Kategori arşivi: SABA MELİKESİ

SABA NIN KOLTUĞU….

saba-melikesi

Daha öncede Saba Melikesin  Süleyman A.S ile  olan  ve KUR ‘AN da geçen kıssasından bahsetmiştik…Saba Melikesi imana davet edilmiş.. ve  Süleyman peygamberi ziyarete gitmiş .. ve  kendisi daha oraya erişmeden  koltuğu  Süleyman peygamberin  veziri ASAF tarafından bir göz kırpıp açıncaya kadar  oraya getirilmiş.. Saba  melikesi onu görüncede  –SANKİ O demiştir..Niçin  çünkü  koltuğun  orda olması  okadar imkansızdır ki ama gerçektir…Bu  zamanda yolculuk mu…kuantum mu ….dejavu mu….ışınlanma mı….HER ne ise …Asırlar öncesinde dahi  Allahın İzniyle gerçekleştirilebilen bir şeydi…Kuran da geçen en önemli kıssalardan biridir..Allahın izni olmadan bir yaprak dahi kımıldayamaz….O izin  verirsede olmayacak  hiç bir şey yoktur…O  sadece  ‘OL’ der ve  o hemen oluverir….

Kur’an’da melikenin ismi geçmez ama Arap kaynaklarında “Belkıs” olarak adlandırılır. Kur’an’daki öyküsü Eski Ahit’e benzer niteliktedir. Hüdhüd kuşu, hayvanlarla konuşabilen Süleyman Peygamber’e Saba adlı bir ülkeye gittiğini ve oradaki halkın güneşe taptıklarını söyler. Süleyman melikeye kendisine itaat etmeye davet eden bir mektup gönderir. Melike adamlarına danışır. Onlar “Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir, artık ne buyuracağını sen düşün” derler. Melike, elçileriyle Süleyman’a hediyeler gönderir. Süleyman hediyeleri önemsemez ve Allah’ın kendisine çok daha iyilerini bahşettiğini söyler.

üç harflilerden biri gidip melikenin tahtını getirebileceğini belirtir. Süleyman’ın bilgili adamlarından biri de(veziri ASAF) “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” der. Bu zatın, Süleyman’ın veziri Âsaf bin Berhiyâ veya Hızır olduğu rivayet edilir. Kimin getirdiği belirtilmez.

Melike gelince önceden getirilmiş olan tahtı bazı değişikliklere uğratılır ve kendisine gösterilir. Senin tahtın böylemi? sorusuna Melike “tıpkı aynısı” diye cevap verir.(Neml 41-42) Daha sonra Süleyman’ın camdan köşküne girince zemini su sanarak eteklerini toplar. Süleyman onun su değil billur olduğunu belirtir. Rivayete göre Süleyman Peygamber bilgisine çok güvenen melikeyi şaşırtmak için camdan zeminin altından su akıtmış ve içine balıklar koymuştur.

Melike “Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” der ve İbrahim geleneğinden gelen tek tanrılılığı kabul eder.

Saba MELİKESİ VE Hz. Süleymanın AŞK ı…..

sasa

Zaman;

Emrine rüzgârların, evcil ve yabânî hayvanların, insan, cin ve kuşların verildiği, peygamberlik ve hükümdarlık lütfunun yanında, dünya saltanatının ayaklarının altına serildiği, kalbi ilim ve şükür ile dolu, “Bizi mü’min kullarının çoğundan üstün kılan Allâh’a hamdolsun.” diye niyaz eden Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm-‘ın devriydi.

Saltanatı o kadar büyüktü ki, orduları dillere destandı. Ordusu üç kısımdan oluşurdu. Birinci grup cinlerdi, ikinci grup insanlar, üçüncü grup ise kuşlardan ibaretti. Hayvanların ve kuşların dilini bilen Süleyman -aleyhisselâm- cinleri gizli işlerde, insanları ülke savunmasında, kuşları da haberleşme, yol bulma ve su bulunan yerlerin tesbitinde kullanırdı.

Rivâyet olunur ki…….

Süleyman -aleyhisselâm- hacca gitmiş, ülkesine dönerken çölde erkânıyla birlikte konaklamıştı. Su bulması için Hüdhüd kuşunu vazifelendirmek istemiş, ama onu bulamamıştı. Kendisinden izin almadan ortadan kaybolan Hüdhüd’ün hemen bulunmasını emretti. Kısa bir müddet sonra Hüdhüd gelince:

“-Ey Hüdhüd, eğer geçerli bir mazeret ortaya koyamazsan, sana ağır bir ceza vereceğim!..” dedi.

hüd

Bunun üzerine Hüdhüd:

“-Sen ilim ve hikmet sahibi bir peygamberken bak, sana bilmediğin bir bilgi getirdim. Yemen’de Sebe’ ülkesinden geliyorum. Orada kraliçenin yönetimindeki halk, zenginliğin verdiği şımarıkla şeytana uymuşlar ve güneşe tapıyorlar.” dedi. “Ayrıca bu kraliçenin muhteşem bir tahtı da var.” diye ekledi.

Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm- Hüdhüd’ün bu sözleri karşısında, önce kendi acziyetini hissetti. Kendisine nice saltanat, ilim ve kudret verilmiş olsa da, kendisinin de âciz kaldığı hususlar vardı. İşte küçücük bir kuş, kendisinin hiç haberi olmayan şeyleri söylüyordu.

Hüdhüd’e ceza vermekten vazgeçti, ancak onun söylediklerinin doğruluğunu da test etmek istiyordu.

“-Çağdaşım olan bu kraliçeye bir mektup yazacağım; bu mektubu, onun tahtına bırak ve uzaktan onları izle ve bana olup bitenler hakkında haber getir!..” dedi.SABAMM

Belkıs, göz kamaştıran bir arap güzeli idi. İnci ile süslenmiş zarif elbisesini, zümrütten tacı ile tamamlamış, etrafına ışık saçarak tahtına yaklaştı. Tahtının üzerinde bir mektup vardı. Şaşırdı, o mektubun oraya bırakıldığını kimse görmemişti. Mektubu okumaya başladı:

“Bu mektup Süleyman’dandır ve Rahman ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla başlar;

Ey melîke; duyduğuma göre, Allâh’ı bırakıp şeytanın yoluna boyun eğmiş ve güneşe tapar olmuşsunuz. Bir tek olan Allâh’a îmân edin! Doğrusu, bana baş kaldırmayın; teslimiyet göstererek bana gelin…”

AB

Melike Belkıs, hemen 310 kişiden oluşan danışma kurulunu toplayıp onlara mektubu okudu. Hüdhüd, sarayın penceresinden onları dikkatle izliyordu. Melîke, etrafındaki avânesine:

“-Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir veriniz! Bilirsiniz, size danışmadan hiçbir şeyi kesip atmam. Görüşleriniz benim için kıymetlidir.” dedi.

Önce savunma kumandanı söz aldı:

“-Ey melîkem!.. Bizler güçlü-kuvvetli kimseleriz; ordularımız zorlu savaş erbabıdır. Savaşabiliriz, ama son kararı melîkemiz bilir!..” dedi.

Diğerleri de buna yakın beyânât verince çok akıllı ve firâset ehli olan Kraliçe Belkıs, son sözü aldı ve şöyle dedi:

“-Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler, altını üstüne getirirler. Başlar ayak takımı olur; esir düşer rüsvay olur. Herhalde bu kadar saltanat ve güçle Kral Süleyman da bize gâlip gelmiş olsa böyle yapar!.. Ben şimdi elçilerimle ona hediyeler göndereceğim bakalım bana ne haberler getirecekler.” dedi.

Hüdhüd, hemen havalandı ve Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm-‘ın yanına vardı. Olanları tek tek anlattı. Belkıs’ın elçileri de çok geçmeden Kudüs’e, kıymetli hediyelerle geldiler. Kendilerince çok kıymetli olan bu hediyeler, Hazret-i Süleyman’ın saltanatı yanında bir testi su gibi kalmıştı. Elçiler, Hazret-i Süleyman’ı ve sahip olduğu saltanatı gözleriyle müşâhede etme imkânı buldular. Vahşi hayvanlar, Hazret-i Süleyman’ın dizinin dibinde kedi gibi yatıyorlar, kuşların biri girip Hazret-i Süleyman’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor, o gidiyor, başka biri haber getiriyordu. Eliyle rüzgârı âdeta evirip çeviren Süleymen -aleyhisselâm-, elçilere:

“-Siz bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz?” diye sordu. “Allâh’ın bana verdikleri, size verdiğinden daha hayırlı ve çoktur. Buna rağmen siz hediyelerinizle böbürlenirsiz ha…” dedi. Ardından hiddetle:

“-Melîkenize varın ve deyin ki «İyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim. Allâh’a îman etmeyen o kimseleri, hor ve hakîr olarak oradan çıkarırız!..»” dedi.

Korku ile saraydan uzaklaşan elçiler, gidip gördüklerini ve duyduklarını kraliçeleri Belkıs’a anlattılar. Belkıs, sarayının ileri gelenleri ile Süleyman -aleyhisselâm-‘ı ziyaret etmek isteğini bildirdi. Onun peygamberliğini ve dinini tetkik etmek için yola çıkmaya karar verip hazırlıklarına başladı. Ama gözü gibi baktığı ihtişamlı tahtını, bu yolculuğa çıkmadan önce emniyet altına almak istedi ve onu hazine dairesine saklattı. Üst üste üç kapıyı kilitletip başlarına onlarca nöbetçi koyduktan sonra huzurla Kudüs’e doğru yola çıktı.

Bu sırada Süleyman -aleyhisselâm- da onu karşılamak için hazırlıklara başlamıştı. Onu, daha ilk bakışta teslim alıp boyun eğdirmek için çok kıymet verdiği tahtını, Kudüs’e, ondan önce getirtmeyi düşündü. Etrafında bulunan vezirlere, cinlerin ileri gelenlerinde ilim ve hikmet ehli insanlara dönerek:

“-Kim Melîke Belkıs gelmeden evvel, bana onun Yemen’deki tahtını getirebilir.” Diye sordu. Emrindeki cinlerin başı:

“-Ben sen tahtından kalmadan evvel, onu senin huzuruna getirebilirim.” dedi.

Kendisine Allah tarafından ilim ve hikmet verilmiş Vezir Asaf bin Berhiya da:

“-Ben “tarfetü’l-ayn”, yani göz açıp kapayıncaya kadar onu buraya getiririm.” dedi. Ve daha sözü bitmeden Belkıs’ın tahtını, Süleyman -aleyhisselâm-‘ın huzuruna getirdi.

Bu ilâhî lütuf büyüklüğü karşısında Hazret-i Süleyman, büyük bir tevâzu ve hiçlik içinde:

“-Bu…” dedi, “şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak için Rabbimin gösterdiği lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük eden de ancak kendisi için… Nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbim müstağnîdir ve çok kerem sahibidir.” dedi.

sara

Tahtın getirildiği mesafe, bir aylık yürüme mesafesi idi.

Daha sonra vezir ve yaverlerine dönerek:

“-Bu tahtı, ilk anda tanınmayacak şekle sokun; bakalım kraliçe kendi tahtını tanıyabilecek mi?” dedi.

SABAAM

Melîke Belkıs, uzun bir yolculuğun ardından Hazret-i Süleyman’ın sarayına yaklaşınca sarayın şa’şasından âdeta büyülendi. Süleyman -aleyhisselâm- onu sarayına dâvet edince biraz duraksadı. Adımını atacağı yerde sular akıyor, rengârenk balıklar suyun berraklığından açıkça görülüyordu. Islanmasın diye eteğinin uçlarını topladı, ipek şalvarının paçalarındaki elmaslar parlıyordu. Ayağını attı ve çok şaşırdı; ayağı suya batmamış, âdeta suyun üzerinde yürür gibiydi… Şaşkınlıkla Süleyman -aleyhisselâm-‘a bakınca, O:

“-Suyun üstünde billur camdan yapılmış şeffaf bir zemin var. Eteğini toplamana lüzum yok!..” dedi

. SARAY

Billur köşkün içine giren Melîke Belkıs, hayretler içinde bu saltanatı incelerken gözü bir tahta takıldı. Hazret-i Süleyman da onun tahtı fark etmesini istiyordu.

“-Bu senin tahtına benziyor mu?” diye sordu.

taht

Belkıs, tahtını özel olarak yaptırmış, yola çıkmadan önce güvenli bir şekilde korunması için binbir tedbir almıştı. Yine de bu kadar benzerliğe şaşırdı ve:

-Sanki o!..” diyebildi.

Süleyman -aleyhisselâm- gördüğü tahtın, onunki olduğunu söyleyince, Belkıs artık acziyetini itiraf etti ve:

“-Rabbim, ben gerçekten kendime zulmetmişim. Artık Süleyman ile beraber âlemlerin rabbi olan Allâh’a teslim oldum.” dedi.

Solomon-and-the-people-of-Saba10_1

Yanındakiler de onunla birlikte îman ettiler. Bir rivayete göre Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm’-ın evlilik teklifini de kabul eden Belkıs, dünya saltanatını, âhiret saltanatına çevirme akıl ve ferâsetini göstermiş oldu.

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

SABA Melikesi ve yaşamı…

saba me

Güzelliği, bilgeliği semavi dinlerin kitapları aracılığı ile günümüze kadar ulaşmış. MÖ 10. yüzyıl civarlarında yaşadığı varsayılan Saba Melikesi Belkıs, başkenti Mağrip olan günümüz Etiyopya, Somali ve Yemen topraklarını kapsayan Kızıl Deniz’in iki yakasına yayılan Etiyopya ve Somali’de hükümranlık sürdü. Saba Krallığı‘nın kraliçesi. Kur’an ı Kerim de ‘Neml Suresi’ nde bahsedilir.Saba Melikesi Belkıs, tarihçilere göre MÖ 950-930 yıllarında yaşadı. Tarihte iz bırakmış en ünlü kadınlardan biri olan Saba Melikesi, dillere destan güzelliğiyle çevresindekileri büyüledi,
adaletiyle de gönüllerde taht kurdu. Nitekim İncil, Saba Melikesi’nden ‘‘Güney’in adil kraliçesi’’ diye söz eder. Efsanelere göre zamanında Ortadoğu’nun en güçlü kadını olan Saba Melikesi, İsrail Kralı olan Hz. Süleyman’la görüşmeye gitti. Belkıs’ın güzelliği, Hz. Süleyman’ı da kendine hayran bıraktı ve ikisi arasında romantik bir ilişki yaşandı. Efsanenin Etiyopya’da anlatılan biçimine göre ise Belkıs, İsrail gezisinden hamile döndü. Belkıs’ın dünyaya getirdiği Süleyman’ın oğlu ‘‘Menelik’’ de Etiyopya’daki hanedanları kurdu.

sa  gemi

Kutsal kitaplara göre güzelliği ve bilgeliğiyle Hz. Süleyman’ı kendine aşık eden Saba Melikesi Belkıs’ın ülkesi Etiyopya ve Somali topraklarından oluşuyordu. Başkenti ise Yemen’in kuzeyindeki Mağrip kentiydi. Mağrip, Kızıl Deniz’le Umman Denizi’ni birbirine bağlayan Babülmendep Boğazı‘na hakim olduğu için zengin bir kentti. Mağrip, yakınındaki bir bentten sağlanan su sayesinde çok geniş tarım alanlarına sahipti. Milattan sonra 6’ncı yüzyılda bent yıkıldı ve buradaki hayat da son buldu.
Arkeologlar en az 100 yıldır Mağrip’in yerini aşağı yukarı tespit etmişlerdi. Ama yıllardır hiçbir araştırma yapılamadığı için, tespit edilen yerin Mağrip olup olmadığı kesinleştirilemiyordu. 1952 yılında Amerikalı küçük bir araştırma grubu, bölgede kazı yapmaya çalışmış, ancak kabile şeflerinin düşmanca tavırları yüzünden kazılar yarım kalmıştı. İki yıl önce Amerikan İnsanı Araştırma Vakfı, bölgede yeniden inceleme yapma izni aldı. Aralarında Londra Arkeoloji Enstitüsü’nden uzmanların da bulunduğu bir grup, son derece gelişmiş elektronik aygıtlar, radarlar ve uydular aracılğıyla kumların altını en ince ayrıntısına kadar araştırmaya başladı. Kalın kum tabakası altında buldukları son derece iyi korunmuş bir tapınak kalıntısı, uzmanları umutlandırdı. Tapınağın 3 bin yıllık geçmişi bulunan ‘‘kayıp’’ Mağrip kentinde yer aldığı anlaşıldı. 9 metre kalınlığında kumla kaplı kentin Arap Yarımadası’ndaki İslamiyet öncesi yaşama büyük ışık tutması bekleniyor.
‘‘Mahram Bilqis’’ ya da Ay Tanrısı Tapınağı diye adlandırılan tapınak, dairesel bir yapıya ve kireçtaşından sütunlara sahip. Tapınağın içi, çanak çömlek ve ‘‘eski kayıp dünyalar’’ın kapısını açabilecek yazıtlarla dolu. Kazı başkanı Dr. William Glanzman, ‘‘Şimdiye kadar sadece yüzde 1’lik bir bölümü ortaya çıkardık. Hazinenin büyük bir kısmı halen kumlar altında’’ diye konuştu.

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

NemL Suresi…..

sabaaa

NEML SURESİ

Mekke’de nazil olmuştur. 93 âyettir. “Neml” karınca demektir. 18.âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu adı almıştır.

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Ta, sin. Bunlar Kur’an’ın ve apaçık olan Kitab’ın ayetleridir.
2. Mü’minler için bir hidayet ve bir müjdedir.
3. Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.
4.Ahirete inanmayanlara gelince; Biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, ‘körlük içinde şaşkınca dolaşırlar’.
5. İşte onlar; en kötü azap onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır.
6 Hiç şüphesiz, bu Kur’an, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve herşeyi gerçeğiyle) bilen (Allah’ın) Katından ilka edilmektedir.
7.Hani Musa ailesine: “Şüphesiz ben bir ateş gördüm” demişti. “Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.”
8.Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: “Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah Yücedir.
9.“Ey Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım.”
10. “Asanı bırak;” (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz.”
11.“Ancak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim.”
12.”Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir.”
13Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: “Bu, apaçık olan bir büyüdür.”
14. Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
15.Andolsun, Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik: “Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah’a hamd olsun.” dediler.
16.Süleyman, Davud’a mirasçı oldu ve dedi ki: “Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür.”
17. Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
18. Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.”
19.(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: “Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.”
20.Kuşları denetledikten sonra dedi ki: “Hüdhüd’ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?”
21. “Onu gerçekten şiddetli bir azapla azaplandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir.”
22.Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: “Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba’dan kesin bir haber getirdim.”
23. “Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var.”
24.“Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.”
25.Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah’a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar).”
26. “O Allah, O’ndan başka İlah yoktur, büyük Arş’ın Rabbidir.”
27. (Süleyman:) “Durup bekleyeceğiz, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?” dedi.
28. “Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?”
29. (Hüdhüd’ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: “Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı.”
30. “Gerçek şu ki, bu, Süleyman’dandır ve ‘Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla’ (başlamakta)dır.”
31. (İçinde de:) “Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin” diye (yazılmaktadır).
32. Dedi ki: “Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim.”
33. Dediler ki: “Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız).
34. Dedi ki: “Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar.”
35.“Ben onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler.”
36. (Elçi hediyelerle) Süleyman’a geldiği zaman: “Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz” dedi.
37. “Sen onlara dön, Biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve Biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.”
38. (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) “Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?” dedi.
39.Cinlerden ifrit: “Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.” dedi.
40. Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: “Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.” Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.
41. Dedi ki: “Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?
42. Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: “Senin tahtın böyle mi?” denildi. Dedi ki: “Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk.”
43. Allah’tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi.
44. Ona: “Köşke gir” denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: “Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir.” Dedi ki: “Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”
45. Andolsun, Biz Semud (kavmine de) kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” diye (demek üzere) gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine düşman kesilmiş iki gruptur.
46.Dedi ki: “Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük konusunda acele davranıyorsunuz? Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz.”
47. Dediler ki: “Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.” Dedi ki: “Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah Katında (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz.”
48. Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.
49.Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: “Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.”
50. Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.
51.Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.
52. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır.
53. İman edenleri ve sakınanları da kurtardık.
54– Lut da; hani kavmine demişti ki: “Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?”
55-“Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz.”
56– Kavminin cevabı: “Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış” demekten başka olmadı.
57– Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
58– Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.
59. Dedi ki: “Hamd Allah’ındır ve selam O’nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlı yoksa onların ortak koştukları mı?”
60. (Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir İlah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
61. Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar.
62. Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.
63. Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir. 64. Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? De ki: “Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz.”
65.De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.”
66.Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri ‘ard arda toplanıp pekiştirildi,’ hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler.
67.İnkar edenler dedi ki: “Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip-çıkartılacakmışız?”
68. “Andolsun, bu (azap ve dirilme tehdidi), bize ve daha önce atalarımıza va’dolunmuştur. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir.”
69. De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün”
70.Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.
71.Derler ki: “Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va’dolunan (azap) ne zaman?”
72.De ki: “Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile.”
73. Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.
74.Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.
75.Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.
76. Gerçek şu ki, bu Kur’an, İsrailoğulları’na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin bir çoğunu aktarıp anlatıyor.
77.Ve gerçekten o, mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
78. Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında Kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.
79.Sen, artık Allah’a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.
80.Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
81. Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır.
82.O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.
83. Ve her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar ‘tutuklanıp (azap yerine) dağıtılırlar.’
84. Nihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: “Siz Benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?”
85. Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar.
86.Görmediler mi, Biz geceyi onda sükun bulmaları için, gündüzü de aydınlık(la görsünler) diye yarattık. Şüphesiz, iman eden bir kavim için bunda ayetler vardır.
87.Sur’a üfürüleceği gün, Allah’ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri ‘boyun bükmüş’ olarak O’na gelmişlerdir.
88.Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi ‘sapasağlam ve yerli yerinde yapan’ Allah’ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır.
89.Kim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün korkusuna karşı güvenlik içindedirler.
90 Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve onlara:) “Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?” (denir).
91. (De ki:) “Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı. Herşey O’nundur. Ve Müslümanlardan olmakla emrolundum.”
92. “Ve Kur’an’ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: “Ben yalnızca uyarıcılardanım.”
93. Ve de ki: “Allah’a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız.” Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir.

(/Vit-amin.net//)

 

SABA MeLikesi……

saba-melikesi

Saba Melikesi Belkıs;

Hz. Süleyman zamanında yaşamış olan bir kadın hükümdardır. Yemen diyarında, güneşe tapan bir milletin başında hüküm sürerdi. Rivayetlere göre Şerahil isimli bir hükümdarın tek evladı olduğundan babasının yerine hükümdar olmuştu. Yemen’de başşehri Me’rib adında bir yer olan kuvvetli bir devletin sahibiydi. Kur’an ayetlerine göre “kendisine her şeyden verilmişti” ve oturması için son derece kıymetli bir tahta sahip bulunuyordu. Bir zamanlar en büyük Arap Devleti’ni kurmuş olan Himyerilerin soyundan geliyordu.Güney Arabistan’da bir devlet olan Seba (Sebâ, Saba) melikesidir.

Adı, kişiliği ve ülkesiyle ilgili birçok söylence vardır. Söylenceler Asur, İsrail, Hint, Etiyopya ve İran kaynaklıdır. Büyük olasılıkla aslında Kuzey Arabistanlı olup Güney Arabistan’da Seba Devleti’ni kuran Aribilerin kraliçesidir. Söylenceye göre, Mecusi (ateşetapar) yönüyle İran etkisinde kalmış bir Hintliydi. Etiyopyalılar, ilk hükümdar sülalelerini Hz. Süleyman  ile onun evliliğinden dünyaya gelen çocuğa bağlarlar. Kur’an-ı Kerim’de Belkıs’ın doğrudan adı geçmez. Ancak Hz. Süleyman ‘dan söz edilirken anlatılan kadın hükümdarın Belkıs olduğu kabul edilir. Nemi Suresi’nin 20.-45. arasındaki ayetlerinde ateşe tapan bu kraliçeye Hz. Süleyman‘ın hüthüt kuşuyla bir mektup yollayarak kendisini gerçek Tanrı’ya tapmaya çağırdığı anlatılır. Belkıs, çeşitli serüvenlerden sonra ateşe tapmaktan vazgeçerek gerçek Tanrı yoluna girer. Bu olay, değişik bir biçimde Tevrat’ta da anlatılır. Halk inanışlarına göre Belkıs, göz açıp kapayıncaya kadar tahtından uçmuş Hz. Süleymamn  gibi birçok mucizeler göstermiştir.

Hz. Süleyman  ayet-i kerimelerde beyan edildiğine göre Yemen civarında gezerken kendi emirleri ile hareket eden kuşlardan Hüdhüd vasıtasıyla Seb’a halkından haberdar olup, Belkıs’a bir mektup göndermiştir. Belkıs, maiyetindeki adamları toplayarak “bana çok şerefli bir mektup geldi. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile başlanarak yazılmış” deyip onlardan ne yapmaları gerektiğini sormuş ve neticede Hz. Süleyman ’a kıymetli hediyeler göndermiştir. Büyük Peygamber, Belkıs’ın hediyelerini kabul etmeyerek, “güneşe tapmamalarını ve Allah’tan başka ilah olmadığını” bildirmiştir. Bunun üzerine Belkıs bizzat Hz. Süleyman’ı Kudüs’te ziyaret edip, onun güç ve kudretini görerek, yüce Allah’ın da hidayeti neticesi Müslüman olmuştur.

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

HZ.SÜLEYMAN A.S ve SABA Melikesi…..

SÜLEY

HZ. SÜLEYMAN

Kur’an’da isminden çokça bahsedilen bir peygamberdir.. Dillere destan muazzam bir saltanatın sahibidir. Kuş dilini bilirdi. Rüzgâr emrine âmâde idi ve istediği yere çok kısa zamanda gider, gelirdi.. İnsanlar, cinler ve kuşlardan ibaret orduları vardı.. Cinler itirazsız hizmetini görür ve emrinden dışarı çıkmazlardı.. Bereketli kıldığımız yere doğru Süleyman’ın emriyle esen şiddetli rüzgârı, onun buyruğuna verdik.” Başka bir ayet (Sebe, 34/12) bu rüzgârın Süleyman’ı sabahtan öğleye ve öğleden akşama kadar ki zaman içerisinde mutad yürüyüşle birer aylık mesafeye takriben 900 km götürdüğünü beyan eder..

Acaba Hz. Süleyman’ı rüzgâr gibi götüren şey bir uçak veya benzeri bir araç mıydı ?..
Hz.Süleyman’ın ahşaptan mamul bir bisat’ı vardı. Bisat döşeme, halı, kilim demektir. Bir gezinti, bir sefer, bir kral veya düşmanla savaşmak gerektiğinde, lazım olan her şey bunun üzerine yüklenirdi. Bu öyle geniş bir döşeme idi ki bütün evler, köşkler, çadırlar, mallar, malzemeler, atlar, develer, ağırlıklar, insanlar ve cinler buna yüklenebilirdi. Yükleme işi bitince rüzgâra emreder, o da, döşemenin altına girer ve onu havaya kaldırırdı. Belli bir yüksekliğe çıktıktan sonra, tatlı ve yumuşak esen rüzgâr onu alır götürürdü.
Bunun üzerine Hz.Süleyman’ın oturacağı altın bir minder yerleştirilirdi. Bu minderin sağına konan altın koltuklara peygamberler, soluna konan gümüş koltuklara da bilginler otururdu.Bunların arkasında ise insanlar, cinler ve şeytanlar yerlerini alırdı..
Acaba bu bisat bir helikopter gibi yerden dikine havalanabilen, belli bir yüksekliğe ulaşınca da yan motorları çalışıp uzaklaşabilen büyük bir uzay gemisi mi idi ? Hz. Süleyman ve erkanının oturduğu yer ve oturuş şekli sizlere bir uçağın cock-piti’ni anımsatmıyor mu ? Acaba uzay yaratıkları insana benzemedikleri için mi cinler ve şeytanlar şeklinde ifade ediliyor ?..

Yine söylentiye göre bu bisat değil bir taht’tı. Yine aynı kaynaklar bir ihtiyaç halinde Hz. Süleyman için 600 tahtın kurulduğunu kaydederler.
Acaba bunlar 600 adet uçan cisim olamaz mı ?..
Kur’an ı Kerim bazı cinlerin onun emrine verildiğini bildirir ki (Sebe, 34/12 – 13)
bunlar ona mescidler, timsaller, havuz büyüklüğünde çanaklar, sabit kazanlar yaparlardı. Türk din bilgini Elmalılı bu ayeti kerimeyi Hz. Süleyman son derece şefkatli, halkın huzurunu ön planda tutan ve düşünen fakir dostu bir kişi olduğundan, iri çanaklar, havuz büyüklüğünde yerinden kalkmaz çömlek, tencere ve kazan gibi kapları yaparak, kapalı mekânlarda kurulan büyük sofralarda halkı ağırlandı şeklinde yorumlamaktadır..
Timsâl canlı veya cansız bir şeyin aslına benzer biçimde yapılan herhangi bir suretidir..

Acaba timsâller robot olamaz mı ?.. Acaba Havuz büyüklüğünde çanaklar gemi inşa havuzları mı dır ?. Sabit kazanlar tersaneler midir ?. .Hz. Süleyman kürsüye veya tahta çıkmak istediğinde ayağını ilk basamağa koyar koymaz kürsü ve ona bağlı şeyler süratli bir değirmen gibi dönerdi. Bu esnada tahdın süsü olan tavus ve kartallar kanatlarını çırparlar, aslanlar başlarını ve kuyruklarını sallarlardı. Manzarayı gören şahidler ve zanlılar irkilir ve sadece doğruyu söylerlerdi. Acaba bu kürsü son otuz kırk yılda icat edilmiş olan yalan makinesinin tarihteki ilk örneği mi idi ?..
Acaba Hz. Süleyman’ın kürsüye çıkmak için ayağını bastığı basamak yürüyen merdivenin basamağı mı idi ?..
Acaba kürsünün altındaki ejderha jet motoru mu idi ?.. Biliyorsunuz ki jet motoru çalışırken aynı ejderha gibi alev çıkartır. Vehb İbn Münebbih’in anlattığına göre gökte geçen seyahatlarından birinde denizin tabanını merak etti..

Dalgıçlarını çağırıp denize dalın ve bana dibinden haber getirin dedi. Dalgıçlar balıklardan haber getirdiler. O sırada deniz de dalgaların arasında bir kubbe gördü. Dalgıçlara emir verip getirtti. Kubbe sahile yanaşınca, ikişer kanatlı iki kapı açıldı ve içinden sütten daha beyaz giysili bir genç çıktı. İnsanlardan olduğunu söyledi. Bir süre sohbet ettiler..
Acaba denizin dibine dalan dalgıçlar özel giysili hava tüpleriyle donatılmış balık adamlar mıydı ?..

Acaba dalgıçlar Jules Verne’nin Deniz Altında 20 bin Kulaç isimli eserinde belirttiği Natilüs vari bir araca mı binerek dalmışlardı ? Yoksa bu araç Mösyö Custo’nun derin okyanus dalma aracına benzeyen bir denizaltı mı idi ?..
Acaba Hz. Süleyman’ın sahilde gördüğü kubbe bir denizaltı mı idi ? Konuştuğu gencin “sütten beyaz giysisi “ bu günkü bahriyeli üniformasını ne kadar benziyor değil mi ?..Es-Salebi Arais isimli eserinin 271. sahifesinde 10 bin x 10 bin zira ebadında (1 zira = 90 cm) bin kubbeli, tabanı demirden daha sağlam, üstü sudan daha berrak, dışından içi, içinden dışı görünen, insanın arzu ettiği her şeyi ihtiva eden, Hz. Süleyman’ın havai seyahatlerinde kullandığı bir şehirden bahsetmektedir..

Acaba bu bir hava gemisi midir ?..ibn Kesir el-Bidaye isimli eserinde ve es-Suyüti ed-Dürru’l-Mensur isimli eserinde Belkıs’ın anasının peri kızı olduğunu söylemiştir. Ebu Hureyre’den rivayet olunan bir hadise göre de Hazreti Muhammed’de (S.A.V) bunu teyit etmiştir..
Kuşların, diğer insanların duyamadığı özel bir dalga boyunda, kendilerine has bir konuşmaları vardır. Hz. Süleyman’a bu özel frekanstaki konuşmayı anlayabilecek bir ilim verilmiştir. Bu, teknolojik bir imkanla da olmuş olabilir.Hz. Süleyman kuşları kimi zaman haber taşımada, kimi zaman da istihbarat toplamada kullanmış ve bu şekilde çok önemli sonuçlar elde etmiştir. Bu ilim, onun diğer ülkelerle iletişimini kolaylaştırmış, çok zor ulaşılabilecek bölgelere rahatlıkla ulaşmasına imkan vermiştir..

Bu kıssada geçen kuşlarla, bildiğimiz kuşlara değil, bugün kullanılmakta olan pilotsuz uçaklara da işaret ediliyor olması muhtemeldir.Acaba hz.süleyman burada kuşlar yerine bir tür uçan nesne mi kullanmıştır..Bunların dışında, Hz. Süleyman diğer ülkeler ve düşmanları hakkında istihbarat elde etmek için kuşlara verici yerleştirmiş, bu şekilde hem görüntü hem de ses kaydı elde etmiş, elde ettiği kayıtları ülkesinin yönetiminde çeşitli şekillerde kullanmış olabilir.Yine bu kıssada işari manada dikkat çekilen yüksek teknolojiden, ahir zamandaki insanların çok yoğun olarak istifade edeceğine dikkat çekiliyor olabilir..

karınca
Hz.Süleyman ve karınca ordusu..

Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.” (Neml Suresi, 18).Hz. Süleyman’ın, karıncaların kendi aralarındaki konuşmalarını duymasında da ahir zamanda bilgisayar teknolojisinde yaşanacak olan gelişmelere yönelik bazı dikkat çekici işaretler bulunuyor olabilir.

Günümüzde “Silikon Vadisi” terimi teknoloji dünyasının merkezini ifade etmektedir. Hz. Süleyman Kıssası’nda da bir “karınca vadisi”nden bahsedilmesi son derece manidardır. Allah bu ayetle ahir zamanda yaşanacak olan ileri bir teknolojiye dikkat çekiyor olabilir.

Rüzgarın hz.Süleymanın emrine verilmesi..

Allah, rüzgarı, Hz. Süleyman’ın emrine vermiş ve çeşitli işlerinde bir araç olarak kullanmasına imkan sağlamıştır. Bu ifadeyle Hz. Süleyman döneminde ve aynı şekilde ahir zamanda rüzgar enerjisinin, teknolojide kullanılacağına işaret ediliyor olabilir.Hz. Süleyman’ın emrine “fırtına biçimindeki rüzgarın” verildiğinin belirtilmesiyle, ahir zamanda gelişecek yüksek uçak teknolojisine de dikkat çekiliyor

Elektrik kullanımına dair işaretler..

Erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık… (Sebe Suresi, 12) Erimiş bakırın kullanılması ile, Hz. Süleyman döneminde elektrik kullanılan yüksek bir teknolojinin varlığına da işaret ediliyor olabilir. Bilindiği gibi bakır, elektriği ve ısıyı en iyi ileten metallerden biridir ve bu yönüyle elektrik sanayiinin temelini oluşturmaktadır. Dünyada üretilen bakırın önemli bir bölümü elektrik sanayiinde kullanılmaktadır.Hz. Süleyman döneminde yüksek miktarda üretilen elektrik, inşaat ve ulaşım gibi pek çok alanda kulanılmış olabilir. Ayette geçen “sel gibi akıttık” ifadesi de bu kullanımın çok geniş alanlara yayıldığına işaret ediyor olabilir.

Ayette geçen aynel kıtri ifadesi bazı müfessirler tarafından petrol olarak yorumlanmaktadır. Günümüzde petrol, yüksek teknolojinin en temel hammaddesidir. Hz. Süleyman da petrolü, kendi döneminin teknolojisinin işleyişinde çok yoğun olarak kullanmış olabilir.Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan kimseleri de emrine verdik. Biz onların koruyucuları idik.

(Enbiya Suresi, 82)Hz. Süleyman bu dalgıç şeytanları çok farklı görevlerde istihdam etmiş olabilir. Şeytanlar istihbarat ya da askeri amaçlı görevler almış olabilecekleri gibi, bilimsel görevler de yapmış olabilirler. Örneğin Hz. Süleyman onları deniz altındaki zenginliklerin işlenerek, insanların hizmetine sokulması için gerekli araştırmaların yapılması gibi görevlerde kullanmış olabilir.

Bu ayetten sadece toprak üstünün değil, deniz altının da işlenmesinin önemi anlaşılmaktadır. Ancak deniz altındaki petrol, altın gibi kıymetli madenlerin çıkarılıp işlenmesi, insanlara faydalı ve kullanılır hale getirilmesi için çok yüksek bir teknoloji gerekmektedir. Geçmişte şeytanlar Hz. Süleyman’a bu teknik desteği ve insan gücünü sağlamış olabilirler.

Ahir zamanda ise Allah’ın insanların hizmetine verdiği modern teknolojik aletler, araçlar ve denizaltılar sayesinde, deniz altı zenginliklerinin ortaya çıkarılması daha da kolaylaşmaktadır. Ayette bu yönde bir işaret olması muhtemeldir..

sabaa

SABA  MELİKESİ

Halkımız arasında ibibik veya çavuş kuşu gibi isimlerle anılan hüdhüd müslümanlarca mubarek tanılan bir kuştur. Hz. Muhammed (S.A.) avlanmasını ve öldürülmesini yasak etmiştir. Hüdhüd Hz. Süleyman’a yakın olan bir kuştur. Yine havai seyahatlarından birinde bir öğle vakti Sana’ya varılır ve güzel bir yeşil sahada yemek ve namaz molası verilir. Bundan istifade hüddüd dünyanın uzunluğunu ve genişliğini görme niyetiyle havalanır. Tam Belkıs’ın bahçesinin üstünde uçarken adı Yafir olan başka bir Hüdhüd’le karşılaşır. Yafir ona kim olduğunu sorar . Her iki hüddüd kendileri hakkında birbirlerine bilgi aktarırlar. Süleyman’ını hüdhüdü geri dönerek gördüklerini, konuştuklarını Süleyman’a anlatır. Böylece Süleyman Belkis hakkında ilk bilgileri öğrenir.

Acaba hüdhüd bir küçük uzay keşif aracı mı idi ?.. Bu gün deniz de ve havada karşılaşan iki yabancı gemi veya uçak dost mu düşman mı olduklarını birbirlerine telsiz veya mors işaretleri ile sormuyorlar mı ?..
Taberi, Salebi, Tabresi, Beğavi, Cevzi, Alusi gibi yazarların anlattığına göre gelen heyeti karşılamak için Hz.Süleyman’ın tahtının kurulacağı yerden başlamak kaydıyla 8 x 8 millik bir meydan hazırlandı. Yolun heyetin geçmesine mahsus kısmına kırmızı yakuttan sütunlar dikildi. Cinler ve insanlar çoluk çocuk meydanın sağ ve solunda yerlerini aldılar. Belkıs’ın tahtı 80 x 80 x 80 zira (1 zira= 90 cm) ebadında idi. Üst kısmında 70 odacık vardı. Her evin kapalı bir kapısı bulunuyordu.

Acaba bir hava alanı mı inşa edildi. Gelen hava aracının gece rahatlıkla inebilmesi için iniş pistine kırmızı yakutlar olarak nitelendirilen spot lambaları mı kondu ?.. Taht olarak nitelendirilen şeyin niçin üstünde odacıklar ve kapalı kapıları bulunsun ? Yoksa Taht bir hava aracı mıydı ? Odacıklar ve kapıları diye nitelendirilenler hava aracının pencereleri midir ? ..

Sebe Melikesi’nin tahtının göz açıp kapayana kadar getirilmesinin, tahtın değişikliğe uğratılmasının ve kuşlarla bilgi alış verişinde bulunulmasının anlatıldığı ayetlerde, ahir zamanda kullanılacak olan ve madde nakline olanak veren yüksek bir teknolojiye işaretler olabilir..

Günümüzde yazı, resim, film gibi her türlü bilginin internet teknolojisiyle birkaç dakika, hatta birkaç saniye içinde çok uzun mesafeler katetmesi mümkün olmaktadır. Örneğin Sebe Melikesi’nin tahtının hızla uzak bir mekana gönderilmesinin anlatılmasıyla, böyle bir işlemin örneğin bir tahta ait üç boyutlu görüntünün veya resmin gönderilmesinin ahir zamanda internet kanalıyla göz açıp kapayana kadar mümkün olacağına dikkat çekiliyor olabilir.Taht için kullanılan değişikliğe uğratmak ifadesi de dikkat çekicidir..

Böyle bir değişikliği günümüzde bilgisayar programları ile yapmak son derece kolaydır. Yani bir tahtın resminin internet aracılığı ile başka bir yere gönderilmesi, daha sonra bu resmin üzerinde çeşitli bilgisayar programları ile değişiklikler yapılması mümkündür. Bu ayette de ahir zamanda kullanımı son derece yaygınlaşacak olan benzer bir teknolojiye işaret olabilir.Sebe Melikesi’nin Hz. Süleyman’ın sarayına girdiğinde zeminin derin bir suyla kaplı olduğunu zannettiği bildirilmektedir. Bu durumla ilgili çeşitli yorumlar yapılabilir..

SARAY

Hz.Süleymanın sarayı

Bu sarayın zemini için ayette kullanılan saydam cam ifadesi ile, o dönemde kullanılmış farklı bir teknolojiye işaret ediliyor olabilir. Nitekim Sebe Melikesi, basacağı yerin zemin olduğunu fark edememiştir; bu da, Hz. Süleyman’ın köşkünün zemininin o dönemde bilinen zeminlerden daha farklı bir özelliğe sahip olduğu ihtimalini akla getirmektedir..

Saydam cam olarak ifade edilen zemin, dev bir televizyon ekranı olabilir. Sarayın giriş zeminine dev bir ekran yerleştirilmiş olabilir. Bu ekrana su görüntüsü verilmiş, çeşitli ışık oyunlarıyla insanların yerin su ile kaplı olduğu izlenimini edinmeleri hedeflenmiş olabilir.. Böylece Sebe Melikesi ekranın üstünde yürüdüğünde su üstünde yürüdüğü hissine kapılmış olabilir.Ayette daha farklı bir teknolojiye de işaret ediliyor olabilir. Günümüzde simülatörlü gözlüklerle insanın kendisini, bulunduğu yerden daha farklı bir mekanda zannetmesi sağlanabilmektedir. Ayette geçen ifade de, ahir zamanda ortaya çıkacak olan bu teknolojiye bir işaret olabilir..

Hz. Süleyman’ın da Sebe Melikesi geldiğinde böyle bir durum oluşacağını bildiği anlaşılmaktadır. Çünkü o, sahip olduğu teknolojinin çok üstün ve alışılmışın dışında olduğunun farkındadır.Allah bu ayetleriyle, ahir zamanda gelişmiş teknoloji ile üretilecek dekorasyon malzemelerinde suyun yoğun olarak kullanılacağına dikkat çekmiş olabilir.

(/Araştırma//Vit-amin.net/)