Kategori arşivi: BİR ALİM

iLim…

İLİM…

kitap-okumak

”’Ümmetimin din alimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidirler..”’

”Alim ile abid arasında 100 derece vardır..Her derecenin arası 70 yıllık mesafe gibidir..”

”İlim öğrenmek her Müslümana farzdır..”

Hz. Muhammed (sv)

Eczacı Filiz

HER Sene yeniden…

“Şaban Ayının her perşembe günü gökler süslenir ve melekler şöyle dua ederler: ‘Ey Mabudumuz, bu günü oruç tutanı bağışla ve duasını kabul et.’ ”

“Şaban Ayının, Şaban olarak adlandırılmasının sebebi müminlerin rızıklarının bu ayda taksim edilmesinden dolayıdır.”

Dört kişinin ağızlarından ışıklar yükselerek Müslümanların karargâhlarını aydınlattı ve onların cesaret ve güç kazanmalarına vesile oldu…Resulullah’a (s.a.a) anlatılınca, Hazret (s.a.a): “Bu nurlar o kardeşlerinizin Şaban Ayının başlangıcında yaptıkları amellerden kaynaklanmıştır.” buyurdu.

Şaban Ayı girince, nefsinizi temizleyin ve bu ay boyunca niyetlerinizi iyi ediniz.”

İyi Niyetle…Kolej açıcam..Üniversite yaptırıcaz.Eczane açıcaz…Hocamla devam…

Eczacı Filiz

ALİM…

Alim

Büyük insanlar  kandiller  gibidir..

Etrafını aydınlatır..

Onlar  yeryüzünün  bereketidir…

Herkese  iyilik  yaparlar…

”Biz… senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi? Ve yükünü indirip-atmadık mı? Ki o… senin belini bükmüştü; Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? Demek ki gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık daha vardır.»
(İnşirah Suresi/1-6)

Allah bir kuluna hayr murat edecek olursa….

”Sana gerçekten bir fetih (yolunu) açtık.”
(Fetih Sûresi, 48/1)

ALLAH‘ın kullarına açacağı rahmeti durduracak HİÇ KİMSE yoktur.”
(Fâtır )

Eczacı Filiz

MÜMİN müminin AYNA sıdır…..

 

“Ey inanan kullarım! Allah’ı çok zikrediniz.” (Ahzâb Suresi, ayet 41)

“Onların gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur; ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna. Kim bunları, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.”(/Nisa/128)

“Kovucu, cennete giremez.”(/Buhari/)

“Mümin müminin aynasıdır. Mümin müminin kardeşidir; Onun kaybolan malını ve çiğnenen şerefini korur, arkasından kendisini destekler, gıyabında hakkını savunur.” (Ebu Dâvud)

Mümin müminin aynasıdır…Kişi  gerçek  bir  mümin le  karşılaştığında kendisini görür..Çünkü   onun  kalbi  ayna  gibidir  saf  ve  temiz…Ve  karşısına  gördüğü kusurların  kendine  ait olduğunu  bir bir  anlaması  ne kadar  zaman  alır  bilinmez….

“Bir sevgili…. bir misafir düşünün ki Cenab-ı Hak’tır. O…. senin gönlüne girmek istiyor. O’nun yeri orasıdır.”

Gönül âyinesin sofi eğer eder isen safi

Açılur sana bir kapu âyân olur Cemâlullah

Safî olan gönülden bir kapı açılır ve orada Allah tecelli eder.

Bir kudsi hadiste: “Yer ve gök beni istiab edemedi; 

Yetmiş bin hicâb geçeriz Hakk’ı her şeyde sezeriz

Her nefeste Allah adın dî müdâm
Allah adıyla olur her iş temam

Ey  KuL..

Edepli edebinden  utanır..Edepsiz onu  korkuttum sanır…

Edeple….

Eczacı Filiz

DoĞrUsU …Büyük mükafatın adı HİKMET………

 

Bismillahirrahmanirrahim

وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا

Ve cealnâ sirâcen vehhâcâ(vehhâcen).

İçlerine parıl parıl parlayan bir kandil astık. Nebe (13)

İşte böylece sana da emrimizle Kur’an‘ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzeresin…

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِّنْ أَمْرِنَا مَا كُنتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ وَلَكِن جَعَلْنَاهُ
نُورًا نَّهْدِي بِهِ مَنْ نَّشَاء مِنْ عِبَادِنَا وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî mel kitâbu ve lel îmânu ve lâkin cealnâhu nûren nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Şura(52)

Hikmet ….sözde ve davranışta tam ve doğru isabet… lafzı az manası engin söz… Kuran’da Allah’ın peygamberlerine ve seçkin halis kullarına nasip ettiği derin anlayış kabiliyeti….gibi çok çeşitli anlamlarda kullanılabilen geniş kapsamlı bir kavramdır. İslam alimleri islami ansiklopedilerde de yer alan bilgiler doğrutusunda hikmet için ….

“Hikmet; faydalı ilim ve salih ameldir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır Hak dini Kur’an Dili I 915). Bu durumda hikmetli konuşmak dendiğinde anlaşılması gereken faydalı özlü doğru yerinde ve gerektiği kadar konuşmak olmalıdır.
Çünkü hikmet ancak imanla Allah korkusundan kaynaklanan samimiyetle ve Yüce Allah’a duyulan teslimiyetle kazanılabilen bir özelliktir.

“Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir…” (Bakara Suresi 269) ayetiyle de haber verildiği üzere hikmet sahibi olmak yalnızca peygamberlere ait bir özellik değildir.

Kuran ahlakını tüm dünyaya tebliğ etme sorumluluğu tüm Müslümanların üzerindedir. Bu şerefli görevde hikmetli konuşma özelliğinin insanlar üzerinde güzel bir etki oluşturacağı düşünülürse böyle bir istekte bulunmanın önemi daha da iyi anlaşılacaktır. Gerçekten de hikmet sahibi bir mümin Yüce Allah’ın en razı olacağı konuşmaları yapabilmekte insanlara Kuran ahlakını en anlaşılır ve en etkili bir biçimde anlatarak çeşitli hayırlara vesile olabilmekle şereflenebilmektedir..

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” (Nahl Suresi 125)

Yaşadığı her olayda Allah’ın yarattığı hikmetlerin mutlak müdahalesinin üstün ahlakının sonsuz aklının benzersiz sanatının ve tecellilerinin bilincinde olan bir kimsenin bu anlayışının doğal bir sonucu olarak konuşmaları da hikmetli olacaktır.

Allah’tan başka bir kuvvet olmadığının Allah’ın her şeyi işitip gördüğünün hiçbir şeyin O’ndan gizli kalmayacağının bilincindedir. Bu da onun her sözünü Allah’tan sakınarak Müslümana yakışan bir konuşma üslubuyla söylemesini sağlar.

Daima bu şuuru yansıtan bir üslup sergileyecek ağzından çıkan her söz özenle seçilmiş ve düşünülmüş olacaktır. Sohbeti dinleyenlerin ilgisini çekecek ve hoşuna gidecek nezaketi samimiyeti ve doğallığı herkes tarafından hissedilecektir. Cümleleri kısa ve özlü açık ve anlaşılır verdiği örnekler ise çarpıcı bir etki taşıyan ve genellikle dinleyenlerin hafızasında yer eden örnekler olacaktır.

Kuran’da hayatları hakkında detaylı bilgi verilen Hz. Muhammed (sav) Hz. İbrahim Hz. Musa Hz. Yusuf gibi birçok peygamberimiz hikmetli konuşmanın en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Tebliğ yaptıkları insanlara karşı verdikleri örnekler sordukları düşündürücü sorular yaptıkları kısa ama akılda kalıcı anlatımlar inkar eden kimselerle olan diyalogları tüm Müslümanlar için birer hikmet örneği niteliğindedir.

Bazı bilginler ‘hikmet’in Kur’an’da dört anlamda kullanıldığı görüşündedirler:

* Kur’an’ın öğütleri anlamında. “….Ve Allah’ın size öğüt olsun diye indirdiği Kitabı ve hikmeti anın…”

* İnce anlayış ve ilim anlamında. “Andolsun ki Biz Lokman’a hikmet verdik.” (31 Lokman/12)

* Peygamberlik manasında. “Gerçek şu ki Biz Ibrahim soyuna kitap ve hikmet verdik.” (4 Nisa/54, ayrıca bak. 2 Bakara/251)

* İnce sırlarıyla Kur’an anlamında. “Rabbinin yoluna hikmetle davet et…” (16 Nahl/125, ayrıca bak. 2 Bakara/269)

Hikmet kelimesinin ‘derin anlayış sahibi olma, dinin inceliklerini bilme’ anlamı yönünden ‘fıkh’ kelimesiyle, her şeyi yerli yerine koyma anlamı yönünden ‘adalet’ kavramıyla, anlamak ve bilmek manası yönüyle ‘ilm’ kavramıyla yakın ilgisi bulunmaktadır. Hikmetin bu kadar anlamını üç maddelik bir tefsirde toplamak mümkündür.

Hikmet; Faydalı amele götüren bilgi, bilgiye dayalı olarak ortaya konulan faydalı amel, İlim ve amelde sağlamlık demektir…

Hikmet, yalnız başına ne ilim’dir, ne de felsefe. Hikmet, bunların da ötesinde, kişinin her şeyi yerli yerinde yapması, sözde ve amelde isabetli olması, ya da bilgi ve anlayış sahibi olmasıdır. Hikmet, bir açıdan da faydalı olanı işaret etmektedir. Öyle sağlam bir bilgiyle, maksada uygun olarak yerine getirilen bir amel elbette faydalı olacaktır..

İslam Öncesi …Filozoflara: hükema, felsefeye: hikmet tabiri kullanılmıştır. İslam öncesi felsefe akademilerine “büyûtü’l-hikme” denmektedir. Kindî, el-Hârizmî, Şehristânî, Âmirî gibi alim ve düşünürler felsefeyi hikmetin kendisi değil hikmet sevgisi, hikmetin talep edilmesi ve sistemli şekilde araştırılması olarak anlamışlardır. Filozof cemiyeti İhvân-ı Safâ’ya göre felsefe, hikmetin araştırılmasıdır.

İbn Miskeveyh de hikmeti onu araştıranlar için Allah’ın en büyük lutfu olarak değerlendirerek hikmeti araştıran kimselerin aydınlanıp arınacağını, hikmete ulaşıp bu bilgiyle kurtuluşa ereceklerini söyler.

İslam filozofu Kindi, felsefe ve hikmet terimin eş anlam gibi kullanıyor, metafiziği “hikmetlerin hikmeti olarak adlandırıyordu.

Farabi’ye göre hikmet anlamları idrak etmekti. Farabi, Allah’ın hem âlim hem hakim olduğunu belirtirken hikmeti “en üstün ilimle en yüce şeyleri akıl etmek” şeklinde tanımlar.

İbn Sînâ metafizik anlamdaki hikmetin: yönteminin bir şeyi her yönden düşünme, amacının ise insanın ulaşabileceği nihaî sebepleri kavramak olduğunu söyler.

Platon ile Aristo’yu uzlaştırdığı eserde onlardan “hakimler” diye söz eder. İbni Sina’ya göre gerçek anlamda hikmet metafiziktir. En üstün malumun en üstün bilgisi, en doğru ve en kesin bilgi, varlıkların ilk sebeplerinin bilgisi, metafizik hikmet tanımlarıdır. Matematik, fizik, mantık, siyaset ve ahlak hikmet sayılmaz onlar metafizikten faklı olarak varlık alanlarını inceler.

Hikmet: İnsani gücün elverdiği oranda, insani nefsin kavramları tasavvur etmek, kuramsal ve maddi doğruları tasdik ederek incelemektir…

İbnü’l-Heysem‘e göre hikmet: bütün doğruları bilmek, yararlı bütün şeyleri yapmaktır. İnsan, hayvanlardan farklı, akıllı bir varlık olarak mutluluğu talep eder. Hikmetin kavranması mutluluğun kendisidir. Hikmetli olan kendini gerçekleştirmiş ve öteki canlılardan ayrılmış demektir.

Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Fususü’l-hikem eserinde hikmeti tanımlar. Bir bilgiyi hikmet kılan ondaki yönlendirici ve hükmedici niteliktir. Gerçek anlamda hakim, hikmetin bilgisine sahip olmakla kalmayıp bu bilgiyi kullanan, uygulayan ve onunla hükmedendir.

Her şeyin hakkını vermek, her şeyi yerli yerine koymak hikmet gereğidir.

Allahın kulları varlıktaki ilahi hikmetin farkına vardıkça bu bilginin hükmü altına girerek bilgelik yolunda ilerler……

Çeşitli manalarda;

1.Bilgelik. 2. Tanrı’nın insanlarca anlaşılamayan amacı. 3. Gizli sebep 4. Öğüt verici söz 5.Eski dilde Fizik. 6. Eski dilde Felsefe anlamlarına gelir.

Arapçada insanı iyi olana yönlendiren… çirkin ve kötü olandan alıkoyan kastıyla kullanılmıştır.

İbranice ustalık anlamına gelen hokhmah kelimesiyle aynı Semitik köke dayandığını belirtir. Hikmet ve hüküm kelimeleri “bilmek” (ilim) ve “anlamak” (fıkıh) anlamlarında da kullanılmıştır.

Yunan felsefe eserlerinin çevirisi sırasında Araplar tarafından felsefe karşılığı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Philo- Sophia(felsefe) terimi hikmet sevgisi olarak çevrilir. “falsafa” şeklinde Arap sürümü de kullanılagelmektedir..Felsefe Hikmetin kendisi değil….  hikmete  duyulan  sevgiyle  beraber   hikmete  ulaşmada takip edilecek yolların araştırılmasını içeren bir bilim  bir araçtır….

Öyleyse  HİKMET …  Bilgeliğin … bilmekle anlamanın… yaşama geçirilmesindeki  Ustalığın sonucunda  kazanılan  İLAHİ bir Lutuf  ve doğrusu  büyük   Mükafattır….

Günümüzde insanlar  bilgiyi arar oldu hikmeti değil… Halbuki bilgi geçmiştir… HİKMET ise gelecek…..

HİKMET…Müminin yitik malı gibidir..Onu nerde olursa almaya hak sahibidir…

Hz.Muhammed (sav)

Sevgiyle…..

Eczacı Filiz

BİLGE Kişi….

Bilge İnsan….

Herşeyi gözlemler, sorgular araştırır..Öğrenmeden duramaz..Düşünmeden hareket etmez..
Düzenli ve temizdir..İyimserdir..Her yeni güne gülümseyerek başlar..Doğru peşinde koşar..Kimseyi taklit etmekten hoşlanmaz..Özgür düşünmeye çalışır..İnsanlara bağımlılığı yoktur..
Kendi değerini insanların ona verdiği değere göre ölçmez..Kendini kimseye ispatlamaya çalışmaz..Anlama ve yorum kabiliyeti yüksektir..Bir konuya bir kaç açıdan bakabilir..Yararlı düşünceler üretir..Kendi sınırlarını bilen..Başkalarının da kendi sınırlarını zorlamasına izin vermeyen kişidir..Kültürlü ,okumuş, görgülü, ileri düşünceli Eczacı filiz dir..

Bir çok kutsal kitaplarda ve bilge kişilerin karekterlerinde yansıtıldığına göre; Bilge kişinin karekteri en üst aşamada O nun karekterine benzemelidir… Rabb in izinde yürümek yürürken kendisinin içimizde biçim kazanması… hayatımızın dizginlerini ele alıp, karekterimize O nun Kendi erdemlerini kazandırmasıdır…Ruhsal Anlayış denilen güçlü bir ruh ve güçlü bir kişilik bir maneviyat içeren olgun kişiliktir.. Hikmet ve terbiye sahibi olan akıl zeka ve bilgiden önce hüner ve beceriye sahip olmaktır.

Bilgeliğin kaynağı Allah korkusudur..Allaha karşı duyulan derin saygı ve hayranlıktan ötürü yanlışın zararlarından sakınmaktır..Aldığımız kararlarda kimi hoşnut etmek istediğimiz üzere doğru ve yanlış olacaktır..Buna göre; İyiyle kötü ..doğru ile yanlış arasında ayırt etme becerisi..Gerçek ile sahte kalıcı ile geçici değerler arasında ayırt etme becerisi..Manevi sırları anlama ve hayatın içinde ..hayatın her alanında onun isteği üzere hareket edebilme yeteneğidir…

İnsan ilişkilerinde iyi gelişme ve doğruluğu teşvik etme ve bunları doğru yollar kullanarak yapabilmekte..karakter..dilin kullanılış şekli..seçilen yollar.. hedefler..düşünceler ve niyetler de profesyonelleşmiş kimselere Bilge denir..Ruhununun gerçek sesini duyabilen ermiş kişidir.. İnsan zihninin sığlığında cesurca kulaç atabilen kişidir..
Allah korkusuyla denetlenen yürek diğer insanlarla ilşkimizde doğru tepkiler verdiren Anahtardır..”Edgü”kişi..”Bilge ”kişi…”İyi”kişi anlamında kullanılmış..İyilik , güzellik, fazilet, nezaket, hoşluk , hayr, yarar, karşılık beklemeksizin yardım yapan kimse anlamına geldiği gibi bilge kişilerin alp veya cesur olmalarının yetmediği aynı zamanda edgü yani iyi kişi olmalarının gerekliliği”kutadgu bilik” gerekse ”Kül Tigin Yazıtı” Bilge Kağanın yazıtı ve çince kitabelerden yola çıkılarak bu konuda yapılan araştırmalarla ..Bilge kişinin İYİ kişi…İyiliğe yönlendiren..İyiliğe iyilikle karşılık veren..konuya, komşuya, akrabaya, insana değer veren… saygı duyan… ağırlıyan bir kişilik üzere olması gerektiği dir.

Sahip olduğun tüm güçle yapabildiğin kadar iyilik yap..İyilikle gel..

İyilik yapmakta devam et ey iyi kişi….İyilik kocamaz onun ömrü ebedidir..

*Sadece bir iyi vardır… bilgi ; ve sadece bir kötü vardır… cehalet.
Socrates

*Cahiller tarafından yönetilmek istemiyorsan Bilge kişilere yönel…..

*BU gün düşündüğün kadar BİLGE olmadığını anlarsan… bu gün daha BİLGEsin demektir..

Devam edin..Hocam ve Kendim..Nice Seneler birlikte..

Eczacı Filiz

EDEP….en güzel hali TESETTÜR…

İnsan- ı  Kamil  olmanın en güzel hali EDEP….İnsan olmanın  hakikati  edep..Tesettür de bir edeplilik hali..Kişinin kendine duyduğu güven ve saygının alametidir…Rabbinin emrine itaatin acizliğinin bilincinde bir bilinçlilik halinin en güzel ifadesidir..Tesettür….ALLAH’ ın  emridir..

Siyasi bir araç  ve  malzeme olarak kullanılamayacağı gibi….Hiç bir  siyasi  partiyi de temsil edemez….Hiç bir  siyasi partinin tekelinde değildir…Siyasi  partilerin  hoşuna gitsin   diyede  örtülünmez…Çünkü  o zaman kişi sadece  kendini  kandırmış  olacak ..birde bunu  Allah  rızası  ve  emri için  yapanların da   yanlış  anlaşılmalarına  sebeb olacak ki  birde bu yüzden  vebal  olacak…..Özenti  olarak  başlasada  bunu   iyi niyetle  bir  başlangıç  kabul etmek devamının   gelmesini  dilemek te  ayrıca  ön  yargılı   bakışlara  karşıda  olumlu  bir  teşviktir…Ayrıca  siyasi  fikirler ve siyasi anlayışlar Allahın  emri  dururken .. tercihini     bu doğrultu da örtünmekten    yana kullananlara da ön yargılı bakma ve davranma   özgürlüğünü kimseye tanımaz…Tesettür kadının cazibesini teşhir için  değil aksine  cazibesini   ve ziynetlerini  gizleme gerekliliğinden   emr olunmuştur..Bu  emir  sadece  örtülülere değil  herkesim  insanın geneline gelmiştir..Mümkün olabildiğince sade  yalın  bir  o kadarda insanın  kendisi  olması gerekir..Erkekler için   de tesettür vardır…Onlarda da içinde bulundukları şartlara uygun  ölçülü  teşhirci olmayan giyim kuşam içinde bulunmaları gerekir..Yani her şeyde olduğu üzre  adabına uygun  giyinilmelidir…Edep  hali ve ehli olabilmelidir…Teşhirci  giyim kuşam     süslenmelerden  kaçınılmalıdır..

Edep bir taç  imiş nuru Hüda dan……Giy  o  tacı emin  ol her   beladan…Edep her insanoğlu için    vazgeçilmez bir  ziynettir..Kadını erkeği…örtülüsü örtüsüzü …büyüğü küçüğü ….yaşlısı genci yoktur….

Güzel Ahlak, nezaket, fazilet, iyilik, güzellik,    incelik, zerafet  hali ile hallenmektir…..””Edepli edebinden  susar..Edepsiz  onu  korkuttum sanır…”’

‘Bir başka deyişle  de  edep edepsizlerin   edepsizliğine katlanabilme  sanatıdır…aynı zamanda…Bu yolda  karşılaşılan  zorluklar ve ön yargılarda  son derece mütevazi  bir  mücadeleyi  ve  beraberinde gelen edeplilik halini gerektirir……

İlim meclisine  girdim kıldım talep..İlim taa gerilerde  kaldı   ..İlla  edep..illa  edep…

Edep aklın  dıştan  görünüşüdür…Ve  Evliyalığa  giden  yolun üç olmazsa olmazlarından   biri..Takva..ibadet…edep…

En güzel  örtüdür  biz  kullar  için..Edep konuştuğun zaman   dilini  korumak..Yalnız  kaldığında  kalbini  korumaktır..Edep  senden  üstün olana  hürmet  göstermek..senden  aşağı olana da şefkat göstermek…Dengin olanla   da    güzel  geçinmektir…Edep  dilini tutmak….  korumak …. güzel  geçinmektir..

Edep  ilimden  önce  gelir…(Hz.Ömer R.a)

Arifin edebi  edebin  üstündedir..Onun  manevi  bilgisi  onu  terbiye  etmektedir…Edep  hedeflenen..  bir bütün…terbiye  bir yol  bir  süreçtir…

Edep  haddini bilmektir…Haddini  bilmek  edeptendir…Edep Allahtandır..

Edep  bütün hallerde  istikamet ve iyilik üzre olma  hali..Edep  insan bedenin deki  ruhun en güzel temsilidir…Enbiya ve  evliyanın  nuru…sukut….incelik….nezaket…zerafet..İnsan la hayvan  arasındaki  en büyük  farktır…Edep makamların en güzeli  sultanlık tır….

Sehl Hz.”’Edebi  küçümsemek  haramı  küçümsemeye..haramı  küçümsemek  saygıyı  kümsemeye..Saygıyı  terketmekte  şükrü  terketmeye  götürür…şükrü terk etmekte  imandan ayrılmaya  götürüceğinden…kulun  imanı  yanlız  edeple  doğru  olur…

Edepsizlik  bilginin azlığın dan ileri gelir…Şekil  senin  ilahi  ilimdeki  mertebeni  göstermez..Bunu ancak  edep  gösterir..

Kul  edep ile  her iki alemde de yüksek  hallere ve derecelere erişir…Eski devirlerde  önce edep  öğretilmesi  bunun  içindir..Şükürsüz  ve edepsiz (saygısız) Allah ın  ihsan  ve  lutuflarından  mahrum  olur…

Dolayısıyla  örtünmeninde bir  adabı  ve edebi  vardır..”Allahın emrine  uymak…İnsan  ruhunun…”Elesti  bi  R abbi  küm ”  de     verilen    sözlerin  yansımasıdır…”’OKU”’ALLAH ın adıyla ”’OKU”’ emri gereğince ”OKU” ….   En  Güzel     ve   En Yüce   Kitab ı    KUR’AN ı  Kerim i   Oku….Kadın  güzelliğinin  ve zerafetinin  ziynetinin  örtülmesi gerektiğini  bildiren ayetleri  OKU…Nur  suresi ve  Nisa  suresi….Oku  …oku  ve  örtün… Örtün… uygula  ve  sevdiklerinden başlıyarak  bildir…Tesettür bedenin   edebidir  doğru…Onlar  ALLAH   için  konuşur..

Gözü  ibret..kalbi  şükür..dili  zikirle  meşguldür……Edep   hepimiz  içindir…

Eczacı Filiz

Hikmet ve İbret dolu bir KİŞİLİK….

Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir.

Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir.

Ayrıca, Nasrettin Hoca´nın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir.

Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum: “İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye” şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.

Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.

Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur.

Eczacı Filiz

ye küRküm ye….

NASREDDİN Hocayı  hepiniz  bilirsiniz.Bu yazımda  onun ‘ ye kürküm  ye ‘ masalına  değinmek  içimden  geldi…Şimdiki  zamanla  o zamanı  birbirine kıyaslarsak   şimdiye  geleli bi  hayli  zaman  olmuş  ama  insanlar  aynı  sanki…bi  bakalım ozaman  Hocamıza neler olmuş….

Akşehir’in beyleri Hoca’yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca’yı, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” demeye başlamış.

– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

– Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.

BİR YANDAN İTİBAR  KILIĞA  GELİRKEN  KILIĞI  YÜZÜNDEN  HOR GÖRÜLENLERDE  AZ  DEĞİL…Biz biz  olalım  insanları  kılıklarından  daha çok  fikir  ve karekterlerine  göre   karşılayalım..Bu arada   şık  temiz ve  nezih  giyinen  insanlarında  dış görünüşlerindeki kadar içlerindeki güzelliğide farkedelim… Vesselam

Sevgiylee…
Eczacı Filiz