Kategori arşivi: MADDE

Paralel dünyalar araştırmaları….

evvren
Evren ya da kâinat, uzay ve uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır. Pozitif bilimler açısından evren, gök cisimlerini barındıran uzay ve uzayda yer alan her şeyin toplamıdır. Dolayısıyla modern fizik açısından evren, sonsuz boşluk ve bu boşlukta yer alıp da var olduğunu bildiğimiz bütün atomik âlemlerdir.
Enerji dalga veya partikülleri homojen ve dengeli olarak çözüldüğünde ‘varoluş’ ile ‘antivaroluş’ olamayacağı ya da toplam karşıtları ‘yok oluşta’ ise bir patlama olamayacağından, evren soğuyor mu, ısınıyor mu, evrenin durması sonu mudur, Büyük patlama evrenin merkezi mi, başlangıcı mıdır, başka galaksiler ve hayatlar var mıdır, güneş evrenin merkezinde midir gibi problemler hareket veya başka deyişle zamanın populer sorularını teşkil etmiştir.

Evrenin oluşumuna dair günümüzde en çok benimsenen teori, Bigbang (Büyük Patlama) teorisidir. Bu teoriye göre evren, sıfır hacimli ve çok yüksek bir enerji potansiyeline sahip, sıkışmış bir noktanın patlamasıyla oluştu. İlk patlamanın nasıl oluştuğu, evren meydana gelmeden önce evrenin yerinde ne olduğu ya da evrenin neyin içinde genişlediği sorularına günümüzde bile tam olarak bilimsel bir cevap bulunamamıştır, bununla birlikte evrenöncesi durum, evrendışı varoluş hakkında hipotezler öne sürülmüştür. Büyük Patlama sonucunda altı yöne dağılan gaz molekülleri uzun bir dönem boyunca birbirlerinden bağımsız hareket ettiler. Sürekli genişleyen evrenin her yerinde geçerli olan fizik kurallarından kütleçekimi kanunu vasıtasıyla bağımsız gazlar birleşerek galaksileri (gök adaları) oluşturdular.

Aynı evrensel fizik kanunu neticesinde gökadalar da birbirlerine yaklaşarak devasa gruplar oluşturdu. Galaksiler içinde yıldızlar ve bazı yıldızların çevresinde sistemler oluştu. İçinde yaşadığımız Güneş Sistemi bunlardan birisidir. Keşfedebildiğimiz evrende 400 milyardan fazla galaksi ve 10*1088 yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

BU muhteşem ve sonsuz evreni çözebilmek tam anlamıyla mümkün  olmadığı gibi araştırmalarında hiç bir sakıncası  olmamalıdır.Merak insanlığın doğasın da olan gerekli bir vasıftır.Lakin  hedef Allahın  varlığına ve birliğine veEVREN  insanlığa hizmet olmalıdır…

Evren hakkında yapılan her inceleme bize evrende olağanüstü bir tasarımın olduğunu gösterir. Bu da evrenin her detayına hakim olan sonsuz bir güç ve akıl sahibi bir Yaratıcı’ın varlığını ispatlar. Evreni ve canlı yaşamına olanak verecek şekilde yaratılmış olan Dünya’yı kusursuz biçimde var eden Allah’tır. Bunun aksi açıklamalar sonuçsuz kalacak çabalardan ibarettir.

Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:

Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendire geldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)Araştırma

Paralel evrenler

Dünya Ve Uzay

 

Çoğul dünyalar yorumuna göre gerçekliğin kendisi olarak tüm kainat için tek ve evrensel bir dalga fonksiyonu mevcuttur. Bu evrensel dalga fonksiyonu her şeyin dalga fonksiyonu olarak, bilinen dünyadaki bütün olasılıkları ve hatta bunun dışında evrilmesi olası bütün dünyaları kapsamaktadır.

Çoğul Dünyalar yorumu, herkesin farklı bir senaryoda alternatif kararlarla eyleme geçtiği eşevresiz gerçeklik fikrini taşır. Buna göre her farklı kararla dallanan dünya, her olasılığın var olduğu sonsuz sayıda paralel dünyalar oluşturur.Araştırma

ZAMAN YOLCULUĞU…

ZZZamanda yolculuk   zamanda geçmişe ya da geleceğe yolculuk yapabilme kuramıdır.

Zaman’ın doğası henüz tam anlaşılamadığından, zamanda yolculuk şimdilik bilim kurgu’nun egemenliğindedir. Aslında zamanda yolculuk olası görünmese de boyut değiştirme ya da zamanın etkisinde olmayan bir boyut düşünüldüğünde gerçekleşmesi olası bir şeydir. Yani zamandan bağımsız bir varlık zamanda yolculuk yapma imkanına sahiptir. Bilim insanları bu konu hakkında araştırmalarını hala sürdürmekle beraber, zamanda yolculuk araştırmalarında yavaş yavaş ileriye gittiklerini dile getirmiştir.

Zamanda ileriye yolculuk

Ortak zaman ileri doğru akmaktadır.
Einstein fiziğine göre bir cisim hızlandıkça, zamanı genişler.

Zaman genişlemesi, cisim için zamanın daha yavaş akmasıdır. Cisim hızlandıkça zamanda ileri gitmektedir. Örneğin, ikiz kardeşlerden biri ışık hızına yaklaşabilen bir roketle yolculuğa çıkıp geri döndüğünde dünyada bıraktığı kardeşini kendinden daha yaşlı bulur.

Bunun teoriden öteye götürebilme mantığı ikna ile mümkündür, şöyle ki: Işık hızından daha hızlı bir alet olmuş olsa da gökyüzünde bir ışık kaynağını hedef seçilmiş olunsa da ta yola çıkılsa o kaynaktaki yıldızın milyonlarca yıl önce göndermiş olduğu ışığı yakalanabilirdi. Dolayısı ile ışık kaynağı kaçacak ve zaman yolcusu uzay boşluğunda ışık kaynağının gerçek yerini bulmak için dolanacaktı. Bu da ışığın kaynağı olan yıldızın sonunu görmesine neden olacaktı. Zamanda yolculuk araştırmalarında bilim insanları geleceğe yolculuk kavramının daha kolay olduğunu dile getirdiler. Bilimadamları Zamanda yolculuk kavramında geleceğe gidiş seçeneğinde daha olası olduğunu düşünür. Geçmişe yolculuk ise kuramsal olarak bile kesin fiziki ve mantıki açıklaması olmadığı için daha az olasıdır.
Zamanda geriye yolculuk

Bunu günümüz fiziği tam olarak çözememiştir. Zamanın doğrusal olmadığı, ve hatta farklı boyutları olduğu ileri sürülmektedir. Yani ileri ve gerinin dışında sağa, sola, yukarı aşağı gibi zaman yönleri ve paralel uzay zamanlarının da varlığı olası görülmektedir. Bazı fizikçiler olay dağılımlarının çok yönlü olduğunu ve bugün oluşan bir şeyin geçmişi değiştirebileceğini iddia etmektedirler.Bu güne kadar gerçekleşmemiş olması da insanların zamanda geçmişe yolculuk yapmasının biraz zor olacağına inandırmaktadır.Ayrıca zamanda geriye doğru yapılacak bir yolculuk zaman paradoksları oluşturabilir.

Fakat bu paradokslar paralel evrenler teorisi ile çözülebilir.Araştırma

MOLEKÜL..ZERRE…

mo

Zerre
Molekül bir birine bağlı bir grup atomun oluşturduğu kimyasal bileşiklerin en küçük temel yapısına verilen addır.Diğer bir ifadeyle bir molekül bir bileşiği oluşturan atomların eşit oranlarda bulunduğu en küçük birimdir. Moleküller yapılarında birden fazla atom içerirler. Bir molekül aynı iki atomun bağlanması sonucu ya da farkı sayılarda farklı atomların bağlanması sonucu da oluşabilirler. Bir su molekülü 3 atomdan oluşur; iki hidrojen ve bir oksijen. Bir hidrojen peroksit molekülü iki hidrojen ve iki oksijen atomundan oluşur. Diğer taraftan bir kan proteini olan gamma globulin 19996 sayıda atomdan oluşmakla birlikte sadece 4 çeşit farklı atom içerir; hidrojen, karbon, oksijen ve nitrojen. Molekülleri oluşturan kimyasal bağlara Moleküler bağlardenir. Bunlar kovalent, iyonik ve metalik bağlardır.Araştırma

karadelik…..

karadelik

Bir nötron yıldızının çekirdek(yürek) kütlesi, 2,5 Mg’yi(Güneş kütlesini) aşarsa yıldız kendi kütlesel çekimine karşı koyamayacaktır. Yıldızın fazla kilolarını atması için ne yakıtı ne de kütlesel çekime karşı koyacak gücü olacaktır. Bu Chandraskher sınırına benzer Landau-Oppenheimer-Volkov sınırı olan kritik bir kütledir. Bu kritik kütleyi aşan yıldız, kendi merkezine doğru çökmeyi ve ezilmeyi sürdürecektir. Bu çöküşle beraber çevreye uyguladığı kütlesel çekim kuvveti artarken, uzay-zaman eğriliğinin de artmasını sağlar. Yıldız büzüldükçe, yüzeyindeki kütlesel çekim alanı güçlenir. Yıldızdan kaçıp kurtulma hızı da gittikçe artar. Öyle ki sonunda ışığın dahi kaçamayacağı sınır hıza ulaşır. İşte bu, karadelik dediğimiz uzay-zaman eğriliğinin sonsuza yaklaşan bir bölgesidir. Karadelikler, maddenin, adeta ezilerek yok olduğu görünmez noktalardır. Karadelikden ışık kaçamazsa, fiziksel hiçbir şey kaçamaz. Karadelikler, yıldızların ölümünün bir sonucudur.

Bütün bu süreçlerde, “genel göreceliğin kütlesel çekim yasası” ve “özel göreceliğin bu fiziksel evrende, hiçbir şeyin ışıktan hızlı gidemeyeceği yasası” hakimdir. Genel görelik yasasına göre, kütlesi olan her cisim, evreni(uzay-zamanı) eğip-bükmektedir. Karadelikler çok büyük kütleli yıldızlar oldukları için, uzay-zamanda adeta dipsiz bir kuyu oluşturmaktadırlar. Karadelikler, büyük kütleli yıldızların son durumları ve karanlık maddenin düşünülebilecek en karanlık biçimleridir. Doğrudan gözlenmeleri mümkün değildir.

Kendisinden ışık dahi kaçamadığı için gözlenemezler. Adeta bir kozmik sansür vardır. Karadelik civarında uzay-zamanda öyle bir bölge vardır ki, bu bölgedeki olaylardan ışık bile kaçamaz. Karadelik bir tuzak yüzeydir. Bu yüzeyden içeriye bir kez girerseniz, geriye dönüş yoktur. Karadelikler, uzay tozu parçacıklarından, ışık fotonlarından, dev yıldızlara kadar karşılaştığı her şeyi yutan; adeta dev kozmik bir süpürge, yahut vakumlardır.

Karadelikler, uzay ve zamanda yolculuk için potansiyeller içermektedir. Ancak, genel görelik denklemlerinin çözümleri, oldukça kararsız gözükmektedir. Karadelik sansürüne hala büyük bir umut bağlanmaktadır. Çıplak tekillik, geçmişe yolculuk için potansiyel bir kapı olarak görülmektedir. Bilim-kurgu yazarlarına çok cazip gelen bu alan, gerçekte oldukça tehlikelidir. Böyle bir gücü elde eden bir dünyalının neler yapabileceğini tahmin etmek güç değildir. Ancak böyle bir yol, şimdilik kapalı gözükmektedir.

Gerçekte karadeliğe düşen astronot, ayaklarından çekilerek önce iplik gibi uzayacaktır. Astronotun, karadelikten kurtulması için ışıktan daha hızlı hareket etmesi gerekir. Adeta astronot “iplik”, karadelik de “iğnenin deliği” olmuştur. Sonuçta birkaç saniye içerisinde paramparça olacaktır. Öyle ki astronot bu tekillikte moleküllere; molekül, atomlara ve atomlar da çekirdeklere parçalanacak. Hatta çekirdekleri ve tüm atom altı parçacıkları da parçalanacak ve ezilecektir. Neredeyse ezilmenin sonu yoktur. Yıldızlar, galaksiler ve evreni bekleyen son da budur. Sadece madde değil uzay-zamanın kendisi de bu akıbetten kurtulamayacaktır. Bu tekillikte bilgi de yok olmaktadır. “Bilginin korunduğu” fizik prensibi gibi diğer fizik yasları da burada işlememektedir.

Bir karadeliğin içine atlarsanız, parçacıklara ayrılırsınız. Acaba bu parçacıklar, başka bir evrene veya bir köşesine taşınarak ortaya çıkmanız mümkün mü? Gerçek zamanda bir karadeliğe düşen astronotun atom altı parçacıklarının geçmiş tarihleri bu tekillikte yok olur. Ancak bu parçacıkların “sanal zaman”daki tarihleri devam eder. Yani başka bir evrende, “sanal” olarak ortaya çıkabilirler mi? Elbette şimdilik karadelikler yoluyla uzayda yolculuk yapmak pek de güvenli görünmüyor.

DEV KÜTLELİ KARADELİKLERkaradelik2_hlarge

Evrende en çok bulunan karadelikler, Güneş’ten yaklaşık 10 kat büyük yıldızlardır. Samanyolu merkezinde bulunan karadelik, 2,6 milyon Güneş kütlesi büyüklüğündedir. Aynı şekilde, Andromede gökadasının merkezindeki karadeliğin kütlesinin de 10 milyon Güneş kütlesi olduğu tahmin ediliyor. Bu dev kütleli karadelikler, gökada oluşurken gaz bulutlarının yoğun merkeze çökmesiyle ortaya çıkar. “Kaymak deneyi”nde olduğu gibi, merkezde büyük kütleli yıldızlar yer alır. Gaz molekül bulutları kendi yoğun merkezine çökerken, burkulma ve dönme oluşturur. Bu merkezi topak, merkez çevresinden çaldığı gaz ve parçacıklarla daha da büyür. Ayrıca “her gökadanın merkezinde büyük kütleli karadeliklerin var olduğu” düşünülmektedir. Bu durum oldukça anlamlıdır. Hatta Samanyolu galaksisinde bir milyardan daha fazla karadelik olduğu sanılmaktadır.

KARADELİK RADYASYONUkara_delik_yildiz_yuttu

1974’de Hawking, “karadelik ışıması”nı öngördü. Buna, “Hawking radyasyonu” da denir. Karadelik dışarıya ışık kaçırmıyordu ancak radyasyon yayıyordu. Penros’un düşünce deneyi ise, karadeliğin kendi ekseni etrafında dönme enerjisinin bir bölümünü dışarıya aktaracağını öngörüyordu.

Karadelik, düzenli bir hızla parçacık yayar. Karadelik, yüzey kütlesel çekimiyle orantılı ve kütleyle ters orantılı bir sıcaklıkta, bir sıcak nesne gibi parçacık üretip, yayar. Bu, sonlu bir sıcaklıkta ısıl denge demektir. Nasıl oluyor da olay ufkunun içinden hiçbir şey dışarıya kaçamayacağı halde karadelik, parçacık yayınlar gözüküyor? Yahut radyasyon, karadeliğin kütlesel çekim alanından nasıl kaçıp kurtuluyor? Bunun cevabı, belirsizlik ilkesinin parçacıkların küçük bir uzaklık için ışıktan daha hızlı ilerlemesine izin vermesidir. Bu durum, parçacıkların ve radyasyonun olay ufkundan çıkmalarına ve karadelikten kaçıp kurtulmalarına imkân verir. Ancak karadelikten kaçan şey, içine düşen şeyden farklı olacaktır. Yalnızca enerji aynı olacaktır.

Kuantum mekaniği, sürekli olarak çiftler halinde maddeleşen, ayrılan ve tekrar bir araya gelen ve biri birini yok eden “sanal” parçacık veya anti-parçacıklardan söz eder. Sanal parçacıklar, “gerçek” parçacıklar gibi, bir parçacık detektörüyle algılanamazlar. Ancak dolaylı etkileri ölçülebilir. Proton, nötron, elektron, kuark vs. bütün bu gerçek parçacıkların, anti-parçacıkları(sanal-melekut) mevcuttur. Fotonun anti-parçacığı ise kendisidir. Gerçek parçacıklar artı enerjiye, sanal parçacıklar eksi enerjiye sahiptir.

Bir çift parçacıktan birisi karadeliğe düşerken; diğerini olay ufkunun sınırında yalnız bırakabilir. Yalnız kalan parçacık veya anti-parçacık, diğerinin arkasından karadeliğe düşebilir yahut kaçıp kurtuladabilir. Dışardan bakan bir gözlemci, onu, karadeliğin çıkardığı “radyasyon” olarak görür.

Karadeliğe anti-parçacığın düştüğünü varsayarsak, bu sanal parçacık zaman içinde geriye gidecektir. Bu karadelikten çıkan ve zaman içinde geriye giden bir parçacık olarak düşünülebilir. Parçacık, anti-parçacık birleşmesiyle maddeleşme aşamasına gelince, kütlesel çekim alanı ona çarpar ve zamanda ileriye doğru yol alır.

Karadelik küçüldükçe, sanal parçacığın gerçek parçacık olmadan önce alacağı yol kısalacaktır. Ve böylece karadeliğin parçacık yayınlama hızı artacak ve görünen ısı ortaya çıkacaktır. Karadeliğin yaydığı parçacıklar, karadeliğin kütlesi azaldıkça hızla artan bir sıcaklığı gösteren ısıl spektruma sahip olacaktır. Sonuçta, karadeliğe düşen iki eş parçacıktan biri içeride kalırken, diğeri dışarı kaçacak, karadelik buharlaşması yaşanacak ve karadeliğin kütlesi azalacaktır.

Örneğin elektron, kütlesel çekim nedeniyle karadeliğin içine çekilecek, pozitron(anti-elektron) kaçacaktır. Bu süreçte, karadeliğin sahip olduğu elektriksel yükün küçük bir bölümü yok olacak ve dönme momentinin çok az bir bölümü de dışarı taşınacaktır. Böylece karadelik, enerji kaybedecektir.

Kısaca ifade edecek olursak, bir karadelik parçacık ve radyasyon yayarken, kütlesi ve büyüklüğü düzenli olarak azalacaktır. Bu, daha fazla parçacığın dışarıya tünel açmalarını kolaylaştıracaktır. Böylece hızlı bir radyasyon yahut karadelik buharlaşması yaşanacaktır. Ancak, büyük bir karadelikler için buharlaşma süresi oldukça uzun olacaktır. Güneş kütlesi kadar kütlesi olan bir karadelik, yaklaşık 1066 yıl yaşayacaktır. En sonunda karadeliğin kütlesel çekim alanı o derece azalmış olacaktır ki, karadelik artık kendini bir arada tutamayacaktır. Ancak, bir karadeliğin buharlaşmasının en son aşaması o derece hızla ilerler ki, muazzam bir patlamayla son bulur.

KARADELİKLERİN BAZI ÖZELLİKLERİkara-delik_

En basit karadelik, yalnızca kütlesi tarafından belirlenir. Bu karadelikler için kütle, ölçülebilir tek büyüklüktür. Dönen karadelikler ise kütleye ek olarak iki özellik tarafından belirlenir:
a) Açısal momentum
b) Elektrik yükü.

Bu büyüklükler, karadeliğin çevresinde dönen parçacıkların yörüngelerinin incelenmesiyle ölçülebilir. Kimyasal yapı ise, belirleyici değildir. Karadeliği oluşturmak üzere nasıl bir maddenin çöktüğünün önemi yoktur. Karadeliklerin, dikkatimizi çeken bazı özellikleri:

1) Karadeliklerin varlığını çevrelerindeki gök cisimleri üzerindeki etkilerinden anlayabiliriz. Kendileri görünmez olan karadelikler, çevrelerinde dönen yıldızların hızlarını artırırlar. Karadelik başka bir yıldızla bir çift yıldız sistemi oluşturuyorsa etkileri fark edilebilir. Bu durumda, şiddetli x-ışınları ve radyo dalgaları yayarlar. Eğer karadelik eş yıldızına yeterince yakınsa, evrimleşerek kırmızı dev haline gelen eş yıldızın atmosferindeki gazların bir bölümü karadelik tarafından yutulabilir. Bu gazlar, önce karadeliğin çevresinde sarmal hareketlerle bir disk oluşturarak, karadeliğin yüzeyine düşerler. Gaz düşerken çok ısınır ve x-ışınları yayar. Adeta karadelikler eşlerini soyarlar.

2) Galaksi merkezinde bulunan dev karadelikler, etraflarındaki gaz bulutlarına güçlü çekim uygulayarak, büyük bir hızla döndürürler ve kendilerini belli ederler. Bu karadelikler, zamanla çevreden çaldıkları gaz ve yıldız artıklarıyla beslenirler. Buradaki madde, olay ufkunda kaybolmadan önce çok yüksek sıcaklıklara kadar ısınır.

3) Galaksi çekirdeklerinde birbirlerine çok yakın yıldızlar çarpışarak parçalanırlar. Ve enkazları, karadelik için bir besleme kaynağı olur. Merkezdeki canavar artık beslenmediğinde, çevresindeki kütle aktarım diski kaybolur ve süper kütleli karadelik galakside hemen hiçbir iz bırakmaz.

Bu sebeple, süper kütleli karadelikleri aramak için en uygun yerler, yakın galaksilerin çekirdekleridir. Aktif galaksi çekirdeklerinin güç kaynakları muhtemelen karadeliklerdir. Merkezdeki etkinliğin yakın görüntüsü, radyo yayını fışkırmalarıdır. Fışkırmalarının kaynağı, merkezde süper kütleli bir karadeliğin varlığıyla açıklanabilir.

Nötron yıldızı ve beyaz cüce gibi yıldızlar enerji üretemezler. Nötron yıldızlarının katı bir yüzeyleri var ve bu yüzeyde madde biriktirebiliyorlar. Karadeliklerde böyle sert bir yüzey yok ve olay ufkuna giren madde ve ışınım evreni terk ediyor.

4) Şayet, karadelik oluşturmak için çöken madde net bir elektrik yüküne sahipse, ortaya çıkan karadelik de aynı yükü taşıyacaktır. Benzer şekilde, şayet çöken madde açısal momente sahipse, ortaya çıkan karadelik dönüyor olacaktır. Hatırlanacağı üzere bir karadelik, çöken maddenin elektrik yükünü, açısal momentini ve kütlesini hatırında tutarken, bunların dışında her şeyi unutur. Zira bu üçü, uzun erişimli alanlarla bağlantılıdır.

SONUÇ:
1) Sonsuz yoğun ve sonsuz ince bir “nur” noktasından, bir “nur(akdelik) patlaması”yla yaratılan; yüz milyarlarca galaksi ve her bir galakside, yüz milyarlarca yıldızlardan oluşan bu muazzam evren; çökecektir, ezilerek adeta yok olacaktır. Karadelikler, maddenin ezilerek “sonsuz incelmesi”nin açık kanıtlarıdır.

2) Evrenin başlangıcı büyük patlamadır, sonu ise büyük çöküş olacaktır. Karadelikler, evrenin “büyük çöküşü”nün apaçık delilleri, alametleri ve işaretleridir. Bir bilim adamının söylediği gibi: “Eğer bir yıldız, çatırdayarak kendi üstüne çökebiliyorsa, neden tüm evren de çökmesin?”

3) Genişlemekte olan bu muazzam evren, kütlesel çekimin etkisiyle geriye dönmeye-büzülmeye başlayacak; adeta bir balonun sönmesi yahut bir kâğıdın avuç içinde dürülmesi gibi galaksiler biri birlerine yaklaşmaya başlayacaktır. Bir taraftan her bir galaksi kendi merkezlerindeki dev karadelikler tarafından yutulurken; diğer yandan galaksilerin dönüş hızı gittikçe artacaktır. Sonuçta, milyarlarca galaksi, süper dev karadeliklere dönüşürken; karadelikler, “sonsuza yaklaşan hızla” kafa kafaya gelecek ve hiper dev bir karadeliğe dönüşecektir.

İşte bu, “büyük patlama”ya hazır maddenin, sonsuz incelerek madde olmaktan çıktığı “nur(akdelik) noktası”dır. Sonsuz yoğun, sonsuz ince, sıfır boyutlu, sıfır hacimli ve patlamaya hazır “nur” noktası. İşte Yaklaşan “Saat” budur. İşte “Kıyamet”ten sonra “Kıyamet” budur. İşte bu “an”, Evrenlerin Rabb’i olan Sonsuz Yüce Allah’ın, Gökleri ve Yerleri yeni baştan yaratacağı “an”dır. İşte “Kıyamet”in arkasından beklenen ikinci ve “Son Büyük Patlama” anı. İşte bu “an”da, Cennetler-cehennemler yeniden yaratılacak ve ebedi kalacaklar.

4) Bilinmelidir ki, karadelikler üzerinde yapılan araştırmalar, sadece evrenin başlangıcına ve sonuna değil, fizik yasalarının ve fizik ötesi(sanal-melekut) evrenlerin anlaşılmasına da ışık tutuyor. Bu araştırmalar ilerledikçe, evreni yöneten yasaların birleşimi ve en basit hali olan “her şeyin kuramı”; yani kütlesel çekim yasasını kuantum kuramına bağlayan “teori” acaba ortaya çıkacak mıdır? Belki de. Bugün bilim dünyası, “altın iyonları”nı çarpıştırarak, “yapay büyük patlama” deneyleri düzenlemeye çalışıyor. Biz inanıyoruz ki, Allah, ayetlerini yakın gelecekte, “enfüsümüzde ve afakımızda” apaçık göstermeye devam edecektir. Araştırma

ATOM ….

 

ATO

Atom bilinen evrendeki tüm maddenin kimyasal ve fiziksel niteliklerini taşıyan en küçük yapıtaşıdır. Atom yunancada bölünemBir atomda, çekirdeği saran negatif yüklü bir elektron bulutu vardır. Çekirdek ise pozitif yüklü protonlar ve yüksüz nötronlardan oluşur. Atomdaki proton sayısı elektron sayısına eşit olduğunda atom elektriksel olarak yüksüzdür. Elektron ve proton sayıları eşit değilse bu parçacık iyon olarak adlandırılır. İyonlar oldukça kararsız yapılardır ve yüksek enerjilerinden kurtulmak için ortamdaki başka iyon ve atomlarla etkileşime girerler.

Bir atom, sahip olduğu proton ve nötron sayısına göre sınıflandırılır: atomdaki proton sayısı kimyasal elementi tanımlarken, nötron sayısı da bu elementin izotopunu tanımlar. Her elementin radyoaktif bozunma veren en az bir izotopu vardır.

Elektronlar belirli enerji seviyelerinde bulunur ve foton salınımı veya emilimi yaparak farklı seviyeler arasında geçişlerde bulunabilirler. Elektron, elementin kimyasal özelliklerini belirlemesinin yanı sıra atomun manyetik özellikleri üzerinde de oldukça etkilidir.
ez anlamına gelen atomustan türemiştirAtom sözcüğü her ne kadar “daha küçük parçacıklara bölünemeyen” gibi bir anlam taşısa da, çağdaş bilimde atom “atomaltı parçacıkların birleşimi” olarak tanımlanır. Atomdaki üç temel parçacık elektron, proton ve nötrondur. Bütün elementlerin atomlarında bu üç parçacık mutlaka bulunur; tek istisnası hidrojen-1 atomudur ki bu atomda nötron yoktur. Ayrıca herhangi bir hidrojen katyonunun elektronu da yoktur. Bundan dolayı hidrojen-1 atomunun katyonuna proton da denir.

Helyum atomunun sadeleştirilmiş haliyle atom modeli: İki protondan (kırmızı) ve iki nötrondan (yeşil), ayrıca etrafında dönen (sarı) elektronlar.
Negatif yüklü olan elektron, bu parçacıklar arasında 9.11−31 kg ile en hafif olanıdır. Boyutlarının ölçümü mevcut tekniklerle mümkün değildir. Proton pozitif yüklüdür ve kütlesi, 1.6726−27 kg, yani elektronun kütlesinin 1836 katıdır. Protonun kütlesi, atomdaki bağlanma enerjisine göre değişiklik gösterip azalabilir. Nötron ise yüksüz bir parçacıktır ve kütlesi 1.6929−27kg’dır. Nötron ve protonların boyutları, her ne kadar yüzeyleri tam olarak tanımlanamasa da, birbirlerine yakın değerdedir.

Standart modele göre, proton ve nötronlar kuark adı verilen temel parçacıklardan oluşurlar. Kuarklar bir çeşit fermiyondur ve maddenin iki temel bileşeninden (diğer bileşen leptondur) biridir. Her biri +2/3 veya -1/3 yüklü olan altı çeşit kuark vardır. Protonlar iki yukarı kuark bir tane de aşağı kuarkdan oluşur. Böylece yükü ” 2.(+2/3) + 1.(-1/3)= +1 “, yani pozitif olur. Nötronlar ise iki aşağı kuark bir de yukarı kuarktan oluşur ve ” 1.(+2/3) + 2.(-1/3) = 0 ” sonucu yüksüz olurlar. (Bu hesaplarda +2/3 yukarı kuark, -1/3 ise aşağı kuarkları gösteriyor). Bileşimlerindeki bu farklılık yüklerinin yanı sıra kütlelerinin de değişik olmasına neden olur. Kuarkları, gluonlar aracılığıyla, güçlü çekirdek kuvveti bir arada tutar. Gluon, fiziksel kuvvetleri sağlayan gauge bozonlarından biridir. .

Atom çekirdeğindeki proton ve nötron sayıları değiştirilebilse de bu çok büyük bir enerji gerektirir ve bu olay sonucunda, çekirdeğin değişmesi için emilen enerjiden daha fazla enerji dışarı salınır. Çekirdeğin daha az sayıda nükleon içeren çekirdeklere bölünmesine fizyon denir. Birden fazla çekirdeğin birleşerek daha çok nükleon içeren çekirdeklere dönüşmesine ise nükleer füzyon denir ve füzyonun gerçekleşmesi için gerekli olan enerji, nükleer fizyon için gerekli enerjiden çok daha fazladır. Yine füzyon sonucunda ortaya çıkan enerji, fisyonun ortaya çıkardığı enerjiden de fazladır. Yıldızlardaki muazzam enerji salınımının kaynağı füzyondur. Düşük enerjili yıldızlarda küçük atom numaralı çekirdekler (hidrojen, helyum), yüksek enerjili yıldızlarda ise daha büyük atom numaralı (karbon, oksijen) çekirdekler füzyona uğrar. Yıldızdaki çoğu çekirdek demire dönüştüğünde, demirin füzyonu için gerekli yüksek enerji sağlanamadığından yıldız kütlesine göre bir beyaz cüce, kızıl dev veya kara delike dönüşür.Araştırma

KUANTUM …

kuantum

Şimdi ise atom altı parçacıkların dünyasından söz ediliyor. Bırakın bilimi, yaşam için bile kuantum mekaniğinden ve felsefesinden faydalanılıyor. Kuantum mekaniği bugün bildiğimiz her şeyi değiştiriyor. Doğru olarak kabul ettiğimiz birçok düşünce sistemini yıkabiliyor.Kuantum mekaniğinin insanlara bu kadar değişik gelmesinin nedeni, gözümüzle göremediğimiz mikrokosmoz dinamiklerinin makrokosmozda da oluştuğunun iddia edilmesindedir. Einstein, Bohr, Plank, Schroedinger ve daha birçok bilim insanının katkılarıyla, 30 yılı aşkın bir süre sonucunda “Kuantum teorisi” geliştirilmiştir. Bu teori, kısaca, atom altı parçacıkların fiziksel yapılarını matematiksel olarak açıklar. Bu parçacıkların evrenin her yerinde olduğunu ileri sürer.

Kuantum mekaniği ortaya çıkana kadar evrende belirsizliğe yer yoktu. Kuantum fiziği şunu açıkladı: Madde parçacık, parçacık ise dalga özelliği gösteriyor. Bu da belirsizlik ilkesini ortaya çıkardı. Bohr ise “dalgalar ve parçacıklar aslında birbirinin zıddı değildir birbirlerini bütünlerler” ilkesini ortaya koydu. Bir elektron, bazen dalga bazen de parçacık özelliği gösteriyor ama aynı anda değil.

Atom ve atom altı parçacılarla deney yapıldığında çok ilginç bir sonuçla karşılaşıldı. Bilim adamı veya gözlemci atom veya atom altı parçacığı dalga olarak görmek isterse dalga, parçacık olarak görmek isterse parçacık olarak görünüyordu. Yani bu atom altı parçacıklar insanların düşüncelerine göre biçimleniyordu. Her deney farklı sonuç veriyordu çünkü bilim adamının düşünceleri her seferinde değişiyordu. Bu son derece ilginç bir durumdu.

Bütün bunlar şu anlama geliyor: İnsan evreni sadece gözlemlemiyor, düşüncelerine göre şekillendirip değiştiriyor. Düşünceler değiştikçe farklı sonuçlar doğuyor.

Peki kuantum değişimi nasıl olur?

Evrendeki her şey atomlardan oluşur. Atomun çekirdeği proton ve nötron içerir. Çekirdeğin etrafını bulutumsu bir yapı sarar. Bu bulutumsu yapının içinde orbital adındaki yörüngeler ve yörüngeler yerleşmiş elektronlar vardır. Evrende insanlarda dahil her şeyin yapısı atomiktir. Bir elektron bulunduğu orbitalden enerji alarak bir üst orbitale geçerse, bu, bir “kuantum sıçraması”dır.

Bütün bunları yaşamımıza uyarlarsak, evrenden aldığımız yüksek frekanslı enerjiler bizi bir üst yörüngeye sıçratır. Sıçrama sırasında enerjiyi emeriz, kararlı hale gelirken de enerjiyi geri veririz. Tıpkı yaşamın devamı için nefes alıp vermek gibi… Buna da ışıma denir… Işımayla etrafımıza enerji yayarız.

Bizler de atomik yapıda olduğumuzdan evrendeki enerjiyle uyarılıyoruz. Bu bazen isteklerimizin enerjisi bazen yeni bir düşüncenin dayanılmaz enerjisidir. İşte, hissettiğimiz güçlü bir isteğin enerjisi bizi bir üst yörüngeye taşıyıp bize kuantum sıçraması yaptırır. Bir hedefe ulaşmak için evrenden sayısız enerji alarak sıçramalar yapıyor ve bu sıçramalar yaşamımızda olumlu değişimler yapmamızı sağlıyor. Bunu sürekli tekrarlıyoruz. Eğer sizlerle paylaştığım bu bilgiler sizi etkiliyorsa uyarılıyorsunuz ve bir üst enerji seviyesine çıkıp kuantum sıçraması yapıyorsunuz demektir.

Yaşamınızda, işinizde ve kariyerinizdeki değişimin en büyük enerji kaynağı düşüncelerinizdir. Düşüncelerinizin tasarımcısı ise sizsiniz… Düşüncelerinizi size enerji verecek şekilde tasarlarsanız, yaşamınızda istediğiniz sıçramayı ve değişimi kolaylıkla yaratabilirsiniz.Alıntı.

PLAZMA…..Maddenin keşfedilen yeni HALİ….

plazma

Araştırmalar doğrultusunda;

Plazma, Kimya ve Fizikte “iyonize olmuş gaz” anlamına gelmektedir. İyonize gaz için kullanılan plazma kelimesi 1920 li yıllardan beri fizik literatüründe yer etmeye başlamıştır. Kendine özgü niteliklere sahip olduğundan, plazma hali maddenin katı, sıvı ve gaz halinden ayrı olarak incelenir. Katı bir cisimde cismi oluşturan moleküllerin hareketi cok azdır, moleküllerin ortalama kinetik enerjisi herhangi bir yöntemle (örneğin ısıtarak) arttırıldığında cisim ilk önce sıvıya sonra da gaza dönüşür ki gaz fazında elektronlar gayet hızlı hareket ederler. Eğer gaz halinden sonrada ısı verilmeye devam edilirse iyonlaşma başlayabilir, bir elektron çekirdek çekiminden kurtulur ve serbest bir elektron uzayı meydana getirerek maddeye yeni bir form kazandırır. Atomun bir elektronu eksik olacak ve net bir pozitif yüke sahip olacaktır. Yeterince ısıtılmış gaz içinde iyonlaşma defalarca tekrarlanır ve serbest elektron ve iyon bulutları oluşmaya başlar. Fakat bazı atomlar nötr kalmaya devam eder. Oluşan bu iyon, elektron ve nötr atom karışımı, plazma olarak adlandırılır.

Evrende madde dört halde bulunur. Bunlar katı, sıvı, gaz ve plazma halidir. Mikroskobik açıdan plazma, sürekli hareket eden ve etkileşen yüklü parçacıklar topluluğu olarak ifade edilir. Plazma içinde nötral atom yada moleküllerin olması plazma halini değiştirmez.

Plazmanın birim hacim içindeki negatif yüklü parçacıkların sayısı (genelde elektronlar) pozitif yüklü parçacık sayısına (genelde iyonlar) yaklaşık olarak eşit olduğundan, plazma elektriksel olarak nötraldir.

Maddelerin dört hali. Katı halde atomlar belirli uzaklıklara sahiptir. Sıvı halde atomlar arası uzaklık artar. Gaz halinde ise atomlar arasındaki bağ uzunlukları daha da artar. Plazma halinde ise atomlar iyonlaşır ve sürekli olarak birbirleri ile çarpışırlar.Alıntı

MADDE VE GERÇEK…

atom2

Maddenin hâli bir maddenin faz durmunu tanımlar. Şu anda 16 tane madde hâli tanımlanır; bunlardan üçü katı, sıvı ve gaz olarak adlandırılan klasik hallerdir. Şu anda tanımlanmış toplam 16 hal vardır, bunlar, klasik haller dışında; sıvı kristal, amorf katı, manyetik düzenli, süperiletken, süperakışkan, Bose-Einstein yoğunlaşması, Rydberg molekülü, plazma (iyonlaşmış gaz), kuark-gluon plazması, dejenere madde, süperkatı, sicimsi sıvı ve süpercamdır. Gündelik hayatta maddeler genel olarak katı, sıvı ya da gaz halinde bulunur, ancak Dünya dışında, evrendeki maddenin %99’u plazma (iyonlaşmış gaz) halindedir.

Ana madde: Sıvı

Katı ile gaz arasındaki madde halidir. Sıvı maddeleri oluşturan tanecikler arasında çok az bir çekim kuvveti vardır. Sıvıların damlalar oluşturmasının sebebi, sıvıyı oluşturan tanecikler arasındaki bu çekim kuvvetidir. Maddenin sıvı hali belirli bir şekle sahip değildir. Yani sıvılar bulunduğu kabın şeklini alırlar. Buna rağmen belirli bir hacime sahiptirler. Bu sıvılara; Su, süt, sıvıyağ, mürekkep örnek verilebilir.

Ana madde: Katı

Maddenin katı hali belirli bir şekle ve hacme sahiptir. Katı maddeyi oluşturan atom ve moleküller arasındaki boşluk yok denecek kadar azdır. Atom ve moleküller arasında bir düzenlilik vardır.Atomlar titreşim hareketi yaparlar.Maddenin en düzenli halidir ve en önemli özellikleri hacimce sıkıştırılamazlarmadde

Ana madde: Plazma (fizik)

Gaz halindeki maddeye enerji vermeye devam edersek, atomların dış kabuklarındaki elektronlar atomdan ayrılmaya başlar. Bu durumda madde, artı ve eksi yüklü parçacıklardan oluşan yüksek enerjili bir gaz haline gelir. Artı ve eksi yükler, birbirlerini çekmelerine rağmen, birleşerek nötr bir atom oluşturamazlar çünkü parçacıkların kinetik enerjileri, aralarındaki elektrostatik bağ enerjisinden fazladır. Güneş ve diğer yıldızlar (nötron yıldızları hariç) tamamen plazma halindedir. Plazma haline uzay boşluğunda da bolca rastlanır. Uzaydaki plazma çok daha soğuk olmasına rağmen, çok seyreltik olduğu için birleşerek nötr atomlar oluşturma ihtimali düşüktür. Sıcaklığı 25.000 derece civarındadır.Plazma sıvı maddeler gibi akışkandır.

Hal değişimi
Katı eriyerek sıvıya, süblimleşerek gaza dönüşür.
Sıvı buharlaşarak gaza, donarak katıya dönüşür.
Gaz yoğunlaşarak sıvıya, depozisyon ile ise katıya dönüşür.
Plazma ise kinetik enerjisi arttırılarak yani ısıtılarak sırasıyla önce sıvıya ardından da gaza dönüşür. Gaz halinden sonra daha fazla ısıtıldığı takdirde iyonlaşmaya, elektron kaybederek (+) yani pozitif yüklenmeye başlar.

Donma
Erime
Buharlaşma
Süblimleşme
Depozisyon
Yoğunlaşma

Bir yorum;Beyniniz, içinden hiçbir zaman çıkamadığınız kapalı bir odadır; çünkü sizin “dış dünya” zannettiğiniz her şey, aslında beyninizin görme, işitme veya dokunma merkezlerindeki algılardan ibarettir. Hiçbir zaman algılarınızı aşıp “gerçek madde” denen şeye ulaşamazsınız. Dünya hakkında aldığımız tüm hisler, görüntüler, tatlar, sesler, aslında aynı malzemeden, elektrik sinyallerinden meydana gelmektedir. Elektrik sinyallerini bizim için anlamlı hale getiren, onları lezzetli bir yiyecek, güzel bir manzara, hareketli bir müzik şekline dönüştüren ise bu elektrik sinyallerinin beynimizde etkileştiği bölgedir. Ama onu hisseden ve algılayan varlık başkadır. Beyin ve elektrik sinyalleri, bir yemeğin tadını, bir çiçeğin rengini ve kokusunu hissedip ondan zevk alamaz. Materyalist bilim adamlarının fark edemedikleri şey, algılayıp hissedenin, beyinden farklı bir şey, yani “ruh” olduğudur.Derleme