Kategori arşivi: DİNİM İSLAM

EHLİ BEYTİN GÜL’Ü

 

MÜHRÜ ŞŞerif

FATIMA BİNTİ RESUL !….

”Fatma benim cüzümdür.” Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)

Peygamberlik ağacının o güzel meyvesi!….

Aklı zekası, hüsnü cemali, zühdü takvası, haramlardan kaçınması ve güzel ahlakıyla bütün insanlara ve özellikle kadınlara güzel bir örnek olarak yaratılmıştı adeta tıpkı alemlere rahmet Hz. Muhammed Peygamber Efendimiz  (s.a.v) gibi. Zehra  zühd  ismi ona yüzü pek beyaz ve parlak olduğundan, Betül adı da dünyaya düşkün olmayışından ötürü çok temiz manasına geldiğinden denilmiştir..

Dünyaya gelişi Peygamber Efendimizin (s.a.v) Peygamberliğinin bildirildiği senededir. Peygamber efendimizin ilk evliliğinden ve bu mübarek evliliğin  meyvelerinden en küçük meyvesi  Fatıma Hazretlerimiz  idi.. O Ehl-i Beyttendi..

Bir gün Eshab-ı Kiram sordular; Ehli beyt kimdir Ya ResulAllah ?

ResulAllah tam cevap verecekken o esnada İmamı Ali içeri girince onu mübarek hırkasının altına aldılar. Sonra Fatıma Hazretleri girdi içeri hemen onu da hırkasına alıverdiler. Sonra Hasan hazretleri girdi içeri hemen onu da yanına alıverdi…Sonra Hüseyin Hazretleri geldi. Onu da öbür yanına alıverdi.Hepsi hırkasının içindeydi. Ve ” İşte bunlar benim ehli beytimdir.” buyurdular..

Ehlibeyt.. Hazreti Fatıma Ehli beyttendir.. Bu mübarek  insanlara  ayrıca Al-i Aba…Al-i Resul de denilmektedir.

ResulAllah (s.a.v) Efendimizin hadislerinden rivayetle ;

”Ehli beytim Nuhun gemisi gibidir.Onlara tabii olan Selamet bulur.”

”Kızım Fatma’yı Ali’ye vermemi Rabbim bana emr eyledi. Allahu teala her peygamberin sülalesini kendinden benim sülalemi ise Ali (ra) dan halk buyurmuştur.”

Hz. Fatıma buluğ çağına erdiğinde onu Kureyşten çook kimseler istemişti ..Resul Aleyhi selam kimsenin sözüne iltifat etmeyip ”Onun işi hak Teala’nın buyruğuna bağlıdır.” buyurmuştu.

Yine bir hadisi şerifte ”Eğer Ali yaratılmasaydı Fatıma’ya münasip kimse bulunmazdı ”rivayet edilmiştir. Hz. Ali ye bir seslenişinde de ;

”Ya Ali Allahu teala sana Fatma’yı zevce yaptı.. Yer yüzünü ona mehr kıldı.”

Bilal Habeşi Hz.(R.a) anlatıyor; Bir gün ResulAllah  mübarek yüzü ayın ondördünden daha parlak olduğu halde yanımıza geliyordu. Abdurahman bin Avf (R.a) Resulu Ekremi karşıladı ve ‘Anam babam sana feda olsun Ya Resul Allah bu ne nurdur? dedi.

ResulAllah (S.a.v); ”Bu kardeşim amcam oğlu ve damadım hakkında Rabbimden gelen müjdedir. Allahu teala Fatmayı Aliye tezvic (evlendirme)ettiği zaman  cennetin sahibi olan Rıdvan isminde bir meleğe Tuba ağacını sallamasını buyurdu. Rıdvan salladı bizim senetlerimiz sayısınca  senetler saçıldı. Allahu teala nurdan melekler yarattı. Her meleğe birer tane verdi. O senetlerle ”Resulumu ve Ehli Beytimi halis sevenler Cehennemden uzak olsun buyurdu.”….

Yine rivayet edildiğine göre ResulAllah bir gün kızına; Ya Fatıma  dikkat et bütün müminlerin veya Muhammed ümmetinin  kadınlarının büyüğü olmaya razı değilmisin?…diye söylemişti.

Hakkında bir çok hadisi şerif rivayet edilen Hazreti Fatıma ile ilgili hadislerden bir kaçını daha sıralayarak hayatı ve  güzel ahlakı , Rabbimizin ve Peygamber Efendimizin (S.a.v)  in ona verdiği değeri nacizane yad etmeye devam edelim….

Hz. Ebu Bekir (R.a) dan rivayet edilerek Rabbimizin onlar için şöyle buyurduğunu bildirilmektedir..

” Allahu teala; Ey Cennet !..Senin dört köşeni dört kimse ile süslerim. Biri Peygamberlerin üstünü Muhammed dir. Biri Allahtan korkanların üstünü Ali dir.Üçüncü kadınların üstünü Fatıma dır. Dördüncüde temizlerin üstünü Hasan ve Hüseyin dir..

Enes Bin Malik (R.a) ise ; ResulAllah bir hadisi şerifte buyurdular ki; Kıyamet günü halk aç, susuz v e çıplak iken biz dört kişi binek üzerinde oluruz. Ben kendi bineğim olan Burak üstüne binerim. Salih (Aleyhi Selam) devesinin üzerine biner . Kızım Fatıma benim Asba ismindeki deveme biner. Ali bin Ebi Talip de Cennet develerinden birine biner.

Yine bir gün Hz. Osman ResulAllaha (s.a.v) ziyafet vermişti. Hz. Ali ziyafetten çıkıp eve gelince Hz. Fatıma Hz. Ali’ yi üzüntülü gördü. Sebebini sorunca ; Ya Fatıma!.. Bizde biraz zengin olup da ResulAllahı (s.a.v) davet etseydik. dedi. ”Bizde davet edelim .”dedi. Fatıma Hazretleri.

Hazreti Ali; Ey Habibullahın Kerimesi!..Ne ikram ederiz..Hangi yemekleri veririz.?deyince tekrar Fatıma  Hz.i ”O Allahın sevgilisidir..Hak teala ona yemek verir..”dedi.

Hz. Ali de tekrar ResulAllahın huzuruna vardığında ”Ya ResulAllah Kerimeniz Fatıma sizi evine davet ediyor. ”dedi.

ResulAllah;” Yalnız ben mi ? Yoksa Eshabımla beraber mi çağırıyor?..” buyurdu. Hz. Ali ;” Eshabı Kiram da beraber buyursunlar ..” dedi. ResulAllah ve Eshab-ı  kalkıp Hz. Fatıma’nın evine gittiler. Fatıma Hz.i onları güzelce karşılayıp buyur ettikten sonra hemen;” Ya Rabbi! Biliyorsun Habibin ve Eshab-ı bu miskinin evini şereflendirdiler. Onlara ikram edecek  bir şeyim yok. Sen onlara ihsan et. İkram et . Nimetler ver.” diye dua etti.

Bir tenceresi vardı. Ocağa koydu. Hak teala lütfederek tencereyi doldurdu. Hz. Fatıma bu yemeği ResulAllaha götürdü. Eshab-ı Kiram ile beraber yediler. ResulAllah Aleyhi Selam ”Bu cennet yemeklerindendir. ” buyurdu.

Fatıma Hz.i hemen odasına giderek şükür secdesi yaptı. ” Ya Rabbi kölem yok ki azad edeyim. Bu ümmetin günahkarlarından bir kısmının cehennem ateşinden azad edilmesini istiyorum.” diye dua etti.

Hemen Cebrail Aleyhi Selam ResulAllaha gelerek ; Ya ResulAllah kızın Fatıma Allaha münacat etti. Hak teala sana selam söyledi.”Fatıma’nın evine gelen yüz erkek ve yüz kadının her birinin her adımına cehennemden bir kişiyi azad etti” buyurdu.

İbni Abbas buyurdu ki; ResulAllah (s.a.v.) huzurunda idim. Hz. Fatıma ağlayarak geldi. ” Babacığım!. Hasan ve Hüseyin evden çıkmışlardı. Uzun zaman geçti hala eve dönmediler. Ali de yok ki gidip onları çağırsın şimdi ne yapacağız.”

”Ya Fatıma üzülme!… Allahu teala onları muhafaza eder. Sonra ”Ya Rabbi iki torunum denizde iseler onları inayet kayığınla sahile ilet! Eğer sahrada iseler hidayet rehberinle evine getir.” dua buyurdular.

Cebrail Aleyhiselam gelerek;

”Ya ResulAllah onlar dünyadakilerin büyüklerindendir. Anneleri daha yüksektir.Üzülmeyin Neccar oğlunun bahçesinde güvendeler. Allahu teala onları muhafaza etmek için iki melek tayin etmiştir. Kanatlarıyla onları örterler ..”dedi.

ResulAllah doğru bahçeye koyuldu. Hz. Hasan ve Hüseyin’i Melekleriyle alıp eve dönerken yolda Hz. Eyyüb El Ensariye (r.a) rastladılar ..Melekleri farketmeyen Eyyup el ensar (r.a) ”Birini bana verin cenabınızın yükünü hafifleteyim” dedi.

”Ya Eba Eyyub! Bunlar dünyada mükerrem, ukbada muhteremdirler. Anneleri bunlardan daha üstündür.”

Eshab-ı Kirama hitaben de şöyle buyurdular;

”Size dede ve nine bakımından  insanların en şereflilerinin kimler olduğunu haber vereyim mi?…

-Evet!…Ya ResulAllah..

”Hasan ve Hüseyin’ dir. Çünkü dedeleri Allah’ın Peygamberi, nineleri Hatice-tül Kübradır. Sonra baba ve anneleri bakımından insanların en üstününü haber vereyim mi?” buyurdular.

-Evet!..Ya ResulAllah..

Babaları Ali Bin Talip, anneleri Fatıma Binti ResuL (s.a.v) olan Hasan ve Hüseyin’dir.

ResulAllah bir gün yine Hz. i Ali’ye ”Ya Ali Allahu teala Hazretlerini severmisin? ”Hz. Ali ”Evet severim” buyurdu.

”Beni severmisin?.” -Evet Severim..

Hasan ve Hüseyini severmisin?..- Evet severim.

”Ya Ali ! Bu kadar sevgiyi bu kalbe nasıl sığdırıyorsun?..

Hz. Ali cevap veremiyeceğini söyledi.

Hz. Fatıma’ya durumu anlatınca; ”Bunda düşünecek ve üzülecek ne var?

”Hak teala’yı ve Resulunu sevmen imandandır. Beni sevmen nefsin içindir. Hasan Hüseyin’i sevmen tabiatındandır.”

Hz. Ali bu cevabı ResulAllaha söyledi.

ResulAllah bu cevap karşılığında;

”Bu meyve ancak Peygamberlik ağacından alınmıştır.” dedi.

Ehli beytin fazilet ve değerini anlatmaya ve övmeye kelimeler kifayet etmedi  nacizane bizde yine onların o mübarek ağızlarından dökülen o güzel kelimeleriyle yine onların ağzından yine onları anlatmaya gayret gösterdik ..

Sürçi lisan ettiysek affola..!

Sevgiyle!..

GüL

KALEM!…..

KALEM!…..

Yaz!…

avfü

Estağfirullah el aziym..

İyilikler yaz…

Hayrlı bir eş , Hayrlı bir iş, Hayrlı bir maaş, Hayrlı görev ve hizmetler, Helal rızk genişliği, sağlık, sıhhat, af, afiyet, mutluluk, başarı, hayrlı ilim, hayrlı ameller ve hayrlı amellerimizi boşa çıkarmamanı, ömrümüze hayrlı ve sağlıklı ömür ve Hocamla beraber nice senelere  Kendi adıma  ve her sene de umre lütfunla diliyorum.. Sonsuz hamdüsena ve şükürler olsun Rabbime.. Bana verdiği  bahşettiği birbirinden güzel nimet, ihsan ,lütuf, ikram rızık ve kazanç, gelir, mükafat, hayat, hediyeleriyle ve bahşedeceği ve bahşetmeye devam edeceği birbirinden güzel maddi ve manevi nimet ihsan , lütuf ve ikramlarına ve mükafatlarına, sağlığa afiyete affa ve hidayete  ve sıratı müstakime sonsuz hamdü sena ve şükürler olsun..

Elhamdülillah..Elhamdülillah..Elhamdülillah..

Elhamdülillahi Rabbil Alemin..

Ya Rabbim Şükrümüzü artır..

Aminnn

Amellerimizi hayr ve hasenata, iyiliğe  tebdil eyle..Mükafatlarımızı zayi etme Allahım..

Amiin

Sevgili Peygamber Efendimin GüL yüzü suyu hürmetine..

Sözün hürmetine bizi affeyle…Varsa bir hatamız kusurumuz affeyle..

Dualarımızı kabul eyle..

Peygamber Efendimiz (sav);

”’Allah sizler için bereket versin, O nun bereketi üzerinize olsun ve ikinizi hayr içinde bir araya getirsin..””Amiiin

Allahım övgüye layık olan sensin..

Bizide nacizane lütfunla övdüklerinden , sevdiklerinden eyle…..

””Kendisine cehalet arz olmayan alimi tesbih ederim….

Kendisine cimrilik arz olmayan cömerti tesbih ederim..””gibi

Kullarından olabilmeyi  lütfunla Kereminle  nasip eyle…

Kalem güzel şeyler yaz .. iyilikler var olsun.. Canımız sağ ve sağlıklı olsun…

Hayrlar feth ola..Şerler def ola..

Gönüller şanu handan ola.

Muradlarımız Ber murad ola…

Dünyamız ahiretimiz akıbetimiz hayrola…

Kazalar belalar uzak ola…

Hayrlar feth, şerler def ola..

Ne hatamız kusurumuz varsa affola..

Sevgili Kullarına;

Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır….

Evlilik hayr olsun..Allahın hayrı, ihsanı, feyzi, bereketi, maddi ve manevi nimeti bol ve hayrlı olsun.. Yine  (bize) yakında alacakları ganimetler bahşeyledi..

Sana apaçık bir fetih verdik..Ta ki Allah senin  günahından geçmiş ve gelecek olanı bağışlasın. ve sana olan nimetini artırsın.. ve seni doğru bir yola (Sıratı Müstakim) iletip doğru yoldan ayırmasın…O imanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine huzur indirdi…Elhamdülillah..

Allah bilendir ve herşeyi hikmetle yapandır..

Allah üstündür ve hikmet sahibidir..

Allahın emri taktir edilmiş bir kaderdir..

Ya Gaffar  olan Allah’ım bizi de bu nurun hakkı için affeyle!…Amin..

Kalem güzel şeyler yaz. Sağlık, sıhhat, afiyet, mutluluk, başarı, hayrlı helal rızık, kazanç, gelir, sulh, barış, iyi geçim..Hayrlı görev, hizmet ve salih ameller nice kereler umreler yaz.. Hocamla beraber nice senelere.. Hocamla  beraber  sağlık ,sıhhat, afiyet ,mutluluklarla dolu nice senelere..İnşaAllah!…Amin

Allah sevdiği kulunu sevdiği kuluyla kavuşturur..(Hem Dünya hem ahiret )

Yüce Allah her ikinizin arasını hayr muhabbet sevgi feyz ve bereketle birleştirsin..Amiinn

Elimizden Allahın iyi kulları yesin yemekler sular içsinler bu duaya amin desin melekler..Amiiin

Hayrlısıyla ver Allahım..

Sevgiyle…

İSTİKBAL İSLAM’INDIR!….

fetihh

İstikbal İSLAM’ındır!..Biz de Varız!…

Resül’ünü hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki müşrikler hoşlanmasalarda ( hak din İslamı) onu bütün dinlere üstün kılacaktır!.(Tevbe/33)

Yeryüzünde kulluğun Allah için olması Müslümanların yegane ve temel hedefi olmalıdır.Bu Allah’ın bir emridir. İslam Allah’a kulluktan alıkoyan, Allah’ın yolundan saptıran her türlü ideolojinin batılı düşünce ve yaşam tarzının modernleşme adı altında ki kültür yozlaşmalarının karşısındadır..

Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemez.(Bakara 286)

”Muhakkak ki bu iş (islam’ın hakimiyeti) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Allah ne bir kerpiç ev, nede keçe bir çadır bırakmayacak, azizi aziz ederek, zelili zelil ederek, bu dini ona dahil edecektir. Allah’ın bu işte aziz edeceği İslam’dır. Allah’ın bu işte zelil edeceği küfürdür.”

(Ahmed b.Hanbel,Tebarani,İbni Hıbban)

İslam’ın iktisadi, askeri, kültürel her alanda batılı inanç ve düşüncelerin önünde olacağı ve onlara galip geleceği  müjdelenip ResulAllah tarafından şöyle işaret edilmiştir.
”Biz Abdullah b. Ömer’ve bir kaç sahabi yanındaydık, şöyle soruldu; İlk önce hangi şehirler feth edilecek? Konstantiniye mi? Roma mı?
Abdullah kilitli bir sandığın getirilmesini istedi.Ondan yazılı bir kağıt çıkardı ve şöyle dedi;”Biz ResulAllah (sav) etrafında yazıyorken, hangi şehir önce feth olunacak, Konstantiniye mi? Roma mı? diye soruldu. ResulAllah (sav) Heraklin’in şehrinin yani Konstantiniye’nin önce feth edileceğini söyledi.”

Bilindiği üzre;”Konstantinepolis (Konstantinople)’in fethi ve fatihi Son Peygamber (sav) Efendimiz tarafından;

”Konstantiniyye elbet bir gün feth edilecektir.Onu feth eden komutan ne güzel komutan onu fetheden asker ne güzel askerdir!.” övülmüştür.

Peygamber Efendimizin (sav) fethi müjdelemesinden fethin gerçekleşmesine kadar geçen zaman döneminde bir çok sahabi ve devlet bu mübarek övgüye mazhar olmak için adeta birbirleriyle yarışmışlar, Araplar, Avarlar, Avrupalılar ve Osmanlılar derken defalarca kuşatılmış ve fetih girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Bu kuşatmalardan söz etmek gerekirse;

*Makedonya Kralı Phillippe M.Ö 340
*Roma İmparatoru Septim Severus (Başarılı olmuş şehri Roma’ya bağlamıştır.) M.Ö 194
*İran Hükümdarı Keyhüsrev M.S 616
*İran ve Avar Türkleri M.S 626
*Emevi Halifesi Muaviye M.S 665
*Emevi Halifesi Muaviye M.S 667
*Emevi Halifesi Muaviye M.S 672
*Emevi Halifesi I.Velid M.S 712
*Emevi Halifesi I.Velid (Yalnızca Galata civarını almış Arap camii inşaa edilmiştir.) M.S 722
*Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)M.S 782
*Abbasi Halifesi Mütevekkil M.S 854
*Ruslar M.S 864
*Abbasi Halifesi Mütevekkil M.S 869
*Ruslar M.S 936
*Macarlar M.S 959
*Abbasiler M.S(Kent haraca bağlanmıştır)
*Latinler M.S 1203 (1261 e kadar İstanbul’u ellerinde tuttular)
*Venedikliler M.S 1302
*Cenovalılar M.S 1348
*Osmanlı Padişahı I.Bayazıt M.S 1391-1396
*Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi M.S 1412
*Osmanlı Padişahı II. Murat M.S 1422
*Cenovalılar M.S 1437
*Osmanlı Padişahı II. Mehmed (Fatih; Başarılı olmuştur. Şehir Türk’lerin egemenliği altına girmiştir.)

II.Mehmed ..Fatih..Fatih Sultan Mehmed;
Babası II. Murat Fatih Sultan Mehmed’in Babasıolup, I.Mehmet çelebinin oğlu Osmanlı Padişahı, Annesi Emine Hatun’dur. Bursa, Amasya, Edirne de Şehzadeliğini yapan, eğitimini önemli alimlerden alan 11yaşından itibaren devlet idaresini öğrenen, ilmi sohbetleri seven, ince ruhlu, adil ve merhametli, iyi bir askeri eğitim almış ve 12 yaşından itibaren savaşların içinde bulunmuştu. Babası I.Mehmed’den tahtı genç yaşlarda devralmış, Oğlu II.Mehmed’i de küçük yaşta tahta geçirmişti. Fetihlerle geçen yaşamında artık inzivaya çekilmek diniyle yoğunlaşmak istiyordu. Çocukluğu çok hareketli geçen Fatih Sultan Mehmed’e otoriter bir hoca bulmuştu. Hz. Molla Gürani. Haçlılarla anlaşmalar yapmış ve  sonra da tahtı 12 yaşında ki Oğluna bırakmıştı. Fatih’in babası olmaya gerçekten layıktı. Hacı Bayram Veli Hz.’inden İstanbul’un fethiyle ilgili keşifler almış, oğlunu bu fethe hazırlamak için Kırk yaşlarında tahttan feragat etmişti. Zira ”Gazavat’ı Sultan Murat ibn Muhammed Han”adlı eserinde Zaif’e göre rüyasında ResulAllah (sav) görmüş, Efendimiz ona yakında büyük bir savaşın çıkacağını tahtı oğluna bırakması gerektiğini söylemişti.
Tabii Avrupalı haçlılar boş durmamış onlarda bir çocuk tahta geçti diyerek bütün anlaşmaları bozmuş ve Osmanlıyı tarih sahnesinden silmek için hazırlıklara başlamıştı.
Bunun haberini alan II.Mehmet derhal babası II. Murat’a haber gönderdi.
Fatih Sultan Mehmet;
-Devleti Aliyeyi Osmaniye zor durumda kalabilir tahta geçiniz.
II. Murat;
-Taht senindir gerekeni yapınız.
Fatih;
-Padişah siz iseniz taht sizinse geliniz ordunuzun başına geçiniz. Yok eğer Padişah bensem taht benimse emrediyorum geliniz ordunun başına geçiniz.
Fatih bu muhteşem cevap ile babasını dahi kendisine hayran etmiş ve itaat etmekten başka çare  bırakmamıştı.

Bir kaç sene sonra yeniden komutanın başına geçecektir. II.Mehmet için fethin gayret ve hazırlıkları da başlamıştır artık. İlk iş olarak ayaklanma çıkaran Karamanoğullarına sefer düzenlemiş İstanbul’un fethini düşündüğü için onu affetmişti. Macarlara, Sırplara, Bizanslılara karşı yumuşak davranıyor onların haçlı olarak birleşmesini önlemeye, zaman kazanmaya çalışıyordu. Bizans imparatorluğu küçüle küçüle sadece İstanbul sınırları içinde hüküm süren bir devlet konumuna düşmüştü. Yine de Bizans’ın varlığı Türk hakimiyeti için bir tehdit oluşturuyordu. Anadolu’daki küçük azınlıkları kışkırtmaktan geri durmuyorlar, Osmanlı şehzadeleri arasında taht kavgalarına karışıp, devletin iç düzenini bozuyorlardı. İstanbul’un Osmanlı Devletinin hakimiyeti altına girmesi ticari kültürel yönden önemli bir avantaj olup, böylelikle İstanbul boğazı tamamen kontrol altına alınacak bu sayede Karadeniz ticaret yolları da ele geçirilecekti. Fetih hazırlıkları başlamıştı. Devrin mühendislerinden Musluhuddin Saruca Sekban, Osmanlılara sığınan Macar Urban Edirne de top dökümüyle görevlendirildi.”Şahi” adı verilen bu topların yanında tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerinin üretilmesi yapılan hazırlıklar aşamasındaydı. Yıldırım Beyazıt’ın İstanbul’u feth etmeye çalışırken yaptırdığı Anadolu Hisarının karşısına Rumeli Hisarını yaptırdı. 400 parçadan oluşan muteşem bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasında ki bir donanma Mora’ya gönderilerek Bizans’a yardım gelmesinin önü kesildi. Eflak, Sırbistan ve Macarlarla antlaşmalar yenilendi. Bu arada Bizans da hiç boş durmuyordu. Şehre yiyecek depoluyor ve surları sağlamlaştırıyor, Haliçten gelecek tehlikelere karşı da tedbir alıyorlardı. Haçlılardan yardım talep ediyor. Papa ise Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesi şartını ön koşuyordu. En nihayet Katoliklerden nefret eden Ortodokslar ise ” İstanbul da kardinal küllahı görmektense Türk sarığı görmeye razıyız dediler. ” Ve fetih başladı.
Hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz Fatih Sultan Mehmet Bizans imparatoru Konstantin’e bir elçi göndererek kan dökülmeden şehri teslim etmesini istedi. Savaşa hazırız mesajıyla beraber şehrin kuşatması 6 Nisan 1453’te başladı. Topkapı surları Haliç derken çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Venedik ve Cenevizlilerde Bizans’a yardım ediyorlardı. Rumeli ve Anadolu beylerinden birliklerde fethe katıldılar. Çevre devletlerden de fethe katılan mübarekler olmuştu, bunlardan biride Buhara dan Fethe katılan Akbaba Hz.idi. Akşemseddin devamlı olarak Fatih’e manevi telkinlerde bulunuyor, serili seccadesinde dualarıyla destek oluyordu. Donanmanın Haliç’e girmesi gerekiyordu. Fatih Sultan Mehmet’in aklına hemen bir fikir geldi. Donanmayı kızaklarla Haliç’e indirecekti. Çevre köylülerden(Galata Cenevizlileri) ne kadar sade yağ, zeytin yağı vs. varsa aldı ve bir gecede 67 takriben 72 parça donanmayı Haliç’e indirtti. Sabahleyin toplar Haliç’in surlarını dövmeye başlamıştı. Fatih Sultan Mehmet ne pahasına olursa olsun İstanbul’u almak istiyordu.

”Ya İstanbul beni alır, ya da ben onu!”diyordu.

Ordu mensupları ve alimlerle önemli ve cesaret verici bir toplantı yaptı. Artık Bizans’ı koruyan surlar üzerinde tamir edilemez gedikler açılıyordu. Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olma pahasına da olsa surlar artık direnemiyordu. Tam 53 gün süren 1125 yıllık Bizans İmparatorluğuna başkentlik yapmış İstanbul artık feth edilmişti.
”Bu ne güzel Komutan bu ne güzel asker”

Şehrin giriş kapısından ordusu ve askeriyle girerken ellerinde çiçekler kendilerine doğru gelen  birisi çiçekleri hemen yanında duran Hocası Akşemsettin’e uzatmış, Akşemsettin ise Fatihi gösterek işte Komutan işte Fatih dercesine işaret etmiş ve Fatih de Hocasını göstermiş -Çiçekleri Hocama verin. Bu şehrin manevi Fatihi odur. diyerek Hocasını onurlandırmıştı. Bu fetihten sonra II. Mehmet Sultan ”Fatih” ülke alan, çağ açan, fetheden unvanını almıştı. İlk iş olarak Ayasofya’ ya giderek orayı camiye dönüştürdü. Caminin kıblesi Kabeye dönük değildi. Bir rivayete göre Hızır A.Selam gelmiş ortada bulunan büyükçe bir sütunu sadece baş parmağıyla tutarak caminin kıblesini Kabe’ye çevirmişti. İlk namazı ordusuyla orda ifa eyledikten sonra din, dil, insan ayırt etmeksizin yönetimi ele aldı ve İstanbul’u farklı dinlerden insanların bir arda yaşadığı bir ticaret, kültür ve İslam şehri yapmayı amaçladı.

O döneme kadar fethedilemeyen İstanbul’un Efsanevi bir şehir olmasının nedeni pek tabi ki etrafını çeviren ve dünyada eşi benzeri dahi olmayan surlardan kaynaklanıyordu. Çin seddi bile dayanıklılık açısından bu surlar gibi değildi. Bu surlar karada 6492m, suda 820m.idi, dile kolay. Surlar önde mobil kuvvetlerle korunur, arkada hendekler, ondan sonra mızraklı askerlerin beklediği savunma mazgalları bir daha savunma amaçlı 5,7m. yüksekliğinde orta surlar ( Bu surlarda çok şehit verilmiştir.). Arkada 12-13 m. yüksekliğinde ki asıl surlar ve üzerinde hiç bir canlının şehre yaklaşmasına izin vermeyen askerler bulunurdu.

Ya sonra? Sonra mı? Ne oldu?

Tabi ki sonrasında da hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek ve İslam’ı yaymak için yeni fetihler,  yeni seferler başladı.

Sefer nereye?

diye soran bir devlet adamına da ;

”Sır saklamayı bilirmisin?

Evet bilirim?

Bizde biliriz?…diyen bu büyük Komutan  niyetinin başka olduğunu şu sözlerle ifade etmekteydi..

”Gazamız Kal’a fethetmek değildir..”

Peki Niyeti neydi? Bizim niyetimiz de ne olmalıydı? Adeta  gelecek nesiller için niyet  belirlemiş ve hedef göstermişti.

”İmtisal-i cahidu fillah oluptur niyetim.

Din-i İslamın mücerred gayretidir gayretim.”

Niyetim Allah yolunda cihad edenlere örnek olmak; gayretim ise İslam dinini yüceltmektir, demişti.

Enbiya vü evliya istinadım var benüm,

Lütfu hakdandır heman ümmid-i fethü nusretim.

Peygamberlerle velilerdir istindim benim,

Hakkın lütfundandır ; fetih ve başarı benim.

Fazl-ı hakku himmet-i cündi rıcalullah ile

Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemektür niyyetüm,

Nefsi mal ile n’ola  kılsam cihanda ictihad

Hamdülillah var gazaya  sad hezaran ragbetum:

Ey Mehemmed mu’cizat-ı Ahmed-i Muhtar ile

Umaram galip ola  a’da-yı dine devletüm!….

Umarım galip olur din düşmanlarına devletim …

”Muhakkak ki Allah kendine yardım edenlere yardım edecektir.Şüphe yok ki Allah güçlü olandır, aziz olandır.”(Hacc/40)

Andolsun, biz Zikir’ den sonra Zebur ‘da da;” Şüphesiz yer yüzüne salih kullarım varisçi olacaktır.” diye yazdık. Gerçekten bunda  Allah’ a kulluk eden bir toplum için yeterli açık bir mesaj vardır. (Enbiya 105/106)

Allah İstikbalin İslam’ın olacağını nusret ve yardımın kendi katında olduğunu ve kendi yolunda olan ve dinini yeryüzünde hakim kılmak için mücadele eden müminlere  yardım edeceğini müjdeleyip vaad etmişti..

”Zafer ancak aziz ve hakim olan Allah’ın katında dır.” (Ali imran 126)

Ey iman edenler! Eğer  Allah’ın dinine yardım ederseniz , o size zafer verir ve ayaklarınızı sabit kılar. (Kıtal 7)

Onun rızasını kazanma yolunda İslam davasını ihlasla yüklenip çalışıp çabalamak, gayret göstermek ve  sabretmek gerekiyor. Allah dininin yer yüzünde hakim olabilmesi için bize yardım edecektir. Yeter ki biz samimi, sadık ve ihlaslı olalım..

”Din samimiyettir..”

Kime karşı ya ResulAllah?

”Allah’a, Peygamber’ine, devlet yöneticilerine,  müminlere.”

”Allah’ın Lutfundan ümidi kesmeyiniz. Çünkü Allah’ın lütfundan ancak kafirler topluluğu ümidi keser.” (Yusuf/87)

İslam karşı mücadele  edenlerin istediği ortak gayesi de İslam toplumunun içinde küçük karşıtlıklar oluşturmak insanı yaradılış gayesinden uzaklaştırıp, mutsuz, umutsuz, hedefleri ve idealleri olmayan, birbirine yardım etmekten aciz, vurdum duymaz, gafil, iyilik yapmayı tereddütle karşılayan, Allah’ın yolunda Allah’ın yoluna uyanları garipseyen, birbirine güvenmeyen, Peygamberinin sünnetini yanlış algılayan yada hiç bir haberi ve bilgisi olmayan, birbirinden kopuk, soyut biraz da uyuşuk ve gevşek bir Müslüman yeni nesil  kimliği yetiştirilmesine yarayan ortamlar, özentiler oluşturmak. Batılı toplumların, batılı toplulukların, batılı kültürlerin, batılı öğreti ve felsefelerinin ışığında kendine bir çıkış yolu arayan, belirlediği hedeflerini milli, irade ve şuur  noksanlığında gerçekleştirmeye çalışan, yenik düşmüş,  mevcut şartlara teslim olmuş bir nesil…yeni bir  Müslüman kimliği.. Müslüman uyan.. Müslüman teslim olan demek tamam. Fakat Rabbine, Resulüne teslim olan..gerçek  ışığın Hz. Muhammedin Nur’ u olduğunun noksanlığında bir nesil..

”Babam anam sana feda olsun Ya ResulAllah, Allah’ın eşyadan önce yarattığı ilk şeyi bana haber ver? dedim. Hz.Cabir(r.a)

ResulAllah (sav);

Ey Cabir! Allah’u Teala eşyayı  yaratmadan evvel kendi nurundan senin Nebi’nin nurunu yarattı…

Bu nur Allah’ın dilediği şekilde devran ediyordu. Bu vakitte levh, kalem, cennet, cehennem, mülk, sema, yer, güneş, ay , cin, insan  ortalarda yoktu. Ne zaman ki Allah mahlukatı yarattı ve diledi. Bu nuru dört parçaya böldü. İlk nurundan kalemi, ikinciden levhi (Levh-i Mahfuz), üçüncüden de arşı yarattı ve dördüncüyü de dört parçaya böldü ; birinci parçadan Hamele-i Arşı (Arşın taşıyıcılarını), ikinci parçadan kürsi’yi, üçüncü parçadan da diğer melekleri yarattı, dördüncü kısmı da tekrar dört parçaya böldü; birinci parçadan gökleri, ikinci parçadan yerleri, üçüncü parçadan tekrar cennet ve cehennemi yarattı, sonra dördüncü parçayı tekrar dörde böldü; birinci parçadan müminlerin basiret nurunu, iman şuurunu, ikinci parçadan marifetullahtan ibaret olan kalplerin nurunu, üçüncü parçadan tevhit den ibaret olan ünsiyet nurunu (La ilahe illallah Muhammedür ResulAllah nurunu)yarattı. (Acluni/312)

Allah;

”Seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım.” Ya Muhammed.

Cebrailim selam söyle dostuma,

Gelsin seyran etsin arşım üstüne,

Ben O’num dur, O benim Ey Cebrail,

Aramızda nesne yoktur öyle bil,

Onun hürmetine durur cümle kul,

Benim Muhammedim  nurdan Ahmedim.

Onculayın hiç bir kul yaratmadım,

Onun bir sözünü iki yapmadım,

Ümmetini cehennemde yakmadım

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim.

Ahmedimdir enbiyaların başı,

Göklerimin nuru, Arşın nakkaşı,

Yerde gökte iki cihan güneşi,

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim,

Donattım arşımı gelsin göreyim,

Kulların halinden haber sorayım,

O gelsin ben ona cevap vereyim,

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim,

Kendi nurumdan yarattım O’nu,

Aşık oldum O’na hem dünü günü,

Neylerem ben Onsuz iki cihanı,

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim,

Yunus neder iki cihanı sensiz,

Sen hak peygambersin şeksiz şüphesiz,

Sana uymayanlar gider imansız,

Benim Muhammedim nurdan Ahmedim!…

İstikbal İslamın’dır!..

Allah dinine yardım edecek ve yardım edenleri mükafatlandıracaktır. O zaman  mülkün ve her şeyin tek ve gerçek sahibi Allah olduğuna göre bize düşen Allah’a sığınıp, güvenip, dayanmak, gayret  göstermek, tarihler boyunca oynanan bu ve benzeri oyunların tuzağına düşmemek, kendimizi ve çevremizi uyanık tutmak ve say’e sarılmak, azmetmektir.

Resulünü  hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Öyle ki; müşrikler hoşlanmasalar da onu (Hak din İslamı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır.(Tevbe 33)

Allah yeryüzünde İslam dışındaki bütün dinler  fikirler ve ideolojiler üzerine İslamı hakim kılacaktır. Salih kullarının üzerinden baskıları , zulümleri, korkuları kaldıracak, güvende kılacak ve düşmanlarına galip getirecektir. Bu ilahi bir vaad’dir. Peygamberimizin (sav) bir müjdesidir..

İslam davasını omuzla, yüklen.. Dinini öğren ve tanı. Yaşa, yaşat ve öğret…

Peygamber’ini (sav)..Kur’anını… Öğren ki onlar sana  öğretmeye kalkışamasınlar…Öğret ki yanlış öğretenler türemesin. Varsa yanlış öğrenenler düzeltsin. Yer yüzüne İslam hakim olsun. Yer yüzüne  iyilik!..

Dünyayı İslam kurtaracak..Kurtacak dünyayı İyilik!….

Allah’u Ekber!…

Sevgiyle!…

Gül Seyyide

Kaynak; Kur’an: (Tevbe 33),(Hacc 40),(Enbiya 105/106),(Yusuf 87).(Bakara/286),(Ali imran/126)

Hadis; (Ahmed, Nusned I V-127);(Hakim, Müstedrak,11-600/4175);(İbni Hibban, El İhsan, XIV-3126404);(el-Asar’l-Merfua,s.42-3); (Kastalani,Mevahibul -Ledünniye:1/6);(Acluni:312); (Keşfu’ l Hafa c.1 262-265-266)

(Ahmed b. Hanbel, Taberani,İbni Hibban)

Hadisi Kutsi; (Ahmed, Müsned IV-127), (Hakim, Müstedrak II-600/4175),(İbni Hibban,XIV-312/6404), Acluni, (Keşfü’ Hafa I-265/827)

Fatih Sultan Mehmet

Yunus Emre

Türkçe bilgi.com

Fatihin cevabı/”Gazavatı Sultan Murad ibn. Muhammed Han”/Zaif

Gelibolulu Zaifi Mehmet (Mutasavvuf Şair)

II. Murat Saltanatı 12 Yaşındaki oğluna niçin bıraktı/Prf . Dr. Mefail Hızlı

Estanbul.com

Sorularla İslamiyet.com

İslami yöntem.net

 

HALİFE….

R. Şemsiyesi

HaLife!.. HaLife’yi Ruyi Zemin!…

Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimizden sonra şeriatın koruyuculuğunu ve  Müslümanların imamlığını,  yönetimini üstlenmiş kimsedir Halife…

Peygamber Efendimiz (sav) den sonra 632 Hicri yıllarında İslam toplumunu ileri gelenleri  Hz. Peygamberin peygamberlik  görevleri  dışındaki  görevlerini  yürütmek  üzere  bir halife  seçmek için bir araya  geldiler. Hz. Ebubekir (R.a) Halife resmen seçilmeden önce Hz. Peygamber Muhammed Mustafa (sav) tarafından cemaatle  beraber kıldığı son namazlarında  işaret edilmişti.. Namaza çıkamadığı zamanlar ”Ebubekir’e söyleyin namazı kıldırsın.” demesi, Hz. Ömer’in imamete geçtiğini duyduğu an bunu kabullenmemesi ”Mescide açılan bütün kapıları kapatın, yalnız Ebubekir’in kapısı açık kalsın.” buyurması Onun Allah Resul’ünden sonra halife olması gerektiğine dair adeta bir işaretti. Bu işareti anlayan sahabeyi kiram içindeki   erbab-i feraset ve onların başındaki  Hz. Ömer’den başkası değildi.

Medine’ de Beni Saide Sakifesin de  Halife seçmek için muhacirlerin ileri gelenlerinin toplandıklarının haberini aldıkların da Hz. Ebubekir (r.a)ve Hz. Ömer (r.a) hemen olay mahalline gittiler. Hz. Ömer  heyecanla  hazırladığı konuşmayı yapmak istiyordu. Ebubekir vakarlı bir insandı yüksek ferasetini kullanarak  buna izin vermedi. Toplantıda önce o konuştu. Önce muhacirlerin meziyetlerini övdü, Hz. Muhammedin  (sav) davetine ilk uyanların muhacirler olduğunu, İslamiyet uğruna nice meşakkatlere katlandıklarını anlatıp,  sözü Ensar’a getirip onların da hizmetlerini övgüyle yaddetti. Meziyetlerini bir bir övdü. Daha sonra sözü Peygamber Efendimizin (sav) bir hadisine getirerek ”İmamlar Kureyş’ten’dir” hadisini  nakletti. Ensar’a dönerek ; Emirler bizden vezirler sizden olsun. Sizinle istişare yapılmadan hiç bir karar alınmayacaktır..)))

Ensar cemaatı iki ana kabileye ayrılmıştı. Evs ve Hazrec. Hazrec kabilesi sayı olarak  Evs kabilesinden fazlaydı. Herkesin gözü Sa’d Ubadeye çevrilmişti. Sad Ubade de Ensar’ın yaptığı iyilikleri ve meziyetleri  sıraladıkça sıralıyor ve O konuştukça toplantıda bulunanlar yoğun bir tezahüratla tasdik ediyorlardı. Hazreç kabilesi lideri Sa’d b. Ubade halife olsun diyor, muhacirler ise Ebubekir, Ömer, Ebu Ubey’de olsun diye diretiyorlardı..

Hz. Ömer  kalktı ve…

Hz. Ömer sağduyulu bir şekilde bir manevrayla  günü kurtarma değil ümmeti kurtarma gayreti ve şuuruyla hemen elini Hz. Ebubekir’in elinin  üzerine koyup biat ederek diğer elini havaya kaldırdı. Hz. Ebubekir’e biat etti.  Hz. Ömer’in bu esnada  Hz. Ebubekir’e biat etmesi tartışmayı birden kesmişti. Bir sessizlik ve…

Halk öbek öbek gelerek Hz. Ebubekir’ e biat etmeye başladı.. Hz. Ebubekir (r.a) ise hangameli bir zamanda şartlar gereği halifeliği kabul etmek zorunda kalmıştı.

”Allah’a itaat ettiğim sürece bana ettiğiniz bey’at üzerinde durunuz.” diyordu..

Sadece Hz. Ali (K.v) zevcesi  Hz. Fatma’nın (R.a)  vefatından sonra Hz. Ebubekir’ le görüşmek istemiş, fakat Hz. Ömer’e kırgınlığından yalnız gelmesini istemişti. Hz. Ömer’ de yalnız gitmemesini söylediyse de ”Onlar benim güvenliğim için tehlike değildir.”)) diyerek görüşmeye gitmiş ve Hz. Ali ”Hoş geldin”)) dedikten sonra ”Senin faziletini kabul ediyoruz. Allah’ın sana bağışladığı lütufları kıskanmıyoruz. Ancak sen bu meziyetlerini bize karşı kullandın. Halbuki biz Hz. Muhammed’in yakınları olduğumuz için kendimizi hilafete daha yakın görüyorduk..”))) Hz. Ali’nin bunları söylerken gözleri dolmuştu..

”Senin ehli beyt oluşun benim meziyetlerimden daha üstündür ” dedi  Hz. Ebubekir  ve O’na sarıldı.

Biat için öğlen namazı hutbesinde karar kıldılar. Öğlen namazından sonra önce Hz. Ebubekir (r.a), Hz. Ali’nin meziyetlerini bir bir anlattı,  biatta geç kalış mazeretlerini söyledi. Hz. Ali (K.v) de söz alarak Halifelik seçimindeki aceleye getirilişe kırgınlığını ifade etti.  Böylece Hz.Ebubekir (r.a) Halife  seçildi.

Hz. Ebubekir’i (r.a) Hilafet’e  getiren meziyetler bunlar nelerdi? Allah Ressül’ünün yanında…

Hz. Ebubekir ve Peygamberimiz (sav) arasında ki kalıcı sadık ve samimi dostluk daha Peygamber Efendimizin (sav) Peygamberliğini ilk ilan ediş anlarından itibaren  O’na hiç tereddüt etmeden bi’at etmesiyle başlamıştır..

Hz. Ebubekir Ebu Kuhafe künyesiyle tanınır, halkın dertlerine ortak olur, yoksullara yardım ederdi. Kureyş konusunda başkalarının bilmediği neseb bilgisine sahipti. Peygamber Efendimiz (sav) onun için ”Kimi İslama çağırdıysam reddetti. Fakat Ebubekir hiç tereddüt etmeden kabul etti.”

Hz. Ebubekir İslam dan önce zaten  nezih bir hayat yaşıyordu. İyilik yapmayı seviyor, faziletten ayrılmıyor, cahiliye devrinin kötü alışkanlıklarından uzak  duruyordu. Kendisine cahiliye döneminde hiç içkide mi içmedin diye sorulunca ; haşa ben namusumu korur, insanlık şerefini tanır, içki içen bir adam bunları zayi eder)) dediğini Hz.Peygamber Efendimiz (sav) bu sözü duyunca. ”Ebu bekir’in söylediği doğrudur. ”demişti.

Hz. Ebubekir’in Müslüman oluşu bahrul Hakayık tefsirinde şöyle anlatılmaktaydı; Hz. Ebubekir ticaret için gittiği  Şam’da bir rüya görmüş ve rüyasını Rahip Buhara’ya anlatmıştı. Buhara’da ona;

-Sen nerden geldin..

-Mekke’den..

-Mekke’nin hangi kabilesindensin.

-Kureyş Kabilesinden.

-Eğer rüya doğru ise senin kabilenden bir Nebi  gelecek ve sen O Nebi’nin hayatında Veziri olacaksın…

Hz. Peygamber gönderilinceye kadar bu rüyayı içinde saklayan Hz. Ebubekir Peygamberimize peygamberlik gelince O’nun yanına gitti ve;

-Delilin nedir? diye sordu. Efendimiz de kendilerine;

-Şam’da gördüğün rüyadır.

Buyurunca Hz. Ebubekir Peygamber Efendimizin boynuna sarılıp İslamiyet’i kabul etmişti..

İslam tarihinde en önemli hadiselerden biri olan Peygamber Efendimizin(sav)  Miraca çıkması  olayında  Hz. Ebubekir’in gösterdiği tavır ise taktire şayandı.

Hz. Peygamber Kabe-i Muazzama da bir gece önce yaşadığı mucizevi miraç olayını heyecanlı heyecanlı anlatırken, bundan daha  hiç bir haberi olmayan  Hz.Ebubekir’i müşrikler yolda yakalayıp alaya alıyor.. Ha ha ha. Seninki gene bir şeyler anlatıyor)) ; Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmiş miş, ata binmişmiş, Rabbiyle konuşmuşmuş falan filan.. diyorlardı.Bunu duyan Ebubekir Hz’i hiç tereddüt etmedi, şaşırmadı, hayrete düşmedi. Aksine karşısında ki müşrikleri hayrete düşürecek şu muhteşem cevabı verdi;

– O söylüyorsa doğrudur.))

Efendimizde Onun bu sadakatını  eksik bırakmamış ve yar-ı vefadar’ını seçmişti.

Hz. Ayşe anlatıyor; Hz. Peygamber bize  ya sabah ya da akşam gelirdi. Ancak Allah’ın kendisine hicret için  izin verdiği gün öğle vakti gelmişti. Efendimiz içeri gelince babam kalkıp ona yer vermişti. Allah Resulü babama onları dışarı çıkar.)) Babam; Ey Allah’ın Resulü onlar benim kızlarımdır. Anam babam sana feda olsun. Acaba bu iş nedir?)) dediğinde;

-Allah bana Mekke’den çıkmaya hicrete izin verdi.)))

Babam;

-Ey Allah’ın Resulu! Sana arkadaş olmak istiyorum..)))

Peygamber Efendimiz (sav) Refik-i Alaya  gitmeden önce  başına bir sargı bağlayıp mescide gelmiş, yavaş yavaş ilerleyip minbere çıkıp oturmuştu ve ;” Ey Nas!. Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki ben şimdi Kevser havuzu başındayım. Şunu bilin ki bir kula Cenab-ı Allah istiyorsan ben sana dünyayı ve bütün zevk ve nimetleri vereyim” demiş o ise ahireti seçmiştir.” dedi. Ebu Said diyor ki; Hiç kimse Peygamberimizin bu sözünden bir şey anlamadı. Ancak Ebubekir gözleri yaşlanarak;

-Ana babam sana feda olsun Ya ResulAllah dedi. Bu konuşmadan sonra  zaten Peygamber Efendimizi bir daha mimberde görmek nasip olmamıştı. Peygamber Efendimiz (sav) refik-i Ala’ya gittikten sonra Hz. Ebubekir yanından çıktığında Hz. Ömer halka ”ResulAllah ölmemiştir ” diyordu.

Hz Ebubekir; Ya Ömer otur.))dediyse de Hz. Ömer oturmayınca  hemen mimbere çıktı.

-”Sizden kim Muhammed’e ibadet ediyor idiyse; bilsin ki Muhammed ölmüştür. Ve kim Allah’a ibadet ediyorduysa bilsin ki Allah bakidir. O’nun için ölüm yoktur.  Cenab-ı Hakk Kuran’ı Mübin de ; Muhammed ancak bir Peygamberdir. Ondan önce nice Peygamberler gelip, geçmiştir. O ölür yada  öldürülürse gerisin geri gerimi döneceksiniz? Kim geri dönerse bilsin ki Allah’a kati surette zarar veremez. Allah ise şükredenlere karşılığını mutlaka  verecektir.”(Ali İmran / 144)

Ashab o kadar büyük bir şaşkınlık içindeydi ki bu ayeti sanki ilk kez duyarcasına tekrar tekrar ediyorlardı.

Hz. Ebubekir işte bu feraset , basiret ve idrak içinde Hz. Ali’nin biat etmesiyle de resmen halife seçilmiş ve mütevazi bir konuşma yapmıştı;  Ey İnsanlar!. Size Halife oldum. Ama bu sizden daha hayrlı olduğumu göstermez. Başınıza gelmiş olmam içinizde benden iyisi yok demek değildir. Fakat Kuran’ı Kerim nazil olmuş, AllahResulü dinin hükümlerini açıklamış ve bize aklın en üstününün takva olduğunu bildirmiştir. Şunu bilin ki en kuvvetliniz; benim yanımda mazlumun hakkını kendisinden alıncaya kadar en zayıfınızdır. En zayıfınızda yanımda hakkını zalimden alıncaya kadar en kuvvetlinizdir.

Ey insanlar! Ben ancak ResulAllah’ın yoluna tabiyim. Ben  aklıma ve arzuma göre harekat etmeye yetkili değilim.Şu halde ben, eğer iyilik edersem bana yardım ediniz. Ve eğer  doğru yoldan çıkarsam beni doğru yola çağırınız. Bu sözümü söyler kendim ve sizler için Allahtan mağfiret dilerim..

Hilafette Hz. Ebubekir kendisinden den sonra Hz. Ömer’i  önerir. Hz. Ömer ise  bir kurul ve seçim önerir. Hz. Osman’ın seçilmesinden  sonra siyasi çekişmeler başlar. Hz. Osman’ dan sonrada  çekişmeler büyür ve Hz. Ali taraftarları ve Şam Valisi Muaviye arasında halifelik  tartışmaları taraflar arasında gittikçe artar farklı boyutlara taşınır..

Muaviye’ye göre halifelik Kureyş Kabilesine aitti. Hz. Ali yandaşları ise Halife olarak Hz. Ali yi seçmiş ve onun soyundan 11 halife geleceğini Peygamber Efendimiz (sav) bildirmişti. Yani halifelik  ehli beyte tanınmış bir haktı. Hariciler ise her Müslümanın  halife olabileceğini ve halifenin seçimle iş başına getirilmesi gerektiğini savundular. Bu arada Muaviye de durumu gittikçe sağlamlaştırmış ve sonradan da bu durumu babadan oğula geçen  bir kurum  bir saltanat haline  getirmişti. Hz. Ali taraftarları Hz. Ali’nin öldürülmesinden sonra onun soyundan gelenleri halife olarak tanımış ve bunlara imam demişlerdi..

Hariciler her ikisine karşı sert bir tutum sergilemiş, bundan sonrada hukukçular halifeliğin zorlada olsa ele geçirilmesi durumunda halkın bunu kabul etmesiyle halifeliğin geçerli olacağını ileri sürmüş ve Abbasiler bu yolla Halifeliği Emeviler ‘in elinden almıştı. Fatımiler 920′ de  Tunus’u alınca bir Halifelik merkezi oluşturmuş, 929′ da Endülüs Emevi Hükümdarı kendini halife ilan etmişti. Bir de Şii imam olmak üzere birden fazla halife ilan edilmiş ve bu karışıklık Emevi ve Fatımilerin ortadan kaldırılmasıyla son bulmuştu. Abbasilerin halifeliğinin son bulması da Moğolların istilasıyla olmuş. Mısır’ a sığınan son Abbasi  Halifesi Zahir oğlu Ahmed’in Halife ilan edilmesiyle de Halifelik artık  en nihayet sünni Müslümanlar arasında birliği simgeleyen bir kurum halini almıştı.. Artık dünyasal görevleri yerine getirme gücü Sultanların işidir. Ta ki Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han’ın 1517’de Mısır’ı alıp  Memlük egemenliğine son verip, Halifeliği ve kutsal emanetleri İstanbul’ a getirip ve bir törenle de  Halifeliğini ilan etmesine kadar. Artık Osmanlı  Halifeliğini ilan etmiştir..

Bundan sonraki aşamada artık Osmanlı Sultanları Halifeliği temsil etmekteydiler.

Halifeyi Ruyi Zemin…Yavuz Sultan Selim Han ve Ondan sonraki  bütün Padişahlara atfen kullanılmıştır. Hatta Yavuz Sultan Selim Han’ a özel ”Hakimül Harameyniş Şerifeyn” Mekke ve Medine’nin Efendisi  ünvanı verilmiş ve O” Biz ancak Mekke ve Medine’nin hizmetçisi oluruz ”  o sözü ”Hadimül Harameyniş Şerifeyn ”diye değiştirin cevabını vermişti.

Halife’yi Ruy’i Zemin.. Halife.

”Allah’ın yer yüzünde ki Halifesi”

Allah insanı  yer yüzüne Halife yarattı..

Rabbimiz meleklere;”Ben arz da bir Halife yaratacağım.”

Onlarda ; ”Orada kan döküp fesat çıkaran  birini mi yaratacaksın. Biz senin hamdinle tesbihini, kudsiyetini yeterince dillendirmiyormuyuz.” dediler.(Bakara 30)

Rabbimiz buyurdu;”Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.”

Sonrada Adem’e bütün Esma’yı  öğretti. Sonra da Melaikeye ”eğer bildiğinizde ısrarlıysanız  Adem’in varlığında ki Esma’nın ne olduğunu açıklarmısınız?.”dedi. Sonra Adem’e;

”Ya Adem  varlığındaki  isimlerin hakikatinden söz et. Adem onlara isımlerin işaret ettiği manaları  haber verince ..”

Rabbimiz buyurdu;

” Demedim mi size ben muhakkak ki  bilirim..Ve ben bilirim gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı.”(Bakara 33)

”Ey Adem sen ve senin halini,  yaşamını paylaştığın eşin cennet boyutunu mesken edinin. Dilediğiniz kadar burda ki nimetlerden yiyin, için. Yalnız şu ağaca dokunmayın, zalimlerden olursunuz!…”(Bakara 35)

Bundan sonra Şeytan onları ayarttı ve …

Dedik;

”İnin hepiniz oradan… Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak inin. Sizin için bir süre arz da yaşam, bir süre ordan yararlanma söz konusudur.”(Bakara 37)

Evet!…İnsan yer yüzüne Halife olarak yaratılmıştır.

Evet!.. Adem  yeryüzünün ilk Halifesidir..

Adem….İnsan…. Halife….

”Ben mutlaka yeryüzünde bir Halife yaratacağım, bir Halife tayin edeceğim demiş ti ki; O bana izafeten, bana niyabeten mahlukatın üzerinde bir takım tasarrufa sahip olacak, benim namıma ahkamını icra ve temfiz eyleyecek.”

(Hak dini Kur’an Dili/Elmalılı Hamdi Yazır/Cilt;1/S.299)

Allah’ın yeryüzününde ki  ilk Halifesi Adem’dir..

Diğer hak dinlerin kitaplarında Ondan ”Adam ” diye bahsedilir..

”Adam” yer yüzünün ilk Halifesidir..

ResulAllah şöyle buyuruyor;

”Allah  Adem’i  kendi suretinde yarattı..”(Buhari/Müslim/ İbni Hanbel)

Adem’ in Halife olabilmesi ancak Adem’in Allah’ın suretinde yaratılmasıyla mümkündür. Hz. Adem’in yaratılışının gayesi yer yüzüne Halife olmasıdır.

Allah şekilden, maddeden, suretten münezzeh  olduğuna göre ; Adem’in Allah sureti üzere var olması  ilahi isminin manaları ile varlığının var olması demektir. Adem  ilahi isimlerin manalarını ortaya koymakla ”hilafet ” görevine seçilmiş demektir.

Görevli…Halife..

”Allah sizden  iman eden ve imanın gereğini uygulayanlara vadetti ki; Onlardan öncekileri halife yaptığı gibi arzda onları mutlaka halife yapacak..”(Nur 55)

İnsan ”Halife” olarak yaratılmıştır. Ancak bu ”Hilafet ” görevine layık olanlar kendisinde mevcut olan Hilafetin manasına ve idrakına erip gereği gibi yaşayabilenlerdir.. Adem 99 ismin manasını ortaya koyabilecek şekilde yaratılmış, bu isimlerin manasını ortaya koyabilecek şekilde tesbih etmiş ve bundan sonra da ”Halife ” seçilmiştir..

Çünkü meleklerde isimlerin tamamı mevcut değildir. Onların bu durumu değerlendirmeleri ancak var oluş kapasiteleri kadardır..

Adam ilk ”Halife”dir.

Yeryüzünde insan halife olarak ”Ahsen-i takvim” en güzel bir şekilde  mana suretiyle yaratılmıştır.

Hiç bilenle bilmeyen bir olurmu?…

”Ben gizli bir Hazine idim. Bilinmek istedim.. Kainatı yarattım”

(Acluni,Keşfü’l-Hafa11/132/Ali al-Qari , All asrar Al Marfua,”269)

Karşındakini nasıl bilirsin?  Kendim gibi ..Kendim kadar…

Halife.. Halifeyi Ruy’i zemin…

Görevli…

Allah(c.c) O’nlar dan razı olsun!…

Sevgiyle!…

Kaynak; Kur’an; (Ali İmran /144), (Bakara 30/33), (Bakara /35), (Bakara/37), (Nur/55)

Hak Dini Kur’an Dili/Elmalılı Hamdi Yazır Cilt I./s.299

Türkçe Genel bilgi Baş vuru Sitesi/Türkçe bilgi.com

I. Halife Hz. Ebubekir’in Hayatı/ Frmartuklu.com

Hz. Ebubekir’in (r.a)Hayatından küçük kesitler/Kuran Sitesi

(Acluni ,Keşfü’l Hafa 11/132 , Ali aL- Quari, Al asrar Al Marfau”269)

Eflatunnur.com

Huzur sayfası.com

 

 

GüL SeYYide

NAKŞ-I KADEM-İ ŞERİF OL ŞAHI RESUL !….

naksikadim

Peygamber Efendimizin (sav) İzinde!..

İslam literatüründe Peygamber Efendimizin (sav) ayak izine Nakş-ı Kadem-i Şerif denilmektedir.. Taş tuğla zemin üzerinde bulunan ”Nakş-ı Kadem-i Saadet de denilen bu gül kokulu ayak izi ayaklarının tozunu yüzümüze sürmek istediğimiz alemlere rahmet Hazreti Muhammed Mustafa Ahmed ResulAllah Sallalahu Aleyhi ve sellem Hazretlerimizin bir mucizesidir. Çünkü yumuşak yerlere bastığında ayak izi çıkmaz (kum gibi), taş yada kaya gibi sert yerlere bastığında ise ayak izleri olduğu gibi çıkardı..
Bu mübarek ayağın bastığı taş ve yerler çıkan ayak izleriyle asırlarca bereketlenmiş ve kutsal bir emanet olarak devrin padişahlarınca da korunup gözetilerek ve zaman zaman da ziyarete sunularak bu günlere özenle eriştirilmişti…
En dikkat çekici olan Peygamber Efendimizin miraca çıkarken bastığı kayanın üzerine çıkan ayak izidir.. Bu mübarek Kadem-i Şeriflerin en önemlisi Kudüs’te Kubbetu’s Sahra da ki kaya üzerinde olanıdır.. Ahmet Teymür Paşaya göre Kadem-i Şerifler yedi tanedir. Dördü Mısır da diğerleri Kudüs ve İstanbul ve Taif’ dedir.
İstanbul’da Eyüp Sultan camii,Topkapı sarayı, I.Abdülhamit türbesi, III. Mustafa türbesi, III. Selim Türbelerinde en çok tanınan Kadem-i Şerifler bulunmaktadır..
Dünyada Nakş-ı Kademi şeriflerden en meşhurları ise sırasıyla şöyledir;
1. Hindistan’da Firuz Şah Tuğluk’un oğlu Feth Hanın türbesinde bulunan Nakş-i Kademi Şerif.
2. Kahire’de Kayıbay Türbesinde bulunan mübarek iki ayak izi.
3. Kahire’de Asar -un- Nebi Camiindeki iki ayak izleri..
4. İstanbul da Halid bin Zeyd Ebu Eyyubel-el-Ensari (Eyyub Sultan)Türbesinde mübarek sağ ayak izleri. Bu Nakş-i Kadem-i Peygamberi, Birinci Mahmud Hanın emri ile 1734’te Saraydan türbeye getittirilmiştir.
5. Birinci Abdülhamid Hanın Türbesinde Yeni Cami tarafındaki duvarda dolap içinde muhafaza edilen mübarek ayak izleri.
6. Laleli’de Sultan üçüncü Mustafa Hanın Türbesinde duvarda özel olarak yapılan dolap içinde muhafaza edilen taş üzerindeki mübarek ayak izleridir.
7. İstanbul, Topkapı Sarayında Mukaddes emanetler dairesinde bulunan ayak izleri.

Nakş-ı Kademi Şeriflerden Türkiye’de bulunanlarından altı tanesi dördü taş ikisi tuğla olmak üzere Topkapı Sarayı Hırka-ı Saadette bulunmaktadır. Bunlardan biri Miraç gecesinde Peygamber Efendimizin (sav) mübarek ayağıyla bastığı kaya olup Hırka-ı Saadette bir dolap içinde muhafaza edilmektedir.. Sonradan Peygamber efendimizin (sav) ayağını bastığı yere Kubbet-üs -Sahra adıyla bilinen bina inşa ettirilmiştir..

Nakş-ı Kademi şerifler asırlarca ayrı yerlerde korunup daha sonra ise bulundukları yere intikal ettirilip buralarda muhafaza edilmişlerdir..Mısır’da bulunan ayak izlerinden biri sonradan adı Mescüdi eseri’n Nebi olan Ribatu’ul Asar da bir diğeride Sultan Kayıtbay türbesindedir..Mısır’da ki Kadem-i Şeriflerin üçüncüsü Ahmed Bedevi türbesinde, sonuncusu da Cizze’de Bernebi’l Köyündeki Yunus Emre makamındadır..Taif’de bulunan ise sonradan adı Mescidü’l ku ‘ ya çevrilen Mescidü’l Mevkıf’ta dır.
Hindistan’ın Eski Delhi, Cuttack Gaur ve Bangladeş’in Narayanganj şehirlerinde de birer Kadem-i Şerif bulunmaktadır. Ayrıca yine Hindistan ‘da Leknev ‘de Mekke’den getirildiği söylenen bir tanesinin de Sipahi ayaklanmasında tahrip edildiği kayıtlarda geçmektedir.

Osmanlı Padişahlarının mukaddes emanetlere duydukları derin hürmet sevgi ve aşk adete şahlanarak Kadem-i Şeriflere de büyük hürmet gösterilerek yansıtılmış bir yandan da korumaya alınmış aynı özen ve saygıyı günümüze kadar devam ettirmişlerdir.. Osmanlı Padişahlarından Hz. Peygamber’in ayak izine en çok hürmetkar olan I. Ahmed’dir.
I. Ahmed Kahire’de Sultan Kayıt Bay’ın nesli Cenab-ı Peyganberiden bir zattan 20 bin dolara aldığı Kadem-i Şerif-i İstanbul’a getirtmiş fakat gördüğü bir rüya üzerine izin bir kopyasını çıkarttıktan sonra geri göndermiştir.. I. Ahmed islam’a ve ResulAllah’a gönülden bağlılığını kendisine Nakş-ı Kademi Şerif şeklinde yaptırdığı sorgucunda ve mavi mine üzerine altın sırmalarla işlettiği bizatihi kendisinin yazdığı şu dizelerle ifade etmiştir.. Özellikle de cuma, bayram ve diğer mübarek günlerde başına takmayı ihmal etmemiştir.. Hz. peygamberin (sav) bir mucizesi olarak bilinen bu ayak izlerine yüz sürmeyi saadet bilen Osmanlı Padişahları bu izleri başlarına taç etmişlerdir..

N’ola tacım gibi başımda götürsem daim..

Kadem-i resmini ol hazret-i şah-ı Rüsülün

Göl’i gülzar-ı nübüvvet o kadem sahibidir.

Ahmeda durma yüzün sür kadem ine o gülün..

Peygamber Efendimizin (sav) bir mucizesi olarak bilinen taş üzerine çıktığında ayak izinin çıkması İmam-ı Kastali’ nin Mevahib-i Ledünniye adlı eserinde ;
”ResulAllah Aleyhissalatü Vesselam taş üzerinde yürürken ayakları taşa gömülür ve iz bırakırdı.. diye anlatılmıştır. Şairler hatipler hep konuşmalarında ve eserlerine bu konuyu övmüş ve günümüze kadar yazılmış ,çizilmiş ve anlatıla gelmiştir.. Aynı mucize Hz. İbrahim Peygamber’de de görülmüştür. O’nun ayak izlerini taşıyan taş, kabe önündeki Makam-ı İbrahim’de muhafaza edilmektedir. Yüce Allah c.c ”orada apaçık deliller, alametler vardır ..”diyerek bu mucizeye özellikle dikkat çekmiştir..
Mekke’de Mescidi Haram’ da Zem zem kuyusu yakınında Resulü Ekrem’e izafe edilen bir ayak izi ve üzerine yapılmış bir kubbe olduğu ve ancak Mekke Emiri Avnürrefik tarafından ortadan kaldırıldığı kayıtlardadır.(Ahmed Teymür Paşa s.66)

Yine Evliya Çelebi haccını eda ettiği bir haccında zem zem kuyusunun yanında bir kademi Şerif bulunduğunu Kadem-i Şerif’in ayak çukurunun içinin gül suyu doldurulduğunu ve hacıların bunu yüzlerine ve gözlerine sürdüklerini anlatmıştır.

Mukaddes emanetler dairesinde Topkapı’da bulunan Kademi şeriflerden Somaki, mermer yada kırmızı porfir gibi taşlar üzerine çıkmış altı tane ayak izi bulunmaktadır.. Yeşil somaki taşın üzerindeki izin ResulAllah’ın miraca çıkarken oluştuğu sol ayağının izidir.. Diğerlerine nazaran daha büyük ve etrafında renkli boyalarla yazı kalıntılarının, daha muntazam oluşu nedeniyle bunun orijinal olmayıp Kudüs’teki Kadem-i Şerifin taklidi olduğu intibaı uyandırmaktadır.. Aynı Kadem-i Şerif’in gümüş levhalar üzerine yazılmış iki adet kopyası bulunmaktadır..

Cenab-ı Şah-ı Nübüvvet

O şeb miraç içün olundu davet

Burak’ı aldı geldi Kuds Cibril

Basub taşa Burak’a bindi Hazret

Mübarek ayağın taşa yer etti

O taşta tan resim olundu iş bu suret

Kadem-i nahşına daim yüzün sür

Ümid eyle Muhammedten şefaat…..

Sine-i mermere bastıkta yer etmiş anda Rasl-i Arabi ve Acemi

Ali Osman ana izzetler edüp hefz etmiş, olmuş anınla mükerrem, Hürrem muhterem

Resmi levhai isim üzre kazan üstadın nura gark olmadadır daim elinde kalemi

Yanmaya ateşe, halı koymaya Hüda .Devletol haneye Nakş-ı Kadem-i..

Ebubekir Radıyallahu anh, Ömer Radıyallahu anh, Osman Radıyallahu anh, Ali radıyallahu anh.

Ol Habib’in kadem-i resmi ki evde olsa

Ateş yanmaya o ev ger yanarsa bu cihan

Ol mübarek payi resmine kim hürmet ede

Cenneti eyler müyesser Halık-ı Kevn-i Mekan

Sadıkane eyler isen yüz sürüş

Bin günahın afv ide ol Kerimul müstean

Ol mübarek ayağın bastığı yeri görüp

Görmeye göz ağrısın herkes cihanda bi hemain

OL mübarek kademinin nakşına sürse yüzün

Etmeye akşam olunca ins cin ona ziyan….

Kadem-i Şeriflerden en önem verileni Nizami Alay Emiri Ahmet Bey tarafından Trablusgarptan getirilip, zamanın padişahı Sultan Abdülmecid Hana sunulmuştur..Renkli somaki mermer üzerine topuk kısmı kırık olup gümüş tellerle bağlanmıştır..Bu hizmetinden dolayı Padişah tarafından kendisine 114 bin krş ödül verilmiştir.. Arzhanede ziyaretçiye sunulan Kadem-i Şerif’in asıl yeri Has oda da kapının karşısına gelen dolabın içidir..Dolabın mermerden olan rafı oyularak Kadem-i Şerif buraya yerleştirilmiştir.. Üzerine mermer rafa rapdedilen gümüş bir çerçeve kapak yaptırılmış, 1877 de de Abdülhamid Han tarafından altınıyla değiştirilmiştir. Bu Kadem-i Şerif’in Peygamber Efendimizin (sav) miraca çıkarken ayağını bastığı kayaya çıkan ayak izi olduğu düşünülmektedir..Hem gümüş hemde altın kapağın üzerinde ise;

Çehresay ol Kadem-i Pakin Şah-ı Resülün

Olmak istersen eğer nail-i izzi-i dareyn

Sürerek çeşm-i hun aludunu kıl istişfa

İşte bi şek Kadem-i Pak-ı Rasl-i Kevneyn

Mısraları yazılıdır…

Diğer Kadem-i Şerifler arasında bir adet mukavva üzerine çizili Kademi Şerif şekillerinin Mukaddes emanetler arasında bir diğerinin de Edirne Kapısında bir hatunun hanesinde bulunduğu kayıtlardadır… Bu resmedilmiş çizim şekillerden biriside Aziz Mahmud Hüdai Hz.’e I. Ahmed tarafından çizdirilip hediye edilen Kadem-i Şeriftir…Daha sonraları Kadem-i Şerif ve Kabe anahtarı Üsküdar Şeyh Camii Hatibinden alınarak Topkapı Sarayına iade edilmiştir..Hz. Peygamberin tahta nalın giydiği tarihen sabit olmadığından bunun Nalın-ı Saadet değilde ahşaptan yapılmış Kadem-i Şerif olması muhtemeldir..
Sözü geçen Kadem-i Şerif ve Kabe anahtarı kandil geceleri ziyaret edilir ve caminin içinde yüksekçe bir yerde demir bir dolapta muhafaza edilirdi..Sultan IV.Mehmed tarafından Hüdai Camisi Şeyhi Talip Efendiye hediye edilmiş…Oda bunları babası Davetizade Şeyh Mustafa Efendi Camiine yerleştirmiştir..
Günümüzde hala aynı dolapta yer alan kitabede ise aynen şunlar yazılıdır….

Bu cayı mübarekte vedi olmuştur.

Naleyn-i Şerifeyn-i Resulussakaleyn

Ta’zimle çeşmanını sür kim olasın

Dünya ve Ukbada kariru’l aynen….

Nakş-i Kadem-i Şerif’lerin bir diğeri ise tahtadan hazırlanmış bir diğer Kadem-i Şerif üzeri de Edirne kari tarzda altın yaldız ve renkli boyalarla süslenmiş, iki yanına tuğra şeklinde Salavatı Şerife, köşelerine İsmi Celal , ismi Nebi, İsmi dört halife, Hasan Hüseyin Hz. nin mübarek ismleri ve;

Fahr-ı Rasülü Rahmet biliriz biz
Hakkı rehini kühl-i saadet biliriz biz
Nakşı Kademi başımız üzerinde yer itsün
Yüz sürmeyi sermayeyi devlet biliriz biz…yazılıdır.

Mukavva ve ahşap Kademi Şerifler büyüklük olarak aynı olmakla birlikte çizimlerinde farklılık vardır..

Topkapı Sarayı hariç, Eyüp Sultan, Sultan III. Mustafa , Sultan I. Abdulhamid türbelerinde de Kadem-i Şerifler bulunmaktadır..

Hz. Halid bin Zeyd Ebu Eyyübel Ensari’nin türbesindeki Kadem-i Şerifi Peygamber Efendimize karşı çoşkun duygular besleyen Sultan I. Mahmut Han koydurmuştur. Bu ayak izinin üzerinde yer alan kitabede ise aynen şunlar yazılıdır;

Ziyaretgahı ümmet olmağa Sultan Mahmud
Makam-ı akdese vaz eyledi bir kenz-i la yünsa
Şerf yab-ı kadem olsun deyu Eyyubi Ensar
Müluki şehe itdi türbeye züvvar içün ihda
N’ola ger hissemend-i nakş-ı pay-i mücteba ola
Alemdar-ı Resul-i Kibriyadır ol cihad ara
Usatı ümmet içün koydu bir asar-ı istişfa
O lal-i pürhude hırman-ı şefaat mi ola haşa
Düşürdüm böyle bir mu’ciz nümaye-i hutaya tarih
Makamın buldu resm-i pay-ı Sultan-ı Resul-ı hakka..

Sultan I. Abdulhamid türbesindeki Kadem-i Şerif Şam yakınlarındaki Kadem köyünde ecdadından bu emanetin hizmetini devralan Şeyh Said Muhammed Ziyad ‘dan Kadem-i Şerifi İstanbul’a getirmesini istemiş, O da Kadem-i Şerifi başının üstünde taşıyarak getirip, Sultan I. Abdulhamit Hana teslim etmiş ve Padişahtan büyük saygı gördüğü gibi Sadrazam Halit Paşa tarafından Şeyh Efendi için Samatya’da Kademi Şerif tekkesi inşaa ettirilerek, Kadem-i Şerif yıllarca orda sonrasında Sultan I. Abdülhamit Han türbesine yerleştirilerek mübarek günlerde ziyarete açılmıştır.. Kadem-i Şerif’in bulunduğu dolabın üstünde ki kitabede;

Oldu resm-i kadem-i Hazret-i Fahr-i Alem
Tac-ı vehhac-ı ser-i cümle-i ehl-i iman
O kademdir ki idip tayy-ı semavat-ı ula
Menzil-i sidreye bastı şeb-i esrada ayan
Sür yüzün acz ü niyaz-ıla edip istişfa
Olayım dersen eğer mahzar-ı afv u gufran…yazılıdır.

Sultan III. Mustafa türbesinde bulunan Nakş-ı Kadem-i Saadet dolabı Sultan III.Mustafa’nın sandukasının tam karşısındaki duvara monte edilmiştir.(Fatih/Laleli)
Dolap iki bölümden oluşmaktadır.. Alt kısmında Kademi Şerif üst kısmında Peygamber Efendimizin (sav) Sakalı Şerifi muhafaza edilmektedir. Bu dolabı III. Selim Han 1800′ li yıllarda türbeye hediye etmiştir..

Sakın taş sanma yahu gevher-i alem bahadır
Gel ey biçare yüz sür nakş-ı pay-i Mustafa’dır
Seza arş-ı mu’alla zinet-ara-yı makam olsa
Zehi cay-ı mu’azzam mevk-i hacet revadır bu..

Sultan III.Selim’in kaleminden ifadeyle…(mahlası ilhamidir)

Peygamber efendimizin (sav) diğer mucizelerinden biride dirseğini dayadığı taşa izi çıkmasıdır.. Bu taş Mekke -i Mükerremede Hz. Ebubekir’in dükkanının civarında ”Hacer-i Mütteka/Dayanılan taş adıyla korunmaktadır.. ”Hacer-i Mütekellim” olarak bilindiği kayıtlardadır. Aynı zamanda Peygamber Efendimizle konuşan bir taş olduğu ismininde Hacer-i Natık/Konuşan taş olduğu kayıtlarda yer almaktadır..Eyüp Sabri Paşa Hacer-i Mütekellimin sekiz parmak çapında yarım silindir şeklinde olduğu ve duvardan altı parmak kadar dışarı çıktığını bildirilmiştir..Bu taş hala Sultan Ahmet türbesinde korunmaktadır..

Peygamber efendimizin Naln-ı Şerifi veya Nakş-ı Kademi Şerifin resmini üzerinde taşıyanın Peygamber Efendimizi (sav) rüyada görme ihtimali yüksektir.
(Saadetü’d -Dareyn,s. 535)

”Fethü’l Mün’al fi Medhi’n-Nihal” adlı kitabında Mukri Hazretleri Peygamber Efendimizin (sav) Kademi Şerif’inin resmi veya Nalın-i Şerif’inin suretlerinin rızk ve berekete vesile olduğunu bildirmektedir..Nakş-ı Kadem-i Peygamber-i, Kadem-i Şerif’in izleri ve Kadem-i Şerif Suretlerinin bir yerde bulunmasının maddi ve manevi büyük faydaları olduğunu söylemektedir..
Yusuf bin İsmail en -Nebhani Hazretleri de bu büyük maddi ve manevi faydaları şöyle sıralamıştır..

1. Emandır, maddi ve manevi güvencedir.

2. Eşkıyadan kötü kişilerden emniyettir.

3. Düşmanların galebesine karşı iyidir..

4. Her bir azgın ve taşkın şeytana karşı korumadır..

5. Hasud (kıskanç) olan her göze karşı iyidir.

6. Hamile kadın onu sağ tarafı üzerinde taşırsa, kolayca doğum yapar.

7. Nazara karşı iyidir.

8. Sihire karşı faydası görülür..

9.Halk tarafından tam kabul görür..

10. Peygamber Efendimiz (sav) i Rüyasında görmekle şereflenir.

11. Evlerin( Hane, dükkan, mağaza ve iş yerlerinin girişine takılırsa orayı bereketlendirir.

12. Ordunun yanında olursa asla hezimete uğramaz..

13. Yolcunun üzerinde bulunursa asla korkmaz ve hezimete uğramaz..

14. Gemide bulunursa asla batmaz..

15. Bir evde bulunursa yada bulunduğu mekanda asla yangın çıkmaz.

16. Bir eşyanın üzerinde olursa orda hırsızlık olmaz..

17. Onu taşıyanın dilekleri hayrlısıyla kabul olur.

18. Sıkıntıda olursa selamete çıkar.

19. Hasta taşırsa inşallah şifa bulur.
(Saadetü’d Dareyn , s.535-536)

20. Bakınca gözlere nur olur, şifa olur.

Peygamber Efendimiz (sav) değişik ayakkabılar giyerdi.. Bunlardan sandalet tipinde olanına Nalın-ı Şerif denilmektedir. Ayrıca Nal’ı Saadet, Nal’ı Pak, Nalı’ Şerif, Nal’ı Mübarek, Nal’ı Resul yada Basamakı Şerif diye de isimlendirilmektedir.. Topkapı sarayında üç adet Nalın-ı Şerif daha bulunmaktadır.
(Nalın-ı Saadet ve Nakşı Kademi Şerif Ömer Faruk Hilmi)

Yusuf bin İsmail en Nebbani Hazretleri Peygamber Efendimizin (sav) Kadem-i Şerifi hakkında;
”Gerçekten ben Peygamber Efendimizin (sav) Nal’i Şerif’ine hizmet ettim. Elbette her iki darda (Dünya ve ahiret) onun gölgesinde yaşarım..İbni Mesud Hazretlerimiz Peygamber Efendimizin (sav) Nal’ınına hizmet etmekle mesud oldu. Ben ise O’nun mübarek Nal’ı Şerifi’nin temsiline hizmet etmekle mutluyum.
(Saadetü’d Dareyn s.537)

Bir başka aşığın dizesin de Na’l-i Saadet için;

”Bu Kainatın başının üzerinedir..

Bütün mahlukat onun gölgesinin altında gölgelenmektedir..”

Tur dağında Musa Aleyhiselam ‘a ”Ey Musa Nal’ini çıkar.” nidası gelmişken Peygamber Efendimiz (Sav) Ahmed Muhammed Aleyhiselam Hazretleri miraçta arş’a yükseldiğinde Nal’inlerini çıkarmakla emr olunmamış bilakis Yüce Allah’u Teala ;

”Resulum geç senin Nal’inlarinle arş’ı ala’m şereflensin..” buyurmuştur..
(Saadetü’d Dareyn s. 537)

ResulAllah Sallalahu Aleyhi ve Sellem miraç gecesi bu hadiseyi anlatırken; bir zaman oturup sonrada istedimki nal’inimi ayağımdan çıkartayım.

Allahu Teala ;

”Benim Habibim madem ki Arş’ı Ala’m da Nal’iniyle durmuş,
Sen Arş makamında öyle dur ki, Arş-ı Mecid Senin Nal’ininle şereflensin.”diye nida buyurdu.

Bir başka deyişle….
Padişah-ı lem yezel ve la yezal (Yüce Allahu Teala);
”Arş-ı azimi Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi Vesellem) mübarek nalınlarıyla izzetlensin.” diye seslendi.

Peygamber Efendimizin (sav) mübarek ayak izi ve mucizeleri derken Hırka-i Saadet Dairesinde muhafaza edilen çok büyük bir ayak izide bulunmaktadır. Bu ayak izinin Hz. Adem Aleyhiselam’ın Kadem-i Şerif-i olduğu kayıtlarda yazılmaktadır..Büyük patiska bez üzerine kırmızı boya ile çizilmiş 1,5 metreden fazla uzunluktadır..

Hindistanın Serendip adalarında bu günkü Siri Lanka adaları Adem dağında Müslümanların halen Hz. Adem Aleyhiselamın cennetten çıktığında ilk kez Serendip adasına indiğine ve boyunun 60 arşın olduğuna inanılmaktadır. Muhtemelen Kadem-i Şerifin bir patiska bez üzerine çizilerek burdan saraya ulaştırıldığı düşünülmektedir..

Allah onların yolundan ve izinden bizleri bir an bile olsun ayırmasın…

Şat-ı edeple dahil ol ey talibi Hüda
Mevdudur bu mabed-i alide habbeza
Miftah-ı pak-i Beyt-i Cenab-ı Hüda ile
Na’leyni zatı-ı Hazreti Sultanı Enbiya …….

Sürçi lisan ettiysek affola  amiiin.

Dip not:

*Yusuf bin İsmail En Nebbani (K.s) son asır İstanbul evliyalarından ve İslam alimlerinin büyüklerinden idi. Osmanlı Devletinin son zamanlarında yaşayan ilim ve fazilette çok yüksek bir zat idi.İlmiyle amil Peygamber Efendimizin (sav) sünnet seniyesine uygundu..

*Ebu Abdullah el Mukri künyesi Ebu Abdullah, ismi Muhammed bin Ahmed el Mukri’dir. Ahmed bin Hanbel’in oğlu Abdullah’ın talebesidir. Evliyanın meşhurlarından Cüneydi Bağdadi Hz. i görmüştür.. Evliyanın en çok fetva vereniydi, vera ve takva sahibiydi..

*I. Ahmed Osmanlı Padişahlarının ondördüncüsü, İslam halifelerinin yetmiş dokuzuncusu Sultan üçüncü Mehmet Hanın oğlu olup 1590 Manisa’da doğdu. Ondört yaşındayken tahta geçmiş akıllı, zeki, münevver, hamiyetli, azimkar bir Padişahtı.

*Sultan Kayıtbay Mısır Memlük Sultanlarındandır.Aslen çerkezdir.1468/1496 tarihleri arasında Memlük Sultanlığı yaptı. Efendimiz (s.a.v) Hazretlerini çok seven bir zattı. Mısırlı bir tüccarın Hayberden getirmiş olduğu Kadem-i Şerifi kabrinin kubbesine koydurtmuştur..

*Aziz Mahmut Hüdai Hz. 1541 (H. 948) Şerefli Koçhisarda doğdu. İyi bir
tahsil gördü, büyük alim ve evliya idi. Bursa Kadılığı yapmış ve Üftade Hz.’e mürid feyz, nur ve marifeti ilahiyeye erip Mürşid-i Kamil oldu..oldu.Müslümanların irşad ve terbiyesiyle uğraştı. Bütün halk tarafından sevilen ve sayılan bir evliya idi..
*Ahmet Teymur Paşa Ahmed b. İsmailb. Muhammed Kaşif et-Teymur (1871-1930) Mısırlı Edip, araştırmacı ve tarihçi. Kahire’de doğdu. Ahmed Teymür Paşa tahsil hayatının ilk dönemlerinden itibaren bir çok yazma eser toplamıştır. Ünlü kütüphanesini 1901’de yaptırdı. Elde ettiği eserleri dikkatle okur ve okuduklarına kara.2nahu (okuduk) ibaresi koyardı.20.000 ciltlik değerli bir koleksiyona sahip Kütüphanesini Mısır Milli Kütüphanesine vakfetti. Mısır Dil Akademisi, Şam ilimler Akademisi, Mısır Milli Kütüphanesi gibi önemli ilmi kurumların üyesi olarak büyük hizmetler yapmıştır. Doğu ve batı kültürlerine son derece vakıf, İslam’a son derece bağlı, ahlaki faziletleri üzerinde toplayan örnek bir insandı. Sayısız bir çok makale ve eseride vardır..
(Vikitap/Sosyal Kütüphane)
*Eyüp Sabri Paşa II. Abdulhamid Han devri amirallerinden olup Yenişehir civarında ki Urmiye’de doğdu.Çalışkan alim bir deniz paşasıydı. Bir kısmı basılmayan çok kıymetli eserler yazdı. Mirat-ı Medine, Mirat-ı Mekke, Mirat-ı Harameyn gibi kitapları dini ve tarihi bilgiler içermektedir.
*İmam Kastalani /Mevahib-i Ledünniye ve İlahi Rahmet Hz. Muhammed isimli Kitapları yazmıştır.
Kaynak: Aydın Hilmi/ Hırka-i Saadet Mukaddes Emanetler
Hilmi Faruk Ömer/ Nal’i Saadet ve Nakş-ı Kadem-i Şerif
Bozkurt Nebi / Kadem-i Şerif 24/58
Yusuf bin İsmail En-Nebhani (K.s)/Saadetü’d Dareyn
Dünya bizim.com
Muhiddin.net
Onemforum.com
rehber ihya .com
Manevi hayat.com

Sevgiyle…

GüL Seyyide