peygamber Kabe-i Muazzama da bir gece önce yaşadığı mucizevi miraç olayını heyecanlı heyecanlı anlatırken, bundan daha  hiç bir haberi olmayan  Hz.Ebubekir’i müşrikler yolda yakalayıp alaya alıyor.. Ha ha ha. Seninki gene bir şeyler anlatıyor)) ; Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmiş miş, ata binmişmiş, Rabbiyle konuşmuşmuş falan filan.. diyorlardı.Bunu duyan Ebubekir Hz’i hiç tereddüt etmedi, şaşırmadı, hayrete düşmedi. Aksine karşısında ki müşrikleri hayrete düşürecek şu muhteşem cevabı verdi;

– O söylüyorsa doğrudur.))

Efendimizde Onun bu sadakatını  eksik bırakmamış ve yar-ı vefadar’ını seçmişti.

Hz. Ayşe anlatıyor; Hz. Peygamber bize  ya sabah ya da akşam gelirdi. Ancak Allah’ın kendisine hicret için  izin verdiği gün öğle vakti gelmişti. Efendimiz içeri gelince babam kalkıp ona yer vermişti. Allah Resulü babama onları dışarı çıkar.)) Babam; Ey Allah’ın Resulü onlar benim kızlarımdır. Anam babam sana feda olsun. Acaba bu iş nedir?)) dediğinde;

-Allah bana Mekke’den çıkmaya hicrete izin verdi.)))

Hz.Ebubekir;

-Ey Allah’ın Resulu! Sana arkadaş olmak istiyorum..)))

Peygamber Efendimiz (sav) Refik-i Alaya  gitmeden önce  başına bir sargı bağlayıp mescide gelmiş, yavaş yavaş ilerleyip minbere çıkıp oturmuştu ve ;” Ey Nas!. Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki ben şimdi Kevser havuzu başındayım. Şunu bilin ki bir kula Cenab-ı Allah istiyorsan ben sana dünyayı ve bütün zevk ve nimetleri vereyim” demiş o ise ahireti seçmiştir.” dedi. Ebu Said diyor ki; Hiç kimse Peygamberimizin bu sözünden bir şey anlamadı. Ancak Ebubekir gözleri yaşlanarak;

-Ana babam sana feda olsun Ya ResulAllah dedi. Bu konuşmadan sonra  zaten Peygamber Efendimizi bir daha mimberde görmek nasip olmamıştı. Peygamber Efendimiz (sav) refik-i Ala’ya gittikten sonra Hz. Ebubekir yanından çıktığında Hz. Ömer halka ”ResulAllah ölmemiştir ” diyordu.

Hz Ebubekir; Ya Ömer otur.))dediyse de Hz. Ömer oturmayınca  hemen mimbere çıktı.

-”Sizden kim Muhammed’e ibadet ediyor idiyse; bilsin ki Muhammed ölmüştür. Ve kim Allah’a ibadet ediyorduysa bilsin ki Allah bakidir. O’nun için ölüm yoktur.  Cenab-ı Hakk Kuran’ı Mübin de ; Muhammed ancak bir Peygamberdir. Ondan önce nice Peygamberler gelip, geçmiştir. O ölür yada  öldürülürse gerisin geri gerimi döneceksiniz? Kim geri dönerse bilsin ki Allah’a kati surette zarar veremez. Allah ise şükredenlere karşılığını mutlaka  verecektir.”(Ali İmran / 144)

Ashab o kadar büyük bir şaşkınlık içindeydi ki bu ayeti sanki ilk kez duyarcasına tekrar tekrar ediyorlardı.

Hz. Ebubekir işte bu feraset , basiret ve idrak içinde Hz. Ali’nin biat etmesiyle de resmen halife seçilmiş ve mütevazi bir konuşma yapmıştı;  Ey İnsanlar!. Size Halife oldum. Ama bu sizden daha hayrlı olduğumu göstermez. Başınıza gelmiş olmam içinizde benden iyisi yok demek değildir. Fakat Kuran’ı Kerim nazil olmuş, AllahResulü dinin hükümlerini açıklamış ve bize aklın en üstününün takva olduğunu bildirmiştir. Şunu bilin ki en kuvvetliniz; benim yanımda mazlumun hakkını kendisinden alıncaya kadar en zayıfınızdır. En zayıfınızda yanımda hakkını zalimden alıncaya kadar en kuvvetlinizdir.

Ey insanlar! Ben ancak ResulAllah’ın yoluna tabiyim. Ben  aklıma ve arzuma göre harekat etmeye yetkili değilim.Şu halde ben, eğer iyilik edersem bana yardım ediniz. Ve eğer  doğru yoldan çıkarsam beni doğru yola çağırınız. Bu sözümü söyler kendim ve sizler için Allahtan mağfiret dilerim..

Hilafette Hz. Ebubekir kendisinden den sonra Hz. Ömer’i  önerir. Hz. Ömer ise  bir kurul ve seçim önerir. Hz. Osman’ın seçilmesinden  sonra siyasi çekişmeler başlar. Hz. Osman’ dan sonrada  çekişmeler büyür ve Hz. Ali taraftarları ve Şam Valisi Muaviye arasında halifelik  tartışmaları taraflar arasında gittikçe artar farklı boyutlara taşınır..

Muaviye’ye göre halifelik Kureyş Kabilesine aitti. Hz. Ali yandaşları ise Halife olarak Hz. Ali yi seçmiş ve onun soyundan 11 halife geleceğini Peygamber Efendimiz (sav) bildirmişti. Yani halifelik  ehli beyte tanınmış bir haktı. Hariciler ise her Müslümanın  halife olabileceğini ve halifenin seçimle iş başına getirilmesi gerektiğini savundular. Bu arada Muaviye de durumu gittikçe sağlamlaştırmış ve sonradan da bu durumu babadan oğula geçen  bir kurum  bir saltanat haline  getirmişti. Hz. Ali taraftarları Hz. Ali’nin öldürülmesinden sonra onun soyundan gelenleri halife olarak tanımış ve bunlara imam demişlerdi..

Hariciler her ikisine karşı sert bir tutum sergilemiş, bundan sonrada hukukçular halifeliğin zorlada olsa ele geçirilmesi durumunda halkın bunu kabul etmesiyle halifeliğin geçerli olacağını ileri sürmüş ve Abbasiler bu yolla Halifeliği Emeviler ‘in elinden almıştı. Fatımiler 920′ de  Tunus’u alınca bir Halifelik merkezi oluşturmuş, 929′ da Endülüs Emevi Hükümdarı kendini halife ilan etmişti. Bir de Şii imam olmak üzere birden fazla halife ilan edilmiş ve bu karışıklık Emevi ve Fatımilerin ortadan kaldırılmasıyla son bulmuştu. Abbasilerin halifeliğinin son bulması da Moğolların istilasıyla olmuş. Mısır’ a sığınan son Abbasi  Halifesi Zahir oğlu Ahmed’in Halife ilan edilmesiyle de Halifelik artık  en nihayet sünni Müslümanlar arasında birliği simgeleyen bir kurum halini almıştı.. Artık dünyasal görevleri yerine getirme gücü Sultanların işidir. Ta ki Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han’ın 1517’de Mısır’ı alıp  Memlük egemenliğine son verip, Halifeliği ve kutsal emanetleri İstanbul’ a getirip ve bir törenle de  Halifeliğini ilan etmesine kadar. Artık Osmanlı  Halifeliğini ilan etmiştir..

Bundan sonraki aşamada artık Osmanlı Sultanları Halifeliği temsil etmekteydiler.

Halifeyi Ruyi Zemin…Yavuz Sultan Selim Han ve Ondan sonraki  bütün Padişahlara atfen kullanılmıştır. Hatta Yavuz Sultan Selim Han’ a özel ”Hakimül Harameyniş Şerifeyn” Mekke ve Medine’nin Efendisi  ünvanı verilmiş ve O” Biz ancak Mekke ve Medine’nin hizmetçisi oluruz ”  o sözü ”Hadimül Harameyniş Şerifeyn ”diye değiştirin cevabını vermişti.

Halife’yi Ruy’i Zemin.. Halife.

”Allah’ın yer yüzünde ki Halifesi”

Allah insanı  yer yüzüne Halife yarattı..

Rabbimiz meleklere;”Ben arz da bir Halife yaratacağım.”

Onlarda ; ”Orada kan döküp fesat çıkaran  birini mi yaratacaksın. Biz senin hamdinle tesbihini, kudsiyetini yeterince dillendirmiyormuyuz.” dediler.(Bakara 30)

Rabbimiz buyurdu;”Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.”

Sonrada Adem’e bütün Esma’yı  öğretti. Sonra da Melaikeye ”eğer bildiğinizde ısrarlıysanız  Adem’in varlığında ki Esma’nın ne olduğunu açıklarmısınız?.”dedi. Sonra Adem’e;

”Ya Adem  varlığındaki  isimlerin hakikatinden söz et. Adem onlara isımlerin işaret ettiği manaları  haber verince ..”

Rabbimiz buyurdu;

” Demedim mi size ben muhakkak ki  bilirim..Ve ben bilirim gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı.”(Bakara 33)

”Ey Adem sen ve senin halini,  yaşamını paylaştığın eşin cennet boyutunu mesken edinin. Dilediğiniz kadar burda ki nimetlerden yiyin, için. Yalnız şu ağaca dokunmayın, zalimlerden olursunuz!…”(Bakara 35)

Bundan sonra Şeytan onları ayarttı ve …

Dedik;

”İnin hepiniz oradan… Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak inin. Sizin için bir süre arz da yaşam, bir süre ordan yararlanma söz konusudur.”(Bakara 37)

Evet!…İnsan yer yüzüne Halife olarak yaratılmıştır.

Evet!.. Adem  yeryüzünün ilk Halifesidir..

Adem….İnsan…. Halife….

”Ben mutlaka yeryüzünde bir Halife yaratacağım, bir Halife tayin edeceğim demiş ti ki; O bana izafeten, bana niyabeten mahlukatın üzerinde bir takım tasarrufa sahip olacak, benim namıma ahkamını icra ve temfiz eyleyecek.”

(Hak dini Kur’an Dili/Elmalılı Hamdi Yazır/Cilt;1/S.299)

Allah’ın yeryüzününde ki  ilk Halifesi Adem’dir..

Diğer hak dinlerin kitaplarında Ondan ”Adam ” diye bahsedilir..

”Adam” yer yüzünün ilk Halifesidir..

ResulAllah şöyle buyuruyor;

”Allah  Adem’i  kendi suretinde yarattı..”(Buhari/Müslim/ İbni Hanbel)

Adem’ in Halife olabilmesi ancak Adem’in Allah’ın suretinde yaratılmasıyla mümkündür. Hz. Adem’in yaratılışının gayesi yer yüzüne Halife olmasıdır.

Allah şekilden, maddeden, suretten münezzeh  olduğuna göre ; Adem’in Allah sureti üzere var olması  ilahi isminin manaları ile varlığının var olması demektir. Adem  ilahi isimlerin manalarını ortaya koymakla ”hilafet ” görevine seçilmiş demektir.

Görevli…Halife..

”Allah sizden  iman eden ve imanın gereğini uygulayanlara vadetti ki; Onlardan öncekileri halife yaptığı gibi arzda onları mutlaka halife yapacak..”(Nur 55)

İnsan ”Halife” olarak yaratılmıştır. Ancak bu ”Hilafet ” görevine layık olanlar kendisinde mevcut olan Hilafetin manasına ve idrakına erip gereği gibi yaşayabilenlerdir.. Adem 99 ismin manasını ortaya koyabilecek şekilde yaratılmış, bu isimlerin manasını ortaya koyabilecek şekilde tesbih etmiş ve bundan sonra da ”Halife ” seçilmiştir..

Çünkü meleklerde isimlerin tamamı mevcut değildir. Onların bu durumu değerlendirmeleri ancak var oluş kapasiteleri kadardır..

Adam ilk ”Halife”dir.

Yeryüzünde insan halife olarak ”Ahsen-i takvim” en güzel bir şekilde  mana suretiyle yaratılmıştır.

Hiç bilenle bilmeyen bir olurmu?…

”Ben gizli bir Hazine idim. Bilinmek istedim.. Kainatı yarattım”

(Acluni,Keşfü’l-Hafa11/132/Ali al-Qari , All asrar Al Marfua,”269)

Karşındakini nasıl bilirsin?  Kendim gibi ..Kendim kadar…

Halife.. Halifeyi Ruy’i zemin…

Severek mutlulukla

Eczacı Filiz

Kaynak; Kur’an; (Ali İmran /144), (Bakara 30/33), (Bakara /35), (Bakara/37), (Nur/55)

Hak Dini Kur’an Dili/Elmalılı Hamdi Yazır Cilt I./s.299

Türkçe Genel bilgi Baş vuru Sitesi/Türkçe bilgi.com

I. Halife Hz. Ebubekir’in Hayatı/ Frmartuklu.com

Hz. Ebubekir’in (r.a)Hayatından küçük kesitler/Kuran Sitesi

(Acluni ,Keşfü’l Hafa 11/132 , Ali aL- Quari, Al asrar Al Marfau”269)

Eflatunnur.com

Huzur sayfası.com