Kategori arşivi: BİR ALİM

iLim…

İLİM…

kitap-okumak

”’Ümmetimin din alimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidirler..”’

”Alim ile abid arasında 100 derece vardır..Her derecenin arası 70 yıllık mesafe gibidir..”

”İlim öğrenmek her Müslümana farzdır..”

Hz. Muhammed (sv)

HER PERŞEMBE…

KİŞİ

“Şaban Ayının her perşembe günü gökler süslenir ve melekler şöyle dua ederler: ‘Ey Mabudumuz, bu günü oruç tutanı bağışla ve duasını kabul et.’ ”

“Şaban Ayının, Şaban olarak adlandırılmasının sebebi müminlerin rızıklarının bu ayda taksim edilmesinden dolayıdır.”

Dört kişinin ağızlarından ışıklar yükselerek Müslümanların karargâhlarını aydınlattı ve onların cesaret ve güç kazanmalarına vesile oldu…Resulullah’a (s.a.a) anlatılınca, Hazret (s.a.a): “Bu nurlar o kardeşlerinizin Şaban Ayının başlangıcında yaptıkları amellerden kaynaklanmıştır.” buyurdu.

Şaban Ayı girince, nefsinizi temizleyin ve bu ay boyunca niyetlerinizi iyi ediniz.”

İyi Niyetle…

(/Vit-amin.net//)

ALİM…

Alim

Büyük insanlar  kandiller  gibidir..

Etrafını aydınlatır..

Onlar  yeryüzünün  bereketidir…

Herkese  iyilik  yaparlar…

”Biz… senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi? Ve yükünü indirip-atmadık mı? Ki o… senin belini bükmüştü; Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? Demek ki gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık daha vardır.»
(İnşirah Suresi/1-6)

Allah bir kuluna hayr murat edecek olursa….

”Sana gerçekten bir fetih (yolunu) açtık.”
(Fetih Sûresi, 48/1)

ALLAH‘ın kullarına açacağı rahmeti durduracak HİÇ KİMSE yoktur.”
(Fâtır Sûresi/35/2)

EvvelAllah!…

(/Vit-amin.net//)

MÜMİN müminin AYNA sıdır…..

ayna_

“Ey inanan kullarım! Allah’ı çok zikrediniz.” (Ahzâb Suresi, ayet 41)

“Onların gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur; ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna. Kim bunları, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.”(/Nisa/128)

“Kovucu, cennete giremez.”(/Buhari/)
Hiçbir zaman insan, bilmediği bir konuda, konuşmamalı ve hüküm vermemelidir. …

İnsan mükemmel bir varlık olmanın yanında, bir de beşer olmanın acziyeti içerisinde, zaman zaman hata ve günahlara düşebilir. Bu durumda, fıtratındaki güzelliklerden sapmış, ayağı kaymış bir insanın bu haline sevinmek ve onu, düştüğü bu halde terk etmek asla Müslümanlığa yakışmaz. Bu ne mümin kardeşliğine, ne de dostluğa yaraşır bir harekettir.

Hakka iman etmiş ve gönül vermiş mümine yakışan, kötülükle kirlenen bir kalp aynasını temizlemek için çaba harcamaktır. Çünkü o kalp, iman etmiştir. Bu iman emanetini ve onun meyvesi olan edebi korumak her müminin vazifesidir.

Seyyidül Kevneyn olan gönlümüzün sultanı, Resûlullah Efendimiz (sav) buyuruyor ki: “Sizden biriniz diğer kardeşinizin aynasıdır; öyleyse onda bakana eziyet verecek kötü bir hal görürse, onu gidermeye çalışsın.” (Buhari, Tirmizi)

“Mümin müminin aynasıdır. Mümin müminin kardeşidir; Onun kaybolan malını ve çiğnenen şerefini korur, arkasından kendisini destekler, gıyabında hakkını savunur.” (Ebu Dâvud)

Mizaç ve anlayışta, değişik mezheb ve meşrepte farklılıklarımız olabilir. Aramızdaki bir takım ihtilafları fitne ve düşmanlık sebebi değil, rahmet vesilesi yapmalıyız. Yüceler Yücesi Cenab-ı Hakk’ın, bizim için geniş tuttuğu bir yolu biz nasıl daraltırız? O’nun hoş gördüğü bir kulu biz nasıl kınayıp küstürebiliriz?

Ebu Hureyre’nin (ra) aktardığı bir olayda da yine içki yüzünden ceza verilen bir kimseye, oradakilerin beddua etmesi üzerine Rasûlullah Efendimiz (sav): “Böyle söylemeyiniz! Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayınız!” (Buhari) “Allah’ım! Onu affet, onu doğru yola ilet. Allah sana acısın deyiniz.” (Kandehlevî) Buyurarak, bu hususta nasıl tavır sergilememiz gerektiğini bizlere bildirmiştir.

Ebu’d Derdâ (ra) bir gün açıkça günah işlemiş bir adama rastladı. Adamın etrafındakiler ona sövüp sayıyor, işlediği günahtan dolayı kınayıp duruyorlardı. Ebud Derdâ (ra): “Hey! Ne bu haliniz? Siz bu kardeşinizi bir kuyuya düşmüş görseniz çıkarmayacak mısınız?” diye seslendi. Oradakiler: “Çıkarırdık elbette.” dediler.

Ebu’d Derda (ra): “Öyleyse kardeşinize kötü kötü konuşmayı bırakın! Size sıhhat veren ve bu tür şeylerden uzak tutan Allah’a Hamd edin.” dedi. Onlar: “Sen buna kızmıyor musun?” diye sorduklarında, Ebu’d Derda (ra): “Ben ona değil, yaptığı işe kızıyorum. Bir kardeşim olarak, yaptığı kötülüğü terk etmesi için ona dua ediyorum.” dedi. (Ebu Nuaym)

Mümin müminin aynasıdır…Kişi  gerçek  bir  mümin le  karşılaştığında kendisini görür..Çünkü   onun  kalbi  ayna  gibidir  saf  ve  temiz…Ve  karşısına  gördüğü kusurların  kendine  ait olduğunu  bir bir  anlaması  ne kadar  zaman  alır  bilinmez….

“Bir sevgili…. bir misafir düşünün ki Cenab-ı Hak’tır. O…. senin gönlüne girmek istiyor. O’nun yeri orasıdır.”

Gönül âyinesin sofi eğer eder isen safi

Açılur sana bir kapu âyân olur Cemâlullah

Safî olan gönülden bir kapı açılır ve orada Allah tecelli eder.

Bir kudsi hadiste: “Yer ve gök beni istiab edemedi; inanmış kulumun gönlüne tecelli kıldım.” buyrulur.

Batılı bir yazar Carill şöyle der: “Her insan, istiridyeden file kadar bir hayvanın huyunu taşır. Deve gibi kindar, kedi gibi nankör, kaplan gibi zalim ve öfkeli aslan gibi gururlu, maymun gibi münafıktır.”

Kötü huyları tartmışlar da kötülükten yana en ağırını nankörlük almış,”

Nankörlük, kedi huyudur. Ondan sonra münafıklık vardır. Maymun huyudur. İnsanların içinde tavuskuşu, horoz, karga, kaz vs. kuşların huylarını taşıyanlar da vardır. Velhasılı insanda yetmiş iki hayvanî huy bulunur. Kimin içinde bu huylar varsa içinden çıkarması lâzımdır.

Hakk’ı ararsan kalbinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, hac’da değildir
Eğer bir mü’minin kalbin yıkarsan
Hakk’a eylediğin secde değildir….

Yunus

Ey gözüm nuru ne bilsin gizlidir esrarımız
Câhil u nâdân ne bilsin anlamaz ahvâlimiz

Kördür ol münkir olanın kalp gözü görmez bizi
Can kulağı sağır olan duymadı feryadımız

Kuş dilidir hem dilimiz her Süleyman anlamaz
Rumûzât-ı işaretle söyleriz akvâlimiz

Koca Yunus, aynı konuda şöyle buyurur:

Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman’dan içerü

Kuş dili (mantuku’t tayr) tasavvuftur. Her Süleyman demekle çok Süleyman demek istiyor. Köşede, sokakta Süleyman geçinenler çoktur, ama kuş dilini bilen Süleyman başkadır. Anlayan Süleyman var; anlamayan Süleyman var. Niçin anlamaz? İkinci mısrada cevabını söylüyor: “Biz, rumuzlarla ve işaretlerle halimizi söyleriz.”

Arif, işaretten anlar. Arife tarif ne hacet! Arif değilse bırak işareti; helva yapsan ya da şerbet yapıp ağzına döksen yine anlamaz.”

Yetmiş bin hicâb geçeriz Hakk’ı her şeyde sezeriz

Her nefeste Allah adın dî müdâm
Allah adıyla olur her iş temam

Ey Kul!….daha KUL olup olmadığının bile  farkında değilsin..Sen bu konularda ahkam kesip  karar verecek  bir  mercide mi  oturuyorsun…Kendini  öyle zannediyorsan yanılıyorsun..Başka  sözcüklerlede ifade edilebilir fakat  terbiye icabı  bu kadara  musade var..Kimin mümin kimin  mümin olmadığına  sen karar veremezsin  VesSELAM…..

Edepli edebinden  utanır..Edepsiz onu  korkuttum sanır…

Edeple….

Kaynak:Halveti

(/A//Vitamin.net//)

DoĞrUsU …Büyük mükafatın adı HİKMET………

çiie

وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا

Ve cealnâ sirâcen vehhâcâ(vehhâcen).

İçlerine parıl parıl parlayan bir kandil astık. Nebe (13)

İşte böylece sana da emrimizle Kur’an‘ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzeresin…

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِّنْ أَمْرِنَا مَا كُنتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ وَلَكِن جَعَلْنَاهُ
نُورًا نَّهْدِي بِهِ مَنْ نَّشَاء مِنْ عِبَادِنَا وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî mel kitâbu ve lel îmânu ve lâkin cealnâhu nûren nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Şura(52)

Hikmet ….sözde ve davranışta tam ve doğru isabet… lafzı az manası engin söz… Kuran’da Allah’ın peygamberlerine ve seçkin halis kullarına nasip ettiği derin anlayış kabiliyeti….gibi çok çeşitli anlamlarda kullanılabilen geniş kapsamlı bir kavramdır. İslam alimleri islami ansiklopedilerde de yer alan bilgiler doğrutusunda hikmet için ….

“Hikmet; faydalı ilim ve salih ameldir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır Hak dini Kur’an Dili I 915). Bu durumda hikmetli konuşmak dendiğinde anlaşılması gereken faydalı özlü doğru yerinde ve gerektiği kadar konuşmak olmalıdır.
Çünkü hikmet ancak imanla Allah korkusundan kaynaklanan samimiyetle ve Yüce Allah’a duyulan teslimiyetle kazanılabilen bir özelliktir.

“Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir…” (Bakara Suresi 269) ayetiyle de haber verildiği üzere hikmet sahibi olmak yalnızca peygamberlere ait bir özellik değildir. Kuran ahlakını tüm dünyaya tebliğ etme sorumluluğu tüm Müslümanların üzerindedir. Bu şerefli görevde hikmetli konuşma özelliğinin insanlar üzerinde güzel bir etki oluşturacağı düşünülürse böyle bir istekte bulunmanın önemi daha da iyi anlaşılacaktır. Gerçekten de hikmet sahibi bir mümin Yüce Allah’ın en razı olacağı konuşmaları yapabilmekte insanlara Kuran ahlakını en anlaşılır ve en etkili bir biçimde anlatarak çeşitli hayırlara vesile olabilmekle şereflenebilmektedir..

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” (Nahl Suresi 125)

Yaşadığı her olayda Allah’ın yarattığı hikmetlerin mutlak müdahalesinin üstün ahlakının sonsuz aklının benzersiz sanatının ve tecellilerinin bilincinde olan bir kimsenin bu anlayışının doğal bir sonucu olarak konuşmaları da hikmetli olacaktır.Allah’tan başka bir kuvvet olmadığının Allah’ın her şeyi işitip gördüğünün hiçbir şeyin O’ndan gizli kalmayacağının bilincindedir. Bu da onun her sözünü Allah’tan sakınarak Müslümana yakışan bir konuşma üslubuyla söylemesini sağlar. Daima bu şuuru yansıtan bir üslup sergileyecek ağzından çıkan her söz özenle seçilmiş ve düşünülmüş olacaktır. Sohbeti dinleyenlerin ilgisini çekecek ve hoşuna gidecek nezaketi samimiyeti ve doğallığı herkes tarafından hissedilecektir. Cümleleri kısa ve özlü açık ve anlaşılır verdiği örnekler ise çarpıcı bir etki taşıyan ve genellikle dinleyenlerin hafızasında yer eden örnekler olacaktır.

Kuran’da hayatları hakkında detaylı bilgi verilen Hz. Muhammed (sav) Hz. İbrahim Hz. Musa Hz. Yusuf gibi birçok peygamberimiz hikmetli konuşmanın en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Tebliğ yaptıkları insanlara karşı verdikleri örnekler sordukları düşündürücü sorular yaptıkları kısa ama akılda kalıcı anlatımlar inkar eden kimselerle olan diyalogları tüm Müslümanlar için birer hikmet örneği niteliğindedir.

Bazı bilginler ‘hikmet’in Kur’an’da dört anlamda kullanıldığı görüşündedirler:

* Kur’an’ın öğütleri anlamında. “….Ve Allah’ın size öğüt olsun diye indirdiği Kitabı ve hikmeti anın…”
* İnce anlayış ve ilim anlamında. “Andolsun ki Biz Lukman’a hikmet verdik.” (31 Lukman/12)
* Peygamberlik manasında. “Gerçek şu ki Biz Ibrahim soyuna kitap ve hikmet verdik.” (4 Nisa/54, ayrıca bak. 2 Bakara/251)
* İnce sırlarıyla Kur’an anlamında. “Rabbinin yoluna hikmetle davet et…” (16 Nahl/125, ayrıca bak. 2 Bakara/269)

Hikmet kelimesinin ‘derin anlayış sahibi olma, dinin inceliklerini bilme’ anlamı yönünden ‘fıkh’ kelimesiyle, her şeyi yerli yerine koyma anlamı yönünden ‘adalet’ kavramıyla, anlamak ve bilmek manası yönüyle ‘ilm’ kavramıyla yakın ilgisi bulunmaktadır. Hikmetin bu kadar anlamını üç maddelik bir tefsirde toplamak mümkündür.

Hikmet; Faydalı amele götüren bilgi, bilgiye dayalı olarak ortaya konulan faydalı amel, İlim ve amelde sağlamlık demektir…

Hikmet, yalnız başına ne ilim’dir, ne de felsefe. Hikmet, bunların da ötesinde, kişinin her şeyi yerli yerinde yapması, sözde ve amelde isabetli olması, ya da bilgi ve anlayış sahibi olmasıdır. Hikmet, bir açıdan da faydalı olanı işaret etmektedir. Öyle sağlam bir bilgiyle, maksada uygun olarak yerine getirilen bir amel elbette faydalı olacaktır..

İslam Öncesi …Filozoflara: hükema, felsefeye: hikmet tabiri kullanılmıştır. İslam öncesi felsefe akademilerine “büyûtü’l-hikme” denmektedir. Kindî, el-Hârizmî, Şehristânî, Âmirî gibi alim ve düşünürler felsefeyi hikmetin kendisi değil hikmet sevgisi, hikmetin talep edilmesi ve sistemli şekilde araştırılması olarak anlamışlardır. Filozof cemiyeti İhvân-ı Safâ’ya göre felsefe, hikmetin araştırılmasıdır.

İbn Miskeveyh de hikmeti onu araştıranlar için Allah’ın en büyük lutfu olarak değerlendirerek hikmeti araştıran kimselerin aydınlanıp arınacağını, hikmete ulaşıp bu bilgiyle kurtuluşa ereceklerini söyler.

İslam filozofu Kindi, felsefe ve hikmet terimin eş anlam gibi kullanıyor, metafiziği “hikmetlerin hikmeti olarak adlandırıyordu.

Farabi’ye göre hikmet anlamları idrak etmekti. Farabi, Allah’ın hem âlim hem hakim olduğunu belirtirken hikmeti “en üstün ilimle en yüce şeyleri akıl etmek” şeklinde tanımlar.

İbn Sînâ metafizik anlamdaki hikmetin: yönteminin bir şeyi her yönden düşünme, amacının ise insanın ulaşabileceği nihaî sebepleri kavramak olduğunu söyler.

Platon ile Aristo’yu uzlaştırdığı eserde onlardan “hakimler” diye söz eder. İbni Sina’ya göre gerçek anlamda hikmet metafiziktir. en üstün malumun en üstün bilgisi, en doğru ve en kesin bilgi, varlıkların ilk sebeplerinin bilgisi, metafizik hikmet tanımlarıdır. Matematik, fizik, mantık, siyaset ve ahlak hikmet sayılmaz onlar metafizikten faklı olarak dar varlık alanlarını inceler.

Hikmet: İnsani gücün elverdiği oranda, insani nefsin kavramları tasavvur etmek, kuramsal ve maddi doğruları tasdik ederek incelemektir…

İbnü’l-Heysem‘e göre hikmet: bütün doğruları bilmek, yararlı bütün şeyleri yapmaktır. İnsan, hayvanlardan farklı, akıllı bir varlık olarak mutluluğu talep eder. Hikmetin kavranması mutluluğun kendisidir. Hikmetsiz insan eksik insandır. Hikmetli olan kendini gerçekleştirmiş ve öteki canlılardan ayrılmış demektir.

Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Fususü’l-hikem eserinde hikmeti tanımlar. Bir bilgiyi hikmet kılan ondaki yönlendirici ve hükmedici niteliktir. Gerçek anlamda hakim, hikmetin bilgisine sahip olmakla kalmayıp bu bilgiyi kullanan, uygulayan ve onunla hükmedendir.

Her şeyin hakkını vermek, her şeyi yerli yerine koymak hikmet gereğidir. Allahın kulları varlıktaki ilahi hikmetin farkına vardıkça bu bilginin hükmü altına girerek bilgelik yolunda ilerler……

Çeşitli manalarda;

1.Bilgelik. 2. Tanrı’nın insanlarca anlaşılamayan amacı. 3. Gizli sebep 4. Öğüt verici söz 5.Eski ,dilde Fizik. 6. eski dilde Felsefe anlamlarına gelir.

Arapçada insanı iyi olana yönlendiren… çirkin ve kötü olandan alıkoyan kastıyla kullanılmıştır.

İbranice ustalık anlamına gelen hokhmah kelimesiyle aynı Semitik köke dayandığını belirtir. Hikmet ve hüküm kelimeleri “bilmek” (ilim) ve “anlamak” (fıkıh) anlamlarında da kullanılmıştır.

Yunan felsefe eserlerinin çevirisi sırasında Araplar tarafından felsefe karşılığı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Philo- Sophia(felsefe) terimi hikmet sevgisi olarak çevrilir. “falsafa” şeklinde Arap sürümü de kullanılagelmektedir..Felsefe Hikmetin kendisi değil….  hikmete  duyulan  sevgiyle  beraber   hikmete  ulaşmada takip edilecek yolların araştırılmasını içeren bir bilim  bir araçtır….

Öyleyse  HİKMET …  Bilgeliğin … bilmekle anlamanın… yaşama geçirilmesindeki  Ustalığın sonucunda  kazanılan  İLAHİ bir Lutuf  ve doğrusu  büyük   Mükafattır….

Günümüzde insanlar  bilgiyi arar oldu hikmeti değil… Halbuki bilgi geçmiştir… HİKMET ise gelecek…..

(Kızılderili Atasözü)

HİKMET…Müminin yitik malı gibidir..Onu nerde olursa almaya hak sahibidir…

Hz.Muhammed (sav)

Sevgiyle…..

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

BİLGE Kişi….

demet

Bilge İnsan….

Herşeyi gözlemler, sorgular araştırır..Öğrenmeden duramaz..Düşünmeden hareket etmez..
Düzenli ve temizdir..İyimserdir..Her yeni güne gülümseyerek başlar..Doğru peişinde koşar..Kimseyi taklit etmekten hoşlanmaz..Özgür düşünmeye çalışır..İnsanlara bağımlılığı yoktur..
Kendi değerini insanların ona verdiği değere göre ölçmez..Kendini kimseye ispatlamaya çalışmaz..Anlama ve yorum kabiliyeti yüksektir..Bir konuya bir kaç açıdan bakabilir..Yararlı düşünceler üretir..Kendi sınırlarını bilen..Başkalarının da kendi sınırlarını zorlamasına izin vermeyen kişidir..Kültürlü ,okumuş, görgülü, ileri düşünceli ,münevver kişidir..

Bir çok kutsal kitaplarda ve bilge kişilerin karekterlerinde yansıtıldığına göre; Bilge kişinin karekteri en üst aşamada oln O nun karekterine benzemelidir… Rabb in izinde yürümek yürürken kendisinin içimizde biçim kazanması… hayatımızın dizginlerini ele alıp,karekterimize O nun Ken-di erdemlerini kazandırmasıdır…Ruhsal Anlayış denilen güçlü bir ruh ve güçlü bir kişilik bir maneviyat içeren olgun kişiliktir.. Hikmet ve terbiye sahibi olan akıl zeka ve bilgiden önce hüner ve beceriye sahip olmaktır.

Bilgeliğin kaynağı Allah korkusudur..Allaha karşı duyulan derin saygı ve hayranlıktan ötürü yanlışın zararlarından sakınmaktır..Aldığımız kararlarda kimi hoşnut etmek istediğimiz üzere doğru ve yanlış olacaktır..Buna göre; İyiyle kötü ..doğru ile yanlış arasında ayırt etme becerisi..Gerçek ile sahte kalıcı ile geçici değerler arasında ayırt etme becerisi..Manevi sırları anlama ve hayatın içinde ..hayatın her alanında onun isteği üzere hareket edebilme yeteneğidir…
Bunun tam tersi olan durumlarda vardırki(Allaha sığınırız). Bunlarada Anlayışsız kimseler denir..
*Bön ,kolay kanan,yoldan saptırılan…
*Akılsız kötülükle sevinen..Bilgiçlik taslayan ukala kişi demektir..
*Müstehsi(alaycı,küstah,yerici)Adaleti ,terbiyeyi,düzeltmeyi hiçe sayan..

İnsan ilişkilerinde esenlik gelişme ve doğruluğu teşvik etme ve bunları doğru yollar kullanarak yapabilmekte..Karakter..dilin kullanılış şekli..seçilen yollar.. hedefler..düşünceler ve niyetler gibi ustalaşmış kimselerdir….Yani USTA…Ustalaşmış kimselere Bilge denir..Ruhununun gerçek sesini duyabilen ermiş kişidir.. İnsan zihninin sığlığında cesurca kulaç atabilen kişidir..
Allah korkusuyla denetlenen yürek diğer insanlarla ilşkimizde doğru tepkiler verdiren Anahtardır..

Türk dili ve araştırmalarında da yer alan ”Edgü”kişi..”Bilge ”kişi…”İyi”kişi anlamında kullanılmış..İyilik , güzellik, fazilet, nezaket, hoşluk , hayr, yarar, karşılık beklemeksizin yardım yapan kimse anlamına geldiği gibi bilge kişilerin alp veya cesur olmalarının yetmediği aynı zamanda edgü yani iyi kişi olmalarının gerekliliği”kutadgu bilik” gerekse ”Kül Tigin Yazıtı” Bilge Kağanın yazıtı ve çince kitabelerden yola çıkılarakbu konuda yapılan araştırmalarla ..Bilge kişinin İYİ kişi…İyiliğe yönlendiren..İyiliğe iyilikle karşılık veren..konuya,komşuya, akrabaya,insana değer veren… saygı duyan… ağırlıyan bir kişilik üzere olması gerektiği belirtilmiştir…

”Edgülügni suw adakında kemiş başında tile”
”İnsanlar için yaptığın iyiliği suyun dibine at..o yine suyun üzerinde görünür olup yüzer..

Sahip olduğun tüm güçle yapabildiğin kadar iyilik yap..İyilikle gel..

İyilik yapmakta devam et ey iyi kişi….İyilik kocamaz onun ömrü ebedidir..

*Bilge kişi su gibidir,su ki, beslerken dört bir yönü,yarışmaz, tartışmaz şunu, bunu.Kibirsizce akar, seçmeden sağı solu,bu yüzdendir ki, Yol’a uyumludur yolu.İşte bilge kişi benzer şekilde,yaşar, doğayla iç içe…Düşüncesinde derin,verirken tarafsız engin.Konuşurken doğru,ve yönetirken dürüst.Gündelikte yeterli,ve edimlerinde tutarlı.Yeteneğince üretici,fırsatlar kadar girişimci.Ne kimseye üstün olma çabasında,ne de kimse ona üstün. Lao-Tse/Tao Te Ching” (Yol ve erdem)

*Sadece bir iyi vardır… bilgi ; ve sadece bir kötü vardır… cehalet.
Socrates

*Cahiller tarafından yönetilmek istemiyorsan Bilge kişilere yönel…..

*BU gün düşündüğün kadar BİLGE olmadığını anlarsan… bu gün daha BİLGEsin demektir…

(TÜRK  Atasözü)

Sevgiyle…

(Araştırma//Vit-amin.net/)

İMAM I GAZALİ…..Ey ! OĞUL…..

KELAM

Az kelime ile çok şey anlat…….

Ey oğul!

Bir meseleyi yazarken gereksiz kelime kullanma. Az kelimeyle çok şey anlatmaya çalış.

Sonu gelmeyecek arzular peşinde koşmak, sapıklıktır.

Başkasını kınayan ve hep kusur söyleyen adamın dostu olmaz.

Din süslerin en güzelidir.

Kuru gürültü, boş yere vakit harcamaktır.

Sarhoşluk insanlıktan uzaklaşıp şeytanlaşmaktır.

Yapılan bir akdi bozan kimse sırtına bir kin yüklenmiş olur……..

Yumuşak söz büyüklerin ahlâkındandır.Diyerek başlasak  NACİZANE SÖZE yine onun nasihatiyle;

Asıl adı Ebû Hâmid Muhammed olan İmam-ı Gazali Hazretleri Horasan bölgesinde Tus şehrinin Gazale köyünde 1058 yılında dünyaya geldi. 1111 yılında ise dünyaya veda eyledi. İslâm dünyasında Hüccetü’l-İslâm (İslâmın ispatlayıcısı) olarak tanınan İmam-ı Gazâlî, Selçuklu döneminde yaşamış, İslama yönelen hücumlara, dine yapılan taarruzlara karşı müdafaalarda bulunmuş, dinin anlaşılması için tartışmaya açılmış olan meselelere çözümler getirmiş bir müceddiddir, dinin yenileyicisidir.

İmâm-ı Gazalî’yi halka tanıtan hacımca küçük, fakat tesiri bakımından büyük olan eseri Eyyühe’l-Veled olarak bilinen ve dilimizde Ey Oğul şeklinde bilinen eseridir “Müslümanın yirmi dört saati” demek olan bu kitap, ayrıca bir öğüt ve nasihatler bütünüdür. Birçok dünya diline çevrilen, UNESCO tarafından da yayınlanan Ey Oğul, batıda ve doğuda okuma rekoru kıran bir eserdir.Öğütlerinden   bazı  kesitler;

Allah’tan kork

Ey oğul!

Allah’tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. Ona kulluk görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nisbette kaçın. Allah’ın saadete uzanan yolundan ayrılma. Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki, yaşayışın sıhhat bulsun, gözlerin aydın olsun.

Çünkü gizli ve kapalı hiçbir şey Allah’tan gizli ve kapalı değildir.

Babana itaat et

Ey oğul!

Senin hayatını renk katmak için güzel belgeler koydum. Onları korur ve dediklerime kulak verir, günlük yaşayışını ona uydurursan hükümdarların gözleri ve gönülleri sana karşı ilgiyle dolup taşacaktır.

O halde şu anda da, bundan sonra da babana itaat et.

Boş sözden uzak dur

Ey oğul!

Aklının hemen kabul etmeyeceği şeyi söyleme. Lüzumsuz lâftan, çok gülmekten, şaka ve alaya almaktan, din kardeşinle tartışmaktan sakın.

Böyle yapmak saygıdeğerliği götürür, kin ve düşmanlık kapılan açar.

Ağırbaşlı ol

Ey oğul!

Ağırbaşlı, terbiyeli, saygılı ve nezaketli olmaya çok dikkat et ve itina göster. Ancak böyle yaparken gurura kapılma. Sonra senden bu sıfatla söz edilir.

Halka tepeden bakma. Sonra senden bu sıfatla bahsedilir.

Herkese hoşnut davran

Ey oğul!

Dostuna da düşmanına da hoşnutluk göster.

Başkasına eza ve cefa etmekten kendini alıkoy ve bunu onlardan korkup ürktüğün için de yapma. Sadece iyi bir huy olduğunu düşünerek öyle davran.

Ortayolu tut

Ey oğul!

Bütün işlerinde ortayolu tut. Çünkü işlerin en hayırlısı orta yoldur. Az konuş. Karşılaştığın her Müslümana selâm ver.

Yürüyüşüne dikkat et

Ey oğul!

Ölçülü adımlarla yürü, ayaklarını yerde sürükleyerek yürüme. Sağa sola baka baka yürüme.

Etrafı rahatsız ederek, başını şunun bunun kapısına doğru döndürme.

Merhametli ol

Ey oğul!

Cenab-ı Hak şefkati ve merhameti sebebiyle Musa Aleyhisselâma peygamberlik verdi. Ey oğul! Sen de şefkat ve merhameti elden bırakma ki merteben yüce olsun.

Yeryüzünde olan mahlukata merhamet eyle. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Yâ Ebâ Hüreyre! Yeryüzünde olan mahlukata merhamet eylersen, Allah da sana merhamet eder.”

Anne-babanın rızasını al

Ey oğul!

Anne-baban yaşlanınca elinden geldiği kadar onlara yardım et. Çünkü ebeveynin, sen küçükken türlü türlü zahmetini çektiler. Devamlı onların hayır duasını al. Beddua ederlerse dünyan da, âhiretin de yıkılır. Anne-babanın rızası Allah’ın rızasıdır. Onların öfkelenmesi Allah’ın gazabıdır.

Resul-i Kibriya Efendimiz (a.s.m.), “Cennet onların ayağı altındadır” buyurmuştur.

Bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Anne-babasına iyilik edenin, onların gönlünü alanın ömrü bereketli ve uzun olur. Yarın kıyamette azap görmez.”

Akrabana iyilik et

Ey oğul!

Senin evindeki bereket direği, rahmetin vesilesi, sana gelecek musibetlerin gidericisi evindeki yaşlı âmâ akra-bandır. “İdare edemiyorum, geçimim dardır” deme. Onların vesilesiyle gelen bereket olmasaydı, geçimin daha da darlaşacaktı.

Hocana hürmet et
Ey oğul!

Hocana tazim ve hürmet et. Çünkü hoca hakkı ana-baba hakkından fazladır. Ana-baban dünyanı mamur ederken, hocan âhiretini mamur eder. Onun içindir ki, hocaya hürmet, ana-babaya hürmetten efdaldir.

Hocanı gördüğün zaman elini öp, hürmet et, diz çöküp edeple otur. Senden bir isteği olursa, kendi işini bırak, önce onun işini gör.

Eğer fakir ise elinden geldiği kadar yardım ederek hayır duasını al. Çünkü hocanın talebesine duası, ana-babanın evladına duası gibidir.

Kardeşinin ayıbını gizle

Ey oğul!

Mü’min kardeşinin bir ayıp ve kusurunu görürsen onu gizle, ifşa edip yayma.

Resul-i Ekrem (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir mü’min kardeşinin kusurunu görür de, halkın yânında onu rüsvay etmezse, Allahü Taâla Kıyamet gününde onun ayıplarını örter, mahşerde halkın huzurunda rüsvay etmez.”

Küçük ve büyük kardeşine güzelce davran

Ey oğul!

Eğer kardeşin senden küçük ise, ona edep ve terbiyeyi öğret. Okut ve tahsil yapmasını temin et. Tatlı sözlerle öğüt ver, fena hallere düşmesine mâni ol.

Şayet kardeşin senden büyükse, ona saygı ve hürmet göster, sözünü dinle, anlattıklarına kulak ver. Âhiret kardeşine ise tazimde kusur etme. Senden bir haceti varsa, çabuk yerine getir. Çünkü, ana-baba bir kardeşten âhiret kardeşin daha hayırlıdır.

Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Birbirleriyle Allah için âhiret kardeşi olanlara, Cenab-ı Hak âhirette bir derece ihsan eder ki, hiçbir amelle o manevî dereceye erişilemez.”

Eğer âhiret kardeşin uzakta ise ara sıra ziyaret et, ihmal etme.

Oğlunu ve kızını iyi yetiştir

Ey oğul!

. Oğluna ve kızına küçükken edep ve terbiye öğret. Onları iyi yetiştir. Büyüdükleri zaman öğretmen güç olur. Hanımının ve çocuklarının bir suçu olursa bağışla.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Çocuklarınızın, hanımınızın ve hizmetçinizin suçunu bağışlayınız.”

Küçüklerin kabahatim affetmek, büyüklerin şanıdır.

En efdal sadaka ehline, evladına ve hizmetçisine verdiğin sadakadır. Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Bir kimse hanımına, çocuklarına ve hizmetçisine gönlünün istediği yemeği yedirirse, Allah Taalâ ona bin derece ihsan eder.”

Oğlunu yabancı kadınlarla ülfet ettirme. Yedi yaşında namazı, dokuz yaşında orucu öğret. Günah ve haram olan şeyleri bellet.

Misafire ikram et

Ey oğul!

Evine misafir gelirse kapıda karşıla, selâmını al. İzzet ve ikram ile “Hoş geldiniz, safa geldiniz” diyerek önlerine düş.

Odada üst başa oturt. Sen de aşağıya otur. Yemek vaktinden önce gelmişse yemek çıkar. Yemek vaktinden sonra gelmişlerse tatlı birşey ikram et.

Kalkıp giderken “Rahatsız oldunuz, özür dilerim” diyerek kapıya kadar uğurla.

Gece kalmak için akşam üstü gelen misafire de bu şekilde ikram et, yemek yedirdikten sonra gece fazla oturma. Belki misafir yorgundur. Münasip bir yere yatağını yap, yanına su koy, tuvaleti de göster. “Allah rahatlık versin” diyerek kendi odana çekil. Sabah olunca kahvaltı çıkar. Eğer kalıcı misafir ise, kalıncaya kadar gönlünü hoş tut. Gideceği vakit yemek yedirmeden bırakma. Belli bir yere kadar yolcu et, “Allah selamet versin” diye dua et.

Yiyip içerken şunlara dikkat et

Ey oğul!

1. Sofraya oturmadan önce ellerini yıka.

2. Sağ dizini dikip sol dizinin üzerine otur.

3. Tabağın ortasından değil, kendi önünden ye.

4. Sofrada sağa sola eğilerek yanındakileri rahatsız etme.

5. Ağzında lokma varken konuşma.

6. Ağzındaki lokmayı kimseye gösterme.

7. Etrafına çok bakma.

8. Ekmeği ısırıp yemeğe batırma.

9. Vücudunun rahatını istersen az ye ve az iç.

10. Sofradan kalkınca da az su iç.

11. Cemaat içinde sümkürüp tükürme.

12. Su içerken acele ile bardağı dikerek, hort hort içme. Vücuda zarardır. Yavaş yavaş arada nefes alarak iç.

13. Ayakta su içme. Sıhhate zarardır.

14. Bir kimse su isterken sen de isteme.

15. Terli iken su içme.

16. Gece uyanıp su içmek doğru değildir.

17. Eğer çok susamışsan önce ağzını çalkala, sonra az iç.

Çarşı pazarda şunlara dikkat et

Ey oğul!

1. Çarşı pazarda yürürken kimseye omuz vurma, incitme.

2. Kimse ile alay etme.

3. Meydanda yere sümkürme ve tükürme.

4. Elle çekişip kavga etme.

5. Sattığı şeyi geri getirirlerse al.

6. Yalan söyleme

7. Kimseyi aldatma.

8. Dükkânını erken aç, geç kapa ve kaparken Besmele çek ve “La havle velâ kuvvete illâ billahi”l-aliyyilazîm”i oku.

9. Halkla tatlı konuş.

10. Yenecek birşey alırken sahibinin izni olmadan alıp tatma.

11. Aldığın yiyeceği evine açıktan götürme. “O nedir?” diyene tattır.

Arkadaşlık hukukuna riayet et

Ey oğul!

Bir kimseyle yol arkadaşlığı yaparsan onun ayağınca yürü, hızlı yürüme.

Öteye beriye sapma.

Yol arkadaşını bırakıp da bir tarafa savuşma. Bir işle meşgul olup da bekletme.

Arkadaşlık hakkını ve onun alışkanlıklarını gözet ki, senden hoşnut olsun.

Ondan ayrılacağın vakit helâlleşip veda et ve elini sık.

Hasta ziyaretine git

Ey oğul!

Hastanın halini hatırını sormak görgü kuralıdır.

Hastayı ziyaret ettiğin zaman odasına habersiz girme.

İçeri girerken selâm ver, hastanın sağ yanına oturup elini okşa. “Neren ağrıyor, hastalığın nedir, şimdi nasılsın?” diye sor. “İnşâallah geçer” diye teselli et ve ümitlendir.

Hastanın yanında çok oturma.

İhtiyacı varsa elinden geldiği kadar yardım et.

Eğer hasta ağır ve kendini bilmiyor veya doktor, kimse ile görüşmesini yasaklamışsa odasına girme, ev halkından haber al veya bir adam gönderip sordur:

Hasta ziyareti insanî bir vazife olduğu gibi, sünnettir ve sevabı çoktur.

Cenazeye katıl

Ey oğul!

Akrabandan, dostlarından veya memleketin ileri gelenlerinden biri vefat ederse cenazesine katıl.

Cenaze sahibine, evlat ve akrabasına orada hazır bulunanlara selâm ver.

Vefat eden fakir ise cenaze masraflarına yardım et. Cenazeyi yaya olarak takip, etmek sünnettir. Mazeretin yoksa mezara kadar yaya git.

Cenazeye katılamıyorsan ailesine mektup yazarak başsağlığı bildir.

Cenazede bulunmak ve cenaze namazını kılmak çok büyük sevaptır.

Kısaca İnsan ol…İnsan ol…İnsan ol…..(Araştırma//Vit-amin.net)