Kategori arşivi: HORMONLAR

PTH…..

PTH (İntakt Parathormon)

Genel Bilgiler

Paratiroid bezleri, parathormon(PTH) adı verilen polipeptid yapılı bir hormon salgılarlar. Paratiroidlerin fizyolojik rolü bu hormonun aracılığı ile yerine getirilir. Bu hormon kalsiyum/fosfor1;6 oranının fizyolojik sınırlarını koruyarak, hem kemik, hem de böbrekler üzerinde etki gösterir.

Intakt paratiroid hormonu molekülü, 84 amino asitten oluşan ve 9500 Daltonluk molekül ağırlığına sahip bir polipeptidtir. Bunun biyosentezi, 115 amino asit kalıntısı içeren bir ön-pro-hormon olarak yapılır. Paratiroid hormonunun ribozomda bölünmesinin sonucunda, Golgi içinde taşınan ve asıl PTH’a dönüştürülen 90 amino asitten oluşan pro-hormon oluşur. PTH salınımı ve onun kana serbest bırakılması egzositoz1;4 ile yapılır. Böbrek ve karaciğerde intakt PTH hızla dolaşımdan temizlenir. PTH metabolizması karmaşıktır; oluşan ürünlerin çeşitli biyolojik ve immunolojik reaksiyonları vardır. PTH karaciğerde bölünme ve metabolizasyon işlemlerine maruz kalır ve söz konusu işlem sonucunda karboksil-terminal (PTH-C), amino-terminal (PTH-N) ve molekülünün orta kısmından kaynaklanan parçalar(PTH-M) 8;9 üretilir. Molekülün sadece amino-terminal grubunu (tam molekül ve PTH-N) içeren kısımları, biyolojik olarak etkindir ve yarılanma ömrü 5 dakikadır. Yarılanma ömrü 24-36 saat olan ve etkin olmayan PTH- C parçaları, dolaşımdaki PTH’ın toplamının >%90’nını oluşturur ve esas olarak böbrekte metabolize edilir. Böbrek yetmezliği olan hastalarda büyük miktarlarda8 PTH-C parçaları birikebilir. PTH sekresyonununu düzenleyen ana faktör, plazmadaki iyonize kalsiyumdur. Hipokalseminin uyarıcı etkileri vardır. Hiperkalsemi ise, kalsiyumun paratiroid bezi dokusundaki hücrelerin üzerine doğrudan etkisi ile kalsiyum seviyesi için CASR9 “sensör” olarak hareket eden bir membran reseptör düzeyinde hormonun salgılanmasını inhibe eder.

Fosfat iyonları paratiroidi doğrudan değil, fakat kalsiyum iyonlarının konsantrasyonlarındaki değişiklikleri aracılığıyla etkiler. Plazmadaki fosfat düzeyinin artması kalsiyumun azalması ile birlikte PTH sekresyonunun artmasına yol açar.

D3 vitamini, aşırı serum kalsiyumunun negatif feedback mekanizmasıyla PTH salınımı üzerine inhibitör etki gösterir. Genel olarak, PTH sekresyonu özellikle çocuk ve gençlerde4;7, kalsitonin ile ilişkilendirilmiştir.

PTH’ın temel işlevi hücre dışı sıvıda bulunan iyonize kalsiyum konsantrasyonunun sürdürülebilirliğini sağlamaktır; bu, aşağıdaki mekanizmalar aracılığıyla gerçekleştirilir:

● kalsiyum ve fosforun kemikten serbest bırakılması ile kemik rezorpsiyonunun uyarılması; PTH’ın olgun osteoklastlar üzerine doğrudan etkisi yoktur, fakat preosteosklatik hücrelerden aktif osteoklastların farklılaşmasına aracı olur;

● kalsiyumun yeniden emilimi ve renal tübüller düzeyinde fosforun emilimini inhibe etmek;

● renal 1 alfa-hidroksilaz sentezini uyarır dolayısıyla 1,25-(OH) D vitamini üretimi artar ve bu nedenle bağırsakta kalsiyum ve fosforun emilimi artar.

PTH’ın amino-terminal bölümü, hedef organlar seviyesinde adenilat siklaz ve fosfolipaz C’yi modüle eden belirli bir reseptöre bağlanır. Bu reseptörün etkinleştirici mutasyonları, hiperkalsemi ve kemik metafizlerin9 değişiklikleri ile Jansen kondrodisplazisine neden olur. PTH’a karşı yanıt eksikliği veya direnci ile ilişkilendirilen nadir kalıtsal sendromlarda ve böbrek yetmezliğinde PTH salınımı serum kalsiyumunun8 artmasına yol açmaz.

PTH’ın böbrek, kemik ve dolaylı yoldan bağırsakta net etkisi, serum ve iyonize kalsiyumun artması ve serum fosfor9 konsantrasyonunun azalmasıdır.

Fosfor-kalsiyum dengesi üzerindeki etkisinin yanında , PTH, magnezyum ve hidrojen iyonların emilimini arttırır; sodyum, potasyum ve amino asitlerin emilimini azaltır. Aynı zamanda PTH, fosfatta7 da olduğu gibi benzer bir şekilde bikarbonatın proksimal tübülden emilimini inhibe eder.

Hiperparatiroidizm; hiperkalsemi, hipofosfatemi, hiperkalsiüri ve hiperfosfaturiye neden olur. Uzun vadeli sonuçları şunlardır: dehidrasyon, böbrek taşı, hipertansiyon, mide-bağırsak rahatsızlıkları, osteoporoz ve bazen nöropsikiyatrik bozukluklar. En sık görünen hiperparatiroidizm primer olur ve nedeni paratiroid adenomlarıdır. Sekonder hiperparatiroidizm, hipokalsemi ve hiperfosfatemiye yanıt olarak gelişir; en sık nedeni kronik böbrek yetmezliğidir. Böbrek yetmezliği otonom paratiroid hipersekresyonuna neden olan tersiyer hiperparatiroidizm ile komplike olabilir. Nadir iyi huylu hiperparatiroidizm durumları CASR’nin mutasyonlarından kaynaklanır.

Genelde hipoparatiroidizm tiroid cerrahisinin sonucu olur, fakat, aynı zamanda, bir otoimmün mekanizmayla ya da CASR’yi etkinleştiren mutasyonların sonucunda da ortaya çıkabilir. Hipokalsemi, tetani ve olası optik sinir8. atrofisi ile ortaya çıkar.

PTH’ın belirlenmesi için öneriler- ­Paratiroid hastalıklarının tanısı (tümörler, hiperplaziler); fosfor-kalsiyum dengesini bozan diğer hastalıkların tanısı; diyaliz6 hastalarının izlenmesi.

Hastanın hazırlanması –aç olarak

• PTH’ın kanda düzeyinin diurnal bir varyasyonu vardır; en düşük düzeyi sabah olduğu için PTH testi sabah yapılır;

• total kalsiyum, iyonize kalsiyum, fosfor ve magnezyumun eşzamanlı bakılması tavsiye edilir; kan kreatinin5 belirlenmesi de yararlıdır.

Toplanan numune –venöz kan5.

Numune kabı – ayırıcı5 jeli olan/ olmayan antikoagülansız tüp

Reddedilme nedenleri- yoğun hemolize numune5.

Toplama sonrası işlem- Serum hemen santrifuj5 ile ayırılır

Numune hacmi – minimum 0.5 mL serum5.

Testin stabilitesi – ayrılan serum 6 saat oda sıcaklığında, 24 saat 2-8C derecede, uzun süre -70°C derecede stabildir. Çözmeyin ve yeniden dondurmayın5.

Yöntem – Elektrokemiluminesans immunokimyasal ölçüm (ECLIA); intakt PTH belirlenir ve böylece metabolitlerinin neden olduğu etkileşimler önlenir; iki monoklonal antikor PTH5 molekülündeki 26-32 ve 37-42 amino asit bölgelerine uygun epitoplar ile reaksiyona girer.

Referans değerleri – 15-65 pg/mL5.

Saptama sınırı – 1.20 pg/mL5.

Sonuçların yorumlanması

Artışlar: Primer hiperparatiroidizm, sekonder hiperparatiroidizm, Zollinger-Ellison sendromu, D-vitaminine bağımlı raşitizmin kalıtsal formları, omurilik yaralanmaları.

Azalmalar: Otoimmün veya cerrahi hipoparatiroidi, non-paratiroid hiperkalsemi, magnezyum eksikliği, sarkoidoz, hipertiroidizm, DiGeorge2;6 sendromu.

Aşağıdaki tabloda, çeşitli hastalıklarda6 görünen PTH ve serum kalsiyum seviyeleri gösterilir:

PTH intakt (pg/mL) Serum kalsiyum (mg/dL) Klinik Tablo

15-65 8.6-10.2 Normal

>65 >10.2 Primer hiperparatiroidizm

>65

10.2 Paratiroide bağlı olmayan hiperkalsemi

15-65

Primer hiperparatirodizmi olan hastaların yaklaşık %90’nının PTH düzeyi yüksektir; kalan hastalarda PTH düzeyleri normaldir, ancak kalsiyum değerine göre yetersizdir. Primer hiperparatiroidizmi olan hastaların ~ %40’ında serum fosforu 5 mg/ gün) ile tedavi; bu nedenle biotin verildikten en az 8 saat sonra kan alınması önerilir;

– Anti- streptavidin ve anti-ruthenyumun5 çok yüksek antikor titreleri.

Bibliyografya

1. D.C.Cojocaru, Doina-Irina Cojocaru, Elena Ciornea. Biochimia hormonilor. CORSON, Romania, Ed. 1999, 76-80.

2. Frances Fischbach. Overview of Chemistry Studies. In A Manual of Laboratory and Diagnostic Tests. Lippincott Williams & Wilkins, USA, 8 Ed., 2009, 396-398.

3. Frances Fischbach. Effects of the Most Commonly Used Drugs on Frequently Ordered Laboratory Tests. In A Manual of Laboratory and Diagnostic Tests. Lippincott Williams & Wilkins, USA, 7 Ed., 2004, 1188-1238.

4. Ion Haulica. İnsan Fiziyolojisi, 2002, 823-832.

5. Synevo Laboratuarı. Kullanılan Çalışma Teknolojisine Özgü Referanslar. 2010. Ref Type: Catalog.

6. Laboratory Corporation of America. Directory of Services and Interpretive Guide. Parathyroid Hormone (PTH), Intact. www.labcorp.com 2010. Ref Type: Internet Communication.

7. Lothar Thomas, Cristian Kasperk, Reinhard Ziegler. Parathyroid hormone. In Clinical Laboratory Diagnostics-Use and Assessment of Clinical Laboratory Results. Lothar Thomas. TH-Books Verlagsgesellschaft mbH, Frankfurt /Main, Germany,.1 Ed., 1998, 248-250.

8. Mayo Clinic. Mayo Medical Laboratories. Test Catalog: 25-Hydroxyvitamin D2 and D3, Serum. www.mayomedicallaboratories.com. Ref Type: Internet Communication.

9. Richard A. Mc.Pherson, Mattew R. Pincus. Biochemical markers of bone metabolism. In Henry´S.Clinical Diagnosis and Management By Laboratory Methods, Ed.Saunders, 2007, 173-174

(/A/Vit-amin.net//)

TROİD BEZİ …..

TROİD BEZİ ….

Tiroid bezi 2 hormon üretiyor; tiroksin ve kalsitonin.Tiroksin hormonunu da 2 şekilde bulunuyor; tetraiodotironin (T4) ve triiodotironin (T3).Tiroid hormonlarının oluşabilmesi için bazı enzimler, iyot ve selenyumun varlığı şart. Ayrıca çinko, magnezyum ve A vitamin de tiroid hormonlarının yapımı için gerekli.

Buna karşılık kurşun ve cıva gibi ağır metaller, klor, flor, aşırı bakır alımı, psikiatrik hastalıklarda kullanılan lityum, aşırı miktarda yenilen lahanagiller ve rafine gıdalardla aldığımız soya (özellikle GDO’lu) tiroid hormonlarının yapımı bozar.

Tiroid bezinden salgılanan hormonun %93’ü T4; geri kalanı T3. Fakat T3 daha az miktarda üretilmesine rağmen, T4‘den 5 kez daha aktif. T3, T4′den triiodotirozinaz (5′ deiodinaz) aracılığı ile sentezleniyor (bu enzimin selenyumla çalışıyor). Sentezlenen hormonlar bez içinde tiroglobuline bağlanarak depolanıyorlar. Bu depo tiroid sentezi dursa bile 3 ay idare ediyor.

T4’den T3’e dönüşüm daha çok tiroid dokusu dışında (%80) oluyor; başta karaciğer olmak üzere bağırsaklarda, iskelet kaslarında ve beyinde. T4, T3’e göre beyin-omurilik sıvısına daha çok geçiyor ve beyin, omurilik ve periferik sinir hücrelerinde T3’e dönüşüyor. Bu nedenle tedavide kullanılan tiroid preparatlarının sadece T3 içermesi çok doğru değil. Çünkü hipotiroidiye bağlı nöropsikiatrik belirtilerin düzelmesine fazla bir yararı olmuyor.

Kanda tiroid hormonları azalmaya başladığında hipotalamustan salgılanan TRH artıyor. TRH hipofizdeki TSH’yı, TSH ise tiroid bezini uyararak T3 ve T4 yapımını artırıyor. Yani TSH’nız yüksek ise vücudunuzun tiroid hormonuna ihtiyacı vardır. Eğer kanda tiroid hormonları artmaya başlarsa TRH ve TSH uyarısı duruyor ve T3 ve T4 azalmaya başlıyor, denge böylece sağlanıyor.

Tiroid hormonlarının önemli bir bölümü (%70) serumda protein yapısında olan tiroksin bağlayıcı globüline (TBG) bağlanıyor. Küçük bir bölümü ise albumin (%20) ve prealbümine (transtiretenin) bağlı. Proteine bağlı tiroid hormonların aktive olması için serbestleşmesi gerekiyor. Serbest tiroksin çok küçük miktarda olmasına karşın aktif olan kısımdır. Serbest T4 (fT4) totalin %0.03′ü, serbest T3 (fT3) ise totalin %0.3′ü kadardır. Özel bir ihtiyaç olmadıkça tahlillerde total miktarlara değil, serbest miktarlara bakılıyor.

Konjenital yükseklik dışında östrojen (gebelik, oral kontraseptif kullanımı), A hepatiti ve fenotiazin kullanımı tiroid bağlayan proteinlerde artışa neden oluyor (Tablo). Bu artış nedeni ile tiroid fonksiyonları normal olmasına karşın bağlı T3 ve T4’de yalancı artış oluyor. Fakat serbest T3 ve T4’e bakıldığında bunlar normal bulunuyor.

Konjenital eksiklik dışında testosteron ve aşırı kortikosteroid kullanımı tiroid bağlayan proteinlerde azalmaya bu azalma da total T3 ve T4’de yalancı düşüklüğe neden oluyor.Fakat serbest T3 ve T4’e bakıldığında bunlar normal bulunuyor.

T3 ihtiyacı azalmışsa T4, inaktif form olan revers T3‘e (rT3) dönüşüyor. Ciddi hastalıklarda organizma enerjiyi idareli bir şekilde kullanmak istediğinden T3 düşüyor ve rT3 artıyor;T4 ve TSH ise normal bulunuyor (hasta tiroid sendromu = düşük T3 sendromu). Altta yatan hastalık düzelirse fT3 de düzeliyor.

Tiroid hormonları, hücredeki etkilerini sitoplazmadaki kendi reseptörüne bağlanarak gösteriyorlar. Reseptör eksikliğinde ya da iltihabi ve toksik maddeler reseptörleri etkisizleştiriyorsa kanda tiroid hormonları normal bile olsa hastada hipotiroidi belirtileri oluyor. Bazı hastaların tedaviye cevap vermemesinin en önemli nedenlerinden biri de bu.

Tiroid hormonlarının sentezi

 

TİROİD HORMONLARININ ETKİLERİ

Tiroid hormonlarının birçok etkisi var, bunların hepsi de hayati önemde.
Tiroid hormonları anne karnında ve gelişim çağlarında beyin gelişimi ve iskelet olgunlaşmasını sağlıyor.
Tiroid hormonlarıbeyin, dalak ve testis hariç bütün dokularda oksijen tüketimi ve ısı üretimini artıryor. Böylece bazal metabolizma hızının artmasına katkıda bulunuyor. Sağlıklı olmak için tiroid hormonlarının devamlı ve yeterli miktarda salgılanması şart. Az miktarda salgılanması vücut fonksiyonlarının yavaşlamasına, fazla miktarda salgılanması ise vücut fonksiyonlarının hızlanmasına neden oluyor. Tiroid eksikliği olan hastalar soğuğa, fazlası olan hastalar ise sıcağa tahammül edemiyorlar. Hipotiroidik hastalarda vücut ısısı normalden biraz düşük oluyor.
Tiroid hormonları kalp kasının kasılmasını artırıyor. Eksiklikleri halinde nabız sayısı düşüyor, fazlalığında ise nabız sayısı artıyor.
Tiroid hormonları kan yapımını artırıyor. Eksiklikleri halinde kansızlık oluyor.
Tiroid hormonları bağırsak hareketlerini artırıyor. Eksiklikleri halinde bağırsak tembelliği ve kabızlık oluyor.
Tiroid hormonları kan kolesteroldüzeylerini düşürüyor. Eksiklikleri halinde kolesterol yükselir.
Tiroid hormonu eksikliği de hafıza kaybında önemli bir rol oynuyor. Çünkü tiroid hormonu hafıza ve öğrenmeden sorumlu beyin bölgelerinin (özellikle hipokampüs) yapı ve fonksiyonunu etkiliyor. Tiroid hormonu ayrıca beyin hücrelerinin metabolik hızını ayarlayan enzimleri de uyarır. Geçici hafıza kaybı tiroid hormonu yetersizliğinin (hipotiroidi) en klasik bulgularından biridir.

TİROİD HASTALIKLARI

Tiroidin Hormon Hastalıkları: Tiroidin hormon üretimindeki bozukluklardır: 3 tür tiroid hormon hastalığı vardır: Tiroid tarafından aşırı hormon üretilirse buna hipertiroidi, yani zehirli guatr denir. Aksi de mümkündür, tiroid yetersiz hormon üretimi yaparsa buna hipotiroidi (tiroid hormon yetersizliği) denir. Tiroid hormon yapımının normal olduğu tiroid hastalıklarına ise ötiroidik hastalıklar deniyor.

A.HİPOTİROİDİ

Tiroid hormonlarının azlığına hipotiroidi denir. Hipotiroidinin çeşitli nedenleri vardır. En önemli nedenler otoimmün tiroidit (Hashimoto tiroidit), iyot eksikliği ve konjenital hipotiroididir. Diğer nedenler ise nadirdir (Tablo). Tuzların iyotlandığı ülkelerde iyot yetersizliği daha az görülür. Bu ülkelerde Hashimoto çok sıktır.

Tablo 1.Hipotiroidi nedenleri

I.Tiroid bezinden kaynaklanan hipotiroidiler
Doğuştan bezin yokluğu ya da küçüklüğü (konjenital hipotiroidi) (1:3000 oranında görülüyor)
Tiroid hormonu sentezinde kullanılan enzimlerin yetersizliği (nadir)

II.Mineral eksikliğine bağlı hipotiroidiler
İyot eksikliği (sık)
Selenyum eksikliği ( nadir)

III.Tiroid bezinden kaynaklanan hipotiroidiler
Tiroiditler: Değişik nedenlere bağlı olarak tiroid bezi tahrip olur. Bu hastalıkların başlangıç evresinde bazen hipertiroidi görülebilir. Bunun nedeni tiroidde depolanmış olan hormonun birden bire kana geçmesidir. Ama tahribat ilerledikçe bu depo biter, yeni hormon yapımı da düştüğünden daha sonra hipotiroidi gelişir. Otoimmun tiroidit (Hashimoto tiroidit) haricinde diğerleri nadirdir.

Akut tiroiditler: Bakteriyel, fungal, radyoaktif iyot kullanımı, amiodoran

Subakut tiroiditler: Viral (Dequervein), lenfositik (sessiz); tüberküloz

Kronik tiroiditler: Otoimmün (Hashimoto), Riedel tiroiditi, travmatik
İyatrojenik= tıbbi işlemler sonucu gelişmiş (cerrahi, radyoaktif iyot, boyun ışınlaması)
İlaçlar (antitiroid ilaçlar, lityum, PAS, aminoglutetimid, amiyodaron)
İyot fazlalığı
İnfiltratif olaylar (amiloidoz, sarkoidoz, hemokromatoz, skleroderma, Reidel tiroiditi)

IV.Beyinden kaynaklanan hipotiroidiler
Hipofiz bezi tahribatı (tümör, cerrahi, enfiltrasyon, Sheehan sendromu)
İzole TSH eksikliği
Hipotalamik hipotiroidi

Hipotiroidinin ne gibi etkileri oluyor?

Hipotiroidinin çok sayıda semptom ve belirtisi oluyor.

Miksödeme bağlı bulgular

Miksödem hipotiroidiye özgü dokularda su toplanması halidir. Yüz kabadır. Larenks (gırtlak) ödemi nedeni ile ses kalınlaşır ve zaman zaman tıkanma belirtileri vardır. Ağır vakalarda dil büyüktür. Bağırsaktaki ödeme bağlı olarak demir, folik asit ve B12 vitamini emiliminin bozuk olması kansızlığaneden olur. İnatçı kabızlık vardır. Saçlar kaba, kuru ve kırılgandır.

Bazal metabolizma yavaşlamasına bağlı bulgular

Hipotiroidide hipotansiyon, bradikardi (nabız azlığı), terleme azlığı, ateş düşüklüğü, soğuğa tahammülsüzlük, kolay yorulma, bitkinlik, reflekslerde azalma, kronik yorgunluk, unutkanlıkve konsantrasyon yetersizliği oluyor.

A vitamininin inaktif şekli olan karoten’in, A vitaminine dönüşümü azaldığı ve kan düzeyi arttığı için deri sarımsı bir renkte oluyor (karotenemi). Diğer sarılıklardan farklı olarak karotenemide göz akları sararmıyor.

Kalp büyümesi, EKG voltajında azalma oluyor. LDL reseptör aktivitesi azaldığından kanda kolesterol düzeyleri yükseliyor.

Klasik diğer bulgular oluşmadan sadece unutkanlık şikayeti ile hekime başvuran hipotiroidi hastaları da oluyor. Çünkü hafif tiroid hormonu yetersizliğinde bile bilişsel işlevler negatif yönde etkilenebiliyor (1,2). Bu bozukluklar tiroid hormonu tedavisi ile büyük ölçüde düzelebiliyor.

Depresyonu ya da bipolar bozukluğu olan düşük fT3 ve fT4 seviyeli hastalarda klasik tedavi şekilleri (ilaçlar, hatta elektroşok) etkili olmazken fT3 ve fT4 düzeyleri üst limitlere çıkarıldığında bariz düzelmeler olabiliyor.

Hipotiroidik bir hastanın görünümü.

Tablo 2. Hipotiroidinin belirtileri

Uykuya eğilim
Tansiyon düşüklüğü
Nabızda yavaşlama
Terleme azlığı
Soğuğa tahammülsüzlük
Ateş düşüklüğü
Kolay yorulma
Bitkinlik
Reflekslerde azalma
Depresyon, kaygı bozuklukları
Unutkanlık
Şişmanlık
Kısırlık, düşükler
Libido azlığı, ereksiyon bozuklukları
Kas ve eklem ağrıları
Enfeksiyonlara eğilimin artması

Yüzde hatlarında kabalaşma
Ses kalınlaşması
Kansızlık
İnatçı kabızlık
Saçların kaba, kuru ve kırılgan olması
Saç dökülmesi
Tırnak kırılması
Deri kuruluğu
Deride (özellikle ellerde) sararma (karotenemi)
Kalp büyümesi, kalp krizi
Kolesterol ve homosistein yüksekliği
Hipertansiyon
Periferik damar hastalıkları
Büyüme ve zekâ geriliği (çocuklarda)
Felçler
Alerjik döküntüler

Tanı

Tiroid hastalıklarında öncelikle bakılması gereken testler TSH, fT3 ve fT4’dür. Kanda tiroid hormonları azalmaya başladığında hipofizdeki TSH artıyor. TSH ise tiroid bezini uyararak T3 ve T4 yapımını artırıyor. Yani TSH’nız yüksek ise vücudunuzun tiroid hormonuna ihtiyacı vardır. Eğer kanda tiroid hormonları artmaya başlarsa TSH uyarısı duruyor ve T3 ve T4 azalmaya başlıyor, denge böylece sağlanıyor.

Hekimlerin çoğu kanda maalesef sadece fT4 seviyelerine bakıp, fT3 seviyelerine bakmamaktadır. Bu durumda hafif hipotirodi vakaları teşhis edilemiyor. Tedaviye tam cevap vermeyen, hipotiroidi bulguları tam olarak düzelmeyen başarısızlıkların en önemli nedenlerinden bir de bu. TSH’sı baskılanmış denilen hastalarda öncelikle aşırı doz kullanıldığı zannediliyor. Halbuki fT3 seviyelerine bakılsa bu olasılık ekarte edilmiş oluyor.

Başka bir sorun da TSH seviyelerinin normalleri konusundaki karmaşadır. Birçok laboratuar TSH normallerini 0.45 ile 5.0 ve hatta 6.0 arasında göstermektedir. Halbuki bazı uzmanlara gore normal değerlerin 0.3-2.0 arasında olması gerekir.

Tiroid bezinden kaynaklanan hipotiroidi
Tiroid bezinden kaynaklanan gizli hipotiroidi

Beyinden kaynaklanan hipotiroidi

Tiroid bezinden kaynaklanan hipertiroidi

Tiroid bezinden kaynaklanan gizli hipertiroidi

Hipotiroidi sıklığı

Son yıllarda yapılan taramalar hipotiroidi sıklığının birçok toplumda en az %5 oranında olduğu (tarama kriteri: TSH 5.0-6.0mIU/L’nin üzeri) ve özellikle yaşlı bayanlarda bu oranın %25’lere kadar çıktığını gösteriyor (3-5). Eğer TSH üst sınırı 2.0mLU/Lolarak kabul edilirse bu durumda hipotiroidi sıklığının çok daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu hipotiroidiler, çoğu kez sinsi seyrettiği için tahlil yapılmadığı ve yapılsa bile çoğu kez değerlendirilemediği için nadiren teşhis edilebiliyor.

Aşağıdaki bölümde en çok görülen 3 hipotiroidi nedenini inceleyeceğiz; Hashimoto tiroidit, iyot eksikliği ve konjenital hipotiroidi.

1.HASHİMOTO TİROİDİT

İyot eksikliğinin yaygın olmadığı ülkelerde hipotiroidizmin en sık nedeni otoimmün hastalıktır (Hashimoto). ABD’de nüfusun %7-8’inde Hashimoto hastalığı vardır. Kesin bilinmemekle birlikte Türkiye’deki oranın da benzer olduğu düşünülmektedir.

Hashimoto kadınlarda 3-4 kez daha fazladır. Erken dönemde bezde bir büyüme olabilir. Büyüme sert ve ağrısızdır; nodüllü değildir. Tahribat ilerledikçe bez küçülür. Yani bariz guvatrı olan bir hastada Hashimoto olasılığı düşüktür.

Hastaların bazılarında (%5-10) başlangıçta çarpıntı, sinirlilik ve diğer hipertiroidi bulguları görülebilir. Bunun nedeni diğer tiroiditlerde olduğu gibi tiroglobulin olarak bezde depolanan hormonların tahribat nedeni ile kana geçmesidir. Fakat tahribat ilerledikçe (atrofi ve fibroz) depo biter ve hipotiroidi gelişir.

Hashimoto her zaman tek başına bulunmaz. Tip 1diyabet, pernisyöz anemi, çölyak hastalık ve adrenal yetersizlik gibi diğer otoimmün hastalıklarla beraberliği de nispeten sıktır.

Çoğu hastada (>%90 ) dolaşımda otoantikorlar tespit edilebilir. Bu antikorlardan teşhiste en faydalı olanları antitiroglobülinve anti tiroid peroksidaz (anti-TPO) antikorlarıdır.

Hepsi olmasa da Hashimoto hastalarının çoğunda hipotiroidi gelişir. Bu durumda hormon takviyesi yapılır. Fakat bu tedavi şekli altta yatan nedeni çözmez.

Bir tekne su almaya başlarsa delikleri tıkamaya çalışırsınız. Hashimoto hastalarına hormon vermek de aynı şeydir. İmmün bozukluğun nedenini çözmezseniz tekne eninde sonunda batacaktır. Hashimoto’lu hastalar şunu iyi bilmelidir esas hastalıkları tiroid bezinde değil, bozulmuş bağışıklık sistemlerindedir.

Hasimotonun temel nedenini iyi bilmesek de iyot fazlalığı, enfeksiyon, diyet ve özellikle de bağırsak geçirgenliğinin artması temel yatkınlaştırıcı faktörlerdir.

Otoimmün hastalıklarda bağışıklık sistemimiz kendi doku ve organlarımızı tahrip etmektedir. Bakteriler ve virüsleri tahrip ettiği gibi. Bağışıklık sistemimizin bu hara-kiri harekatı enflamasyonu artırır. Enflamasyon ise tiroid fizyolojisi ve metabolizmasının bütün aşamalarını bozar.

İlk olarak enflamasyon hipotalamus-hipofiz-tiroid eksenini baskılar. TNF-alfa verilen farelerde 5 gün süre ile tiroid hormonlarının (TRH, TSH, fT3, fT4) düzeylerinin düştüğü gösterilmiştir (6).

İkincisi enflamasyon (iltihap) tiroid reseptörlerininin sayısı ve duyarlılığını azaltır. Deyim yerindeyse tiroid reseptörleri sağırlaşır. Yani ne kadar bağırırsanız bağırın (ne kadar hormon verirseniz verin) duymaz ya da çok az işitir.

Üçüncüsü enflamasyon T4’ün T3’e dönüşümünü azaltır. T4 çok aktif değildir. Eğer tedavide T4 preparatı (örneğin Euthyrox) verirseniz fazla etkili olmaz. Bu durumda T3 içeren bir preparat kullanmalısınız.

İyotlu tuz ve Hashimoto

Tuzu iyotlayan Türkiye (7), Çin (8), Yunanistan (9), Sri Lanka (10) İran (11), Arjantin (12) ve Avusturya(13) gibi ülkelerde Hashimoto sıklığı fırlamıştır.

İyot ne yapıyor diye soracak olursanız, iyot tiroid peroksidaz enziminin aktivitesini azaltıyor. Selenyum ise enzim aktivitesinin azalmasını önlüyor (14). Selenyum iyot toksisitesinden de koruyor (15).

Bir araştırmada Hasimoto hastalarının %78’i iyot kesildikten sonra normal tiroid fonksiyonlarına kavuşmuştur(16).

Bazı hastalarda iğne biyopsisi ile Hashimoto gösterilmesine rağmen antikorlar olmayabilir. Bu durum bağışıklık sisteminin antikor oluşturmayacak kadar baskılanmış olduğunu gösterir.

Esas sorun hipotiroidi semptomları olmasına rağmen tiroid tahlillerinin normal çıkmasıdır. Bu durumda mesela depresyon varsa ki hipotiroidinin bulgularından biridir, hastaya bir antidepresan verilerek evine gönderilebilir.

En iyisi hipotiroidi hastalarında öncelikle Hashimoto ile ilgili testleri (Anti-TPO, anti-Tiroglobulin) yaptırmak. Ve eğer bu testler normal çıkarsa iyot eksikliğini göstermek için idrarda iyot miktarına da bakmaktır.

2.İYOT YETERSİZLİĞİNE BAĞLI HİPOTİROİDİ

İyot tiroid hormonlarının yapısına giren çok gerekli eser elementlerden biridir. Normal şartlarda vücudumuzda 15-20 mg iyot bulunmaktadır. Eskiden iyotun sadece tiroid hormonlarının yapımında kullanıldığı zannedilirdi. Ama günümüzde iyotun tükrük bezlerinde, beyinde, gözlerde, beyin-omurilik sıvısında mide mukozasında, memelerde ve yumurtalıkta da bulunduğu anlaşılmıştır. İyot eksikliği ya da fazlalığının bu organları da etkilemesi doğaldır (17).

Yeryüzünde bulunan iyodun büyük bir bölümü buzul, kar ve yağmurlarla toprağın yüzeyinden alınarak rüzgar, ırmaklar ve sellerle okyanus ve denizlere taşınmakta ve buralarda buharlaşarak yağmur ile birlikte tekrar toprağa dönmektedir. Bu topraklarda yetişen bitkiler ve otlayan hayvanlardan oluşan yiyecekler iyot yetersizliğinden korur. İyot deniz kenarlarında deriden de emilir.Bazı kişilerin deniz havasından olumlu etkilenmelerinin nedeni budur. Tabii iyot alerjisi olanlar da deniz havasından olumsuz etkilenirler.

Sürekli tekrarlayan seller ve dağlık bölgelerdeki toprak erozyonu toprakta iyot yetersizliğine neden olmaktadır. Ancak, doğada çok az olması sebebiyle bir ton deniz suyunda bile sadece 50 mg iyot mevcuttur. İyot genel olarak yüksek miktarda deniz ürünlerinde daha az miktarda süt, yumurta ve ette, çok az miktarda sebzelerde ve meyvelerde bulunur. Aslında bir insanın günlük iyot ihtiyacı son derece azdır (bir toplu iğne başı kadar).

Günümüzde dünya nüfusunun %30‘u iyot yetersizliği olan bölgelerde yaşamaktadır. Dünya nüfusunun %12 sinde iyot eksikliğine bağlı guatr, %1.6′sında zihinsel kusurlar ve %0.44’ünde ise kretinizm (hipotiroidi) mevcuttur. Hafif derecede iyot eksikliğinde basit guvatr, orta ve ağır derecede iyot eksikliğinde; ise hipotiroidi oluşur.

WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından belirlenen günlük iyot ihtiyacı şöyledir:

0-59 aylık olan çocuklarda: 90 mikrogram/gün,

6-12 yaş arasında: 120 mikrogram/gün

Genç erişkinlerde ve erişkinlerde:150 mikrogram/gün

Hamilelerde ve emzirme sırasında: 200 mikrogram/gün

İyot eksikliğinde ne olur?

İyot eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan hastalıklara‘İyot Eksikliği Hastalıkları’deniyor. Bu hastalıkların belirtileri çeşitliyaşlara göre farklılıklar gösteriyor. Eksiklik ne kadar erken yaşta başlıyorsa merkez sinir sistemi üzerindeki hasarı da o kadar fazla oluyor.

Hamilelikte: Kendiliğinden düşük, ölü doğum, doğumsal anomali, cücelik;

Yeni doğanda: Guatr, aşikar veya subklinik hipotiroidi, cücelik;

Çocuklarda ve genç erişkinlerde: Guatr, gizli ve aşikar hipotiroidi, zeka geriliği, fiziksel gelişme bozukluğu;

Erişkinlerde: Guatr ve komplikasyonları, hipotiroidi, zeka geriliği, kısırlıkta artma, radyasyona karşı duyarlılıkta artma.

İyot meme dokusunda da bulunur. Yüksek miktarda iyot alınan coğrafi bölgelerde meme kanseri daha az görülmektedir (18, 19).

Yetersiz iyot alanlarda memenin fibrokistik hastalığı da nadiren görülmektedir. İyot verildiğinde de hastalığın büyük ölçüde düzeldiği gösterilmiştir (20, 21).

İyot radyasyonda olduğu gibi kurşun, cıva, brom, flor gibi toksik maddeleri de temizlemektedir.

İyot eksikliği nasıl teşhis edilir?

Yeterli iyot alınıp alınmadığı iyot miktarının idrarda ölçülmesi ile ortaya çıkarılır. Çünkü alınan iyodun çoğu idrar, çok az bir kısmı ise dışkı ile atılır. İyot eksikliği olmayan yerlerde idrardaki iyot atılımı en az 100 mikrogram/gün, iyot eksikliği olan bölgelerde ise 3-45 mikrogram/gün’dür. İdrarda 10 µg/dl üzeri iyot miktarı normal kabul edilir. 5-10 µg/dl arası hafif, 2-5 µg/dlarası orta ve 2µg/dl altı ağır iyot yetersizliği olarak değerlendirilir.

Pratikte 24 saatlik idrar toplanması oldukça zordur. Bu nedenle buna alternatif olarak iyot ve kreatinin arasındaki oran hesaplanır.

Aslında en hassas test iyot verildikten sonra bakılan testtir. İyot yükleme testinde hastaya 50mg iyot verilir ve 24 saat süre ile idrarı toplanır. Eğer verilenin %90’ını idrar ile atmıyorsa iyot yetersizliği vardır. Burada amaç şudur; dokular iyota doymuşsa alınan iyotun tamamına yakını idrarla atılır. Fakat bazı otoriteler ağızdan alınan iyotun tamamının bağırsaklardan emilmediği ve %50 kadarının dışkı ile atıldığını söyleyerek %90 sınırını kabul etmemektedir.

İyot eksikliğine bağlı hastalıkların tedavisi nasıl yapılır?

İyot eksikliğine bağlı guatırın tedavisinde uzun süreli iyot takviyesi yapılır. Bazı hekimler ek olarak tiroid hormonu takviyesi de yaparlar. Tedavi sonucu guatr küçülür ve hipotiroidi bulguları kaybolur. Lugol eriyiğinin 100cc’sinde 5 gram ya da 10 gram potasyum iyodür (KI) vardır. %5’lik solüsyonun 1 ml’sinde 126.5 mg iyot bulunur.%5’lik Lugol solüsyonunun damlasında 6.3mg moleküler iyot içerir. Tedavide günde 1-3 damla kullanılır.

Büyük ve özellikle soluk borusuna baskı yapan guatırlarda (çok nadir) cerrahi girişim gerekebilir. İyot eksikliğine bağlı hipotiroidide selenyum takviyesi tiroid peroksidaz aktivitesini azalttığı için mevcut tabloyu ağırlaştırabilir (22).

İyot eksikliğine bağlı hastalıklar nasıl önlenir?

İyotlu tuz 80 yıldan beri birçok memlekette başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.Memleketimizde tuzun iyotlanmasına Sağlık Bakanlığı tarafından 1994 yılında başlanmış ve 1999 yılında sofra tuzunun iyotlanması zorunlu hale gelmiştir.13 Ocak 2005 tarih ve 25699 sayılım kanun ile de iyotsuz gıda sanayi tuzunun doğrudan tüketiciye sunumu yasaklanmıştır.

WHO (Dünya Sağlık Teşkilatı), günlük ihtiyaç olan 150 mikro gram iyodun elde edilmesi için bir kilo tuza 20-40 mg iyot ilave edilmesini önermektedir. İyotlanmış tuzun üretiminden tüketiciye kadar sistemik olarak kontrol edilmesi gerekmektedir. Çünkü iyot fazlalığının bir yığın yan etkileri vardır.

Bu yan etkiler neler?

İyot yetersizliği hipotiroidiye neden olduğu gibi fazlalılığında da tiroid fonksiyonlarının bozabilmektedir. Piyasadaki tuzların iyotlanmasından sonraki üç-dört yıl gibi kısa içiyıllarda de tiroid hastalıklarında bir patlama yaşanmıştır.

İyot takviyesinden sonra (yerine koyma) tiroidde 3 hastalık ortaya çıkabilir:

İyot takviyesinden sonra 40 yaşın üzerinde ve hipertiroidik multinodüler guatr tehisi konulan hastaların sayısında bariz artış olmuştur. İyot takviyesinin kesilmesinden 1-10 yıl sonra hipertiroidi normale döner.

Tuzların iyotlanmasından sonra dünyanın birçok ülkesinde Hoshimoto tiroiditte muazzam bir artış olmuştur (7-13).

İyot takviyesinden sonra papiller tiroid kanserlerinde de bir artış olmuştur (11-13), ki papiller kanserler bütün tiroid kanserlerinin %80’ni oluşturur.
C. KONJENİTAL HİPOTİROİDİ

Doğumdan önce veya doğumla birlikte ortaya çıkan tiroid yetersizliğine konjenital hipotiroidi, hayatın daha sonraki dönemlerinde ortaya çıkan tiroid yetersizliğine ise edinsel hipotiroidi deniyor.

Konjenital hipotiroidinin %80 nedenli tiroid bezinin olmaması ya da çok küçük olmasıdır. İyot eksikliği ve annenin bazı ilaçları kullanması gibi daha az görülen nedenleri de var. Hastalık genetik değil; her 3000 doğumda bir görülüyor. Kızlarda 2-3 kat daha fazla rastlanılıyor.

İyot eksikliğine bağlı olanlar hariçyenidoğan döneminde klinik bulgular çok silik. Ama yine de yenidoğan döneminde bazı bulgular olabiliyor. Bu bebeklerin genellikle boyun ön bölgesinde aşırı yağ dokusu vardır. Alın saç çizgisi de düşük oluyor. Ön bıngıldak geniş olarak saptanıyor. Normalde nadiren açık olan arka bındıldak da bu çocuklarda açık olabiliyor.

Anne ilk dikkatini çeken bebeğin zor beslenmesi, sürekli uyuklaması ve normal (fizyolojik) bebek sarılığın iki haftadan fazla sürmesi. Ama bütün bu belirtilerin hiç birisi hipotiroidiye özgü değil. Bu nedenle yenidoğan döneminde klinik belirtilere bakılarak teşhisi düşünmek oldukça zor. Teşhis gecikirse motor gerilik ve zekâ geriliği oluyor. En iyisi hastalık belirtileri ortaya çıkmadan teşhisi koymak. İşte bu yüzden yenidoğan taraması çok önemli ve ülkemizde her doğan bebekte yapılması zorunlu.

Yenidoğan bir bebekte hipotiroidi.

Bebek kırkını çıkarttıktan sonra artık daha önce anlattığımız klasik hipotiroidinin klinik belirtileriortaya çıkmaya başlıyor.

Ama esas can sıkıcı bulgular motor-mental gelişim geriliği ile ilgili. Hastanın başını tutması, oturması ve yürümesi gecikiyor. Kaslar gevşek, boy kısa kalıyor. Kemik yaşı çoğu kez boy yaşından geri. Değişik derecelerde zekâ geriliği oluyor.

Yenidoğan taraması fenilketonüri taraması ile birlikte yapılıyor. Primer hipotiroidide tiroid hormonları (T3 ve T4) düşük, TSH ise 2.0’ın üzerinde oluyor. T4 ve TSH birlikte düşük ise (bu oldukça nadir) merkezi hipotiroidi düşünülüyor. Yenidoğan taramasında sadece TSH’nın yüksek olup olunmadığına bakıldığı için merkezi hipotiroidiler atlanabiliyor. Bereket ki bunlar oldukça nadir görülüyor.

HİPOTİROİDİZM OLASILIĞINI ARTIRAN FAKTÖRLER

Hasimoto, iyot eksikliği ve diğer nedenlere bağlı hipotiroidiler çok sayıda faktöre bağlı olarak ağırlaşırlar. Şimdi bunlardan en önemlilerini görelim.

Stres tiroid hormon direncine sebep olabilir. Örneğin bazı Hashimoto hastalarında, hormon kullanmalarına ve hatta kan hormon seviyeleri normal olmasına rağmen hipotiroidi şikayetleri devam eder. Trafik, mali sorunlar, ailevi problemler, gürültü vb faktörler stresinizi artırırlar.

Bu dış faktörlerin dışında kan şekerinizin sürekli inip çıkması, bağırsak flora bozukluğu, gıda entoleransları (özellikle gluten), toksinler, kronik enfeksiyonlar, iltihabi ve otoimmün hastalıklar stresi artırarak, stress hormonlarını da artırırlar (23).

Kronik stress, insulin direnci, hipoglisemi gebelik ve enfeksion kan kortizolunü artırır. Kortizol hipofiz fonksiyonunu bozduğundan tiroid bezi yeteri kadar uyarılamaz.

T4 tiroid hormonunun inaktif formudur. Aktifleşebilmesi için T3’e dönüşmesi gerekir. İltihabi maddeler bu dönüşümü bozabilirler. Kortizol normalde iltihabı azaltan bir maddedir, ama fazlalığı halinde o da T4’den T3’e dönüşmeyi azaltır (24).

IL-1, IL-6 ve alfa-TNF gibi iltihabi sitokinler hipotalamus-hipofiz-böbreküstü eksenini bozarlar; TSH, TRH, T3 ve T4 seviyeleri azalır.

Stres 5′-deiodinase aktivitesini azaltarak T4’ün aktif olan T3’e dönüşmesini azaltır (25).

Sağlıklı tiroid fonksiyonları için böbreküstü bezlerinin iyi çalışması gerekir. Stres hormonları (kortizol, adrenalin) böbreküstü bezlerinden salgılanır. Adrenal yüklenme de bağışıklık sistemini zayıflatır.

Böbreküstü bezi üzerine olan yükün artması birçok belirtilere yol açar;
Yorgunluk
Baş ağrısı
Bağışıklığın sisteminin baskılanması
Uykuya dalmada ya da uyanmada sorunlar
Duygu dalgalanmaları
Şeker krizleri
Mide ülseri

DİYABET-TİROİD

Diyabetli ya da metaboliksendromlu (insülin direnci) hastalarda tiroid bozuklukları daha sıktır (26-28).

Çalışmalar insülin direncinin Hashimotolu hastalarda tiroid bezi tahribatını artırdığını göstermektedir (29).

Kan şekerinizin düzenli olması tiroid fonksiyonlarınızın normal olmasını sağladığı gibi tersine tiroid fonksiyonlarınızın normal olması kan şekerinizin düzenli olmasını sağlar. Metabolik sendromda sık sık oluşan hipoglisemi atakları sık sık kortizol salgılanmasına neden olarak bu da hipotalamus-hipofiz-böbreküstü yolunu tembelleştirir.

Kan şekerindeki dalgalanmalar bağırsaklar, akciğerler ve beyinde iltihabi reaksiyon oluşturur, hormon dengesizliği yapar, böbrek üstü bezi tükenmesi, detoksifikasyon mekanizmalarını bozar. Bütün bu bozukluklar tiroid fonksiyonlarını düşürür.

Tiroid fonksiyonlarının azalması şeker metabolizmasını farklı şekilde etkiler;
Glükozun hücre içine girişi azalır.
Bağırsakta glükoz emilimi azalır.
İnsülin direnci artar.

Hipotiroidiniz varsa normal kan şekeriniz olsa bile hipoglisemi belirtileriniz (yorgunluk, başağrısı, açlık, huzursuzluk vb) olabilir. Çünkü hücre içine şeker girişi azdır. Kan şekeri normal düzeyde bile olsa hücre içi glükoz düşük olduğu için kortizol artar. Bu da tiroid fonksiyonlarını azaltır(30).

BAĞIRSAK FLORASININ BOZULMASI

Bağırsak florasının bozulmesı ve bağırsak geçirgenliğinin artması Hashimoto dahil birçok otoimmün hastalığın oluşumunu sağlar. Tiroid hormonlarının azalması da sıkı bağlantı yerlerini gevşeterek geçirgenliğin artmasına neden olur. Tiroid hormonları mukozal bütünlüğü sağlar, örneğin ülserleri azaltır(31).

T4’ün yaklaşık beşte biri normal bağırsak florası bakterilerinin de yardımı ile bağırsak hücrelerinde ile T3’e dönüşür (32). Bağırsaktaki iltihap T3 seviyelerini azaltır; rT3 seviyelerini azaltır.

Glüten entoleransı

Birçok araştırmada otoimmün tiroid hastalıkları (Hashimoto ve Graves hastalığı) ile glüten entoleransı arasında güçlü bir ilişki olduğu gösterilmiştir (33-37).

Gluten, iyot, ağır metaller, östrojenler, bağırsak flora bozuklukları ve D vitamin yetersizliği gibi faktörler bağırsak geçirgenliğini artırarak otoimmün hastalıklara neden olur.

Sağlıklı flora Th2 cevabını azaltarak otoimmün hastalıklardan korur. Aküpünktürün de benzer özellikleri vardır. Omega-3 yağ asitlerinin enflamasyonu azaltmada önemli bir rolü vardır.

Bağırsak florası bozulduğunda bağırsaktaki sindirim de bozuluyor. Bu durumda buğday proteini olan glüten iyi u sindirilmede kana geçer. Bağışıklık sistemi sindirilmemiş glüteni düşman olarak görür ve bunları tahrip edeyim derken tiroid hüctrelerine de tahrip eder (otoimmünite). Amerikalıların yaklaşık üçte birinin glütene karşı entoleransı olduğunu (38) düşünürseniz sorunun ne kadar büyük olduğunu daha iyi anlarsınız.

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ

D vitamini eksikliği çeşitli otoimmün hastalığın oluşumuna katkıda bulunur. Buna Hashimoto tiroidit de dahildir.

D vitamin Th3 hücrelerini (düzenleyici hücreler) etkileyerek Th2 hücrelerinin aşırı uyarılmasınıönlüyor, böylelikle Th2/Th1 dengesini koruyorlar ve alerji ve otoimmün hastalıklar gelişmiyor. Tam tersine Th2/Th1 dengesinin Th2 lehine artarsa immün toleransınız bozuluyor. D vitamini eksikliği olan hayvanlara D vitamini verildiğinde tiroid işlevlerinin büyük ölçüde düzeldiği görüyor (39).

Bağırsak geçirgenliğinin artması D vitamini emilimini de azaltır. Stres hormonları kolesterolden yapılır, D vitamini de. Stres halinde D vitamini sentezinde kullanılan kolesterol azalır(40).

D vitamininin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için reseptörünü aktive etmesi gerekir. Başta Hashimoto olmak üzere Otoimmün hastalığı olanlarda D vitamini reseptör polimorfizmi sıktır (41-43). Bu nedenle D vitamininin aktivitesi verimli değildir.

HİPOTİROİDİDE HORMON TEDAVİSİ

Hipotiroidi tedavisindeeksik olan hormonun yerine konulmasında bazı tartışmalı konular vardır.

Hastalar genellikle ihtiyacı olan hormon dozunu sabahleyin aç karnına tek dozda alırlar. Aç karnına alınmasında sorun çıkıyorsa tok karnına da alınabilir.

Verilecek preperatın T3 ya da T4 içermesi önemli bir konudur. Mantıken daha aktif olan T3’ü tek başına vermek daha uygun gibi görünse de T3’ün beyin-omurilikten geçişi az olduğu için hipotiroidinin nöropsikiatrk bulgularının tam olarak düzelmesi mümkün olmaz.

Birçok uzman genellikle sadece T4 içeren preparatları kullanırlar. Böylece doz aşımı durumlarında toksik etkilerin daha az ortaya çıkacağını ileri sürerler. Ama T4’den T3’e bir dönüşüm sorunu varsa T4 preparatlarını kullanmak uygun değildir.

En iyisi T3-T4 kombine preparatlarını kullanmaktır. Ya da T3 ve T4 preparatları kan seviyelerine göre dozajı ayarlanarak sabah ve akşam ayrı ayrı verilebilir.

Türkiye piyasasında bulunan Euthyrox® T4 preparatı, Levotiron® ve Tiromel® T3 preparatıdır. Bitiron® ise T3 ve T4 içermektedir.

Hasta tiroid sendromu tedavi edilmeli mi?

Daha önce de anlattığımız gibi ağır kronik hastalıkların çoğunda TSH ve fT4 düzeyleri normalken fT3 düşüktür. Birçok hekim bu durumu ‘nasılsa hastalık düzelince geçecek’ diye tedavi etmemektedir. Halbuki ağır kardiyopülmoner hastalıklar haricindeki kronik hastalıklarda düşük olan fT3 düzeylerini yükselterek hastaların enerji seviyelerini artırmak mümkündür (44).

Normalin alt sınırına yakın T3 ve T4 seviyeleri tedavi edilmeli mi?

Depresyon ve bipoler bozukluğu olan hastaların ilaçla ve hatta elektroşok tedavisiyle bile düzelmesi çok zordur. Halbuki normalin alt sınırına yakın T3 ve T4 seviyeleri üst sınıra yaklaştırıldığında bariz düzelmeler sağlanabilmektedir (45-47). Bu arada psikiatrik hastalarda kullanılan lityum ve Depakote’nin (divalproex sodium) T3’ü azalttğı da unutulmamalıdır.

Keza Lowe ve arkadaşları kronik yorgunluğu ve fibromiyaljisi olan fakat tiroid fonksiyonları olan hastaların fT3 seviyelerini üst limitlere çıkardıklarında şikayetlerin büyük ölçüde düzeldiğini göstermişlerdir (48).

Hipotiroidi tedavisinde selenyumun yeri

Selenyum tiroid hormonu sentezinde iyot kadar önemli bir elementtir. Selenyum 5’ deiyodinaz aktivitesini artırarak T4’ün T3’e dönüşümünü artırır(49).

Selenyumun ikinci önemli görevi tiroid bezini aşırı iyot etkisinden korumaktır. Selenyum bu etkisini hormon yapımında rolü olan tiroid peroksidaz enziminin aktivitesini azaltarak gösteriyor (50). Hatta selenyum yetersizliği olmasa bile.

Eğer Hashimotonuz, hipotiroidiniz ya da düşük T3’ünüz varsa selenyum takviyesi alınmalı mıdır?

Duruma göre değişir. Hashimotoda faydalı olduğuna dair çalışmalar var, ama uzun dönemdeki etkileri iyi bilinmiyor. Genellikle günde 100-200ug selenyum verilir.

Eğer hipotiroidi iyot eksikliğine bağlı ise selenyum takviyesi tiroid peroksidaz aktivitesini azalttığı için mevcut tabloyu ağırlaştırır (51).

İyotlu mu yoksa iyotsuz mu tuz tüketmeliyiz?

Tuzlara iyot eklemek biraz karmaşık bir konu.

Kaya tuzunda iyot yok ve hatta deniz tuzunda bile çok az var.

Tuzların iyotlanması 10 yıldan fazladır Türkiyede de uygulanıyor. Uygulama başladıktan sonra başta Türkiye, Yunanistan ve Azerbaycan da Hosimoto tiroidit muazzam bir şekilde artı. Bu durum iyot takviyesine bağlanıyor. İyot takviyesinin guatr sıklığını azalttığına dair de elimizde sağlam bir bilgi yok. Türkiye’de iyot yetersizliğinin olduğu bilinen bölgelerde yapılan iyotlu tuz takviyeleri bile istenilen sonuca ulaşamadı.

Tabii ki bu durum iyot yetersizliğini ihmal etmeyi gerektirmez. Deniz havası, deniz ve et ürünleri ve su başlıca iyot kaynaklarımız. Tabii ki iyottan fakir topraklarda içilen su iyot yetersizliğini karşılamaktan uzak.

Sonuçta ne yapalım?

En iyisi zaman zaman boğazımızdaki tiroid beznin büyüyüp büyümediğine bakalım. Bu durumda Hoshimoto tiroiditle ilgili tahlilleri yaptıralım. Eğer bunlar negatif çıkıyorsa iyot yetersizliğini araştıralım. Eğer mevcutsa yine kaya tuzunu kullan alım ve eczanede yaptıracağınız Lugol eriyiğinden günde 1-2 damla içelim.

Guatr hastalığını önlemek için önceden bilinen bir tiroid hastalığı olmayan çocuklar, erişkinler ve gebe kadınlar iyotlu tuz yemelidir. Tiroid hastalığı şüpheniz varsa bunun için bir dahiliye veya endokrinoloji-metabolizma uzmanına başvurun. Uzmanınız hangi tuzu kullanacağınıza karar verir.

5 gram deniz tuzu sadece 3 ug iyot içerir. Bu miktar 150mc gibi minimal ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. 5 gram iyotlu tuz ise 1.500ug iyot içerir.FDA günlük üst sınırı 1.100mcg olarak belirlemiştir. Bu bilgilere gore 10 gram kadar tuz tüketilirse günde alınacak miktarın 3 katı kadar ulaşılmış olur (17). Bu durum da tiroid kanseri ve Hashimoto tiroidit için ciddi bir risk faktörüdür.

Kimler iyotsuz tuz yemelidir?

Hipertiroidisi olan, hipotiroidisi olan hastalar ya da tiroid hormonu normal olan nodüllü guatrı olan hastalar mutlaka kaya tuzu gibi iyotsuz tuz yemelidirler. Bu hastalar çok düşük miktardaki iyottan bile olumsuz etkilenebilirler (52).

Başka bir sorun ise iyotlu denilen tuzlarda belirtilen sınırların altında ya da üstünde iyot içermesidir. İyotlu tuz paketi açılır açılmaz, güneşle temas ile iyot uçmaya başlar, belli bir zaman içinde iyot varla yok arasında olur (53). Tuz paketi koyu renkli değilse veya paket güneş görüyorsa da iyot uçar!

D. GUATR

Tiroid bezinin tümöral ve iltihabi nedenler dışında büyümesine guatr denir. Bezin büyüme şekline göre nodülsüz (diffüz) ve nodüllü olabilir. Mesela Hashimoto tiroidit ve Graves hastalığında nodül yoktur. Guatr hormon artışına bağlı ise (hipertiroidi) toksik guatr, azalmasına bağlı ise hipotiroidik guatr denir. Tiroid hormonları normal ise buna ötiroidik veya basit guatr denir. Guatrları çoğu bu son gruptandır.

Türkiye’de bölgelere göre değişmek üzere % 5-45 oranında guatr vardır. 1995 yılında Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ile Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü ile beraber yürütülen projede 15 ilde 6-12 yaş grubu 400’ er okul çağı çocuğunun yine palpasyon ile taranması sonucunda, Türkiye geneli için guatr prevalansı %30.3 olarak hesaplanmış ve Trabzon (68.5), Malatya (%46.5), Bayburt (%44.3) ve Kastamonu (%35.3) sırası ile guatrın en sık rastlandığı 4 ilimiz olarak bildirilmiştir (54).

a. SPORADİK GUATR

Herhangi bir nedene bağlı olarak gelişen ötiroidik veya hipotiroidik guatrdır. En sık nedeni kronik lenfositik tiroidittir (Hoshimoto). Tiroid hormon sentezi ile ilgili biyokimyasal defektlere bağlı olarak da guatr gelişebilir.

b. ENDEMİK GUATR

İyot eksikliğine bağlı guatrdır. Tuzların iyotlanması ile önlenir.

c. BASİT DİFFÜZ GUATR

Ötiroid, nontoksik guatr olup etyolojisi belli değildir. Tiroid bezinin ürettiği hormon miktarı düşüktür. Tiroid yeterli hormon üretebilmek için aşırı çalışır ve bu nedenle büyür. Puberte yıllarında ve kadınlarda daha fazla görülür.

Histolojik olarak tiroid hemen hemen normaldir. T3, T4, TSH normaldir. Tedavide guatrın büyümemesi için tiroid hormonu verilmelidir. Böylece tiroidin aşırı çalışması önlenir.

d. NODÜLER GUATR

Bazen tiroid bezinde tek ya da fazla sayıda nodül ele gelebilir. Ultrasonografi ve sintigrafi ile nodülün hipofonksiyone (soğuk nodül), normofonksiyone (ılık nodül) ya da hiperfonksiyone (sıcak nodül) olup olmadığı, ayrıca nodülün kistik mi yoksa solid mi olduğu belirlenir. İğne aspirasyon biyopsisi ile histolojik yapı değerlendirilir.

Kanser riski düşük

Kanser riski yüksek

Çok nodül
Kistik nodül (her zaman selim)
Sıcak nodül (%5)
Yumuşak
Etrafa yapışık değil
Yutkunmayla hareketediyor
Lenf bezi büyümesi yok

Yavaş büyüme
Tek nodül
Solid nodül
Soğuk nodül (%15)
Sert
Etraf dokuya yapışık
Yutkunmayla hareket etmiyor
Lenf bezi büyümesi var
Hızlı büyüme

Tiroid fonksiyonları genellikle normaldir. Tiroid hormonları ile guatr baskılanamazsa kanser ekarte edilemeyeceğinden cerrahi olarak çıkarılması gerekir.

SOĞUK-ILIK-SICAK NODÜL

Tiroid bezi muayenesinda düğüm şeklinde yumrular (ki tıp dilinde bu yumrulara nodül deniyor) ele geliyorsa bunların aktif olup olmadığının incelenmesi gerekir. Aktiviteyi gösteren incelemeye sintigrafi deniliyor. Tiroid sintigrafisi, tiroidin büyüklüğünü, şeklini ve bölgesel fonksiyonlarını gösteriyor. Bu işlem için hastalara damar yolundan radyoaktif bir madde verilir (bu madde genellikle Tc-99m perteknetat’dır). 20 dakika kadar sonra gamma kamera ile aktivite ölçülür.

Sintigrafide kullanılan radyoaktif maddeyi nodül dışı tiroid dokusundan daha fazla tutan nodüle sıcak (hiperaktif) nodül deniyor. Bu nodül ya da nodüllerin fazla tiroid hormon üretimi yaptığını gösteriyorr.

Sintigrafide kullanılan radyoaktif maddeyi nodül dışı tiroid dokusundan daha az tutan nodüle soğuk (hipoaktif) nodül deniyor. Bu nodül ya da nodüllerin fazla tiroid hormon üretimi yaptığını gösteriyor.

Sintigrafide kullanılan radyoaktif maddeyi nodül dışı tiroid dokusu ile aynı oranda tutan nodüle ılık (normoaktif) nodül deniyor. Bu nodül ya da nodüllerin normal tiroid hormon üretimi yaptığını gösteriyor.

Tüm nodüllerin kanser çıkma olasılığı %5-6 iken soğuk nodülün kanser çıkma olasılığı ise %15-25.

Sintigrafinin verdiği bilgileri ultrasonografi veremediği gibi ultrasonografinin verdiği bilgileri sintigrafi vermiyor. Sintigrafi sadece nodülü olan ve TSH’sı düşük olan hastalara yapılıyor. Sintigrafi ile kanser tanısı konulamaz. Ama soğuk nodül varsa bu olasılığın yüksek olduğunu gösteriyor.

Guatrlı bir kadın

Guatrdaki büyüme fazla ise çıplak gözle görülebilir. Büyüme fazla değilse sadece tıbbi görüntüleme yöntemleri (ultrason) ile ortaya konabilir. Dışarıdan gözle görülmeyen tiroid büyümesine halk “iç guatr” demektedir.

HİPERTİROİDİ

Tiroid hormonlarının fazla salgılanmasına hipertiroidi deniyor. Hipertiroidinin başlıca üç temel nedeni var;
Nodülsüz toksik guatr (Graves hastalığı)
Nodüllü toksik guatr (Plummer hastalığı)
Tiroid iltihaplarının (tiroiditler) başlangıç evreleri

A. Nodülsüz toksik guatr(GRAVES HASTALIĞI)

TSH reseptörlerine karşı oluşan immünglobulinler (TSI) ya da tiroid uyaran antikorlar (TSAb) tiroid bezini TSH’dan bağımsız olarak uyararak T3 ve/veya T4 artışına yol açar; TSH baskılanır. Sonuçta bazal metabolizma hızlanır ve adrenerjik aktivite artar.

Hipertiroidi bulguları

1. Bazal metabolizma hızı ve adrenerjik aktivitedeki artışa bağlı bulgular. (Bu bulgular antitiroid ilaçlar ve proprananol tedavisine cevap verirler).

En sık görülen bulgular emosyonel labilite, sinirlilik, huzursuzluk, akademik performansda düşme, terlemede artma, sıcağa tahammülsüzlük, halsizlik, titreme ve barsak hareketlerinde artıştır (ishal). Hastaların iştahında artmaya rağmen kilo alamamaları ya da kaybetmeleri tipiktir.

Fizik muayenede çarpıntı, hipertansiyon, nefes darlığı, kalp yetersizliğigibi semptom vebulgular dikkati çeker. Guatr genellikle diffüz ve serttir (her olguda guatr olmayabilir).

Tiroid hormonları fazlalığı nedeni ile üst göz kapakları geri çekilmiştir ve göz hareketleri azalmıştır. Ayrıca gözde batma hissi ve kızarıklık da vardır.

2. Tiroid uyaran antikorların artışına bağlı bulgular. Bu bulgular antitiroid tedavisine cevap vermezler.

Enfiltratif oftalmopati: Tiroid uyaran antikorlar göz küresi dışındaki kaslardaki bağ dokusununun miktarınını artırır. Ayrıca yağ dokusunda artar ve gözler kurbağaların gözü gibi fırlaklaşır; buna tıp dilinde ekzoftalmi deniyor (Resim 2).

Hipertiroidik bir hastanın görünümü

İnfiltratif dermatopati (pretibial miksödem): Genellikle alt bacak derisinde bulunan ve iz bırakmayan, eritimli ve çok kaşıntılı bir lezyondur.

Tiroid uyaran antikorlar adelerini zayıflatırlar. Bu nedenle Üst göz kapağı göz aşağı bakarken hareket etmez (Graefe bulgusu). Konverjans bozulmuştur (Moebius belirtisi); yani içe bakış kısıtlıdır. Tam tersine gözlerde diverjans mevcuttur.

Serum T4, T3, fT4 ve fT3 düzeyleri yüksek, TSH düzeyi ise düşüktür. TSH reseptör antikorları (TSAb) çoğu hastada tespit edilir.

Acil tedavi

Tiroid hormonları katekolaminlerin etkisini arttırarak, tremor, ajitasyon ve kalp ritim bozukluklarına yol açar(tiroid fırtınası).

Bu bulguların acil olarak kontrol edilebilmesi için beta adrenerjik blokaj yapan ilaçlar (propranolol) kullanılır.

Yüksek dozda iyot tedavisi tiroid hormonlarının sentezini ve salınımını azaltır (Wolf-Chaikoff etkisi). Etkisi çabuk başladığından acil durumlarda kullanılır.

Kronik hastanın tedavisi

Tiyoüre grubu ilaçlar (propiltiourasil (PTU), karbimazol ve metilmazol, metiltiyourasil); enfiltratif oftalmopatik bulgular (ekzoftalmi) ve enflitratif dermaolojik bulguları etkilemez.
Beta kırıcılar: tiyoürelere karşı yeterli cevap alınamazsa kullanılırlar.
Radioaktif iyot (I131): Tiroid bezini tahrip eder.
Subtotal tiroidektomi: İlaç tedavisine cevap vermeyen ya da uyum sağlanamayan hastalarda yapılır.

b. TOKSİK MÜLTİNODULER GUATR (PLUMMER HASTALIĞI)

Tiroid nodülleri zaman zaman aşırı tiroid hormonu salgılayabilirler (sıcak nodül). Klinik bulgular Graves hastalığına benzer. Fakat göz fırlaklığı yoktur. Çünkü TSI artışı yoktur. Tedavide ya radyoaktif iyot verilir ya da cerrahi girişim yapılır.

TİROİD KANSERLERİ

Tiroid kanserleri bütün kanselerin yaklaşık %4’ünu oluşturur. Bereket ki birçok kanserden daha iyi huyludurlar. Zamanında uygulanan bir tedavi ile hastalık tamamen ortadan kalkabilir.

Tiroid kanserinin dört tipi var; sıklık sırasına göre papiller kanser (%80), folliküler kanser, medüller kanser ve anaplastik kanser.

Tiroid kanserinin nedenleri iyi bilinmemektedir. Bilinen en önemli etkenin radyoaktivitedir.

Tiroid kanserlerinin birçoğunda hastanın hiçbir şikayeti yoktur. Bazı hastalarda boğazda bir kitle ve lenf bezi büyümeleri görülebilir. Bazı hastalarda boğazda sıkıntı hissi, ağrı, nefes almada zorluk, ses kısılması, yutma güçlüğü olabilir.

İnce iğne aspirasyon biyopsisi tiroid nodüllerinin kötü huylu olup olmadığınıve cerrahi gerektirip gerektirmediğini saptamada en iyi metoddur.

Tiroid kanser tedavisinin en etkili yöntemi cerrahidir. Bazı cerrahlar tiroid kanserinin iyi prognozu nedeni ile tiroid bezinin sadece bir kısmının çıkarılmasının yeterli olacağını söylese de genellikle bezin tamamı çıkarılmasının daha güvenli olduğu düşünülüyor.

Papiller ve folliküler kanserli hastalara ameliyat sonrasındaözel olarak kurşun ile zırhlanmışbir hastane odasında hastalara yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulanır. Böylece vücudun değişik yerlerine dağılmış olan kanser hücrelerinin ortadan kaldırılmaya çalışılır.

KAYNAKLAR

Prf. Dr. Ahmet AYDIN

(/A/Vit-amin.net/)

TROİD ve TEŞHİS……

 

TEŞHİS……

1. Hipofiz bozukluğundan kaynaklanan hipotiroidi

Yüksek kortizolden kaynaklanır ki o da enfeksiyon, kan şekeri bozukluğu, kronik stres, hamilelik, hipoglisemi veya insülin direncinden kaynaklanabilir. Her biri hipofiz bezini öyle yorar ki yeterli tiroid salgılanması için gereken sinyali gönderemez. Tiroid bezinde hiçbir sorun olmasa da gerekli mesajı almadığı için sorun olabilir.

Eğer sorun buysa, hipotiroidi semptomları görülür. TSH fonksiyonel aralığın altında ama standardın içinde çıkar. T4 de alt sınırda çıkar.

2. T4′ün T3′e çevirilmemesi

T4 tiroid hormonunun aktif olmayan çeşididir ve T3′e dönüştürülerek kullanılır. Üretilen tiroid hormonunun %90′ından fazlası T4′tür.

Dönüştürülememesi de yine enflamasyon ve yüksek kortizol seviyesinden kaynaklanır.

Eğer sorun buysa, TSH da T4 de normal çıkar. Ancak T3 ölçülürse, düşük çıkar.

3. Yüksek TBG’den kaynaklanan hipotiroidi

Tiroid hormonunu kanda taşıyan proteine Tiroid Bağlayıcı Globulin (TBG) adı verilir. TBG’ye bağlıyken tiroid aktif halde değildir. Dolayısıyla TBG seviyesi yüksekse, aktif olmayan tiroid hormonu miktarı yüksek olur, yani tiroid düşer ve hipotiroid semptomları oluşur.

Eğer sorun buysa, TSH da T4 de normal çıkar. Ancak T3 ölçülürse, düşük ve TBG yüksek çıkar

TBG genelde östrojen seviyelerinin yüksekliğinden kaynaklanır. Bu da genelde doğum kontrol hapları veya östrojen takviyesinde görülür. Tedavi için de önce östrojen seviyesini dengelemek gerekir.

4. Düşük TBG’den kaynaklanan hipotiroidi

TBG seviyesi düşük olduğunda serbest tiroid seviyesi artar. Bunun da hipertiroidi semptomları vermesi beklenir. Ama öyle olmaz. Kanda çok fazla serbest tiroid olduğunda hücrelerde direnç gelişir. Böylce, yeterince, hatta fazla fazla tiroid olsa da, hücreler kullanamadığı sürece bir anlam ifade etmez ve yine hipotiroid semptomları görülür.

Eğer sorun buysa, TSH ve T4 normal çıkar. T3 yüksek ve TBG düşük çıkar.

Düşük TBG’nin de sorumlusu yüksek testesteron seviyesidir. Kadınlarda bu durum polikistik over sendromu ve insülin direncine işaret eder. İnsülin direncini aşmak tedavide kilit rol oynar.

5. Tiroid direnci

Hem tiroid hem hipofiz bezi normal çalışır ama hormonlar ihtiyaç olan hücrelere gidemezlere ve hipotiroid semptomları oluşur.

Tüm test sonuçları normal çıkar çünkü hücrelerdeki alıcıları test etmenin yolu yoktur.

Genelde kronik stres ve yüksek kortizol seviyelerinden kaynaklanır. Genetik de olabilir.

Yukardakilerin dışında vücutta farklı mekanizmalarla hipotiroid belirtileri ortaya çıkabilir ve test yaptırdığınızda tiroid sorununuz yok denerek eve gönderilebilirsiniz. Ama belirtiler varsa, muhtemelen test değil, siz haklısınızdır.

İşin kötüsü, yukarda anlatılanların hiçbiri tiroid hormonu takviyesi ile yapılacak tedaviye cevap vermez, çünkü sorun başka yerlerdedir. Hatta tedaviye cevap alınmadığında doz artımına da gidilebilir ki, yine birşey değilmez. Tekrar doz arttırılır ve yine birşey olmaz.

Ama sorun varsa, sadece T4 ve TSH yerine T3′e de baktırmak akıllıca olacaktır.

(/A//Vit-amin.net/)

HİPO TROİD……

DÜÜ

HİPOTROİDİ……

AZ ÇALIŞAN GUATR

Tiroid Bezi Yetmezliğinin Tanımı
Troid bezinin az çalışmasına ve bu nedenle tiroid hormonlarını az üretmesine ve sonuçta kanımızda tiroid hormonlarının (T3 ve T4) düşük olması durumuna tiroid yetmezliği veya tıp dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizliği sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarında yaygın yavaşlama vardır ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozuklukların yanı sıra ruhsal çöküntü, unutkanlık, hareketlerde yavaşlama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeklerde zeka geriliğine neden olabilmektedir.

Hipotiroidizm, toplumda % 4.6 oranında bulunur. Bunun çoğunluğunu başlangıç halindeki veya hafif derecedeki tiroid bezi yetmezliği (sadece TSH yüksek fakat T3 ve T4 normal olması) oluşturur. Tiroid yetmezliği tiroid fazla çalışmasından daha çok görülür ve nodüllerden sonra en sık görülen tiroid hastalığıdır.
Tiroid yetmezliği kadınlarda daha sık görülür ve yaşın artmasıyla sıklığı çok artar.
Bebek ve çocuklarda büyüme ve gelişmede belirgin gecikmeye, erişkinlerde ise vücut metabolizmasında yavaşlamaya neden olan tiroid yetmezliği tedavi edilmediği durumda kalp ve damar hastalıklarına neden olabilmektedir.

Tiroid bezi yetmezliği 3 şekilde gruplandırılabilir:
1. Hastalığın ortaya çıktığı yaşa göre:
a) Doğumsal olabilir
b) Erişkin yaşta ortaya çıkabilir.

2. Hastalığın şiddetine göre:
a) Başlangıç halinde veya hafif derecede yetmezlik (Sadece TSH yüksek fakat T4 ve T3 hormonları normal)
b) Belirgin veya tam yetmezlik (TSH yüksek, T4 ve T3 düşük) şeklinde de ortaya çıkabilir.
3. Hastalığın yerine göre:
a) Tiroid bezinin kendi hastalıkları nedeniyle tiroid hormon yetmezliği oluşması . Bu durum fazla görülür. Tiroid yetmezlikli hastaların % 95’inde tiroid bezinde hastalık vardır ve tıp dilinde primer hipotiroidizm adı verilir.
b) Beyindeki hipofiz bezinden salgılanan TSH hormonunun az salgılanması sonucu da tiroid yetmezliği ortaya çıkabilir. Bu durum nadir görülür ve tıp dilinde santral hipotiroidi adı verilir.
Tiroid Bezi Yetmezliğinin Nedenleri Nelerdir?
Tiroid bezi yetmezliği kalıtım, mikroplar, yaşlanma, iyot eksikliği veya fazlalığı ve kullanılan bazı ilaçların yan etkisi nedeniyle oluşabilmektedir.
Tiroid bezi yetmezliğinin en sık nedeni Hashimoto Hastalığı geçirmektir. Hashimoto hastalarının hemen tamamında hipotiroidi kalıcı olarak yerleşir. Bu hastalıkta tiroid bezi, nedeni bilinmeyen bir şekilde küçülür ve hormon yapacak hücreler azalır; sonuçta tiroid hormonu az yapıldığından tiroid yetmezliği ortaya çıkar.
Tiroid yetmezliği yapan diğer bir neden İyot yetmezliğidir. Tiroid hormon yapımı için gerekli olan iyodun her gün yeteri kadar gıda ve su ile alınması gerekir. Çok az iyot alınca tiroid hormonları yapılamaz ve tiroid yetmezliği ortaya çıkar. Eğer idrar iyodunuz 45 mg/gün’den az ise sizde iyot yetmezliği vardır.
Selenyum yetmezliği de tiroid hormon yetersizliğine neden olabilir. Ülkemizin bazı bölgelerinde selenyum yetmezliği vardır.
Graves hastalığı denilen tiroid bezinin fazla çalıştığı bir hastalığın tedavisi için yapılan radyoaktif iyot tedavisi tiroid bezinde hasar yaptığından tedaviden birkaç ay sonra veya ilk yıl içinde tiroid bezi yetmezliği ortaya çıkar.
Tiroid bezi iltihabı ( ağrılı veya ağrısız tiroid bezi iltihabı ) geçiren hastaların bir kısmında tiroid bezi hücrelerindeki hasar düzelmez ve hormon yapacak hücreler yok olduğundan kalıcı hipotiroidi yani tiroid yetmezliği ortaya çıkabilir.
Tiroid ameliyatı olanlarda tiroid bezinin ameliyatla bir kısmı veya tamamı çıkarıldığı için tiroid hormonu yapacak hücre azalır veya kalmaz ve sonunda hormon azlığı ve tiroid yetmezliği ortaya çıkar. Ameliyatla ne kadar çok doku alınırsa o kadar sık tiroid yetmezliği gelişir. Tiroid bezinin tamamı ameliyatla çıkarılırsa yetmezlik ilk hafta ortaya çıkmaya başlar. Bezin bir kısmı alınanlarda ilerideki aylarda veya yıllarda tiroid hormon azlığı ortaya çıkabilir.
Önceden Hashimoto hastalığı olan hastalar aşırı miktarda iyot alırlarsa, bu fazla iyot, tiroid bezinde hormon yapılmasını önleyerek tiroid bezi yetmezliğine neden olur. Görüldüğü gibi çok az iyot almak veya çok fazla iyot almak tiroid bezi için zararlıdır.
Bazı ilaçları kullananlarda da tiroid bezi yetmezliği ortaya çıkabilir. Cordarone isimli kalp ilacı, psikolojik hastalılıkların tedavisinde kullanılan lityum ilacı ve hepatit tedavisinde kullanılan interferon ilacı veya interlökin-2 ilacını kullananlarda da tiroid bezi yetmezliği ortaya çıkabilir.
Kanser nedeniyle baş ve boyuna yapılan ışın tedavisi (radyoterapi) sonrası hastaların % 24’ünde tiroid bezi yetmezliği ortaya çıkar.
Beyinde bulunan hipofiz bezinin hastalıklarında TSH az salgılandığında tiroid bezinde yeteri kadar hormon yapılamayacağı için hipotiroidi gelişebilir.
Günlük diyetle alınan soya yağı, soya fasulyesi, brokoli, kabak, turp, Brüksel lahanası ve kara lahana tiroid bezi yetmezliği yapmaz. Soya tiroid hormon ilaçlarının emilimini bozduğundan tiroid ilacının alındığı öğün yenmemelidir.
Kadmiyum zehirlenmesi : Kadmiyum pillerde bulunan bir elementtir. Atık piller içtiğimiz suya karışırsa aşırı kadmiyum alınmış olur. Fazla alınan kadmiyum selenyumu vücuttan atar. Selenyum tiroid hormonu T4’ü T3’e çeviren enzimin yapısında bulunur. Selenyum olmayınca T3 hormonu oluşamaz ve T3 düşüklüğü ve sonuçta hipotiroidizm denilen tiroid yetmezliği gelişir.

Tiroid yetmezliğine katkıda bulunan beslenme bozuklukları nelerdir?

1. Gıdalarla ve içilen suyla çok az iyot alınması
2. Sessiz tiroid hastalığı varken aşırı iyotlu tuz yemek
3. Yağ asit eksikliği ve protein yetersizliği
4. Flor ve kloru fazla su içmek
5. Karbonhidratlı gıdalarla çok beslenmek
6. İyot eksikliği olan kişilerin fazla soya fasulyesi veya soya yağı tüketmeleri
7. Manganez eksikliği
8. Sigara içmek
9. Selenyumun az alınması
10. Çinko eksikliği
11. Kadmiyum zehirlenmesi
12. İyot eksikliği olan menopozdaki bir kadının sıcak basmaları için soyadan elde edilen isoflovan ilacı alması

Bebeklerde Görülen Doğumsal Tiroid Yetmezliği:
Doğumsal tiroid yetmezliğinin dünyada en yaygın nedeni iyot yetmezliğidir. Annenin yeteri kadar iyot almaması doğan bebekte tiroid bezi yetmezliğine neden olur. Bebeğin tiroid bezinin hormon yapması için anne karnındayken anneden göbek kordonuyla yeteri kadar iyot alması gerekir. Annede iyot az olunca bebeğe de az iyot geçtiğinden bebek yeteri kadar tiroid hormonu yapamaz.
Doğumsal tiroid yetmezliği Türkiye’de her 4000 doğumda 1 görülür. Kız bebeklerde erkek bebeklere göre 2 kat daha fazla doğumsal tiroid yetmezliği görülmektedir. Doğumsal hipotiroidinin diğer nedenleri % 85 hastada tiroid bezinde anormallikler olmasına (bezin tamamen yokluğu veya bir kısmının yokluğu gibi) ya da % 15 hastada hormon yapımındaki genetik bozukluklara bağlıdır.
Doğumsal tiroid yetmezliği olup olmadığını anlamak için tüm bebeklerde doğum sonrası topuktan alınan kanda TSH hormonu ölçümünü yapmak gerekir. TSH yüksek çıkarsa bir ay sonra tekrar hormon kontrolü yapılır ve duruma göre tedaviye karar verilir.

Yeni Doğan Bebeklerde Tiroid Hormon Taraması Mutlaka Yapılmalıdır
Bebeklerde hipotiroidi doğumsal olarak ortaya çıkabilir. Bu bebekler hemen tedavi edilmez ise zeka geriliği, boy kısalığı, el ve yüzde şişlik, sağırlık, ve sinir sistemiyle ilgili bozukluklar oluşur ve sonradan tedaviye başlansa bile bu hasarlar düzelmez.
Türkiye’de yeni doğan her 4000 bebekten birisinde hipotiroidi vardır. Doğumsal tiroid yetmezliği çoğunlukla tiroid bezi yokluğu veya hormon yapım bozukluğu nedeniyle oluşur.
Bu bebeklerde solunum sıkıntısı, dilde büyüklük, göbek fıtığı, morarma, sarılık, beslenmenin kötü olması, at kişnemesi gibi ağlama ve kemik gelişim bozukluğu vardır.
Bebeklerde hipotiroidi taraması topuktan filtre kağıdına kan damlatılarak yapılır. İlk ölçümde TSH hormonu 30 IU/L’den yüksek çıkarsa çocuk bir ay sonra tekrar çağrılır ve serbest T4 ve TSH hormon düzeylerine bakılır. T4 düşük ve TSH 30’dan yüksek bulunursa hipotiroidi yani tiroid bezi yetmezliği tanısı konarak hemen tiroid ilacı ile tedavisine başlanır. Bu çocukların tedavisi için Tıp Fakültelerinde veya diğer hastanelerde bulunan Çocuk Endokrinolojisi bölümüne başvurmanız ve takiplerinin orada yapılması daha uygundur.
Çocuklarda tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği büyümeyi engeller, boy kısa kalır ve zeka gelişimi geri kalır. Bu çocuklar erken yaşta ergenliğe girebilir.

KİMLERDE TİROİD YETMEZLİĞİ RİSKİ VARDIR?

Tiroid bezi yetmezliği gelişme olasılığı yüksek olan veya risk altındaki kişiler aşağıda verilmiştir:
1- Ailesinde tiroid hastalığı olanlar : Ailesinde Hashimoto hastalığı ve Graves gibi hastalığı olanlarda tiroid bezi yetmezliği gelişme riski daha fazladır.
2- Kadınlar: Tiroid bezi yetmezliği kadınlarda erkeklere göre 8-10 kat daha fazla görülür. Bu nedenle kadınlar risk altındadır. Özellikle gebelikte, doğumdan sonraki ilk yıl içinde ve menopoz döneminde kadınlarda tiroid bezi yetmezliği sıklığı çok fazladır.
3- 50 yaş üstü tüm kadınlar : Hipotiroidizm her yaşta ortaya çıkabilir ancak yaş artıkça risk artar. Kadınlarda özellikle 50 yaşın üzerinde tiroid yetmezliği sıklığı artar. Erkeklerde ise 60 yaşın üzerinde daha fazla görülür. 70 yaşın üzerindeki kadınların %15’inde hipotiroidi vardır.
4- Daha önceden tiroid hastalığı veya tiroid ameliyatı geçirenler: Önceden tiroid hastalığı geçirenlerde tiroid bezi yetmezliği gelişebilir. Ameliyat olanlarda da yeteri kadar hormon yapacak tiroid bezi kalmayınca hipotiroidi gelişir.
5- Guatrı olanlar: guatrı olanlarda Hashimoto hastalığı veya tiroid iltihabı önceden mevcut olabilir ve bu nedenle tiroid yetmezliği bulunabilir.
6- Şeker hastalığı olanlar: Şeker hastalarının % 10’unda Hashimoto hastalığı ve buna bağlı hipotiroidi gelişir. Doğum yapan şeker hastalarının % 25’inde tiroid bezi iltihabı ve buna bağlı tiroid yetmezliği ortaya çıkmaktadır.
7- Otoimmün hastalıklar denen ve vücudun kendi organlarını tahrip etmesiyle karakterize Addison hastalığı (böbreküstü bezi yetmezliği-kortizol hormon azlığı), alopesi (saçlarda belirli bölgelerde dökülme-saçkıran), vitiligo (deride renksiz bazı alanlar olması) ve tip 1 şeker hastalığı gibi hastalığı olan kişilerde tiroid bezi yetmezliği daha fazla görülür.
8- Demans veya depresyonu olanlar: : Hipotiroidi bazen demans şeklinde karşımıza çıkar. Bu kişilerde tiroid hormon tetkiklerinin yapılması gerekir. Manik-depresif hastalığı olanlarda da hipotiroidi sık görülmektedir. .
9- Lityum ve amiodaron (cordarone) ilacı kullananlar : Bazı psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan Lityum ilacı guatr ve hipotiroidizm gelişmesine neden olabilir. Lityum kullanan hastaların % 5’inde tam tiroid yetmezliği, % 25’inde hafif tiroid yetmezliği gelişmektedir. Kalp atım (ritm) bozukluklarının tedavisinde kullanılan Cordarone (amiodaron) ilacı da tiroid bezi yetmezliğine neden olabilmektedir. Bu ilaçları kullananlarda belirli aralıklarla TSH hormonunun ölçülmesi gerekir.
10- Kolesterolü yüksek olanlar: Hipotiroidisi bulunan hastalarda kan kolesterolü yükselir. Bu nedenle kolesterolü yüksek kişilerde tiroid hormon tetkiki yapılması gerekir.
11- Gebe kalamayan (kısır) kadınlar: Çocuk istediği halde gebe kalamayan kadınlarda tiroid yetmezliği olabilir. Tiroid yetmezliği yumurtlamayı engeller. Bu tür kadınlarda tiroid hormon tetkikleri yapılır.
12- Glokom ve algılama bozukluğu olan yaşlılarda : Gözdeki tansiyonun artmasına glokom denir. Glokomlu hastalarda tiroid hormon yetmezliği sık bulunur. Algılama bozukluğu varsa yine tiroid bezini araştırmak gerekir.
13- Kan sodyumu düşük olanlarda : Kanda sodyum tetkiki düşük çıkan kişilerde bazen tiroid bezi yetmezliği olabilir.
14- Kansızlığı (anemisi) olanlarda : Hipotiroidide kansızlık sık olduğundan kansızlığı olanlarda tiroid hormon tetkiklerinin yapılması gerekir.
15- CPK ve LDH tetkikleri yüksek olanlarda : kreatin fosfokinaz (CPK) ve laktat dehidrogenaz (LDH) kan tetkikleri hipotiroidili hastalarda yüksektir. Başka amaçla bu tetkikler yapıldığında yüksek bulunursa hipotiroidi olabileceği akla gelmeli ve tiroid hormon tetkikleri yapılmalıdır.
16- Karaciğer tetkikleri bozuk çıkanlarda: Karaciğer tetkikleri dediğimiz SGOT, SGPT ve alkalen fosfataz hipotiroidide yüksek çıkabilir. Başka amaçla yapılan bu tetkikler yüksek çıktığında o kişide hipotiroidi hastalığı olabileceği de düşünülerek tiroid tetkikleri yapılmalıdır.
17- Prolaktin hormonu yüksek olanlarda : Memeden süt salgılatıcı hormon olarak bilinen prolaktin hormonu tiroid hormonları az ise kanda yükselebilir. Prolaktin hormonunu yüksek olan kişilerde tiroid bezi yetmezliği olup olmadığının araştırılması gerekir.
18- Down sendromu veya Turner sendromu adı verilen doğumsal genetik hastalığı olanlarda hipotiroidi sık görülür.

TİROİT BEZİ YETMEZLİĞİNDE OLUŞAN ŞİKAYET VE BELİRTİLER
Tiroid bezi yetmezliğine ait şikayetler hastalığın şiddetine göre değişir. Bazen hiçbir şikayet yok iken bazı hastalarda çok şiddetli belirti ve şikayetler ortaya çıkar. Bazı belirtiler özellikle yaşlı kişilerde yaşlılığa bağlanır ve hastalık akla gelmez ise atlanır. Tiroid bezi az çalışan ve tiroid hormonları kanda azalan bir kişide şu belirtiler olabilir:
• Kolay yorulma, yorgunluk, bitkinlik, enerji azlığı (yaygın)
• Hatırlamada zorluk, unutkanlık, yavaş düşünme, konsantre olamama
• Hareketlerde yavaşlık
• Sabahleyin uyanmada zorluk, daha çok uyku isteği, gün içinde uyuklama
• Üşüme veya kendini soğuk hissetme
• Terlemenin azalması
• Kuru, soğuk, kalın ve kaşınan bir deri
• Sarı veya portakal renginde bir deri
• Kuru, kaba ve kolay kırılan tırnaklar
• Saç dökülmesi, saçlarda azalma, kaşlarda dökülme
• İştah kaybı
• Kilo alma ve kiloyu verememe
• Horlama başlaması
• Kas krampları ve eklemlerde ağrı oluşması
• Kaslarda iğne batması hissi veya karıncalanma
• Kabızlık olmaya başlaması
• Göz etrafının ve göz altının şişmesi
• El, ayak ve eklemlerde şişlik
• Karpal tünel sendromu denilen el bileğinde sinir sıkışması ve ağrı
• Adet kanamalarının daha fazla miktarda olması, adetlerde kramp olması ve adet öncesi dönemin kötü geçmesi
• Bazı kadınlarda adet sıklığının azalması veya adetlerin kesilmesi
• Depresyon gelişmesi ve hiçbir şeyle ilgilenmeme
• Sesin kalınlaşması ve ses kısıklığı
• İşitmede azalma oluşması
• Guatr oluşması (Hashimoto hastalarında olur)
• Tiroid bezinin küçülmesi (tiroid bezi iltihaplarına veya Hashimotonun son evresine bağlı olarak)
• Kalp hızının ve nabız sayısının azalması
• Kan kolesterol düzeyinde artma
• Gebe kalamama (kısırlık)
• Libido (Cinsel istek) azlığı ve empotans
• Reflekslerin yavaş olması
• Kekemelik
Yukarıda sıralanan şikayet ve belirtilerin hepsi tiroid yetmezliği olan bütün hastalarda olmadığı gibi bu şikayetlerin olması da o kişide mutlaka tiroid bezi yetmezliği olduğu anlamına gelmez. Bu şikayetlerin çoğu tiroid bezi yetmezliği olmayan kişilerde de olabilir. Bu nedenle de farkına varılmayabilir. Tiroid bezi yetmezliği olan birçok kişi kendisinde bu hastalığın olduğunu bilmeden şikayetlerine çare bulmak amacıyla Endokrinoloji uzmanı yerine başka doktorlara gider. Adet bozukluğu nedeniyle kadın-doğum uzmanına, depresyon nedeniyle psikolog veya psikiyatri doktoruna, kansızlık nedeniyle hematoloji uzmanına ve kas ağrıları nedeniyle fizik tedavi uzmanına giden çok hasta vardır. Bu uzmanlar tiroid bezi hastalığından şüphelenirlerse hipotiroidi hastalığı teşhis edilir, aksi durumda ise sadece şikayete yönelik tedavi yapılır ve hastalık düzelmez. Bazı hastalarda tiroid bezi yetmezliği yavaş olarak geliştiğinden farkına varılması zaman alabilir.

(/A/Vit-amin.net/)

TROİD BEZİ….

 

TİROİD BEZİ

Boyunda gırtlağın altında yer alan küçük kelebek şeklinde bir bezdir. Küçüklüğüne rağmen tiroid bezinin vücudunuzun çalışması üzerine oldukça büyük etkileri vardır. Tiroid bezi vücudunuzun enerji düzeylerini kontrol eder, problemleri ise hayati önem taşır. Bu problemlerin tedavisi mümkündür. Tiroid bezin hastalıkları birden fazla tıp branşı içinde yoğunlaşmıştır. İç hastalıklarına bağlı Endokrinoloji (Hormon bilim) ve özellikle tanıda söz sahibi olan Nükler Tıp Anabilim Dallarıyla, boyun cerrahisinden sorumlu olan Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Anabilim dalı. Hastalığın tedavisi amacıyla bu branşların birbiriyle beraber çalışması gerekmektedir.

Belki tiroid sorunları hakkında pek fazla bilginiz olmayabilir, fakat bunlar yaygındır ve bir çok kişiyi etkilemektedir. Tiroid problemlerine sahip olmak bu bezlerin hipoaktif olup yetersiz çalıştığı anlamına gelebilir, veyahut bezleriniz hiperaktif olup fazla çalışıyor olabilir. Tiroid beziniz büyüyebilir veya nodül geliştirebilir.

Tiroid bezinin problemleri genelde kolay tedavi edilebilirler. Hatta birçok tiroid kanseri tipinin tedavisi de mümkündür, bu tedavilerin başarı sonucu da gayet iyidir. Sorununuzun tipine göre ilaç, tiroid hormonu tabletleri, cerrahi veya diğer yöntemler tedavinizde yer alabilir.

Tiroid bezi vücudunuzun değişik organlarının hangi düzeyde çalışması gerektiğini düzenler. Buna sizin metabolizmanız denir. Metabolizmanızın hızı organlarınızın (örneğin kalp, beyin) çalışmasını etkiler. Metabolizmanız sindirim sisteminizi etkileyerek kalorileri hangi derecede yakmanız gerektiğini kontrol eder. Cilt, saç ve tırnaklarınızın sağlıklı olmasını ve kaslarınızla sinirlerinizin formda kalmasını sağlar. Ayrıca düşünme ve hissetmenizi de etkiler. Tiroid beziniz tüm bu düzenlemeleri tiroid hormonu yaparak sağlar.

Tiroid Hormon ve TSH
Tiroid bezi yediğiniz besinlerden alınan iyot ile tiroid hormonunu üretir. Yüksek miktarda tiroid hormonu üretilirken hücreler daha hızlı çalışırlar. Az miktarda tiroid hormonu üretilirken de hücreler daha yavaş çalışırlar. Kandaki TSH seviyesi kandaki tiroid hormonu seviyesi azalınca artar ve tiroid hormonu düzeyi artınca da azalır

ÜÇ YAYGIN TİROİD PROBLEMİ
Hipotiroidi
Hipotiroidiniz varsa, tiroid beziniz daha az tiroid hormonu üretiyor demektir. Hipotiroidi ayrıca besinlerle yeterince iyot alınmaması, pitüiter bez sorunları veya tiroid bezinin çıkartılması sonucu da ortaya çıkar. En sık şikayetler:
· Düşük enerji seviyesi, halsizlik
· Üşüme, Kas ağrıları
· Düşüncede yavaşlama
· Kabızlık, Uzun ve ağır seyreden menstrüasyonlar
· Kilo alma, Kuru ve kaba saç, cilt ve tırnaklar
· Keyifsizlik veya depresyon

Hipertiroidi
Hipertiroidide tiroid bezi daha çok hormon üretmektedir. En yaygın nedeni Graves hastalığıdır, immün sistemin tiroid bezini uyarması sonucu oluşur. Graves hastalığı bazen gözde de problem çıkartır, gözler tutulduğunda öne doğru çıkmışlardır (eksoftalmus). Nodüldeki hücreler de diğer hücrelere nazaran daha fazla hormon üreterek hipertiroidiye neden olabilirler.
Genel semptomlar
· Titreme, sinirlilik, huzursuzluk
· Hızlı ve düzensiz kalp atışları
· Kaslarda güçsüzlük, yorgunluk
· Artmış bağırsak hareketleri
· Kısa ve hafif menstrüasyon periodları
· Kilo kaybı, Saç dökülmesi

Nodüller
Nodüller tiroid dokusunun oluşturduğu kitlelerdir. Genelde nodüllerin nedeni belirlenemez, Çoğu zaman nodüller hormon üretimini etkilemezler ve belirti vermezler, fakat bazen dışarıdan hissedilebilirler. Çoğu nodül selimdir, bazen de kanserleşebilirler.

Guatr Nedir?
Guatr tiroidin büyümesidir. Bez büyünce boynunuzun bir veya iki tarafının şiştiğini görürsünüz. Tiroid bazen hipotiroidide gelişir, çünkü bez daha fazla hormon üretebilmek için büyür. Hipertiroidide hücreler fazla çoğaldığındanbüyüme görülebilir. Çok sayıda nodülde bezi büyütebilir.

MUAYENE VE TETKİKLER
Muayene ve inceleme geçmiş sağlık orunlarınızın araştırılması, fizik muayene, testler, bazen de özel araştırma yöntemlerini kapsar. Testler ve işlemler doktorunuzun tiroid sorunlarınızın ne ve neden olduğunu anlamasına yardımcı olur.

· Kan Tetkikleri
Kanda tiroid hormonu ve TSH ölçümleri
· Detaylı Tetkikler
Radyoaktif iyot testi tiroidinizin iyot alım düzeyini belirler. Tiroid scanı ve ultrason tiroidinizin görüntüsünü çıkartıp doktorunuzun nodülleri tespit etmesine yardımcı olur. Tiroid scanı, tiroid bezinin hangi bölgelerinde daha fazla iyot tutulumu olduğunu gösterir. Ultrason ile nodüllerin sayısı, büyüklüğü ve sıvı içerip içermediği veya sert olup olmadığı belirlenebilir. İnce iğne aspirasyon biopsisi ile tiroid nodülünün kanser olup olmadığı anlaşılabilir.

Tiroid Problemlerinin Tedavisi
Tedavi tiroid hormonları alımını veya ilaç tedavisini içerebilir. Nodüller izlenebilir veya çıkartılır. Tiroidin radyoaktif iyot ile harap edilmesi (radyoktif ablasyon) veya ameliyatla çıkartılması (tiroidektomi) mümkündür.

Hipotirodi tedavisi ve kandaki tiroid hormon seviyelerini normal düzeylere çıkartmak için doktorunuz size tiroid hormonları içeren tabletler verebilir. Tiroid hormonu dozunun size uygun olduğundan emin olabilmek için, en az senede bir defa olmak üzere kandaki tiroid hormonu seviyesini kontrol edecektir.
Hipertiroidiyi tedavisinde ilaç tedavisi ile hormon üretimi yavaşlatılarak, kandaki tiroid hormonu seviyesi düşürülebilir. Diğer bir seçenek tiroidin radyoaktif yöntemdir. Bazen de tiroid bezi ameliyatla çıkartılır. Hipertiroidi tedavilerinden sonra tiroid hormonlarınızın normal seviyelerini koruyabilmek için tiroid hormonu tedavisi almanız gerekebilecektir.
Bir vaya daha fazla nodülünüz varsa ve kanser yoksa, nodüllerin büyümesini engellemek için tiroid hormonu tedavisi alabilirsiniz. Nodül hızlı büyürse, yutma ve nefes almanızda sorun çıkartıyorsa veya kanserleşmişse, tiroidektomi uygulanabilir. Diğer tedavilerle küçülme göstermeyen guatr da ameliyatla çıkartılabilir. Ameliyat sonrası tiroid hormonu tedavisi almanız gerekebilecektir.

Ameliyat
Tiroidinizin tümünü veya bir kısmının çıkartılması tiroid problemlerinizin tedavisi için en uygun yöntem olabilir. Böyle bir durumda endokrinolog ve KBB uzmanı sizinle bu yöntemi tartışabilir. Büyük bir nodül veya guatrı çıkartmak için, ilaçlarla kontrol edilemeyen hipertiroidide veya kanserleşme gösteren bezde uygulanabilir. Çıkartılacak bezin miktarı birçok nedene bağlıdır. Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi uzmanı sizinle bu nedenleri, cerrahi sırasında olacakları ve tiroid cerrahisinin mümkün riskleri hakkında sizinle görüşecektir.

Tiroid Cerrahisinin Risk ve Komplikasyonları
Her operasyonda olduğu gibi, burada da olası risk ve komplikasyonları vardır.
· Kanama, Enfeksiyon
· Ses tellerinize giden sinirlerin zarar görmesi nedeniyle kalıcı veya geçici olabilen ses kısıklığı
Paratiroid bezlerin kalıcı hasarı, onları işlevsiz hale getirir (hipoparatiroidi). Bu bezler kalsiyumun kan dengesini düzenlediği için, sürekli kalsiyum takviyesi almanız gerekebilir.

(/A/Vit-amin.net//)

HORMONLAR ve görevleri

BBK

HORMONLAR VE GÖREVLERİ

Hormonlar vücut ağırlığı, metabolizma, iştah, büyüme, gelişme, seks ve üreme faaliyetleri gibi birçok önemli olayı etkileyen yaşamsal öneme sahip kimyasal maddelerdir. Vücudumuzdaki salgı bezlerinden salgılandığı gibi diğer hücrelerden de salgılanan hormonlar genellikle kan yoluyla taşınarak etki edeceği organlara ulaşır ve orada etkilerini gösterirler. Hücreler arası iletişimi sağlayan hormonlar etkilerini gösterdikleri hücreye nasıl davranacağını anlatır. Çok az miktarda salgılanmasına rağmen hormonlar vücutta çok büyük görevler yapar.

Hormonlar vücudumuzun gelişme, metabolizma, büyüme, üreme, seks, duygu durumu, adet görme, iştah, sindirim ve vücut ısısı gibi yaşamsal faaliyetlerini ayarlar.
Boy kısalığı, şeker hastalığı, kilo alma, tansiyon yüksekliği, tüylenme, kemik erimesi, adet bozukluğu, böbrek taşı, ereksiyon problemi, kolesterol yüksekliği, depresyon, sinirlilik, kansızlık, yorgunluk ve halsizlik gibi sık görülen hastalık ve belirtilerin temelinde hormon dengesizliği vardır.

Hormonların Görevleri:
Hormonların başlıca görevleri 3 ana grupta ele alınabilir:
· Büyüme ve farklılaşma
· Vücut dengesinin sağlanması
· Üreme

Çok sayıda hormon büyüme olayında etkilidir. Büyüme hormonu ve tiroid hormonları bunların en önemlisidir.
Vücut dengesinin sağlanmasında ise birçok hormon görev alır. Bu hormonlar ve görevleri şunlardır:
· Tiroid hormonları ® çoğu dokuda bazal metabolizmanın %25’ini kontrol eder
· Kortizol ® kendisinin doğrudan etkilerinden başka birçok hormonun etkisini de kolaylaştırır
· Paratiroid hormonu ® kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar
· Vazopressin ® vücut su dengesini sağlar
· Aldosteron ® vücut sıvı miktarı ve serum elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
· İnsülin ® açlık ve toklukta kan şekerinin normal olmasını sağlar
Kan şekeri düşünce vücudumuz buna hormonsal tepki vererek kan şekerini artırmaya çalışır. Açlıkta ve kan şekerinin düştüğü durumlarda insülin salınımı azalır. Buna bağlı olarak dokuların glukoz alımı azalırken karaciğerden glukoz (şeker) üretimi artar.
Vücuttan su atılması esas olarak vazopressin isimli hormon tarafından kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit hormonları da bu konuda etkilidir.
Paratiroid hormonu ve D vitamini koordineli hareket ederek kan kalsiyum dengesini sağlarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde D vitamini sentezini artırır. D vitamini ise bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırır, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artması ise paratiroid hormon salgılanmasını azaltır..
Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin şiddeti, akut (ani) veya kronik (devamlı-süregen) oluşuna göre, çok sayıda hormonu harekete geçirir.
Travma veya şok gibi şiddetli ani streslerde sempatik sinir sistemi aktive olarak katekolamin dediğimiz adrelanin ve noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladığı kan miktarı çoğalır, kan basıncı ve glukoz (şeker) yapımı artar. Stres ACTH , büyüme hormonu ve kortizol hormon yapımını artırır. Artan kortizol kan basıncının devamlılığını sağlar.

Hormonlar üreme işlevini de düzenler. Üreme işlevi cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelişme, gebelik, süt verme, çocuk yetiştirme ve menopoz gibi değişik aşamaları kapsar. Bu aşamaların her birinde çok sayıda hormon birlikte ve düzen içinde çalışır.
Hormonların üremeyle ilgili koordineli etkilerinin tipik örneği ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme (menstruasyondur). Adet döneminin erken (folliküler) evresinde FSH ve LH isimli hormonlar yumurtalıktaki yumurtaların (folliküllerin) olgunlaşmasını uyarır. Bu durumda östrojen ve progesteron hormonları giderek artar.

Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgılamaya hazır hale gelmesini sağlar. Oksitosin isimli hormon ise memeden süt gelmesine etkilidir.

Hormonların Yapıldığı Bezler:

Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde yapılır ve salgılanır. Bundan başka beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır.

Hormon üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef
dokuya) taşınması gerekir. Hormonların adlandırılması genellikle ilk bulundukları dokuya veya major etkilerine göre yapılmıştır. Ancak, günümüzde aynı hormonun farklı dokularda üretildiği bilinmektedir.

Hormonların Salgılanması ve Taşınması

Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salınır. Aktif olmayanlar daha sonra aktif hale gelirler. Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Tiroid hormonu T4 hücrede etki etmesi için daha sonra T3 hormonuna dönüşür. Testosteron hormonu yine hücrede etkili olmak için daha sonra dihidrotestosteron haline gelir.

Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır Çok azı ise serbest halde bulunur. Seks hormonları SHBG proteinine bağlanır, tiroid hormonları TBG proteinine bağlanır.

Reseptör Nedir?

Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir. Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Reseptörleri kilit olarak düşünürseniz hormonlar bir anahtar olarak görev yapar ve bu kiliti açarak hücrede etkilerini gösterirler.
Bütün reseptörlerin en azından 2 farklı fonksiyonel bölümü vardır. Bunlardan biri hormonu tanıyan ve ona bağlanan “tanıma bölgesi”, ikincisi ise uyarımı ileten “uyarı iletim bölgesi”dir. Reseptörün tanıma bölgesi hormonla üç boyutlu bağlantı kurabilecek özel bir yapı gösterir. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum bağlanmanın derecesini tayin eder. Uyum ne kadar iyi ise hormon reseptör bağlanması ve dolayısıyla hormonun etki oluşturması o oranda güçlü olacaktır. Hormonun reseptörüne bağlandıktan sonra uyarı iletimi iki şekilde olabilir. Polipeptid ve protein yapılı hormonlar ile katekolaminler hücre zarında yerleşmiş reseptörlere bağlanırlar. Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere iletilir. Steroid hormonlar (kortizol, aldosteron gibi), tiroid hormonları ve diğer bazı hormonlar ise hücre içi reseptörlere bağlanarak etki gösterirler.

Hormonlar Birbiriyle Etkileşir Mi?

Hormonlar birbirleriyle etkileşim içindedir. Vücudun dengesi bu etkileşim sayesinde sağlanır. Günlük yaşamımızda biz yerken, istirahat ederken ve çalışırken bazı hormonlar artarken diğerleri azalır. Bir hormonun kandaki seviyesi vücudun durumuna göre değişiklik gösterir.

Hormonlar Nasıl Ölçülür?

Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama testleri adı veriyoruz.

Hormonlar ve Bağışıklık Sistemi

Hormonlar bağışıklık sistemi (immün sistem) üzerinde de etkilidir. Özellikle kortizon ve seks hormonları bağışıklık sistemine etki ederler. Bazı bağışıklık sistemi hücreleri ACTH, prolaktin gibi hormonlar üretebilir. Bağışıklık sisteminin ürettiği bazı maddeler de hormon salınımını etkiler. Otoimmün hastalıklar dediğimiz bir hastalık grubu bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu ortaya çıkar ve salgı bezlerini tahrip eder ve hormon hastalıkları oluşur. Bunlara örnek Tip 1 şeker hastalığı, Hashimoto hastalığı, Graves hastalığı (tiroid bezi aşırı çalışması) ve Addison (böbreküstü bezi yetersizliği) hastalığıdır.

Hormonlar ve Sinir Sistemi

Sinir hücreleri arasındaki iletişimi nörotransmitter denen hormon yapısındaki maddeler sağlar. Bu nörotransmitter denen hormonlar adrenalin, noradrenalin gibi etkileri vardır. Beyindeki sinir hücreleri de hormon salgılar. Örneğin hipotalamusdan salgılanan TRH hormonu beynin diğer kısımlarında da salgılanır. Bu nedenle sinir sistemi de hormon salgılamaktadır. Bazı psikiatrik hastalıklarda beyinde salgılanan hormonlarda bozukluk vardır.

Hormon Hastalıkları Oluş Mekanizması

Hormon hastalıkları temelde 3 mekanizmayla meydana gelir
1. Hormon yapım fazlalığı
2. Hormon yapım azlığı
3. Hormon direnci durumları
Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bunun nedeni sıklıkla bezlerde oluşan adenom adını verdiğimiz tümör dokuları, bağışıklık sistem boızuklukları ve iltihabi nedenlerle oluşur
Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur.
Hormon direnci ise hormonun hücrede etki edememesidir.

Hormonların Ritmik Salınımı ve Vücut Saati

Vücuttaki hormonların salgılanması uyku-uyanma olayından etkilendiği gibi suprakiasmatik nukleus denen bir çekirdekten de etkilenir. Vücut farklı hormonlara farklı zamanlarda ihtiyaç duyar. Bunun ayarlanması hipotalamusta bulunan suprakiasmatik nukleus tarafından sağlanır. Bu saat vücuda sinyaller göndererek hormonların üretimini sağlar.

1) HİPOFIZ
A) Hipofiz Bezi Hastaliklari
B) Boy Kısalığı ve Büyüme Hormon Eksikliği
C) Hipofiz Bezi Yetmezliği (Hipopituitarizm)
D) Prolaktin Hormon Fazlalığı (Prolaktinoma)
E) Büyüme Hormon Fazlalığı (Akromegali)
F) Diyabetes İnsipidus (Şekersiz Şeker Hastalığı)

2) Paratiroid Bezi ve Hormonları
B) Paratiroid Hormon Fazlalığı (Hiperparatiroidi)TİROİDİN AZ ÇALIŞMASI YANİ HİPOTİROİDİ
C) Paratiroid Hormon Azlığı (Hipoparatiroidi)

3) Böbreküstü Bezi (Adrenal Bez) ve Hormonları

A) Böbreküstü Bezi Hastalıkları
B) Kortizol Hormon Fazlalığı (Cushing Sendromu)
C) Kortizol Hormon Azlığı (Addison Hastalığı)
D) Aldosteron Hormon Fazlalığı (Aldosteronizm)
E) Adrenalin Hormon Fazla Salgısı (Feokromasitoma)

4)Testis ve Hormonları
A) Testis, Hormonları ve Hastalıkları
B) Testosteron Eksikliği (Hipogonadizm)
C) Erkekte Meme Büyümesi (Jinekomasti)
D) Ereksiyon Problemi ve Empotans
E) testis ve penis küçüklüğü, sakal çıkmaması

5) Over (Yumurtalık) ve Hormonları

A) Yumurtalık (Over) Hormonları ve Bozuklukları
B) Kadınlarda Cinsel Hormon Yetmezliği (Hipogonadizm)
C) Tüylenme (Hirsütizm)
D) Polikistik Over Sendromu
E) Menopoz

6) Tiroid Bezi (Guatr) ve Hormonları

A) Tiroid Bezi Ve Görevleri
B) Guatr
C) Tiroid Bezinin Fazla Çalışması (Hipertiroidi, Zehirli guatr))
D) Tiroid Bezinin Az Çalışması (Hipotiroidi-Hashimoto)
E) Nodüler Guatr-nodül
F) Tiroid kanserleri
G) Hashimoto Hastaliği
H)Tiroidit-tiroid bezi iltihabı

6) Obezite , Beslenme, Diyet, Metabolik Sendrom

7) Şeker Hastlalığı-Diyabet

8) Şeker Düşmesi-hipoglisemi

9) Kemik erimesi-Osteoporoz

10)Vitaminler,Mineraller

11) Ürik Asit, Kolesterol ve Trigliserit yüksekliği

(/A//Vit-amin.net/)

HAYAL GÜCÜ…..BEYİN

 

Hayalgücü bilgiden daha önemlidir.Çünkü bilgi sınırlıyken hayalgücü tüm dünyayı sarmalar.EİNSTEİN.

Hayal gücü, imajinasyon veya imgelem zihinsel görüntüler oluşturabilme veya birinin zihninin içinde kendiliğinden görüntüler üretebilme yetisidir. Gerek deneyimlere anlam vermeye gerekse bilgiyi anlamaya katkıda bulunur; insanların dünyaya anlam verebilmelerine olanak sağlayan önemli bir yetenektir ve öğrenme sürecinde (işleminde) önemli bir rol oynar.

Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük’te hayal gücü şu şekilde tanımlanmıştır:

Zihnin hayal yaratma yetisi, düş gücü, imgelem, muhayyile.

Geçmiş yaşantılara özgü ögelerle şimdiki yaşantı arasında bağ kurma gücü.

Bir nesneyi, o nesne karşımızda olmaksızın tasarımlama yetisi.

Oxford İngilizce Sözlük’te ise hayal gücü şöyle tanımlanmaktadır:

Fikirler ve zihinsel görüntüler oluşturma eylemi veya yeteneği.

Zihnin yaratıcı veya zengin kaynaklı olma yeteneği.

Hayal gücü çeşitli hikâyeler yoluyla örneğin masallar ve fantaziler yoluyla ifade edilebilir.

Ünlü icatların veya eğlence ürünlerinin birçoğu kişinin hayal gücünün ilhamı sayesinde üretilmiştir.

Kişi hayal gücüyle oluşturduğu görüntüleri “akıl gözü” ile görür.Derleme

BEYİN…….

 

BEYİN…….

Beyin  sinir sisteminin merkezi olarak hizmet eden bir organdır. Bütün omurgalı hayvanlar ve çoğu omurgasız hayvan -bazı süngerler, knidliler, tulumlular ve derisi dikenliler gibi omurgasızlar hariç- beyne sahiptir. Baş kısmında; duyma, tatma, görme, denge, koklama gibi duyulara hizmet eden organlara yakın yerleşiktir. Beyin omurgalıların vücudundaki en karmaşık organdır.

Normal bir insanda serebral korteksin (en geniş kısmı) 15-33 milyar nörondan müteşekkil olduğu tahmin edilmektedir. Her biri birkaç bin nöronla sinaps denen bağlantılar yardımıyla bağlıdır. Bu nöronlar birbirleriyle akson denen uzun protoplazmik lifler yardımıyla iletişim kurur. Aksonlar bilgiyi beynin diğer kısımlarına yahut vücudun spesifik alıcı hücrelerine taşır.

Fizyolojik olarak, beynin fonksiyonu vücudun diğer organlarının merkezi kontrolünü sağlamaktır. Hormon denen kimyasalların salgılanmasının işletimi ve kas aktivitesinin oluşumu vücudun diğer organları üzerindeki işlevlerindendir. Bu merkezi kontrol çevredeki ufak değişimlere bile gayet süratli ve koordine bir tepki vermeyi sağlar. Bazı temel tepkilerden olan refleksler, omuriliğin ve çevresel gangliyonların aracılığıyla gerçekleşebilir, fakat kompleks duyusal impulslara bağlı bilinçli yapılan komplike davranışlar ise beynin bilgileri bütünleme kabiliyetine ihtiyaç duyar.Beynin ve zihnin nasıl çalıştığı konusunda, günümüzde bir çok model ve teori ortada dolaşmaktadır. Bunlardan biri iki aklımızın, daha doğrusu aklımızın iki formu olduğudur. Bunlardan biri düşünce süreci tarafından karakterize edilirken diğeri duygularımız tarafından karakterize edilir. Bu temelde ayrı, iki yol (bilmek ve anlamak yolları) aralarında ilişkilidirler ve beraber zihinsel hayatımızı oluştururlar. Normal olarak, mantıki beyinden haberdarız. Düşünme sürecini ve yansıtmayı bu beynimiz regüle eder. Duygusal beyin ise, daha çok sezgiye dayanan bir biliş sistemini temsil eder ve zaman zaman mantıksız görülebilir. Beynimizin böyle iki bölümde incelenmesi, halk arasında yapılan bir ayrımı da hatırlatır. Beyin mi, kalp mi? Eğer bir şeyin doğru olduğuna kalbinizle karar veriyorsanız, bu, beyninizle karar vermekten daha erdemli bir karar olarak nitelendirilir.

Üç beyinler
Hislerin ve hassasiyetin birbiri arasında çok kolay çatışabileceğini bildiğimize göre, insan beyninin evrimine de kısaca bakmalıyız. Yaklaşık üç paund’luk hücreler ve sinirsel sulardan oluşan beynimiz evrime göre en yakın akrabamız olan maymundan üç kat daha büyüktür.
* Bazı hayvanlar bir beyinlidir. (Beyin kökü)
* Bazı hayvanlar iki beyinlidir. (beyin kökü-limbik sistem)
* İnsanlar üç beyinlidir. (beyin kökü- limbik sistem- neokorteks)

Beyin kökü: Bu beynin en primitif üyesidir. Bütün primitif türlerde temel sinir sistemi yerine bulunur. Beyin kökü, temel hayat fonksiyonlarını düzenler (nefes almak gibi) sinir sistemine kumanda eder (tepkilerimiz ve hareketlerimiz gibi). Beyin bu bölümü düşünemez ve öğrenemez. Sürüngenler yalnızca bu beyne sahiptir.

Limbik sistem : Beynin bu bölümü, beynimizi bir yüzük gibi saran bir sistemdir. Bu nedenle limbik sistem adını alır(limbus = ring latince = yüzük). Limbik sistem, koklama, seksüel çekim, tehlike duygusu gibi hisleri düzenleyen duygusal merkezlerden oluşur. Böylece limbik sistem beynin repertuarına duyguları ekler.

Neokorteks: Mantıksal beyin yada “nekorteks”, evrim sürecinin son zamanlarında gelişmiştir. Neokorteks’ in duygusal beyinden gelişmesi, düşünme ve duygu arasındaki ilişkiye büyük bir risk oluşturuyor. Gerçekte duygusal beynimiz (limbik sistem) rasyonel mantıklı beyinden yüzyıllarca önce vardı. Neokorteks, beynin düşünen kısmıdır.Neokorteks, duygularımızı da yönetir ama tamamen değil.Mutlak önem taşıyan duygusal durumlarda ve genellikle duygusal olarak aciliyet durumlarında limbik sistem, neokorteks’den önce davranarak cevap verir. Tehdit altında veya güvensiz hissettiğimizde limbik sistem kontrolü neokorteks’ ten alır.

(/A//vit-amin.net//)

SİHİRLİ KUTU BEYİN…….

Sihirli kutu beyin nasıl çalışıyor? Tarhan, Harvard Business Review’de yazdı.

140 milyar hücre, 1 milyon kilometre lif bağlantısından oluşan, her bir sinir hücresi küçük jeneratör gibi çalışan gizemli kutu beynin işleyişini, Prof. Dr. Nevzat Tarhan Harvard Business Review Dergisi’nde yazdı. İnsan beyni hayvanlarınkinden farklı olarak sadece hayatta kalmamızla ilgilenmi¬yor; algılıyor, yorumluyor, strateji üretiyor ve karar veriyor diyen Tarhan, kişi düşünürken, hayal kurarken, heyecanlanırken ve karar verirken beynin farklı bölgelerini kullandığını ifade ediyor.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ın Harvard Business Review Türkiye Dergisi’ndeki yazısı aşağıdaki gibi.

Kadın doğum uzmanı doktor, ultrasonla anne karnındaki bebeğin hareketlerini değerlendirmek istediğinde zararsız bir deneme yapar. Çocuğun hareketi azsa anneye hemen bir çikolata verir, 30 saniye sonra çocuk hareketlenir. Çünkü annenin beyninin ödül uyan bölgesi canlanır, böylece kana mutluluk ve zevk hormonu kokteyli boca eder ve yavrucuk da bunu hemen algılayıp keyifle oynamaya başlar.

Yaşayan beynimiz 140 milyar hücre, 1,5 kilo gram ağırlık ve milyon kilometreden uzun lif bağlantısına sahip jelatin bir yapı¬dır ve 60 watt’lık ampul kadar enerji kullanır, vücuda giren oksijen ve glikozun dörtte bi¬rini tüketir. Her sinir hücresi küçük bir jene¬ratör gibi çalışır.

İnsan beyni hayvanlarınkinden farklı olarak sadece hayatta kalmamızla ilgilenmi¬yor; algılıyor, yorumluyor, strateji üretiyor ve karar veriyor. Soyut, kavramsal ve sem¬bolik düşünüyor. Hayvanlar gibi yeme, ba¬rınma ve cinsellik temelli somut doyumları değil hayal kurma, geleceği düşünme, anlamlılık, varoluş, plan yapma, amaç arayışı, strateji geliştirme, en uygun kararı verme gibi soyut tatminleri arıyor.

Beyin ve markalandırma arasında kesin bi¬limsel bağın kanıtlanmış olması, işletme ve iletişim bilimlerinde çığır açıcı etki yaptı.

Coca-Cola ve Pepsi-Cola rekabetinde son noktayı 2003 yılında Houston’daki Bay- lor Tıp Okulu’nun İnsan Nörogörüntüleme Laboratuvarı Müdürü Dr. Read Montague koydu. Daha önce marka saklanarak yapılan testlerde Pepsi çok daha fazla beğeniliyordu fakat bu durum pazar payına yansımıyordu. Dr. Montague 67 denekten marka saklana¬rak yapılan ölçümlerde (blind test) beynin ödül uyarı noktası olan önputamende aktivite canlanmasını Pepsi lehine buldu. Yani denekler Pepsi’yi daha lezzetli buluyordu. Araştırmacı, deneyi burada bırakmadı.

Bu defa deneklerin markayı önceden bilerek içeceği tatmalarına karar verildi. Deneklerin yüzde 75′i Coca-Cola’yı beğendiklerini söy¬ledi. Araştırmacı ilginç bir tespit daha yaptı ve beynin sadece ödül uyarı noktası değil, akılcı düşünme ve ayırt etme kararından sorumlu ortaprefrontal korteks bölgesinde de hızlı kan akışı tespit edildi. Beyin akılcı düşünme ile hazcı düşünme arasında bir ka¬rar verme süreci geçirdi ve akılcı düşünme lehine karar verdi.
Bu tür deneyler dünyada hızla ve yaygın olarak yapılmaya başladı. Kullanılan sistem, zaman çözünürlüğü olan MR uyumlu QEEG ile elektriksel kayıt yapmak ve eşzamanlı olarak da işlevsel beyin haritalama cihazıyla anatomik çözünürlüklü fMRI kaydı almak, böylece beynin hem elektriksel hem dolaşımsal canlılığını aynı anda ölçerek aktiviteyi tespit etmektir. Ülkemizde Üsküdar Üniversitesi NPİstanbul Hastanesi Nörobi¬lim Merkezinde benzer sistem halen aktif olarak çalışmaktadır.

Artık iş yaşamında karar verirken “Hangi kıyafeti giymeliyim?” der gibi “Beynimin hangi bölgesini kullanmalıyım?” diyen yö¬neticiler fark oluşturmayı başaracaklardır.

1-Karar Veren Beyin Ön beyin (Frontal Bölge)
Beynin kaptan köşküdür.
Özdenetim, öz yönetim alanları, önemli ayrıntıyı fark edebilme, ileri hedef belirleme,
Karar verme, odaklanma, muhakeme, empati, duygu kontrol, Hatayı öğrenme, soyut düşünce, soyut zevkler,
Aktif dinleyicilik, Zamanı iyi kullanma, Planlama, sıralama yapabilme, Zihinsel iz sürme, Sebat edebilme,
Kendi duygu ve düşüncesini izleyebilme, Başkalarının duygu ve düşüncelerini izleyebilme, Stratejik düşünce.
Ön arka Beyin (Ön Singulat Bölge)
Kaptanlık destek alanıdır.
Beynin vites kolu ve takımı, Ölçüsüz, orantısız, kontrolsüz endişelenme,
Kolayca hayır deme, karar verme, Düşünce tekrarlama eğilimi, Düşünceyi durdurabilme becerisi, Algılama,
Kategori değiştirme, Seçenekleri görme, Endişeyi kontrol edebilme.

2- Hisseden Beyin Derin Limbik Sistem (DLS)
Duygu jeneratörü, bilgi kayıtlan, Amigdala, hipokampus, Duygusal, sözel hafıza alanları, Koku, uyku, iştah kontrolü, Duygu durum işleyişi, Sosyal ilişki kurma becerileri yönetimi, Beyinden gelen bilgiyi alır ve tepki verir. Korku, kaygı artışı.
Basal Ganglionlar (Beyin temel düğümleri)
Davranış, düzenleme, motor aktivite, Ödül ceza sistemleri, somut zevkler, otomatik davranış alanları. Organlar ve kasların koordinasyonunu yapar.

3- Düşünen Beyin Temporal Loblar (Şakak Lobları)
Mizacı düzenler, bilgi kaydeder. Okuma, dili anlama, kullanma, işitme, yüz okuma, sosyal ip uçlarını okuma, Niyet okuma, ahlaki karar verme, Sol beyinde hesaplama, sözel öğrenme, mantık, muhakeme, analiz yapma Sağ beyinde estetik algılama, duygusal ve ro¬mantik öğrenme.
Bellek bozulmaları, epilepsi nöbetleri, duygu durum hastalık

4- Düzenleyici Beyin
Beyincik
Beynin yüzde 10′u büyüklüğünde fakat nöronların yüzde 50′sine ev sahipliği yapar. Motor yönetim, duruş, yürüyüş, denge, Beynin hızını, ritmini düzenler ve zamanı algılar; sadece motor değil, beş duyu, duygu, düşünce ve davranış düzenleyicidir.

(/A//Vit-amin.net//)

LİMBİK SİSTEM….

Limbik Sistem

İnsanın birbiri ile etkileşim halinde iki zihni vardır.Biri düşünen akılcı olan zihnimiz (neokorteks), diğeri ise hisseden yani duygusal olan zihnimiz (limbik sistem)… Korku ve tehlike anında,neokorteksi devre dışı da bırakabiliyoruz. Açlık, öfkelenme, haz duyulan faaliyetler, cinsel istek ve tutkuları besleyen duyguların hepsi limbik sistemimizle alakalı… Neokorteks ve limbik sistemin etkileşimi evrim açısından da önemli; çünkü anne çocuk arasındaki bağın sebebini ve aile birliğinin ve çocuk sahibi olma kararının temelini oluşturuyor.

Limbik sistem canlının yaşayabilmesi ve türünü devam ettirebilmesi için devamlı düzen içerisinde bulunmalıdır.
Limbik sistemin denetimi için beyin korteksine ve prefrontal bölgeye gereksinim vardır.

LİMBİK SİSTEMİN GÖREVLERİ
Bellek oluşumu ve depolanması
Öğrenme
Davranışlar emosyonel cevaplar
Seksüel aktivite
Motivasyon
Hormonel sekresyon
Ağrı ve haz duyusu

LİMBİK SİSTEMİN BİLEŞENLERİ
Talamus
Hipotalamus
Hipokampüs
Amigdala
Singulat Girus

Limbik Yapıda Hasar Oluşursa…

Beslenme bozukluğu
Aşırı cinsel faaliyet
Oral odaklanma
Korku kaybı
Uysallık
Demans – Afazi
Bellek bozuklukları
Yön bulma sorunları
Panik atak
Epilepsi
Anksiyete bozuklukları

TALAMUS

Duyu organlarından gelen nöronların beyin kabuğu ile ilişkisini sağlamakla görevlidir.

Talamusun büyük bir kısmı beyin yarım kürelerine gelen ve giden sinirlerin geçiş bölgesidir. Tüm duyusal impulslar büyük beyne giderken talamustan geçer, duyusal uyarım burada oluşur.

Beynin 4 duyu (koku dışında) sayesinde algıladığı uyaranları süzgeçten geçirmek ve öncelikli olanları sıralayarak diğer uyaranları göz ardı etmemizi sağlamakla görevlidir.

BAŞLICA FONKSİYONLARI;

Vücudun dışında neler olduğunu beynin bilmesini sağlar.

Koku hariç, cerebruma giden bütün sensorik (duyusal- göz ve kulak) bilgilerin geçiş (gidiş ve geliş) bölgesidir.

Uyanıklık halini ve uyarı olduğunda uykudan uyanışı düzenler.

Acı, sıcaklık ve belirli diğer duyusal değişikliklere ait impulslar, talamus içerisinde duyu olarak benlik kazanır. Diğer duyular da talamus içerisinde sınıflandırılır. Daha sonra büyük beynin korteksinin ilgili merkezlerine iletilir.

Bize sürekli olarak ulaşan yüzlerce uyarı arasından hangisine konsantre olabileceğimizi saptar.

Bu bölge farklı zamanlarda aynı şiddet ve şekilde gelen uyarıları güzel, hoş ya da kötü, çirkin gibi gruplara ayırır.

Birçok hissi duyularımız, sevinç, korku yine talamus tarafından etkilenir. Fakat bu duyuların anlam kazanması beynin korteksinde olur. Dolayısıyla bu duyuların korteksin hangi merkezine gönderileceğini saptar.

Uyku halinde talamus ve beyin korteksi işlevsizdir.

Ayrıca;
Uyanıklık ve bilinç durumu
Duyusal ve motor fonksiyonların entegrasyonu
Bellek
Affektif davranışlar

Talamusun belirli bir bölümü görme ile ilgili sinirlerden gelen bilgileri alır ve korteksin görme ile ilgili bölümüne iletir.
Duyu ile ilgili bilgileri korteksin duyma bölgesine iletir.

(/A//Vit-amin.net/)