Kategori arşivi: VİTAMİNERAL

KRALİÇE ARI…..

KRALİÇE ARI

ARI SÜTÜ…

VİTAMİNLER – MİNERALLER – AMİNO ASİTLER – ORGANİK ASİTLER

İçinde kuvvetli Radyoaktif ve Manyetik enerji olduğu tespit edilen arısütü genel yapı olarak, besleyici koruyucu ve çeşitli iyileştirici niteliği sahip, gıda maddesidir.

Kromatografisi ile yapılan incelemelerde arı sütünün lipid gaz- sıvı sınıfında, 12’si nonanoik, kaprik, undekanoik, tridekanoik, launk, miristoleik, palmitik, palmitoleik, stearik, linoleik ve arakidik asit olan 26 dan fazla yağ asidi gözlenmiştir.

Arı sütü bileşiminde % 2 – 3 civarındaki kısımda balda dahi bulunmayan ” X Maddeleri” , % 1.5 oranında ise sadece Arısütünde bulunan 10- Hydroxy- delta – 2 – dekanoik asit mevcuttur.

Alfabetik sırayla içerik:
A Redinol-Akseroftol Acide hydroxy-10 décéné-2 transolgue Alanin Fosfor
B1 Thiamine-Anorin Acide hydroxy-10 decanoigue Arginin Sülfür
B2 Riboflavine-Laktoflavin Acide Saborigue Aspartikasit Bakır
B3 Nicotinamide Acide-décéné-2 transidiolgue Fenil alanin Demir
B5 Pantothonique asit Acide P-hydroxy benzolgue Glikokol Silisyum
B6 Pyridoxie Valin Kalsiyum
B7 İnositol-Myo (Mezo) lozit Cyctin Sodyum
B8 (H) Biotine Gulutamikasit Potasyum
B9 Folikasit İzolosin Magnezyum
B12 Kobalamin Liosin Manganez
C Askorbikasit Lösin Çinko
D Kolekalsiferol Metionin İyot
E Tokoferol, Antisterilite Prolin Selenyum
H Biotine Histidin
Niacin
P Rutine
Serin
Treonin
Triptofan
Bilimsel Veriler

Arı sütü koruyucu, güçlendirici, canlandırıcı, özellikleriyle başta sinir sistemi ve bağışıklık sistemi olmak üzere, insanın fiziksel ve ruhsal yapısına yüksek performans getiren ve RNA ve DNA deposu olma özelliğiyle “ömür uzatan” tamamen doğal gıdadır.

Avusturya’da 120 kişi üzerinde yapılan klinik denemelerde, arısütünün kulalnılması alınması halinde cilt ve saç sorunlarında önemli düzelmeler görülmüştür. Yine Arısütünün içerdiği hormonlar sebebiyle cinsel gücü arttırıcı etkileri tespit edilmiştir.

” Arı sütü yüksek oranda protein, vitamin, mineral madde içerdiğinden besleyici değeri büyük bir besin maddesidir. Organizmayı gençleştirici bir özelliğe sahiptir. Kanser, Kalp-Damar Sistemi, Astım gibi çeşitli hastalıklara iyi geldiği ve Sinir Sistemi üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu bildirilmektedir. Arı sütünün işçi arılar ile ana arılar arasındaki Cinsel farklılaşmayı meydana getiren, biyolojik bir etki yaptığı ve bu etkiye büyük orandaki pantotenik asit miktarının neden olduğu bildirilmektedir. Arı sütünün içinde bulunan 10-hydroxdec 2-cnoic asitden dolayı antibakteriyel etkiye sahip olduğu bildirilmektedir. Saf olarak veya bala karıştırılarak yendiğinde Romatizman sorunlara, Kansızlığa, Çeşitli Göz hastalıklarına, Saç dökülmelerine karşı kullanılmaktadır.”

Ana başlık : Arısütünün yapısı ve üretim yöntemi
Kaynak : Tübitak Bilim ve Teknik dergi – Yıl : 1996 Ay : Nisan Sayı : 341 Sahife : 96

” Arısütü hormonlar ve zindelik veren özel maddeler içermektedir. Arısütü, ekonomik düzeyi yüksek olan ülkelerde pazar bulmuş durumdadır. Hatta Apiterapi denilen yolla arı ürünleri ile tedavi gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bazı doğu bloku ülkelerinde sadece arı ürünleri ile tedavi yapılan klinikler mevcuttur. Arısütü sinir sistemi hastalıklarında, sürekli yorgunluk hallerinde, kısırlık tedavisinde, damar sertliğinde, güç ve zindelik kazandırmakta kullanılmaktadır.

Ana başlık : Beslenmede Arısütü
Kaynak : Tübitak Bilim ve Teknik dergi – Yıl : 1989 Ay : Nisan Sayı : 257 Sahife : 21

İşlerin yoğunluğu nedeniyle bir süredir takipçilerime  yeni bilgiler sunmaya fırsat bulamamıştım ..Tekrar merhaba..

Sevgiyle..

(/A//Vit-aminet/)

 

D Vitamini yetersizliği….

slo

D Vitamini Yetmezliği

Çözümü basit , ama sonuçları ciddi bir hastalık! *

Vitaminler insan hayatının devamı için dışardan mutlaka alınması gereken, besin ögeleridir. Bu anlamda D vitamini ( D vit) hem vitamin hem de hormondur. Çünkü uygun koşullarda insan vücudu tarafından da sentezlene-bilmektedir (Deride bulunan Kolesterolün, Ultraviole B ışınlarla aktive olması sonucunda). Onu hormon yapan bir özellik de insan vücudunda mevcut hemen her hücrede reseptörleri olmasıdır. (Reseptör: Anahtar gibi düşünün . Her anahtar bir kilidi açar, bazı anahtarlar birden çok kilidi açarlar. Kapı açılınca odanın içinde ne varsa serbest kalır, görevlerini yaparlar).

D vitamini, yağda eriyen bir vitamindir. D vitamininin vücudumuza girmesi için derimizde mevcut olan bir kolesterol türevinin güneş ışığı altında ön – inaktif D vitaminine dönüştüğünü söylemiştik. Bu ön molekül önce Karaciğerde yarı aktiv D3 vitaminine dönüşür. Oradan kan yoluyla böbreğe gider ve aktif D vit’e (Kalsitriol) dönüşür. Ağız yoluyla besinlerle aldığımız D vitamini de barsaklardan emildikten sonra aynı prosedürden geçer. Süt ve süt ürünleri (Peynir) en çok D vitamini içeren yiyeceklerdir (Tabii, ürününü tükettiğimiz hayvanın vücudunda yeterli D vitamini olması gerekir. Bugünkü hayvan besleme şeklinde yeterli D vitamini olduğu çok şüphelidir)

Hem dışardan alınabilen hem de vücut tarafından üretilebilen D vit’nin teorik olarak eksikliğinin görülmemesi gerekirdi. Fakat D vit. eksikliği bütün dünyada, her iki cinste ve hemen tüm yaş gruplarında çok yaygındır. Daha da kötüsü eksiklik giderek yaygınlaşmakta ve derinleşmektedir.

D vitamini türevlerinin “ Hormon” olarak etkilerini göstermeleri için böbrekte aktif D vit’e (Kalsitriol) dönüşmeleri şarttır. Bu nedenle sağlam bir böbrek şarttır.

D vitaminin insan sağlığı açısından önemi nedir ?

Aspirin gibi D vitamininin de her gün yeni bir özelliği bulunuyor. Hayati önemi olan bu özellikler ne yazık ki halk kitlelerine yeterince anlatılmıyor.

Aşağıda özet olarak D vitamininin şu ana kadar bulunan ve bilim dünyasında herkes tarafından kabul edilen özellikleri sıralanmıştır:

1- Kemik sağlığı için çok önemli olan Kalsiyum emilimini arttırırr ( Barsaklardan). Yaşlanan insanların giderek arttığı bir dünyada Osteoporoz (Yaşlılıkta kemik erimesi) ciddi bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Kırılan kemikleri tedavi etmek yerine kırlmamasını sağlamak daha akılıcıdır. Bu nedenle genç yaşlardan itibaren yeterli kalsiyum ve D vit alarak iskelet sisteminin yaşlılığa hazırlanması gerekir. Ayrıca D vitamini eksikliği yaşlılarda daha sık görülür. Çünkü yaşlanan insanlar daha az güneş görür, daha kötü beslenir (Örneğin diş sorunları), aldıkları D vitamini barsaklardan daha az emilir v.b. Yetersiz D vitamini Raşitizm (Çocuklarda ) ve Osteomalazi (çocuk ve erişkinlerde) nedenidir. Sakatlık ve ekonomik açıdan toplumlara ağır faturalar ödetir.

2- Kalsiyum iyonunun, yaşam için vazgeçilmez bir önemi vardır. D vit ve Parathormon(PTH) (Tiroid bezinin yanında yer alan 5-6 mm büyüklüğünde 4 adet bezin salgıladığı hormon) sayesinde Kalsiyum sürekli olarak kanda belirli, sabit bir düzeyde tutulur. Bunun hayati önemi vardır. Çünkü belli bir aralığın altında ve üstünde sinir iletimi bozulur ve hayat devam edemez. (Kalp durması)

D vit barsaklardan kalsiyum iyonu ve kalsiyumla yakın ilgisi olan Fosforun emilimini organize eder. D vit olmasaydı kalsiyum emilimi çok yetersiz olurdu.

İdrarla vücut dışına atılan fazla kalsiyumun da gerekli hallerde kana geri emilimi için D vit gerekir.

3- Çok yaygın olan hipertansiyon yani arteriel kan basıncı yüksekliği hastalığının düşük D vit düzeyleri ile ilgisi vardır. Normal düzeylerde D vit’nin Hipertansiyonu düzelttiği ve koroner arter hastalık ( Miyokard infarktüsü) riskini azalttığı bilinmektedir. Yaş ortalaması 59 olan 1739 hastada yapılan bir çalışmada D vit normal olan hastalarda 5 yıllık bir sürede Kardiyovasküler risk % 62 oranında azalmıştır.

Periferik arter hastalığı ismini verdiğimiz ve en çok bacak atar damarlarının tıkanmasına neden olan kronik hastalıkta düşük D vitamini düzeyinin kontrol grubuna göre (D vitamini düzeyi normal grup) periferik damar hastalığını % 80 arttırdığı gösterilmiştir. Tabii buradan D vitaminini yüksek seviyeye çıkardıktan sonra dilediğiniz kadar sigara içebilirsiniz anlamı çıkmıyor. Sonuç olarak sigara vücutta “Oksidatif stres” i en çok arttıran bir toksin. Birçok antioksidan madde (C vitamini, selenyum, D vit, kara üzüm, balık yağı, zerdeçal…) bunu dengelemeye çalışıyor ama başaramıyor. Yine de söz konusu antioksidanları almayanların başları daha erken ve ağır belaya giriyor.

Dünyanın en saygın merkezlerinden biri olan Farmingham enstitüsü (A.B.D, Boston) yaptığı meşhur araştırmada D vit düşük olan deneklerde kalp problemlerinin düşük D vit düzeylerinde % 62 arttığını tespit etmiş.

4- Bir kısmı otoimmün kökenli olan (Kendi vücuduna karşı antikor yapma hastalığı) Romatolojik hastalıkların kökeninde D vitamini eksikliği yatmaktadır. Tabii Otoimmün hastalıkların gelişimini tek bir faktöre bağlamak hatalı olur. Gerek hipertansiyon gerekse Romatolojik hastalıkların genetik, çevre koşularrı , yaşam tarzı, karşılaşılan toksinler (Sigara gibi) D vitamini dışında başka besinsel ögeler, yaş, cins gibi birçok faktörlere bağlı olarak geliştiğini unutmamak gerekir. Bir kaç kötü faktör yan yana geldiğinde söz konusu hastalık ya da hastalıklar ortaya çıkar, daha şiddetli seyredebilir ya da ileri yaş yerine genç yaşta ortaya çıkabilirler. Bu hemen hemen tüm sağlık sorunları için geçerlidir.

Bugün D vit eksikliği ile ilişkilendirilen Otoimmün hastalıklar şunlardır: Multipl sklerozis, Romatoid artrit, Sistemik lupus eritematozus, Sjögren sendromu, sistemik sklerozis, dermatomiyozit, primer bilier siroz, primer sklerozan kolanjit, Ülseratif kolit, Crohn hastalığı ( Son ikisine ortak olarak inflamatuar barsak hastalığı denmektedir) , psöriazis, vitiligo, Bülloz pemfigoid ( Ağır bir deri hastalığı ) alopecia areata ( Belli bir bölgede saç dökülmesi), İdiopatik dilate kardiyomyopati ( Tedavisi mümkün olmayan kalp yetmezliği) , Tip I Diabet ( Çocuk yaşlarda başlayan kesin olarak insülin almayı gerektiren tip ) , Graves hastalığı ( Değişik bir Hipertiroidi şekli) , Hashimoto tiroiditi ( Tiroid bezine karşı antikorlar gelişir ve tiroid bezi yetmezliğe girer ), Myastenia Gravis ( Kas, sinir yetmezliği ), Ig A nefropatisi, membranöz nefropati ( Son ikisi sonunda böbrek yetmezliğine neden olur), pernisiyöz anemi ( Eritrositlerin volümlerinin arttığı bir kansızlık türü ). Okuyucunun dikkat etmesi gereken önemli bir nokta yukarda sayılan tüm bu hastalıklar Kan hücreleri arasında yer alan LENFOSİTLERLE ilişkilidir. T tipi lenfositlerin alt grubunu oluşturan CD8 + tipi lenfositlerin kanda azalması bu hastalıkları başlatır ( AİDS ise CD4+ tipi lenfositlerin hasarı ile gelişiyor) . CD8+ T lenfositleri azalınca Otoimmün hastalıklar başlıyor. Bu tip lenfositlerin azalmasında D vitamini eksikliği önemli bir rol oynuyor. Unutmayalım ki insan organizması kadar karışık ve kendini tamir edebilen bir makinada bir hastalığın tek nedeni yoktur. Örneğin özellikle gelişmekte olan toplunlarda çok yaygın olan EBV ( Epstein – Barr virüsü ile oluşan infeksiosuz mononukleozis ) de CD8+ T lenfositlerini azaltmakatadır. Fakat sonuç olarak yukarda sayılan tüm bu hastalıklarda CD8 + tipi T lenfositleri düşük olarak bulunmaktadır. Onların sayıca düşmesinde D vitaminin de bir rolü olduğu bilinmektedir.

Okuyucunun bilmesi gereken bir konu da, bir hastalığın oluşması için , insana saldıran iç ve dış kuvvetlerin toplamı , savunma mekanizmalarını aşabilmesi gerekliliğidir. Bu denge hastalığın oluşması kadar, kaç yaşında oluşacağı ( Belki hasta o yaşa gelmeden başka bir nedenle ölecektir) , ne şiddette seyredeceği, tedaviye ne kadar yanıt vereceği, erken ve doğru tanı konup konmadığı ile de yakından ilgilidir. Hepsinden önemlisi genetik alt yapı ve eşlik eden başka hastalıklar, sigara ve kronik stres gibi zararlı etkenlerin de olayın içinde olup olmadığı gidişatı tayin edecektir.

5- Bağışıklık sisteminin temelinde, vücudumuza burun, barsak, vajen, meme başı, yaralanmalar gibi birçok doğal ve hastalık sonucu oluşan kapılardan giren düşman mikroorganizmaları etkisiz hale getirmek vardır. İşte bu mekanizmalardan birisi olan Fagositoz (Mikrobun büyük bazı özel hücreler tarafından yutulup yok edilmesi) D vit tarafından etkin hale getirilir.

Bağışıklık sisteminin temel yapılarından olan monosit ve lenfosit adlı kemik iliği hücrelerinin kaliteli ve yeterli fonksiyon görebilmeleri için aktif D vit gerekir.
Kathelcidin isminde bir biyomolekül D vit tarafından daha fazla üretilmektedir. Bu biyomolekül, bakteri, virus ve mantarların fagosite edilmesini kolaylaştırmaktadır.

6- Kanserler: Kanada Kanser Derneği bilimsel verilerin ışığı altında sonbahar ve kış aylarında her gün 1000 ünite D vit almayı tavsiye etmektedir. Çünkü Kolon, Meme, Prostat, Over (Yumurtalık) , Pankreas kanserleri başta olmak üzere birçok kanser gelişiminin düşük D vitamini düzeyleri ile ilgisi bulunmuştur. Hatta meme kanseri tedavisi görmüş hastalarda düşük D vitamini düzeylerinin devamı halinde nüks ihtimali artar. Tabii kanser gelişiminde tek faktör D vitamini olamaz. Genetik faktörlerin önemli olduğunu biliyoruz. Genetik bilmi hızla ilerliyor ve kanserden sorumlu genleri tespit ediyor. Nerdeyse hergün belli kanser türü gelişimini başlatma açısından sorumlu bir geninin keşfedildiği bir yüzyıldayız.

D vitaminini kanser dünyasına yerleştirmek için kısa bir “Biyoloji” yolculuğu gerekiyor :

İnsan vucudunda nerdeyse her saniye hücre çoğalması sırasında kusurlu ve hatalı bölünen hücreler ortaya çıkıyor. (Hayatın devamı için hücrelerin kontrollü olarak çoğalması ve yenilenmesi şarttır). Bu hücreler uygun genetik ortamda ve sigara gibi zararlı etkenler altında kontrolsüz bir şekilde büyümeye devam ediyorlar. Hatta kendi kan damarlarını kendileri yaratıyorlar. Buna kanser deniyor. İşte Apoptozis denilen bir mekanizma, hasarlı hücre ve hücre kırıntılarını yok edebiliyor. Vücudun kanserden korunma mekanizmalarından en önemlisi olan apoptozisi arttıran ve azaltan birçok madde vardır. D vitamini Apoptozisi arttıran güçlendiren faktölerden biridir. Kanser yapıcı genler de apoptozu durdururlar. Tabii kanserden korunma için vucudun başka savunma sistemleri de vardır. Ama Apoptoz çok önemlidir D vitamini Apoptozu arttıran bir özelliğe sahiptir.

Bu anlatılanlardan anlıyoruz ki D vit kanserli hücreleri de yok edebiliyor.

7- Çağımızın en ciddi problemlerinden biri olan Şeker hastalığı ( Diabet – DM ) ile düşük D vit düzeyleri arasında ilişki bilinmektedir. Gene DM ’ un gelişiminin de çok faktörlü bir hadise olduğunu unutmayalım. Örneğin şişmanlık arttıkça DM artıyor. Enteresan olan Obez insanlarda D vitamini düzeyleri, Diyabetik olmayan bireylere göre çok daha düşük düzeylerde seyrediyor.

Gidişat o ki, obezite artıyor, D vit düzeyleri azalıyor. Kanser ve DM artıyor. Kötü bir kısır döngü değilmi?

Tip I diyabet dediğimiz ve çocuk – gençlik yaşalarında ortaya çıkan aslında otoimmün bir hastalık olan olan DM çeşidi ile D vitamini arasındaki ilişki uzun süredir iyi bilinmektedir. Türkiyeden yapılan bir yayında Tunç ve arkadaşları Tip I diyabeti olan çocuk ve gençlerde D vitamini yetmezliği olanlarda günlük İnsülin dozunun belirgin olarak daha yüksek olması gerektiğini bulmuşlardır.

8- D vitamini ve kas gücü, yapısı arasında ilişki bulunmuştur. Düşük D vit kas gücünü azaltmaktadır. Hatta yaşlılarda kemik kırıklarının fazla olmasının bir nedeninin ( Osteoporoz dışında ) kas zaafiyeti nedeniyle artan düşmeler olduğu söylenmektedir. Kas gücü yeterli olmayan insanların dengelerini sağlamakta güçlük çekecekleri açıktır.

9- İnfeksiyonlar: D vit ve Fagositoz arasındaki pozitif ilişki birçok infeksiyona ( Gripal inf. İnfluenza, Tuberküloz v.b) karşı vücudu korumaktadır. Etyopya da 1997 de yapılan bir araştırmada D vit eksikliği nedeniyle Raşitizm gelişen çocuklarla, Raşitizmi olmayan çocuklar karşılaştırılmış. Raşitik çocuklarda pnömoni ( Akciğer enfeksiyonu) görülme sıklığı 13 kez fazla bulunmuş.

D vitamini düzeyi çok düşük iken ek D vitamini ile normale dönen hastalarımdan bazıları, eskiden çok fazla üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiklerini ama artık geçirmediklerini söylemektedirler. Ama tabii bunun bilimsel bir veri olmadığını sadece bir gözlem olduğunu söylemek gerekir.

10- Multipl skleroz (MS): Çağımızın korkunç hastalıklarından biri olan MS ile D vitamini arasında ilişki bulunmuştur. 2006 yılında ciddi bir bilimsel makalede yayınlanmıştır. Tabii burada ince nokta şudur: D vit düzeyi düşük olan hastalar birçok kanser türüne, MS’ e, Romatoid artrit’e v.b gibi birçok hastalığa daha kolay yakalanıyorlar. Bu tamam ama hastalık başladıktan sonra D vitamini düzeyini arttırmaya yönelik tedaviler ilgili hastalığın gidişini ne kadar etkiliyor? Bunu tam olarak bilmiyoruz. Ya da nasıl bir D vitamini şekli (Örneğin Kalsitriol?) ne kadar dozda kullanılmalıdır? Bunu da şu anda bilmiyoruz. İyisi mi biz hastalıklar başlamadan D vit düzeyimizi yükseltelim.

2011 yılında Almanyada yapılmaya başlanan bir çalışma MS hastalarında D vit düzeylerinin çok düşük olduğunu tesbit ettikten sonra hastalarını iki gruba ayırmış. Birinci gruba gün aşırı 20.400 ünite gibi yüksek bir doz D vitamini veriliyor. İkinci gruba gün aşırı 400 ünite gibi “ Normal ” bir D vitamini ek desteği veriliyor. Çalışma halen devam ediyor. Amaç inflamatuar bir otoimmün sisnir hastalığı olan MS’in Yüksek D vit ile tedavi edilip edilmeyeceğini görmek. Bu çalışmanın ilginç yanı, yazarların bilimsel veriler çerçevesinde en azından bu kadar yüksek D vitamini kullanmayı uygun bulmaları. Ayrıca bu çalışmanın birçok etik kurul tarafından da yapılmasına izin verilmiş olması da önemlidir.

11- Diş eti hastalıkları

12- Parkinson hastalığı (Şüpheli)

13- Genel olarak ölüm riski: Bu konuda yapılan çalışmaların güvenilirliği şüpheli olmakla beraber D vitamini düşük bireylerin yaşam sürelerinin daha kısa olduğu tespit edilmiş. Tabii burada sigara kullanımı, alkol tüketimi, Diyabet, fizik egzersiz yapmamak gibi negatif faktörler devre dışı bırakılmalıdır. Böyle bir çalışma Albert Einstein Tıp Fakültesinde 20 yaşından yaşlı 13.331 Amerikalı üzerinde yapılmış. Deneklerden 1988 – 1994 arasında D vitamini düzeyleri toplanmış. 2000 yılına kadar izlenmişler. Düşük D vit düzeyi olanlarda ölüm riski % 26 daha yüksek bulunmuş. Çarpıcı bir sonuç olduğunu kabul etmek gerekiyor.

14- Yüksek D vit düzeylerinin yaşlanmayı geciktirdiğini ve bu nedenle yaşlanmaya bağlı hastalıkların daha az görüldüğünü düşünen ve çalışmalarında gösteren bilim adamları vardır.

D vitamini eksikliğinin yaygınlık derecesi nedir?

Amerika Birleşik Devletlerinde eksikliği en yaygın besin ögesi D vit olarak tesbit edilmiştir.

Türkiyede de bu oran % 90’nın üzerindedir. Yani halkımızın hemen tamamında az ya da çok ağır D vit yetmezliği vardır. Bunu kendi tespitlerimden ( 3000’nin üzerinde ölçüm yaptım) ve Türkiye’de yayınlanan makalelerde görüyoruz. Ankara Dişkapı hst. Çocuk kliniğinden , Tunç ve arkadaşlarının yayınında TİP I DM’lu çocuk – gençlerde D vit yetmezliği % 70 cıvarında bulunmuş. Ancak , normal D vit düzeyini 35 – 55 ng / ml olarak alırsak onların yetersizlik rakamları da muhtemelen daha yüksek çıkacaktı. Dünyanın geri kalanının da durumu da hiç parlak değil. Örneğin hayvanlarının beslenmesine özen gösteren ve çok süt ürünü tüketen İrlanda da bu oran % 50 civarında. Bizim ülkemizde hayvanlar Mera görmedikleri için yonca da yemiyorlar. Dolayısı ile süt ve ürünlerinde D vit ve Omega -3 yağ asiti bulunmuyor. Aflatoksin meselesini bir tarafa bırakısak, Prof. Dr. Kenan Demirkolun dediği gibi “ Şu an marketlerden aldığımız süte, süt bile diyemeyiz” . Dediğim gibi İrlandayı bir tarafa bırakırsak dünyanın geri kalan kısmı da hiç iyi değil. A.B. D’de Atlanta da yoğun bakımda yatan hastalarda yapılan bir çalışmada, hastaların sadece % 1.2’sinde kanlarında D vitamini düzeyi yeterli bulunmuş ( A.B.D satılan sütlere ek olarak D vit katılmasına rağmen ! )

Paradoksal olarak daha fazla güneş ışığı olan güney ülkeleri, kuzey ülkeleri ile karşılaştırılınca durum D vit açısından daha da vahim. Bunun mantıklı açıklaması, süt ve süt ürünleri tüketiminin Kuzey ülkelerinde çok daha fazla olması ve Kuzey ülkelerinin genel olarak ekonomik durumlarının daha iyi olması sonucunda daha iyi beslenmeleridir. Yani güneş işığı tek çözüm değil. Zaten fakir insanların ne kadar güneş ışığı görebildikleri de ayrı bir tartışma konusu.

D vitamini doğal yollardan nasıl alınabilir ?

Pratikte yeterli miktarda alınamadığını bütün dünya biliyor. Ama özellikle peynir yemek, sürekli aynı peyniri yememek, günde 15 -20 dk öğlen güneşi almak (Ultra viole B ışınları öğlen güneşinde var).

Kısa süreli güneş ışını alırken koruyucu krem sürmemek. Yüz ve eller ile sırt’tan alınan UV B ışınları yeterlidir. Bunun haftada iki kez olması yeterlidir. Daha uzun süre güneşte kalmak deride D vitamini dönüşümünü arttırmaz, bilakis azaltır. Koyu derili insanlarda da bu dönüşüm azdır. Melanin pigmenti arttıkça UV- B ışınlarına maruz kalma süresi artmalıdır. Bu nedenle New York’ta yaşayan bir zencinin kanında aktif D vit düzeyinin çok düşük olması hiç şaşırtıcı değildir.

Güneş kremleri bu dönüşümü tamamen yok eder. Zaten saatlerce güneş altında kalanların koruyucu krem sürmeleri deri kanseri gelişiminin önlenmesi açısından bir gerekliliktir.

D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir ?
Kısa süre içinde belirti vermeyebilir. Ancak çok düşük değerlerde, hastaların sürekli halsizlik ve yorgunluktan şikayet ettiklerini, sabah yataktan çıkmakta zorlandıklarını biliyoruz. Yaşlı hastalar yaygın kemik ağrılarından şikayet edebiliyorlar. Tabii bu belirtiler spesifik değil. Örneğin kemik ve eklem ağrıları romatolojik hastalıklarda veya multipl myelomda da (Bir tür kemik iliği kaynaklı tümör) olabilir. Sabah yataktan çıkamamak, hipotiroidi (Tiroid bezinin az çalışması) veya depresyonda da görülebilir.

Bu nedenle hekimin hastasını değerlendirirken çok yönlü düşünmesi ve D vitaminini biyokimyasal olarak tayin etmesi gerekir. Düşük değerlerde tedavinin nasıl sonuç verdiğine bakılır. Genellikle 1-2 ay içinde semptomlar D vitamini eksikliğine bağlı ise düzelir. Ancak burada en önemli nokta , Türkiyede % 90-95 yaygınlığı olan bir hastalıkta her belirtiyi buna bağlamamak gerekir. B12 vitamini eksikliği, demir yetmezliğine bağlı kansızlık da benzer şikayetlere neden olabileceği gibi, çok daha ciddi hastalıklar da benzer semptomlar verebilir.

Çok ağır D vitamini yetmezliği hekimler tarafından tanınabilir. Hipokalsemi (Kalsiyumun düşmesi) ve Parathormonun yükselmesi (Sekonder hiperparatiroidizm) ağır D vitamini yüksekliği belirtileridir ve kan tetkikleri ile tanınabilir. Bazen Alkalenfosfataz da yükselebilir.

D vitaminin normal değerleri nedir?
Tam bir fikir birliği olmamakla beraber, yarı aktif D3 vit’nin kan düzeyi 35 – 55 ng /ml olması gerekir. 25 nanaogram altı ciddi D vitamini yetmezliğidir. 15 ng/ ml altındaki değerler çok şiddetli D vitamini eksikliği olarak kabul edilir. D vit 80 ng/ml üzerine çıktığı zaman ilaç olarak “Ek” alımı bir süre durdurulmalıdır. Ancak benim tespitlerimde fazla ek D vitamini alan hastalarımda bazen 125 ng/ ml gibi değerler ölçtüğüm oluyor. Herhangi bir hastalık tablosu gelişmiyor. Ancak bunu önlemek için ek D vitamini (Devit–3 ampülun kırılarak içilmesi veya intramuskuler yoldan vücuda iğneyle zerk edilmesi) Türkiye’de Temmuz ve Ağustos aylarında uygulanmamalıdır. Tabii bazen özel gereksinmeler olabiliyor. Bunu anlamak için kanda D vit düzeyi ölçülmelidir. Ölçüm için tercih ettiğimiz yöntem pahalı olmakla beraber yüksek performanslı likid kromotografi yöntemidir (HPLC). Ne yazık ki ek D vit alanlar yılda veya en geç 2 yılda 1 kanda D vitamini düzeylerini ölçtürmelidirler.

D vitaminini daha da düşüren haller nelerdir?
Sigara içmek, kronik hastalıklar (Böbrek, karaciğer, kalp v.b), şişmanlık, kış mevsimi, hava kirliliği, sisli- puslu hava, başta peynir olmak üzere süt ürünleri tüketmemek, ileri yaş, adölesan çağ ( 13 – 17 yaş), kara derili olmak (Deride melanin pigmenti fazlalığı), vegan olmak.

İleri yaş üzerinde biraz durmak gerekiyor: Kronik hastalıklar, Alzheimer hastalığı gibi durumlar hem yaşlıları yatağa bağlıyor, beslenmelerini dolayısı ile D vitamini alımlarını engelliyor. Bir de buna diş sorunları nedeniyle beslenememek, ekonomik sorunlar ve güneş ışığı azlığını eklersek durumun vahim olduğunu söyleyebiliriz. Önemli bir etken de yeterli D vitamini alınsa bile yaşlı insanların barsaklarından D vitamini emiliminin yeterli olmasıdır.

Ne kadar Batı ülkesi olduğumuz tartışmalı olmakla beraber, bizim de Almanya, İsveç’ de olduğu gibi yaşlı insan nüfusumuz hızla artıyor. Bu insanlara karşı toplumsal borcumuzu yerine getirmek zorundayız. En azından kaliteli bir yaşam sağlamak ilk görevimiz. Bu görevimize düzgün beslenmeyle yüksek D vit düzeylerini sağlamakla başlayabiliriz. Tabii yaşlı bakım evinde kim, nasıl kontrol edecek, bu büyük bir soru işareti olarak kalacaktır. Kağıt üzerinde Avrupa’da bulunan birçok sistemi ithal ettik. Nasıl işlediğini bir de bana sorun (Huzur evlerini kast ediyorum)

Bazı ilaçlar D vitaminine zarar verebilir: İzoniazid (TBC ilacı), Barbituratlar, D-fenilhidantoin (Epilepsi ilaçları), Rifampin (TBC ilacı), Ketokanazol (Mantar ilacı). Bu ilaçları mecburi olarak kullanması gerekenler, daha fazla D vit almalıdırlar.

Tabii en önemlisi bu kadar yaygın bir hastalıkta dışardan ek D vitamini tableti ya da damlası almamak. Birçok batı ülkesinde besinlere ek katkı maddesi olarak aynı tuza İyod katar gibi D vit de katılmaktadır. Ama faydası şüphelidir. Çünkü bu yolla yeterli D vit almak için de yeterli beslenmek gerekiyor.

Burada şişmanlığın D vitamini düzeyini düşüren önemli bir faktör olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekir. Çünkü 21. yüzyıl bilim adamlarının tahminin aksine kişiye göre ilaç uygulaması çağı olmaktan çok, şişmanlık ve Diyabet çağı olma yolunda hızla ilerliyor.

D vitamini düşüklüğü açısından en riskli insanlar kimlerdir ?
Toplumumuzun % 90 -95’i D vitamini eksikliği çekiyor. Bunu unutmayalım. Ama bazı insanlar daha ağır D vit yetmezliği ile karşı karşıyalar :
Gebeler: Hem kendileri hem taşıdıkları bebek/ bebekler risk altındadır. Gebelikte D vitamini ve kalsiyum ihtiyacı daha da artar.
Yoğun çalışan, kötü beslenen, güneş ışığı göremeyenler
Yaşlı insanlar
Menopoza girmiş kadınlar ( Osteoporozun geciktirilmesi açısından yeterli Kalsiyum ve D vit alması gereken en önemli gruptur)
Çocuklar ve özellikle hızlı büyüme çağına giren adölesanlar
Şişmanlar – Obezler
Yağlı Balık (Somon) ve süt ürünlerini reddeden veganlar veya gelir düzeyi bu ürünlere ulaşmasına yetmeyen insanlar
Kronik diyaresi olanlar (İshal nedeniyle kalsiyum ve D vitamini emilimi bozulur)
Kronik hastalıklar nedeniyle yeterli beslenemeyen, D vitamini ihtiyacı artmış hastalar
Kronik hastalıklar arasında, Kronik Böbrek yetmezliğini ayırmak gerekir. Çünkü Hemodiyaliz ihtiyacı olacak kadar böbrekleri yetersizliğe düşmüş bir hasta , vücuduna giren yarı aktif D vit’ni aktif D vit’ne (Kalsitriol) çeviremez. Bu nedenle bu hastaların hepsine aktif D vit verilmektedir (Rocaltrol caps)

Ek D vitamini almayan hemen hemen bütün insanlar(Özellikle Kış aylarında)

Fazla D vitamini alınırsa ne olur ?
D vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğu için vücutta birikir. Yarılanma ömrü 20 -30 gündür. Yani kurşun, civa, kadmium gibi ömür boyu kalmaz. Ama 1 ay gene de birçok ilaçla kıyaslanınca uzun bir süre sayılır. Teorik olarak D vitamini intoksiksikasyonu olabilir. Ama nadirdir. Ek D vitamini alarak intoksikasyon görülmesi çok zordur. Çünkü vücutta bir sigorta sistemi olarak depolanan Dvit inaktiftir. Eğer Böbrek ve Karaciğer rezervi sınırlı, ek olarak ayrıca hergün kalsiyum alan bir hastaya her ay 300.000 ünite D3 vitamini (Devit -3 ampul) verilirse 3-4 ayda toksik düzeylere ulaşılabilir. Birçok insan 2 ayda bir, 1 ampul Devit–3 içtiğinde yeterli D vit düzeyini korur. Bu dozda alınan D vitaminine Kalsiyum eklenmesi (Özellikle Menopoz çağındaki kadınlarda) mahsurlu değildir. Daha önce söylediğim gibi ezbere D vitamini almak yerine D vit düzeyini kanda ölçmek gerekir. Verilen bilgiler erişkinler için geçerlidir.
En büyük tehlike, doktoruna bilgi vermeden başka D vitamini içeren vitamin tabletleri alan hastalardan gelmektedir. Ağızdan Tablet olarak alınan Kalsiyum + D vitamini tabletlerinin barsaktan emilimlerinin çok iyi olmadığını biliyoruz. Ama D vit damla veya ampul içilmesi ile beraber D vitamini tableti almak tehlikeli derecede yüksek değerlere ulaşmaya neden olabilir.
Fazla güneş ışınından D vitamini zehirlenmesi olamaz. Sadece Deri kanseri olursunuz. Ama fazla güneş ışını ve Devit -3 ampulu düzenli kullanıyorsanız tehlikeli düzeylere ulaşabilirsiniz
Bugünkü bilgilere göre günde 10.000 ünite (250 mikrogram) D vit almak emniyetlidir. 1 amp Devit–3 de 300.000 ünite D vit vardır. O nedenle birçok hastaya 2 ayda bir, 1 ampul Devit-3 içmek yeterli gelmektedir. Ölçümlere göre daha sık veya 3 ayda bir, 1 ampul içmesi gereken hastalar da olabilmektedir. Yeni doğan bebeklerin ve çocukların günde 1000 ünite (25mikrogram) D vitamini almaları gerekir.
Kan ölçüm sonucu üst sınır olan 80 ng / ml düzeyini 15 kez geçen insanlarda toksisite gelişmektedir. En korkulan yan etkiler Hiper kalsemi (Kalsiyumun 10.5 mg/dl üstüne çıkması), uykuya eğilim, çok fazla idrara çıkarak su kaybetmek, başka nörolojik belirtilerdir. Hipertansiyon, bulantı, kusma, kaşıntı ve en ağır şekli ile böbrek yetmezliği gelişebilir.
Yüksek değerlerde ilk yapılması gereken, alınan sıvı miktarını arttırmak, güneşe çıkmamak, ek kalsiyum almamaktır. Parenteral kortizon ve Zoledronik asit (Zometa), fazla D vitamini, fazla Kalsiyum düzeyini hızla düşürür.

Sonuç:
D vitamini sağlıklı bir yaşamın ayrılmaz parçasıdır. 21. yüzyılda bazı hastalıklar artarken aynı zamanda da D vitamini düzeylerinin düşüyor olması bilim adamlarının dikkatini çekmiştir ve birçok araştırma yapılmış ve yapılmaya devam edilmektedir. Veriler birçok hastalığın D vit eksikliği ile bağlantılı olduğunu ortaya çıkartmıştır.

Her sağlık sorununu D vit ile açıklamak tabii ki mümkün değildir. Ama Dünya genelinde yaşlı insan sayısı arttıkça, gelir dağılımı bozukluğu nedeniyle beslenme bozukluğu geniş kitlelerde artmaya devam ettikçe sorun da büyüyecektir. Sonuç olarak 100 yıl önce fark etmediğimiz sağlık sorunları ( D vitamini düzeylerinin daha yeterli olduğu, dünya nufusunun daha çok köylerde yaşadığı ve relatif olarak daha iyi beslendiği dönemler) bugün fark ediliyor. Önlem almaya çalışıyoruz.

Dengeli ve yeterli beslendiğimizi düşünsek bile dışardan ek D vitamini ve duruma göre kalsiyum almak gerekiyor. Ek D vitamini alımı çocuk yaşlardan itibaren başlamalı ve ömür boyu sürdürülmelidir. Ekonomik nedenlerden dolayı tartışmalı olmakla beraber D vitamininin kandaki değerinin ölçülmesi uygun olur. Ölçme yöntemi HPLC yöntemi ile yapılmalıdır. Ne yazıkki bu yöntem pahalıdır ve Ülkemizde pek az laboratuarda mevcuttur.

Derimizin güneş ışını alması da çok önemli. Bu asla Güneş altında bütün gün kavrulmak anlamına gelmiyor. İnsan esmerleştikçe derinin , D vit ön madde sentezleme yeteneği de azalıyor.

Sağlık politikası olarak, hükümete düşen önemli görevler var. Unutmayalım ki sağlıksız anneden sağlıklı bebek doğmaz. Mümkün olan her besin D vitamini açısından zenginleştirilmelidir. Bunun ön çalışmalarını yapmak ve etkinliğini ölçmek sağlık Bakanlığının görevidir. Sütleri ve süt ürünlerini tüketilebilir hale getirmek hükümetin görevidir. Unutmayalım şimdinin sağlıksız bebeği 20 yıl sonra hepimize çok pahalıya mal oluyor.

Sağlık bakanlığına düşen bir görev de zor olmakla beraber D vit ölçümlerini yaygınlaştırmak, denetlemek, sübvansiyon sağlayarak ucuzlatmaya çalışmaktır. Tam kan gibi, Tiroid fonksiyon testleri gibi, D vitamini ölçümü de standart tetkikler grubuna sokulmalıdır

Dikkat:

Hiperkalsemisi olanlar, Karaciğer, Böbrek, kemik iliği rahatsızlıkları olanlar, sarkoidoz hastalığı olanlar Yüksek doz D vitamini almamalıdırlar. Bunun için hekime danışmak gerekir. Gene gebelik ve emzirme dönemi sırasında D vitamini ihtiyacının arttığını söylemiştik. Ama çok yüksek doz D vitamini toleransının azaldığını hatırlatmamız gerekir. Hipervitaminoz bebekte dudak damak yarığına neden olabilir. Gene sürekli Böbrek taşı düşürenler ek kalsiyum + yüksek doz D vitamini almaktan kaçınmalıdırlar. Böyle bir gereksinim varsa hekim kontrolu gerekir.

Son sayılan durumlar nadir durumlardır. Geniş halk kitleleri için konuşursak hemen herkes ek D vitamini almalıdır. Özellikle kışın doz artmalıdır. Yazın güneş ışınlarından makul bir şekilde yararlanmak önemlidir.

Kaynak:Prof. Dr. Semih Aydıntuğ/Meme ve Endokrin Cerrahı

 

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

VİTAMİNLER in Kullanımı….

ilkbahar-sofra-Vitaminler insan sağlığı için hayati değere sahip organik bileşiklerdir. Vitamin eksikliği pek çok önemli sağlık sorununa neden olabilir. Bu nedenle vitamin eksikliği bulunan kişilerin uygun vitamin ve besin takviyesi alması çok önemlidir. Vitaminlerin özellikle doğal yollardan alınması önerilmektedir. Ancak ciddi vitamin eksikliği çekenler veya hastalık sürecinde olanlara hekim tavisiyesi ile ilaç şeklinde vitamin takviyesi önerilmektedir.

Sağlıklı beslenen kişilerin hekim tavsiyesi olmadan vitamin tüketmesi sağlık sorunlarına neden olabilir. Gereksiz vitamin tüketimi vücutta birikerek toksik etkiye neden olduğu için böbrek ve karaciğerler için zararlı olabilmektedir. Ancak, yaşlılar, hastalık sürecinde olanlar, hamileler ve çocukların gerekli olan vitamin takviyesi almaları sağlıkları için önemlidir.

Vitamin ve Besin takviyelerine ne zaman ihtiyaç vardır?

Sağlıklı bir beslenmede (yeterli ve dengeli) vitamin ve be­sin desteğine ihtiyaç yoktur. Fakat düşük enerji içeren diyet tüketenler, yeterli ve dengeli beslenenemeyenler (psikolojik yada eko­nomik nedenlerden dolayı), vejetaryenler (özellikle hiçbir hayvansal gıda tüketmeyen veganlar), demir yetersizliği ve anemisi olanlar, gebe ve emziren kadınlar (demir, folat, B12 vitamini vb.), menapoz sonrası kemik kaybı fazla olan kadınlar, yaşlılar, uzun süre ilaç kullananlar (antasitler, antibiyotikler, laksatifler, diüretikler), besin alımını engelleyen alerjik hastalıkları olanlar, bir hastalığa bağlı beslenme (nutrisyon) tedavisi alanlar, diyaliz tedavisi gören hastalar, vb. durumlarda ki kişiler hekimlerinin önerisi ile vitamin ve besin destekleri; mineral, posa, aminoasitler ve fitokimyasallar alabilirler. Supleman olarak sunulan bu besin öğelerinin çoğu, dengeli beslenen sağlıklı insanlar için günlük besinlerden doğal olarak sağlanabilir.

Vitamin ve Mineral Yetersizlikleri

Vitamin mineral yetersizliklerine, (VMY) (mikronutrien malnutrisyonu) tüm yaş gruplarında rastlanabilir. Ancak küçük çocuklar ve doğurganlık çağındaki kadınlar vitamin mineral yetersizliklerinin görül­mesi açısından daha fazla risk taşımaktadırlar. Günümüzde fetal dönemdeki (anne karnındaki) beslenmenin etkilerinin yetişkinlik çağı hastalıklarının gelişimindeki rolü bilimsel çalışma­larla kanıtlanmıştır.

Vitamin ve mineral yetersizliklerinin temel nedenleri;
Vitamin ve mineraller yönünden zengin besinlerin yeterli ve dengeli miktarlarda tüketilememesi,
Besinlerin satın alınması, hazırlanması, pişirilmesi ve sak­lanması sırasında oluşan besin ögesi kayıpları,
Vücutta kullanımlarını engelleyen etmenlerin diyette varlığı,
Emilim bozuklukları ve emilim bozukluklarına neden olan hastalıkların varlığı,(Örn: Helikobakter pylori vd.)
Enfeksiyonlar
Parazitlerin varlığı
İlaç, alkol veya sigara kullanımı
Doğum kontrol hapları (oral kontraseptifler)

Besin Desteği (Supleman) Kullanılırken Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar
Eğer herhangi bir hastalığınız yoksa, doktorunuz önermemişse supleman kullanmayın,
Günlük beslenme durumunuzu değerlendirin,
Hiçbir supleman besinlerin içinde bulunan sağlık için gerekli besin öğelerini sağlayamaz,
Herhangi bir ilaç kullanıyorsanız doktorunuza danışmadan vitamin/ mineral suplemanı kullanmayın. İlacın etkisini azaltabilir yada etkileşim sonucu yan etki yapabilirler,
Supleman kullanacaksanız tek bir vitamin yerine, multivitamin des­teğini tercih edin,
Suplemanları önerilen dozlarda alın,
Yeterli ve dengeli beslenmeye öncelik verin .

Bebekler ve Çocuklarda Vitamin ve Besin Desteklerinin Kullanımı

Demir yetersizliği anemisinin önlenme­si: Demir vücuda oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin yapısında bulunan hemoglobin yapımı için önemlidir. Aynı zamanda demir beyin gelişimi için de gereklidir. Zamanında doğmuş bebekler ilk 4-6 ay yetecek kadar de­mir deposu ile doğarlar. İlk dört altı ay için anne sütündeki kolay emilebilen demir yeterlidir. Ancak altıncı aydan sonra bebeğin demir gereksinimi artar. Tüm yaş grupları için yaşamsal önem ta­şıyan demir eksikliği anemisi, genel olarak 0-5 yaş grubundaki çocukların ve gebelerin ortalama %50’sinde karşımıza çıkmaktadır.

Bebeklerde aneminin önlenmesi amacıyla, ülkemizde 2004 yılından beri Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdür­lüğü tarafından 4. aydan itibaren bebeklere demir supleman desteği prog­ramı “Demir gibi Türkiye” adıyla başlatılmıştır. Bu proje kapsamında 4-12 ay arası her bebeğe proflaktik amaçlı ücretsiz demir desteği sağlanması, uygun tamamlayıcı besinlerin eğitiminin verilmesi, 13-24 ay anemisi olan bebeklere demir tedavisi önerilmesi amaçlanmaktadır.

Adolesanlarda Besin Desteklerinin Kullanımı

Ergenlik, çocukluktan sonra büyümenin en hızlı ol­duğu dönemdir. Bu hızlı büyüme ergenlerin enerji ve besin öğelerine olan gereksinimlerini arttırmaktadır. Adolesanlarda gereksinimlerin artması iştahı uyarı­cı bir etmendir. Günümüzde adolesanların beslenme davranışında; gazlı içecekler, patates kızartması, hamburger ve pizza gibi besinlerin ağırlıkla tercih edildiği, bunun yanında sebze, meyve, süt ve süt ürünleri ve balık gibi besinlerin tüketiminin az olduğu görülmektedir. Beslenme davranışındaki bu olumsuz eğilim toplam yağ, doymuş yağ ve şeker alımını arttırırken kalsiyum, demir, çinko, potasyum, A, D, C vitamin­leri ve folik asit alımının yetersizliğine neden olmaktadır.

Gereksinimin artmasına ek olarak besinlerle vitamin ve mineral alımı­nın yetersiz olması durumunda besin desteklerinin kullanılması gerekli olabilir. Özellikle kızlarda mensturasyonun (adet kanaması) başlaması ay­rıca kızlar ve erkeklerde kas gelişimini artmasına bağlı olarak demir gerek­sinimi artmaktadır.

Ülkemizde, 5 yaş altı çocuklarda, üreme çağındaki ka­dınlarda ve adolesanlarda D vitamini yetersizliğine bağlı problemler karşımıza çıkmaktadır. Adolesanlarda D vitamini yetersizliği oranının %80 olduğu bildirilmektedir. Yetişkinlik­teki kemik yoğunluğunun yarısına yakın bir kısmı gençlik yıl­larında oluşur ve yapılanma 30’lu yaşlara kadar devam eder. Süt, yoğurt, peynir gibi iyi kalsiyum kaynağı besinlerin günlük 3-4 porsiyon tüketilmesi gereksinimi karşılamaktadır. Özellikle genç kızlar kilo alma korkusuyla yeterli düzeyde kalsiyum kaynağı besinleri tüketmemektedirler. Bunun yanında, yeterince (günde 10-15 dakika direk güneş ışığı) güneş ışığından yaralanamama, D vitamininin aktive olamaması gibi nedenler ile gençlerin uzun dönemde kemik gelişimleri risk altındadır. Yetişkinlik dönemine eksik kemik mineralizasyonu ile başlanmaktadır. Yaşlanma ile doğal olarak oluşan kemik kayıpları ile osteoporoz riski de artmaktadır. Gerekli görüldüğü dönemlerde kalsiyum ve D vitamini suplemantasyonu önlem olabilir.

Yetişkin Kadınlarda Besin Desteklerinin Kullanımı

Doğurganlık çağındaki kadınlar, gebeler ve emziklilerin; folik asit, de­mir ve kalsiyum gibi besin öğelerine gereksinimleri artmaktadır. Araştırmalar doğurganlık çağındaki yetişkin (günlük 400 //g) ve gebe kadınların (günlük 600 //g) çoğunluğunun besinlerle folik asit gereksi­nimlerini karşılayamadıklarını göstermektedir. Bu nedenle gebelikte folat yetersizliğinin önlenmesi amacıyla günlük alınması önerilen 600 /g folik asit; folattan zengin besinlerin tüketiminin arttırılması, diyete folik asit ek­lenmesi ve besinlerin folik asit ile zenginleştirilmesi sonucu sağlanabilir. Ancak NTD’inin önlenmesinde etkin olabilmek için hedef tüm doğurgan­lık çağındaki kadınlarda gebelik öncesine yönelik olmalıdır. Ancak günde 1000 mg’ın üzerinde uzun süre folat suplemantasyonu yapıldığında B12 vitamini yetersizliğini gölgeler ve pernisiyöz anemiye bağlı sinir sistemi hasarlarına yol açabilir.

Biyoyararlılığı yüksek demir içeren besinlerin diyette arttırılması ve bitkisel kaynaklarla biyoyararlılığı düşük olan demirin emilimini arttıran C vitamininin her öğünde tüketilmesi, em­zirmenin desteklenmesi, demir emilimini azaltan etmenlerin (fitat, tanen, okzalat, çay, kahve) ortadan kaldırılması, demir kaybına neden olan en­feksiyonların kontrol altına alınması, ekonomik, eğitim ve sosyal yapı ko­şullarının düzeltilmesi, besinlerin demirle zenginleştirilmesi, gerektiğinde demir desteği (suplementasyonu) anemiyi önleyebilir ve tedavi edebilir.

Demir desteği (suplemantasyon) terapatik bir uygulamadır.

Gebelik öncesi demir depoları yetersiz olan kadınlara gebelik döne­minde demir verilmesinin demir yetersizliğini önleyemediği, demir depolarını dolduramadığı konusunda tartışmalar ha­len sürmektedir. Gebeliğin üreme döngüsünün bir parçası olduğu düşünüldüğünde, eğer demir suplemantasyonu ya­pılacaksa, bunun gebelik öncesi dönemde başlamasının gerekliliği de tartışılan konulardır. Ancak gebelikte annenin hemoglobin düzeyi ile bebeklerin ferritin düzeyleri arasındaki doğrusal bir ilişki olduğu bilinmektedir. Demir suplemantasyonu yapıldığı dönemde çinko ile etkileşimi de göz ardı edilmemelidir.

Sağlık Bakanlığı Anne-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğünün programına göre her gebeye 2. trimesterden itibaren demir desteği başlanmaktadır. Çinko düzeyi de gebe kadınlarda yetersiz olduğu için yaklaşık günde 25 mg çinko suplemanı verilmesi önerilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler için bu 60-120 mg/gündür. Çinko demir desteği olmadan tek başına uygu­lanmamalıdır.

Yaşlıkta Besin Desteklerinin Kullanımı

Yaşlılarda özellikle günlük enerji alımı 1500 kal altına düştüğünde; optimal beslenmenin karşılanamaması riski oluşmaktadır. Ayrıca yaşlılığa bağlı gastrointestinal sistem ve böbrek fonksiyonlarından sorunlar nedeniyle, yeterli besin alınmasına rağmen, besinler yeterince vücutta kullanılamayacaktır. Ayrıca mikro besin öğeleri (vitamin-mineraller) emilimi ve kullanımı olum­suz etkilenebilir. Bu nedenlerle yurt dışında özellikle 50 yaş üstü kişilerde ve B12 vitamini yetersizliğinin önlenmesi amacıyla bu vitaminin suplemantasyonu uygun görülmektedir. Ayrıca yaşlandıkça kalsiyum gereksinimi artar. Türkiye’ye Özgü Bes­lenme Rehberinde 65 yaş üstü kadın ve erkekler için 1200 mg kalsiyum almaları önerilmektedir. Ancak yaşlılarda kalsiyum alımını olumsuz yönde etkileyen bazı etmenler vardır.

Yaşlılarda Kalsiyum Alımını Etkileyen Etmenler

1. Süt, yoğurt, peynir gibi kalsiyumdan zengin besinlerin yeterince tüketilmemesi,
2. Diğer besin öğelerinde olduğu gibi vücudun yiyeceklerdeki kalsi­yum emiliminin azalması
3. Fiziksel aktivitenin azlığı veya olmaması
4. Kalsiyumun vücutta kullanımını sağlayacak D vitamininin yeterince olmaması.

Özellikle kadınların menapoz dönemi ve sonrasında hormonal neden­lerle oluşan kemik kaybını yavaşlatabilmek için kalsiyum suplemanları önerilmektedir. Kalsiyum suplemanları 500 mg ve altındaki dozlarda, be­sinlerle birlikte tüketildiğinde en iyi şekilde emilir. Eğer yaşlı birey; eve bağımlı, güneş ışınlarının az görüldüğü bir coğ­rafyada yaşıyor veya aşırı kapalı kıyafetler giyiyor ise yeterince güneş ışınlarından faydalanamıyordur. Yaşlılığın da etkisi ile zaten vücutta D vita­mini sentezi de azalmaktadır. Bu durumlarda doktor önerisi ile kalsiyum yanında D vitaminini de içeren suplemanların kullanımı uygun olacaktır.

Sporcularda Besin Desteklerinin Kullanımı

Sporcular; performanslarını arttıracağı düşüncesi ile değişik maddeler kullanmaktadır. Antrenman veriminin yanı sıra spor performansı artmasını desteklemek ama­cıyla doping sayılmayan besin öğelerinin kullanılması sporcular arasında yaygın uygulamalardır. Bunlara besinsel ergojenik yardım denir. Bu tür besin destekleri 3 grupta sınıflanabilir;

1. Enerji oluşumunu arttıran besin destekleri (karbonhidrat, protein, kreatin, vitamin /mineraller veya bitkisel ürünler).
2. Vücut bileşimini değiştiren besin destekleri ( protein)
3. Toparlanmayı hızlandıran besin destekleri (karbonhidrat, vitamin/mi­neraller veya bitkisel ürünler)

Çalışmalar sporcuların çoğunluğunun vitamin/mineral kullanmakta ol­duğunu göstermektedir. Vitaminleri ayrı ayrı kullanmak yerine multivitamin olarak kullanımı tercih edilmektedir. Aşırı egzersizin serbest radikalleri art­tırması nedeniyle antioksidan vitaminlerin (A, C, E) ve enerji metaboliz­masında rolü olan B grubu vitaminlerin, artan gereksinimi karşılayabilmek amacıyla normalde günlük önerilen miktardan biraz daha fazla kullanımı önerilebilmektedir.

Vitamin ve minerallerin, sporcularda dayanıklılığı arttırma gibi ya­rarlı etkileri olsa da gereksinimin üzerinde alınmasının performansı arttır­dığı saptanmamıştır. Bununla beraber A ve D vitaminlerinin aşırı alımı toksik etki yapabilir. Sporcunun çalıştığı spor dalı ve fizyolojik gereksinmesini karşılayacak şekilde planlanmış bir diyet enerji ve besin öğelerine olan gereksinmesini ve gereksinim duyulan vitamin ve mineralleri karşılar.

Kronik Hastalıklardan Korunmada Vitamin-Mineral Besin Destekle­rinin Kullanımı

Vitamin ve mineraller doğrudan enerji sağlamayan ancak organizmanın enerji üreten yaşamsal reaksiyonlarına katkıda bulunan dolayısıyla metabolik işlevlerin sürdürülmesi, büyü­me ve genel sağlık için elzem olan organik yapıda mikrobesin öğeleridir. Ayrıca bazıları (A, E, C vitaminleri) antioksidan özelliklerinden dolayı doku ve organları oksidatif strese karşı korurlar. Dolayısıyla birçok dejeneratif hastalıktan korunmada ve tedavi aşamasında koruyucu rolleri vardır.

Kronik hastalıklar dünyada ölüm nedenlerin büyük çoğunluğundan sorumludur (yaklaşık 35 milyon). Geliş­miş ve gelişmekte olan ülkelerde görülen kronik hasta­lıkların başında kardiyovasküler hastalıklar ve kanserler gelmektedir. Bunlardan başka obezite ve buna bağlı oluşan tip 2 diyabet, böbrek hastalıkları, osteoartritler de önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Kronik hastalıkların çoğunluğu­nun, risk etmenleri ve tetikleyici etmenleri benzerdir ve beslenmenin dü­zeltilmesi ile büyük çapta önlenebilirler.

Kalp-Damar ve Kanser Hastalıklarında Besin Des­teklerinin Kullanımı:

Özellikle antioksidan vitaminler A, E, C vitaminleri, beta karoten, folik asit ve beraberinde B12 vitamininin supleman olarak kullanılmasının, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser mortalitesi ve morbiditesi üzerinde etkili olabileceğini bildiren çalışmalar bulunmaktadır. An­cak geniş örneklemli prospektif araştırmalar; p karoten suplemanlarının kardiyovasküler hastalıklar ve kanser insidansı üzerinde orta düzeyde, E vitaminlerinin çok az düzeyde olumlu etkileri olduğu göstermiştir. Bununla beraber C vitaminin ateroskleroz üzerine olumlu etkileri bildirilmiştir. Kan­ser hastalarında C vitamini suplemantasyonu yaşam kalitesini düzeltmek­te ve yaşam süresini uzatmaktadır.

Solunum Yolu Hastalıkları ve Soğuk Algınlığında Besin Destekleri­nin Kullanımı

En çok tartışılan C vitamininin soğuk algınlığı üzerine olan etkisidir. Bu konuda C vitamininin yüksek dozlarda suplemantasyonu ile yapılan çalışmaların bir çoğu, soğuk algınlığını önlemede rolü olmadığını, fakat soğuk algınlığı semptomlarını azaltmada, az da olsa olumlu etkisi ol­duğunu belirtilmektedir. Ancak solunum yolu enfeksiyonlarının önlenme­sinde ve otitis media gibi hastalıklar üzerine olumlu etkileri bildirilmiştir. Ülkemiz, C vitamini içeren besinler açısından zengin bir ülkedir. Dolayısıy­la C vitamini gereksinimimizi besinlerden karşılama yoluna gidilmelidir.

Bazı vitaminlerin kullanımı hastalıkların oluşmasında veya seyrinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Örneğin: Asbest maruziyetinde veya sigara kullananlarda p karoten ve A vitamini suplemantasyonu akciğer kanseri insidansını arttırmıştır. Ayrıca A vitamini suplemanı kullanımı se­rum trigliserit düzeyinde orta derecede artışa neden olmuştur. Kalsiyum suplemantasyonunun böbrek taşı oluşma riskini arttırdığı, E vitamini kulla­nımının burun kanamalarındaki insidansı arttırdığı ancak daha ciddi kana­malardan ( hemorajik şok gibi ) sorumlu olmadığı belirtilmiştir.

Besin öğelerinin biyolojik etkileri, onların biyoyararlılıklarıyla yakından ilişkilidir. Biyoyararlılığı etkileyen ana faktörler; mikronutrienlerin kimyasal yapısı, barsak lümeninde emilim için yarışan diğer kimyasal bileşikler, be­sinin yapısında bulunan diğer öğeler (örn. Fitatlar…), diğer besinlerin bağ­layıcılıkları, barsaktan geçiş süresi ve enzim aktivitesidir. Besin öğeleri de birbirlerini etkileyebilir, bu etki sinerjik antagonistik veya eşik düzeyde olabilir.

Mikronutrienleri besinlerden sağlamak ile supleman şeklinde almak aynı etkileri göstermeyebilir. Çünkü vitamin ve mineral besin desteklerinde, vitamin ve mineral kaynakları doğal veya sentetik yapıda olabilir. Dolayısı ile doğal (besinlerle) alındığında bir çok hastalığın önlenmesinde rolü olan vitamin ve minerallerin supleman olarak kullanıldığında ne kadar etkili olduğu yani biyoyararlılığı önemlidir. Suplemanla alınan vitamin ve minerallerin biyoyararlılığı, kullanılan etken maddeye bağlı olarak besinler alınan besin öğelerinin ki kadar yüksek olmayabilir.

Bazı vitamin suplemanlarının, kronik hastalıklardan korunmada etkinliğin ibelirlemek için yapılan çalışmalarda hastalıkların oluşum riskini azaltmada, yada bazı hastalıklardan ölüm oranlarını düşürmede etkili ol­dukları gösterilmiş olsada, önerilmeleri konusunda halen soru işaretleri mevcuttur. Çünkü bu etkilerin daha net olarak saptanmasını etkileyen çok sayıda bireysel ve çevresel etmen vardır. Tek bir sağlık sorununa yönelerek supleman kullanmak, bazen yan etkiler nedeni ile yeni sorunları doğurabilmektedir.

Sağlığın Korunmasında Yeterli ve Dengeli Beslenme

ADA-Amerika Diyetisyenler Derneği’nin (ADA) vitamin ve mineral besin desteklerinin kullanımına yönelik durum rapo­runda optimal sağlığın sürdürülmesinde ve kronik hastalık riskinin azaltılmasında besin çeşitliliğini sağlayarak yeterli besin öğelerinin alınmasının en iyi yol olduğu belirtilmek­tedir. Özellikle dört temel besin grubu bakımından zengin örüntüsü olan bir diyet ile, besin desteği kullanmadan, makro ve mikro besin ögelerini optimal düzeyde almamız olasıdır. Vitamin ve mineraller için önerilen miktarları karşılama yüzdelerine ba­kıldığında hem çocuk, hem de yetişkin kadın için dengeli bir diyet, günlük vitamin ve mineral gereksinimini yeterli miktarlarda karşılamaktadır. Vitamin ve minerallerin aşırı düzeyde alınması çeşitli sağlık risklerinin oluşmasına neden olur. Örneğin; yağda eriyen vitaminlerin (A ve D vita­minleri gibi) aşırı düzeyde alındığında vücutta depolandığı ve çeşitli toksik etkiler gösterdiği bilinmektedir. Suda eriyen vitaminlerin fazla alındığı durumlarda ise organ sistemlerine aşırı yük getirdiği bunun yanında bazı vitaminlerin-minerallerin, besinlerin ve kullanılmakta olan bazı ilaçların bir­biriyle olumsuz etkileşime girdiğinin de bilinmesi gerekmektedir.

Besin Destekleri ve İlaç Etkileşimleri

Bazı sağlık sorunları olan kişilerin, zenginleştirilmiş besinler veya be­sin destekleri tüketmeleri olumsuz etkilere neden olabilir. Aynı anda kul­lanılmakta olan ilaçlar da bu ürünlerle etkileşime girebilirler. Bu etkileşim bir ilacın etkisini arttırma, azaltma veya beklenmeyen yan etkiler şeklinde olabilir. Ayrıca bazı ilaçlar, vitamin veya minerallere olan gereksinimi arttı­rırken, bazları da vitamin minerallerin etkinliğini azaltabilir.

Örneğin;
Oral kontraseptif kullanımı, B6, B12 vitaminleri, çinko ve folik asit gibi vitamin ve minerallere olan ihtiyacı arttırmaktadır.
E vitamini ile warfarin veya aspirin arasındaki etkileşim antitrombotik etki nedeni ile kanama riskini arttırır. Warfarin gibi antikoagulanları kulla­nanların K vitamini alması ters etki ile pıhtılaşmaya neden olur. Ayrıca K vitamini hayvansal ve bitkisel besinlerin çoğunda bol miktarda bulunmak­tadır.
Kortikosteroidlerin kullanımı D vitamini ve kalsiyum gereksinimini arttırır.
Pankretin, kolestipol gibi ilaçların kullanımında folik asitin emilimi ve biyoyararlılığı azalır.
Kolestipol veya orlistat kullanımı E vitamininin etkinliğini azaltır.
Demir ve çinkonun, demir ve kalsiyumun bir arada kullanımı birbirinin emilimini azaltır.
Çinko ile penisilinlerin kullanımı çinko emilimini düşürür.
Ayrıca hipertansiyonun tedavisinde kullanılan bazı ilaçların, potas­yum depolamasına neden olabileceği gibi, diüretiklerin de potasyum ge­reksinimini arttıracağı belirtilmektedir.

İyot Yetersizliği Hastalıkları (IYH)

Sorun sadece gözle görülen bir guatr olgusundan çok iyot yetersizliğine bağlı fiziksel ve zeka( mental) gelişme geriliğine neden olmasıdır. IYH ön­lenebilir mental geriliğin nedenidir. Ağır durumlarda sağırlık ve dilsizlik, kretinizm ve düşük, erken do­ğum, ölü doğum ve doğumsal bozuklukların artmasında etkendir. Dünya­da 200 milyon insanda guatr ve 20 milyon kişide mental gerilik ve 6 milyon kişide de iyot yetersizliğine bağlı kretinizm olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde iyot yetersizliğine bağlı bozuklukların önemli bir halk sağlığı sorunu olduğu bölgesel ve ulusal düzeyde yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur. Ülkemizde her 100 çocuktan 30’unda guatr sorunu görül­mektedir. Sorunun çözümü iyotlu tuz kullanılması ile mümkündür.

Folat Yetersizliği (FY)

Folat besinlerde doğal olarak bulunan B gru­bu bir vitamindir. Sentetik şekline folik asit de­nilmektedir. Yeşil yapraklı sebzeler, turunçgiller ve kurubaklagiller folatın zengin kaynaklarıdır. Folik asit suplemanlarda bulunmakta ve besin zenginleştirmede kullanılmaktadır. Yeterli folat alımı nöral tüp defekti ve diğer doğumsal bozuklukların, kardiyovasküler hastalıkların ve bazı kan­ser türlerinin oluşumunun önlenmesinde yardımcıdır. Bu nedenle özellikle çocuk yapmak isteyen kadınlara gebelikten önce Folik asit almaya başlamaları önerilmektedir. Gebelik sürecinde Folik asit takviyesi almak gebelik sürecini sağlıklı geçirmeye yardımcı olduğu gibi doğacak bebekte oluşabilecek pek çok hastalığın oluşmasını engellemektedir. Ülkemizde folik asit yetersizliğine bağlı nöral tüp defekti (NTD) sıklığı 10 bin doğumda 30.1 (erkek:%43.9, kız: %56.1, Kız/Erkek: 1.27) olarak belirlenmiştir. Folik asit yetersizliği 15-49 yaş grubu kadınlar için önemli bir halk sağlığı so­runu olarak görülmektedir. Ayrıca folat alımının yetersizliğine bağlı kanda homosistein aminoasidi düzeyinin artması kardiyovaskular hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Diyetle folik asit alımının arttırılması ise kan homosistein düzeyini düşürmektedir.

D Vitamini Yetersizliği (DVY)

Bebekler, çocuklar ve adolesanlar hızlı büyümeye bağlı olarak D vitamini gereksinmesindeki artış nede­niyle D vitamini yetersizliği riski taşımaktadır. D vita­mini yetersizliği çocuklarda kan kalsiyum düzeyindeki azalmaya (hipokalsemi) neden olarak; raşitizme neden olmaktadır . Bebe­ğin yeterince anne sütünden vücuduna D vitamini alamaması ( annede D vitamini yetersizliği-giyim tarzı, yaşam şekli, güneşe çıkmaması) , güneşe çıkarılmaması, deri renginin koyu olması ile annenin kapalı giyinmesi ve güneşten yararlanmaması ile yetersiz beslenmesine bağlı olarak sorun görülmektedir. D vitamini yetersizliği kalsiyum emiliminin azalmasına ve kemikleşmenin (mineralizasyonun) bozulmasına neden olmaktadır.

Diğer Vitamin ve Minerallerin Yetersizlikleri

Vitamin-mineral yetersizlikleri açısından ülkemizde düzeyi yansıtan ve­riler sınırlıdır. Ülkemizde yapılan çalışmalar­da yukarıda bahsedilenler dışında, riboflavin, B6 vitamini, B12 vitamini, folik asit, A vitamini, E vitamini ve çinko vb vitamin ve mineral yetersizlikleri değişik yaş gruplarında görülmektedir.

Vitamin Mineral Besin Destekleri Dışında Diğer Supleman Çeşitleri

Omega-3 yağ asitleri, vücutta sentezlenemeyen elzem yağ asitleridir. Bu nedenlerle besinlerle alınmalıdırlar. Hayvansal kaynaklı Omega 3 yağ asitleri eikosapantaenoik asit (EPA) ve dekosaheksoenoik asit (DHA), bit­kisel kaynaklı olanı ise alfa linoleik asittir (ALA). Omega 3 yağ asitlerinden zengin besin kaynakları; balık (uskumru, somon, ringa balığı ve sardalya), ceviz, koyu yeşil yapraklı sebzeler (keten tohumu, semizotu, brokoli…) dir. Bu nedenle düzenli olarak haftada 2-3 kez 150g kadar balık tüketil­mesi önerilmektedir. Omega 3 yağ asitleri içeriği bakımından balığın türü önemlidir. Özellikle EPA ve DHA’lar, pıhtılaşmayı önleyici, kan yağlarını düzenleyici ve damar koruyucu etkileri nedeniyle kalp ve damar hasta­lıklarından korunmada etkilidir. Hücre zarlarını kuvvetlendirir. Retina ve beyinin gelişimi ve sağlığı için gereklidir. Anti-inflamatuar etkileri vardır. Yeterli miktarda balık tüketildiğinde omega 3 des­teği kullanmaya gerek yoktur. Aşırı tüketimi yada farklı ilaç ve besin etkileşimleri nedeniyle tehlikeli olabilir. Özellikle balık yağı olarak alınmamalıdır. Balık yağı ile birlikte A vitamini de bulunduğu için, A vitamininin aşırı alımına neden olabilir.

KAYNAK:
‘BESİN DESTEKLERİ KULLANILMALI MI?’/ Doç. Dr. Nilüfer Acar Tek/ Gazi Ünv. Sağlık Bilimleri Fak. Beslenme ve Diyetetik Böl.

Yazının büyük bir çoğunluğuna katılmakla beraber vitaminleri doğal yollardan almayı ve eksik olan vitamine göre tedavi görmenizi multi vitaminlerden  ne idüğü belirsiz vitamin  firmalarından da uzak durmanızı eczacınıza ve doktorunuza danışmanızı özellikle  tavsiye ederiz…

Sevgiyle….

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

ZN…ÇİNKO…

ZN

Vücuttaki pek çok fonksiyonda görev alır. Protein sentezi, büyüme ve cinsel gelişimin yanı sıra bilhassa bağışıklık sistemi için gereklidir. Vücudun kendi kendini iyileştirmesi ve yenilemesi gereken durumlarda ve zihinsel fonksiyonlarda önemli roller üstlenir. Cildin ve kasların erken yaşlanmasını önler. Hücre yenilenmesini destekleyerek cildi güzelleştirir, tırnakları güçlendirir ve saç dökülmesini önler.Çinko, bir trafik yöneticisi olarak vücut sürecinin etkin akışını, enzim sistemlerinin ve hücrelerin bakımını yönetir. Protein sentezi ve kolajen oluşumu için gereklidir. Kas kasılmalarını yönetir. İnsülinin oluşumuna yardımcı olur. Superoksit dismutaz (SOD) antioksidanı dahil birçok yaşamsal enzimden meydana gelir. Kanınstabilitesi için önemlidir (kan içerisindeki E vita­mininin konsantrasyonunu uygun bir şekilde tutar) ve vücu­dun asit-alkalin dengesini korur. Prostatta normalleştirici etki yapar ve bütün üreme or­ganlarının gelişiminde önemlidir. Bazı çalışmalar, beynin fonksiyon göstermesinde ve şi­zofreni tedavisinde önemini göstermektedir. DNA sentezi için gerekli olduğuna dair güçlü kanıtlar vardır. Ulusal Araştırma Konseyi tarafından düzenlenen günlük miktar önerisi (RDI/RDA) yetişkinler için 12-15 miligram­dır (emziren anneler için bir miktar daha fazlasıdır). Aşırı terleme günlük olarak 3 miligrama kadar çinko kaybına neden olabilir. Gıdaların içerisindeki çinkonun büyük bir kısmı işleme sırasında yok olur ya da besin değeri düşük toprak nedeniy­le hiçbir zaman yeteri miktarda var olmaz.Eğer yüksek miktarda B6 vitamini alıyorsanız daha faz­la çinko alımına ihtiyacınız vardır. Eğer alkolik ya da şeker hastasıysanız bu yine geçerilidir. Prostat sorunu olan ve olmayan erkeklerin çinko seviye­lerini yüksek tutmaları tavsiye edilir. İktidarsızlık durumlarında B6 ve çinko destekleri ile uy­gulanan programda başarıya tanık oldum. Bunama ile ilgili endişeleri olan yaşlı insanlar çinko ve manganez desteklerinin faydalı olduğunu göreceklerdir. Eğer düzensiz adet görmelerden rahatsız oluyorsanız, düzenliliği sağlamak açısından bir hormon tedavisine başla­madan önce çinko desteğini deneyebilirsiniz. İshal ve yüksek miktarlarda lif tüketimi nedeniyle çinko seviyeleriniz düşmüş olabilir. Diyetinize çinko ekliyorsanız A vitamini için olan ihti­yacınızı da artırmanız gerektiğini hatırlamalısınız. (Çinko en iyi A vitamini, kalsiyum ve fosfor ile çalışır.) Eğer hem demir hem de çinko desteği alıyorsanız, bir­birlerinin faaliyetlerini etkilememeleri için bunları değişik zamanlarda almalısınız.150 MG geçmemelidir….

Dahiliye harici yaraların iyileşme süresini hızlandırır.
Tırnaklar üzerindeki beyaz noktaları yok eder.
Tatma duyusu kaybını geri getirmeye yardımcı olur.
Kısırlığın tedavisine yardım eder.
Prostat sorunlarının önlenmesine yardımcı olur.
Büyüme ve zihinsel uyanıklığı destekler.
Kolesterol birikintilerinin azaltılmasına yardım eder.
Zihinsel rahatsızlıkların tedavisine yardım eder.
Soğuk algınlıklarının uzunluğunu ve şiddetini azaltmaya yardımcı olur.

Çinko eksikliğinde, bağışıklık sistemi zayıflar…. halsizlik, yaraların geç iyileşmesi, saçlarda zayıflama ve dökülme gibi belirtiler görülür. Ayrıca, gelişme geriliği, iştahsızlık, öğrenme ve dikkat eksikliği görülebilir. Çinko Eksikliği bunların dışında, çocuklarda cinsel gelişim geriliğine ve yetişkinlerde ise sperm sayısı azlığına neden olmaktadır. Tırnaklardaki beyazlama çinko eksikliğinin belirtileri arasındadır. Yemeklerin yanlış pişirilmesi sonucu besin değerlerini kaybetmesi,alkol ve stres çinko eksikliğine neden olan başlıca faktörlerdir.

Çinko Fazlalığı ve Çinkonun Zararları….. Bulantı, kusma ve ishal, huzursuzluk, terleme ve titreme gibi sorunlara ve kolesterol dengesizliğine neden olabilir. Ayrıca, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve aşırı kullanımlarda tümör oluşumuna neden olur.

Çinko içeren besinler …. Et , tavuk, deniz ürünleri, baklagiller, tahıllar, yumurta, fındık, süt ve süt ürünleri ,karaciğer, deniz ürünleri (özellikle istiridye), buğ­day, bira mayası, balkabağı çekirdeği, yumurta, toz hardal ile lifli besinler bol miktarda Çinko içeren besin maddeleridir.

Yetişkinlerde günlük çinko ihtiyacı ortalama 15 – 20 mg kadardır. Gebelikte ve sporcularda çinko ihtiyacı daha fazladır. Bununla birlikte, Günlük 50 mg dan fazla çinko almak yan etkilere neden olabilir.

(/Araştırma//Vit-amin.net//)

FOLİK ASİD…..B9 Vitamini…

folik

Folik asit suda eriyebilen bir B vitamini olup, aynı zamanda vitamin B9 olarak da bilinir. Folik asit veya doğal biçimi ile folat, önemli birçok fizyolojik süreç için gereklidir. Böylece, hem çocuk hem de yetişkinlerin folik asiti belirli bir miktarda almaları gerekir; folik asit eksikliği anemiye ve ciddi doğum anomalilerine sebep olabilir. (Biz “folat” terimini vücutta bulunduğu biçimi için, “folik asiti” ise daha çok takviyelerdeki kararlı şekli için kullanırız.)

Yüksek seviyede folat meyve ve sebzelerde, özellikle yapraklı sebzelerde (ıspanak ve marul gibi) ve ayrıca mercimek, bezelye ve hamur mayasında bulunurw2. İnsanlar vücutlarında folat sentezi yapamazlar. Bu da insanların diyetlerinde yeterli düzeyde folat bulunması gerektiğine işaret eder. Folat eksikliğinin vücudun folat emiliminin düşmesi gibi çok sayıda biyolojik nedeni olmakla birlikte, bunun en yaygın nedeni insanların çok daha az folat (veya folik asit) tüketmesidir.

Folat, vücutta biyolojik olarak aktif folik asit formu olan tetrahidrofolata çevrilir. Tetrahydrofolate and its derivatives are essential co-enzymes in various carbon transfer reactions, receiving and accepting one-carbon units such as the methyl group (CH3). Metil grubu (CH3) gibi tek karbon ünitelerini alıp-veren çeşitli karbon transfer reaksiyonunda tetrahidrofolat ve türevleri birer koenzim olarak rol alırlar.

Bir dizi biyokimyasal reaksiyon tetrahidrofolatı kullanarak nükleotid sentezinde önemli bir substrat olan metil-tetrahidrofolatı oluşturur. Örneğin, B12 vitamini ile birlikte metil-tetrahidrofolat, bir pirimidin olan timin bazının (DNA’da) ve bunun yanısıra pürin bazları olan adenin ve guanin (hem DNA’da hem de RNA’da) oluşumu için gereklidir.

Tetrahidrofolat birkaç önemli amino asitin sentezi için de gereklidir. Örneğin tetrahidrofolat, homosisteinin metiyonine metilasyonu için gerekli bir ko-enzimdir. Bilindiği gibi metiyonin DNA ve RNA’nın metilasyonu gibi birçok biyokimyasal reaksiyonda görev alan bir amino asittir.

Hem DNA hem de RNA sentezinde folatın yeterli miktarda olması gerekir ve dolayısıyla hücre oluşumu ve yenilenmesi için elzemdir. Bu özellikle hızlı bölünme ve büyüme gösteren tüm hücreler için önemlidir (örneğin, hamilelik ve bebeklik dönemi ve aynı zamanda hayat boyunca kemik iliğinde olduğu gibi). Kanserli dokularda da hızlı hücre bölünmesi olduğundan, bu durum kansere karşı bir mekanizma olarak kullanılabilir: kemoterapide kullanılan bazı ilaçlar (örneğin metotreksat) aslında folat metabolizmasını hedef alarak tümörün büyüme hızını sınırlamaktadır.

Folik asit eksikliği

Hamileliğin ilk üç ayında, folik asit eksikliği embriyonun merkezi sinir sisteminin malformasyonuna sebep olabilir ve bu da spina bifida gibi nöral tüp defektlerine veya beyin ve kafatası malformasyonlarına yol açabilir. Günlük beslenmede 400 mikrogram folik asit alınmasının embriyoda nöral tüp defektlerini % 70 oranına azalttığı gösterilmiştir. Diğer çalışmalar folik asit takviyesinin embriyonun diğer gelişmekte olan organları için de önemli olduğunu ve kalp, uzuv defektleri veya yarık damak riskini azalttığını ortaya koymuştur.

Tüm bu nedenlerden dolayı, pek çok ülkede gebelikte folik asit takviyesinin başlaması standart bir uygulama halini almıştır; Almanya ve diğer bazı ülkelerde hamile kalmayı planlıyorlarsa kadınlara folik asit almaları önerilmektedir. Günümüzde, hamile veya hamileliği planlayan kadınlar için folik asitin uluslararası tavsiye edilen günlük takviye miktarı 400 mikrogramdır. Çeşitli araştırma grupları baba olmayı planlayan erkeklerin de günlük folik asit alımını artırmaları gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Erkeklerde folik asitin spermdeki kromozomal defektleri azalttığı gösterilmiştir.

Folik asit eksikliğinin sebep olduğu diğer bir durum megaloblastik anemi olup, hem erkek hem de bayan her yaştan insanı etkileyebilir. Folik asit eksikliği kemik iliğindeki hücre bölünme oranını düşürüp, daha az sayıda fakat daha büyük ve olgunlaşmamış kırmızı kan hücrelerinin (eritrositler) ortaya çıkmasına neden olur. Bu anormal eritrositler dokulara daha az oksijen taşıır ve kendinizi yorgun hissedip, zayıf ve nefes darlığı çekebilirsiniz. Diğer etkileri solgunluk ve mide ülseri gibi gastrointestinal semptomları içerir. Folik asit eksikliğinden kaynaklanan anemi folik asit takviyesi ile tedavi edilebilir. Çünkü kırmızı kan hücresinin ortalama ömrü 40 gündür ve hepsinin yenilenmesi gerekir. Bu nedenle, tedavinin tam olarak etkili olması için yaklaşık 120 gün gerekir.

Vitamin B12 eksikliği, DNA sentezinde folik asit ve B12 vitamininin birbirine bağımlı etkilerinden dolayı benzer belirtilerle ortaya çıkar. Fakat folik asit eksikliği ile ortaya çıkan anemiden farklı olarak, B12 vitamini eksikliği geriye dönüştürülemeyen nörolojik sorunlara sebep olabilir. Açıkçası, anemiyi doğru olarak tedavi edebilmek için hangi nedenden olduğunun bilinmesi gerekir. Erken dönemlerinde (nörolojik problemleri ortaya çıkmadan önce), iki tipi eksiklik kan düzeylerinde bu iki vitamin seviyesinin incelenmesi ile ayırt edilebilir.

Folik asit eksikliğinin bir diğer olası sonucu ise homosistein birikmesidir (homosistein normalde tetrahidrofolat tarafından metiyonine metillenir). Kükürt içeren bu amino asitin kandaki düzeyi kalp-damar hastalıkkları riskinin artışı ile ilişkili bulunmuştur.

Kan plazma adı verilen bir sıvıdan oluşur. Plazma 4 kısma ayrılır:

Kırmızı Kan Hücreleri: Vücuda oksijen taşır
Beyaz Kan Hücreleri: Bağışıklık sistemi içinde yer alır, vücudu enfeksiyonlardan korur.
Platalet: Kanın pıhtılaşmasını sağlayan yapıdır.
Protein ve Diğer Kimyasallar: Çeşitli fonksiyonları vardır.

Kırmızı kan hücreleri kemik iliğinde üretilir ve kan dolaşımına günde milyonlarcası salınır. Kırmızı kan hücresinin ortalama ömrü 120 gündür. Bu yüzden eski olanların yerine geçmesi için sürekli üretimine ihtiyaç vardır. Kırmızı kan hücreleri hemoglobin adı verilen bir kimyasal içerir. Hemoglobin oksijene bağlanır ve akciğerden aldığı oksijeni vücudun bütün bölgelerine taşır.

Kırmızı kan hücreleri ve hemoglobinin sürekli üretilmesi için sağlıklı bir kemik iliğine, demire ve folik asit gibi vitaminlere ihtiyaç vardır.
Folik asit bir vitamindir ve vücutta hücre yapımı (kırmızı kan hücreleri) için gereklidir. Vücut fazla kolik asit depolayamaz. Sürekli olarak folik asit almak gerekir. Birçok yiyecek folik asit içerir: ıspanak, brokoli, yeşil fasulye, karaciğer, patates , kuşkonmaz, marul,mercimek, avacado.vs. Normal, dengeli bir diyet yeteri miktarda folik asit içerir. Bununla birlikte folik asit eksikliği anemiye ve diğer belirtilere sebep olabilir.

Eksikliğinin belirtileri şunlardır:
Yorgunluk
Enerjisizlik(letarji)
Baş dönmesi, Bayılma hissi
Kolayca nefessiz Kalma

Daha az yaygın belirtiler ise şunlardır:
Baş ağrıları
Kalp atışının kolayca hızlanması (çarpıntı)
Tat duyusunun değişmesi ve azalması
Kulaklarda çınlama
Solgun görünüm
Ellerde Uyuşma
Ayaklarda Uyuşma
Depresyon….

Folik asit 1000mikrogramdan fazla alınmamalıdır..Kullanmadan ömce B12 Vitamini düzeyine bakılmalıdır..Eğer düşükse önce B12 düzeyi yükseltilmelidir..Aksi taktirde kalıcı beyin ve sinir hasarına sebebiyet verebilir..Genel olarak 50 yaş itibariyle B12 eksikliği herkeste gözlenmektedir…Hafıza, beyin ve kalp ve dolaşım sağlığı için hayati önem taşır…

Şifa olsun….

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

D Vitamini…ve Eksikliği..

vitamin-eksikligine-dikkat

D  vitamini hem vitamin hem hormondur..Çünkü vücutta çeşitli reseptörler aracılığıyla bir çok mekanizmayı aktif hale getirirler..Reseptör kısaca anahtar demektir..O hücrenin işlevini yerine getirmesine yardımcı olan maddeleri açığa çıkaran serbest bırakan      anahtar…..

D Vitamini 3 ortak sreroitin ortak ismidir..Bunlar D2,D3,D4 Vitaminleridir..D1 yoktur..Tıpta en çok kullanılan D2 ve D 3 dür..İnsan vücudu  ihtiyacı olan D vitamininin yüzde 90 ını güneşten karşılamaktadır….

Besinlerle alınan Dvitamini ise 12 parmak(duedonum) yani ince barsağın üst kısmından emilip kana  karışırlar..Dvit .yağda eridiği için safra tuzlarına ihtiyaç gösterir ve safra akımının azaldığı  KC hastalıklarında Dvitamini emilimi azalır..KC-Safra hastalarının        Dvit. ine ihtiyacı fazladır..Düşük yağlı diyet ve beslenmelerde D Vitamini  eksikliğine sebep olabilir Enjeksiyon olarak almak ta farketmez..YAĞLI beslenmeye önem verilmelidir..

Genlerimizin  yüzde 10 u güneş ışığından alınan D vitaminine bağımlıdır..Dvitamini yoksa güçlü kemiklerde olmaz.Dvitamini Ca sentesini de artırır..RNA sentezini artırarak    Ca    bağlayıcı protein yapımını hızlandırır..Dvitamini reseptörü kalsitiriol kemik iliğindeki kan hücrelerini etkileyerek osteoklast ve osteoblast mekanizmasını etkileyerek hem ince bağırsaktan emilimini hemde kemikten resorpsiyonunu   yükselterek kan Ca    oranını artırır…Böbrek borucuklarından  Ca emilimini artırırlar…

Hücre farklılaşmasını  önler…Bağışıklık sistemini güçlendirir ve otoümmin hastalıkları önler..Dvit. eksikliği İnsülin  salınımını azaltarak TİP 2 şeker hastalığına sebebiyet verebilir..Enflamasyonu engeller..Enfeksiyonu engeller..(Katasilidin gibi mikrop öldürücü peptidleri üretiyor..)

D vtamini sadece kemik ve kalp sistemini etklemekle kalmaz son yıllarda yapılan araştırmalara göre beyin ,kalp, mide ,pankreas, aktive T ve  B  Lenfositleri, prostat, meme, klolon, deri ,kemik, ince barsak ve  diğer organlarda da  rol oynar…

Dvitamini  eksikliği hücre farklılaşması,oksidatif süreçlerden korunma,İnsülin salınımı,T hücre farklılaşması,IGF yolaklarında bozukluklara ,tüberküloz,astım,diyabeth, kanser,romatizmal hastaliklar,otoümmin hastalıklara( Lupus siroz,Hepetit,MS,Crohn,Greves hastalığı)Enfarktüs,Allerjik hastalıklar ve Otizm gibi hastalıklara sebep olabilir…

VDRE ler(Dvitaminine cevap veren  elementler) doğuştan az olabilir veya Renal-1 Hidraksilaz enzimi düşük düzeyde olabilir..Bu kişilerde daha fazla hastalıkolur..Sevindici olan  D ve güneş takviyesiyle düzelmesidir…Testesteron bu aktiviteyi artırmadıoğı gibi azaltabilir..Bu yüzden Otizm  erkeklerde görülme oranı  kadınlardan 5/1  fazladır…

Yüksek miktarda aktif (retinoik)Avit.mini de D vitamini oranını azaltmaktadır..D   Vitamini olmadan A vitamini eksik kalmakta.. Fazla A vitamini TOKSİK OLMAKTADIR..A vit .olmadanda D vitamini normal fonksiyonlarını yerine getirememektedir…

Normal kan düzeyi ise 25(OH)D Kalsidoldür.Alt sınırı 75/100nmol olup alt sınır 100nmol (40ng/ml) olarak  kabul edilir.Üst sınırı ise 225nmol/normlin üst sınırıdır..

Günlük Dvit miktarı yaşlı ve çocuklarda 400İÜ/ yetişkinlerde 200İÜ/ olarak uygulaır..Oysa Normal d vitamini alan kişide parat bhormon düzeyinin baskılanması gerekir..buda Sekonder hiperparatroidizmin baskılandığı bir düzeye erişmek için 3000İÜ/ yada günlük100 nmol/ sviyesi için 4000-10000 İÜ/D vitaminini almak gerekir…Diyor D vitamini uzmanları….

HPLC Testiyle D vit. düzeyi testi yapılır ..Normal 40/110ng/ml olup…60/80ng/ml idealdir..Bu düzeyden sonrası için yetişkinler günde 5000İÜ /300.0000 depo kullanabilrler..

Çocuklarda 12.5-25  kilo  6ayda …..  25-37.5  kilo 4 ayda… 37.5- 50 kilo 3 ayda bir bu ampulü içebilirler…

Ciddi hastalığı olanların  25OHD düzeyini 80/100ng/ml arasında tutmaları gerekir…

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

 

Multivitamin..AMA doĞAL YollardaN….

VİTT

Multivitaminler içerdiği fizyolojik fonksiyonların doğru işlemesi için gerekli olan yada daha fazla mikrobesi (Vitamin-Mineral) ve destek ürünleri bulunan(supplement) olarak tanımlanan destek ürünleridir..
Günde vücüdumuzun ihtiyaç duyduğu oran 100 mg.yada daha azıdır..Bu destek ürünlerini kullanmanın riskleri faydalarından daha çoktur ve kişiye göre değişir..
Kişinin YAŞI, CİNSİYETİ, KULLANDIĞI İLAÇLAR VE VARSA HASTALIKLARI konusunda doğru bilgi sahibi olmak..Bunları kullanmanın hastalıkları konusunda risk oluşturabileceğinide unutmamak gerekir…

Vitamin ve Mineralleri (MİKRO BESİN-VİTAMİNERAL)) almanın en iyi ve doğru yolu doğal ve dengeli beslenmektir…Dengeli beslenme meyve,sebze ve tahıl..hayvansal gıdalar yumurta,yoğurt,peynir ve et ürünlerinden gerektiği kadar tüketmektir…

Eğer yeterince sağlıklı besleniyorsanız ayrıyeten vitamin mineral takviyesi yapmanıza gerek yoktur.. Bu ürünlerin onaysız olanlarını almayın..Bir kaç ürünü bir arada kullanmayın ve gereksiz doz aşımından sakının..A ve D vitamini özellikle yağda çözünen vitaminlerden olduğundan doz aşımında vücutta Karaciğerde birikerek bir takım hasarlara sebebiyet verirler. Su da çözünen B6 vitaminin aşırı alımı da sinirlerde toksik etki yapmaktadır..

Özellikle vegan beslenenlerde B12,D vit.,FE ve CA desteği faydalı olabilir..Özellikle yaşlılar,hastalar,hamileler ve spor yapanlar ve diyet yapanlar extra vitamineral desteğine ihtiyaç duyabilir..Bunun içinde özellikle doğal ve dengeli beslenme desteği almanızı beslenmenizi düzenlemeniz özellikle tavsiye ediyoruz..

Aşırı doz vitamin yüklenmesine bağlı olarak karaciğer yağlanması ( hepatostetoz ) ( A vitamini ) ,kemiklerde aşırı kırılgan yapı oluşması ve kemiğin elastikiyetini kaybetmesi ( D vitamini zehirlenmesi ( intoksikasyonu ) ), saç dökülmesi, çift görme, mide bulantısı, baş ağrısı, gebeliklerde A vitaminine bağlı teratojenite ( bebekte anormallikler) gibi yan etkilerinde gözlemlendiğini söylemeden geçmeyelim..

Sağlıkla …..ve Sevgiyle..

(/A//Vit-amin.net//)

VİT-AMİN …Ler eksik olmayın…

Vİİ
A VİTAMİNİ
A vitamini; görme, büyüme, üreme, embriyo gelişmesi, kan yapımı, bağışıklık sistemi ve doku hücresi farklılaşmasında gerekli bir vitamindir. A vitamini yağda erir, ısıya dayanıklıdır, emilimi için safra asitlerine ihtiyaç vardır.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Vücudun hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin oluşumunda yardımcıdır. Kemik dokusunun ve üreme sisteminin gelişiminde yardımcıdır. Gözlerinizin karanlıkta normal olarak görmesine ve alacakaranlığa alışmasına yardım eder. Epitel (barsak,deri vb) doku yapımı, gelişimi ve korunmasında görev alır. A vitamini yetersizliğinde böbreklerde, sindirim organlarında bozukluklar görülebilir. Ağız, mide, ince barsaklar, solunum ve üreme sistemi ile idrar yollarındaki deri ve dokuların sağlıklı bir şekilde devamlılığını sağlayarak, enfeksiyonlara karşı korur. Karotenoid formları bir antioksidan olarak çalışırlar ve çeşitli kanser türleri ile yaşlanmaya bağlı hastalıklara
karşı koruyucu etki gösterebilirler.

A Vitamini Yetersizliği ve Fazla Miktarda Tüketimi: A vitamini vücutta depo edilen bir vitamindir. Bu nedenle yetersizlik belirtileri, uzun süre A vitamini alınmadığında görülür. Yetersiz ve dengesiz beslenenlerde ve büyümenin hızlı olduğu çocukluk, gebe ve emziklilik dönemlerinde sorun ortaya çıkar.

A Vitamini Yetersizliğinin En Önemli Belirtileri:Epitel dokuların (derinin kuru ve pütürlü bir durumda olması, gözdeki epitel dokunun bozulması, kuruması ve koruyucu tabakanın kaybı) bozulması. Bağışıklık sisteminin bozulması nedeniyle enfeksiyon hastalıklarına yakalanma sıklığının artması. Vitamin A yetersizliği sindirim organlarında da kendini göstermekte mide yaraları oluşabilmektedir. A vitamini yetersizliğinde çocuklarda normal büyüme ve gelişme sağlanamamaktadır.Özellikle çocuklarda sık görülen enfeksiyon hastalıkları, vücut direncinin düşük olması büyümede gerilik konunun önemini ortaya çıkarmaktadır.
A vitamininden yeterli beslenen bir birey günlük ihtiyacın 10 katı kadar A vitamini alırsa vücutta zehirlenme etkisi görülür. Zehirlenmenin ilk belirtileri baş ağrısı, baş dönmesi, kusma şeklindedir. Fazla alınmasında karaciğerde büyüme, eklemlerde ağrı, baş ağrısı, kuru ve pul pul dökülen deri, kusma ve iştah kaybı, uzun kemiklerde kalınlaşma, saç dökülmesi, deride sararma ve kafa içi basıncın artması, sinir sisteminde hasar ve doğumsal bozukluklar da gözlenebilir.

Günlük A Vitamini Gereksinmesi: Besinlerde A vitamini retinol ve A vitamini ön maddesi karoten olarak bulunur. Günlük ihtiyaçlar Retinol eşdeğeri (RE) olarak şöyledir: 0-12 aylık bebeklerde 375mcg , 1-3 yaş grubu çocukta 400mcg, 7-10 yaş grubu çocukta 700mcg, 11-14 yaş grubu çocukta 800mcg, 15-18 yaş grubu çocukta 1000 mcg retinoldür. İhtiyaç yetişkin erkek için 1000 mcg, kadın için 800 mcg ‘dır.

A vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler: Organizmanız A vitaminini iki yolla sağlar. Retinol formundaki A vitaminini hayvansal kaynaklı karaciğer, balık yağı, süt, tereyağı, yumurta gibi besinlerden alırsınız. Bitkisel kaynaklardan ise beta karoten gibi karotenoidleri alır ve bunları organizmanızda A vitaminine dönüştürebilirsiniz. Karotenoidlerin ( A vitamini ön maddesi) kaynakları kırmızı ve sarı portakal ile birçok koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. En çok sarı turuncu (havuç , kış kabağı vb.) koyu yeşil yapraklı sebzeler ile sarı ve turuncu meyvelerde (kayısı, şeftali vb.) bulunur.

C VİTAMİNİ (ASKORBİK ASİT)
Vitamin C; hava ile temasla kolay okside olur, suda erir, ekşi tattadır, ışıkla temasta rengi koyulaşır, ısıya dayanıksız bir vitamindir.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Vitamin C, bağ dokularını bir arada tutan, zehirlenmeler ve ateşli hastalıklarda vücudu koruyan ve bağışıklık sistemini güçlendiren bir vitamindir. Vücudumuzda kan yapımı için gerekli olan demir ve folik asidin kana geçmesini kolaylaştırır ve kullanımını arttırır. Böylelikle kansızlığı önler.
Damar çeperlerini güçlendirerek kanamaya ve gözde katarakt oluşumuna engel olur. Meme kanseri ve güneş ışınlarının oluşturduğu deri kanserlerinin gelişimini yavaşlatır. Antioksidan bir vitamindir.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Vitamin C yetersizliğinde; Ciltte soluk ve sağlık görüntü, diş etlerinde kanama, dişlerde anormallikler, yorgunluk, isteksizlik ve eklem ağrıları görülebilir. Aşırı yetersizliği skorbüt hastalığına neden olur. Diş etlerinde kanama, eklemlerde şişlik ve ağrılarla belirti veren skorbüt hastalığını tedavi eden vitamin olarak
bilinmektedir. Ateşli hastalıklara dirençsizlik, sık hasta olma, bağışıklık sisteminin zayıflığı da yetersiz alıma
bağlanabilir. Fazla alındığı takdirde idrarla atılır. İhtiyaçtan çok fazla alımlarda böbreklerde taş oluşumuna, ishale, alerjik deri belirtilerine neden olabilir.

Günlük C vitamini Gereksinmesi: Günlük vitamin ihtiyacı ortalama 75-90 mg’dır. Çocukluk çağında yani hızlı büyüme döneminde,gebelikte ve emziklilikte, ateşli hastalık döneminde ihtiyaç artar. Vücudumuzda oluşan değişik yara ve yanıkların tedavisinde ihtiyacı 5-10 misli artırmak gerekmektedir. C vitamininin deposu olmadığı için günde 3 öğün şeklinde besinlerle birlikte alınmalıdır. Böylece demir yetersizliği anemisinin
önlenmesi de mümkün olur.

C Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler: Limon,portakal, mandalina gibi turunçgiller, çilek, böğürtlen, kuşburnu, domates, lahana, patates ile ıspanak, marul, yeşil biber asma yaprağı gibi yeşil yapraklı sebzeler
zengin kaynaklarıdır. Bu besinleri taze olarak tüketmek, bekletmemek kayıpları önlemek açısından önemlidir.

D VİTAMİNİ
D vitamini; yağda eriyen bir vitamindir.Emilimi için yağ ve safraya ihtiyaç vardır.Balık yağı ve güneş ışığında
bulunan D vitamini eksikliğinde raşitizm görülür. Raşitizmde kemik ve dişlerde bozukluk ve eğrilik görülür. Dişler geç çıkar. Kafa kemikleri yumuşar ve eğrilir. Eklemlerde şişkinlik görülür.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: En önemli işlevi kalsiyum metabolizmasını denetlemek ve düzenlemektir. Kemikler kalsiyum deposudur. Kalsiyumun kemiklere taşınmasına ve yerleşmesine yardımcı olur. Aynı zamanda fosfor metabolizmasına da yardımcı olmaktadır.

D Vitamini Yetersizliğinde: Güneş ışığını doğrudan alamayan bireylerde, az güneş alan ülkelerde, hızlı büyüyen çocuklarda D vitamini eksikliği görülür. D vitamini yetersizliğinin yaygın olarak görülme nedeni doğal
yiyeceklerde yeterince bulunmamasına bağlıdır. Eksikliğinde çocukluk çağı raşitizmi (rikets) görülür. Bu hastalıktan korunma için güneş ışınlarından yararlanmak gerekir. Pencere camları ve kapalı giysiler güneş
ışınlarını engeller. Güneş ışınları dik gelmeli, her gün 15-30 dakika süre ile güneşlenme düzenli olarak yapılmalıdır. Derinin ince ya da kalın olması, rengi önemlidir. Açık tenliler güneş ışığından daha zor D vitamini oluştururlar. Osteomalasia erişkin dönemde görülen bir kemik hastalığıdır. Kemikler yumuşak, kalsiyum ve fosfor oranı düşüktür. Sık doğum yapan, yetersiz ve dengesiz beslenen, güneşten yararlanamayan kadınlarda görülen bir hastalıktır. Vitamin D suda erimediği için fazlası idrarla atılamaz ve bu nedenle ihtiyaçtan fazlası ve gelişigüzel alınması sakıncalıdır.

D Vitamininin Fazla alınması: Fazla alınması eklemlerde ve yumuşak dokularda anormal kireçlenmeye neden olur. Yine çocuklarda fazla ve gelişigüzel kullanıldığında büyümede duraksama, kusma, böbreklerde taş oluşumu gözlenir.

Günlük D Vitamini Gereksinmesi: Gebe ve emziklilerin, güneşten doğrudan yararlanamayan kişilerin D vitamini almaları veya güneş ışınlarından düzenli yararlanmaları gerekmektedir.Çocuklara doğumdan 15-20 gün sonra ek D vitamini 400 IU ( 10 mcg) verilmelidir. 400 IU vitamin D 1 çay kaşığı balık yağı ile de sağlanabilir. Çocuk, genç ve yetişkin bireylerin günlük ihtiyacı 10 mcg’dır.

D Vitaminin En Çok Bulunduğu Besinler: Balık yağı, balık, karaciğer, yumurta sarısı, tereyağı, zenginleştirilmiş besinler (örneğin margarin) ve güneş
ışınlarıdır.

E VİTAMİNİ
Günlük yiyeceklerde yeterli miktarlarda bulunduğundan insanlarda yetersizlik belirtilerine sıklıkla rastlanmamaktadır. Çok önemli bir vitamin olan vitamin E yağda erir, güneş ışınlarına ve alkali ortama duyarlıdır. Oksijen ve demir ile hemen okside olur, emilimi için safra asitlerine ihtiyaç vardır. Diyette bitkisel sıvı yağ miktarı arttığında vitamin E’ye ihtiyaç artar. Daha sağlıklı cilt ve saçlı derinin anahtarlarından olan e vitamini dışarıdan takviye olarak alınırsa, cildin yeniden yapılanmasına ve sağlıklı görünüme katkıda bulunur.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Yağların emiliminde bir bozukluk oluştuğunda E vitamini emilimi de azalır. Hücre zarının koruyucusudur (antioksidan) . Damar içerisinde akışkanlığı sağlar, damar tıkanıklığını önler. Erken doğmuş bebeklerde demirin kullanılmasına yardımcı olarak anemi (kansızlık) oluşumunu engeller.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Günlük besinler içinde yeterli miktarda bulunduğundan yetersizlik belirtilerine insanlarda sıklıkla rastlanmamaktadır. Deney hayvanlarında E vitamini eksikliği kısırlığa, kalp ve diğer kaslarda yorgunluğa, karaciğer hastalıklarına, kırmızı kan hücrelerinin kolayca parçalanmasına neden olmaktadır. Aşırı alındığında zararlı etkisi görülmemiştir

Günlük E Vitamini Gereksinmesi: Günlük ihtiyaç yetişkin erkeklerde 10 mg, kadınlarda 8 mg ve çocuklarda 3-10 mg arasında değişmektedir.

E Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler: Bitkisel yağlar, tahıl taneleri , yağlı tohumlar, soya, yeşil yapraklı sebzeler , baklagillerdir.

K VİTAMİNi
Kanın pıhtılaşma etmeni olarak tanımlanan vitamin K günlük yiyeceklerimizde yeteri kadar bulunduğu ve kalın bağırsakta bakterilerce yapıldığı için yetersizliğinde oluşan bir hastalık tanımlanmamıştır. Yağda eriyen bir vitamin olup emilimi için safra asitlerine ve yağa ihtiyaç vardır.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Vitamin K karaciğerde kanın pıhtılaşmasını sağlayan maddenin sentezi için gereklidir. Eksikliğinde kanın pıhtılaşması engellendiği için kanama durmayabilir. Kemik gelişimi için de önemlidir.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Karaciğer ve sindirim sistemi bozukluklarında özellikle safra akımının engellendiği durumlarda K vitamini kullanılması yetersizleşir. Uzun süren antibiyotik tedavileri de bağırsakta harabiyet yapacağından vitamin K etkinliğini azaltarak yetersizlik yapabilir. Fazlalık belirtisi olarak suda çözünen türevleri yenidoğan sarılığı (hiperbiluribinemi) yapar.

Günlük K Vitamini Gereksinmesi: Günlük ihtiyaç yetişkin erkekler için 80 mcg, kadınlar için 65 mcg, bebekler için 5-10 mcg, çocuklar için 15-20mcg’ dir.

K Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler: En zengin kaynakları, ıspanak ve benzeri yeşil yapraklı sebzeler, karaciğer, kuru baklagiller ve balıklardır.

TİAMİN (B1 VİTAMİNİ)
Vücut Çalışmasındaki Görevleri: En önemli görevi enerji metabolizmasındadır. Değişik besinlerle vücuda alınan besin öğelerinin vücutta enerjiye çevrilmesi, yine en önemli enerji kaynaklarından olan karbonhidratlardan enerji yapımında B1 vitamininin önemli bir işlevi vardır.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Yorgunluk ve isteksizlik, iştah azalması, kusma ve sindirim sisteminde bozukluklar, kalp yetmezliği , huzursuzluk sıklıkla görülen yetersizlik belirtileridir. Beriberi denilen ve sinir sistemi bozukluğu şeklinde tanımlanan, eklemlerde şişlik ve ağrı, denge bozukluklarına neden olan hastalıklar en önemli yetersizlik belirtisidir. Fazlalık belirtileri hakkında bir bilgi yoktur.

Günlük B1 Vitamini Gereksinmesi: B1 vitamini enerji metabolizması için gerekli olduğundan fazla karbonhidrat tüketen kişilerde ihtiyaç daha
fazladır. B1 vitamini vücutta depo edilen bir vitamin değildir. O nedenle günlük beslenme içinde alınması gereklidir. Pratik olarak her 1000 kalori için kişinin 0.4 mg B1 vitamini alması uygundur.

B1 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler: Karaciğer ve diğer organ etleri, et, süt, kuru baklagiller,
tahıllar (buğday, mısır, pirinç), ceviz, fındık, yumurtadır.

RİBOFLAVİN (B2 VİTAMİNİ)
Işığa duyarlı olması nedeniyle riboflavin bulunan yiyecekler ışıkta bekletilmemeli, suda eriyen bir vitamin olduğu içinde sebzelerin pişirilme suyu ve yoğurdun suyu dökülmemelidir.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Karbonhidrat, protein ve yağların metabolizmasında görev alan riboflavin bir düzenleyicidir.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Besinlerle alınması gerekli bir vitamindir ve yetersizliğinde; Deride yaralar (dermatit), yüz saç ve vücutta seboreik dermatit, dudaklarda (keylozis, angularlezyon) ve göz çevresinde kesik şeklinde yaralar oluşur. Sinir sisteminde bozukluk, anemi (kansızlık) görülebilir. Gözde yanma ve kızarıklık, ishal oluşabilir.

Günlük Riboflavin Gereksinmesi: Büyümenin hızlı olduğu çocukluk döneminde ihtiyaç fazladır. Vücutta depo edilmediği için günlük olarak alınması gerekmektedir. İhtiyacın üzerinde alındığı zamanda idrarla atımı fazladır. Riboflavin ihtiyacı her 1000 kalori için 0.6mg’ dır.

Riboflavinin En Çok Bulunduğu Besinler: Karaciğer, et, süt ve ürünleri, yumurta , peynir, balık, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllardır.

NİASİN (NİKOTİNİK ASİT, VİTAMİN PP)
Niasin ;su ve alkolde çözünen asit, alkali, ışık ve ısıya dayanıklı bir vitamindir.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: B grubu vitaminlerinden biri olarak karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında görevlidir.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Diyette yeterince niasin alınmaması sonucu sinir sistemi, sindirim sistemi ve güneş gören deride simetrik yaralarla kendini gösteren pellegra hastalığı oluşur. Pellegra hastalığı daha çok tek yönlü beslenen;özellikle de sadece mısır tüketen toplumlarda görülür. Hastada iştahsızlık, halsizlik belirtileri yaygın olup, kol ve bacakların güneş gören yerlerinde yaralar oluşur. Depresyon yani ruhsal bozukluk hastalarda yaygındır.

Günlük Niasin Gereksinmesi: Besinlerle alınan iyi kalite protein vücut için gerekli niasin gereksinimini karşılar. Özellikle de bir amino asit
olan triptofan vücutta niasine dönüştüğü için alınan miktar niasin eş değeri olarak saptanmalıdır. Günlük niasin ihtiyacı her 1000 kalori için 6.6 mg’dır.

Niasinin En Çok Bulunduğu Besinler: Et, balık, kümes hayvanları, karaciğer, maya, tahıllar, kuru baklagiller ve yeşil yapraklı sebzelerdir.

FOLİK ASİT
Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Amino asit ve kan hücrelerinin yapımı için gereklidir. Folik
asitin vücutta deposu yoktur ve bağırsaktaki mikroorganizmalar tarafından da sentez edilir. Vücutta görev yapabilmesi için C vitaminine ihtiyaç vardır.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Yetersizliğinde kan yapımında azalma olmaktadır. Özellikle gebe kadınlarda ve çocuklarda yetersizlik belirtileri yaygındır. Yetersizlik nedeni; yetersiz beslenme (özellikle yetersiz sebze ve meyve tüketimi), emilim bozukluğu ve vücuttan aşırı kayıp olmasıdır. Alkoliklerde de ve gebelikte folik asit yetersizliği görülebilir. Ciltte renk dengesizliği, solgun görüntü belirtilerinden biridir.

Günlük Folik Asit Gereksinmesi: Günlük ihtiyaç yetişkin erkek ve kadında 400 mcg ‘dır. Gebe kadınlara günlük 600 emziklilere 500 mcg önerilmektedir.

Folik Asitin En Çok Bulunduğu Besinler:
Karaciğer, diğer organ etleri, yeşil yapraklı sebzeler, maya, kuru baklagiller ve tahıllardır. Besinlerin hazırlanması, işlenmesi ve depolanması aşamaları folik asit kaybına neden olur. Bu nedenle sebzelerin pişirilmesi ve saklanması ilkelerine dikkat edilmelidir.

B6 VİTAMİNi (PİRİDOKSİN)
Vitamin B6 suda kolayca çözünür, ışığa ve alkali ortama duyarlıdır.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri:Protein, yağ ve karbonhidrat metabolizmasında yardımcıdır. B6 vitamini aynı zamanda bağışıklık sistemi için gereklidir.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: B6 vitamini yetersizliğinde en önemli bulgu sinir sisteminde, kan hücrelerinde görülür. Deride yaralar oluşur. Sinir sistemi bozukluğuna bağlı olarak bayılma nöbetleri (konvulsiyon) görülür. Dudak kenarları ve dilde yaralar, huzursuzluk ve hipokromik anemi denilen kansızlık, çocukluk çağında sık görülen B6 vitamini eksikliklerinden biridir. Saçlarda dökülme ve cansızlık belirtiler arasındadır. Büyüme geriliği, sindirim sistemi bozukluğu ve böbrekte taş oluşumu da B6 eksikliğinde görülen hastalıklardan bazılarıdır. Fazlalık belirtileri bilinmemektedir.

Günlük B6 Vitamini Gereksinmesi: Çocukluk çağında anne sütü ile beslenmeyip hazır mamalarla beslenen çocuklarda ihtiyaç fazladır. Aynı şekilde iyi kalite proteinli besinlerle beslenenlerde ihtiyaç azalabilir.
Günlük ihtiyaç 1.5-2 mg ‘dır.

B6 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler: Et ,karaciğer, böbrek, tahıllar ve kuru baklagillerdir.

B12 VİTAMİNi
Suda ve alkolde çözünen bir vitamindir. Yüksek ısıda ısıtıldığında kayba uğrar. Karaciğer, kalp ve böbrek dokularında B12 önemli oranda bulunmaktadır.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Bağışıklık sisteminde, protein metabolizmasında, sinir sisteminde ve kemik iliğinde kan hücrelerinin yapımında görevlidir.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: B12 yetersizliğinde sinir sisteminde bozukluklarla pernisiyöz anemi oluşur. Kol ve bacaklarda uyuşma , duyu azalması, ruhsal bunalım ve kasılmalar en belirgin eksiklik belirtisidir. Özellikle sadece bitkisel kaynaklı besin tüketenlerde, besinlerin saklanması ve pişirilmesindeki aksaklıklarda vitamin kaybı çok olmaktadır. Bu vitamin sadece hayvansal kaynaklı besinlerde bulunmaktadır.

Günlük B12 Vitamini Gereksinmesi: İnsanlar vitamin B12 ihtiyacını hayvan dokularından sağlarlar. Günlük ihtiyaç 2 mcg ‘dır. Gebelik ve emziklilikte ihtiyaç 2.6 mcg’dır.

B12 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler: Et ,süt, peynir, yumurta ve balıktır. B12 vitamini bitkisel besinlerde bulunmaz.

PANTOTENİK ASİT
Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için gerekli B grubu vitaminlerden biridir. Sinir sisteminin, bazı hormonların çalışmasında ve yağların sentezinde etkindir. Pantotenik asit suda erir, besinlerin pişme suyuna geçer, asit ve alkalilere karşı duyarlıdır.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Pantotenik asit yetersizliğinde insanlarda kusma, karın ağrıları ,kasılma nöbetleri, yorgunluk gibi belirtiler saptanmıştır. Laboratuvar hayvanlarında yapılan deneylerde büyüme geriliği ,kısırlık, sinir sistemi bozukluğu, saç renginde değişme, deride yaralar, ince barsak ülserleri, saç
dökülmesi şeklinde bulgular vardır. Fazlalık belirtileri bilinmemektedir.

Günlük Pantotenik Asit Gereksinmesi: Bu vitamin tüm besinlerde bulunduğu için yetersizlik
belirtileri sık görülmemektedir. Günlük ihtiyaç 4-7 mg kadardır.

Pantotenik Asitin En Çok Bulunduğu Besinler: Tüm hayvansal ve bitkisel besinleri tüketmekle yeteri
kadar pantotenik asit alımı sağlanır.

BİOTİN
Biotin bazı hayvanlar için büyüme etmeni olarak yumurta akında bulunmuştur. Kayıplara dayanıklı bir vitamindir, ancak suda çözünür.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Biotin, vücudumuzda ince barsak bakterileri tarafından sentezlenir. Karbonhidrat metabolizmasında görev alır ve enerji oluşumuna katkı verir.

Yetersizlik ve Fazlalıkları: Günlük tükettiğimiz besinlerde biotin yeterli miktarda bulunduğundan eksiklik belirtileri görülmemektedir. Halkarasında besleyici olur düşüncesi ile yumurta çiğ olarak tüketilmektedir. Çiğ yumurta akında avidin adlı bir protein vardır ve bu protein biotinin vücutta kullanılmasını engeller. Çiğ yumurta yiyenlerde saç dökülmesi, deri yaraları oldukça sık görülen durumlardır. O nedenle yumurtanın pişirilerek tüketilmesi vücut için daha yararlıdır. Yetersiz tüketiminde deri yaraları, iştahsızlık, kas ağrıları, solukluk
gibi belirtiler ortaya çıkar. Fazlalık belirtileri bilinmemektedir.

Günlük Biotin Gereksinmesi:
Biotin, vücutta barsak bakterileri tarafından üretilmekte ve günlük besinlerle vücuda yeteri kadar alınmaktadır.
Yetişkinler için önerilen tüketim miktarı günlük 20-30 mcg‘dır.

Biotinin En Çok Bulunduğu Besinler: Tüm yiyeceklerde yeteri kadar bulunur. En çok bulun-
duğu besinler karaciğer yumurta sarısı, soya unu, etler ve mayadır…

Sevgiyle..

(/A//Vit-amin.net/)

MİNERALLERİM …..

vit-pills

Mineraller doğada yaygın olarak görülen inorganik maddelerdir. Vücudun büyümesi ve gelişmesi, yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için minerallere ihtiyaç vardır. Mineraller vücudumuzda yapıyı oluşturan ve birçok işlevi düzenleyen elzem besin öğeleri grubudur. Vücudunuzun %4 gibi çok küçük bir kısmını oluşturmalarına rağmen vücut yapısının oluşmasında yardımcıdırlar. Kemik, diş, kas, kan ve diğer dokularda da mineraller bulunur.

Mineraller inorganik maddelerdir ve ısı veya besin işlemede kullanılan diğer elle yapılan işlemler sırasında kayba uğramazlar. Günlük gereksinmemiz 250 mg’ın üzerinde olan mineraller makro minerallerdir ve Sodyum, potasyum ve klor elektrolitleri ile kalsiyum, magnezyum ve fosfor bu gruptadırlar. Krom, bakır, flor, iyot, demir, manganez, molibden, selenyum ve çinko gereksinimi günlük 20 mg’ın altındadır ve bunlara eser elementler denir. Bunlardan günlük alım düzeyleri belirlenenler sadece demir, çinko, iyot ve selenyumdur.

KALSİYUM
Vücut çalışmasındaki görevleri: Kemiklerin ve dişlerin yapımı, kasların kasılması, sinirlerin çalışması, normal kan basıncının sağlanması, kanın pıhtılaşması, hücrelerin bir arada tutulması için gereklidir.
Vücuttaki kalsiyumun %99’u kemiklerde ve dişlerde, geri kalan %1’i ise vücut sıvılarında ve hücrelerde bulunmaktadır.

Kalsiyumun Yetersizliğinde; Kalsiyum ve D vitamininin yetersizliğinde; çocuklarda raşitizm, yetişkin kadınlarda osteomalasia ve yaşlılarda osteoporoz görülür. Raşitizm ve osteo-malasia kemiklerin gelişememesi, yumuşaması ve eğrilmesidir. Osteoporoz ise kemiklerin kırılabilir duruma gelmesidir.

Kalsiyum emilimini; D vitamini, sütte bulunan laktoz, C vitamini, organik asitler, bazı amino asitler kolaylaştırır. Mayalandırılmamış undan yapılan ekmeğin tüketimi, antasitli ilaçların uzun süre ve fazla miktarda kullanılması ise emilimi engeller.

Günlük Kalsiyum İhtiyacı; Yetişkin bireyler için günlük ihtiyaç 1000 mg’dır. Çocuklarda 800 mg,
adölasan çağında 1300 mg ve gebe ve emzikli kadınlarda 1300 mg’dır.

Kalsiyumun En Çok Bulunduğu Besinler; Süt ve süt ürünleri ( yoğurt, peynir, dondurma vb.) en
iyi kalsiyum kaynağıdır. Süt ve ürünlerinde bulunan kalsiyumun emilimi fazladır. Yumurta sarısı, tahıllar, kuru
baklagil ve yağlı tohumlar da iyi kalsiyum kaynaklarıdır. Yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllarda bulunan kalsiyumun emilimi ise düşüktür. Yeşil yapraklı sebzelerde bulunan okzalatlar (okzalik asit) ve tahıllarda bulunan fitatlar (fitik asit) kalsiyumla birleşerek ince barsaklardan emilimi engeller. Diyetin posa miktarının fazla olması da kalsiyum emilimini olumsuz yönde etkiler.

FOSFOR
Fosfor; kalsiyumla birlikte kemiklerin ve dişlerin oluşumunda, besin öğelerinin metabolizmasında
görev alan enzimlerin yapısında bulunur ve hücre çalışması için gereklidir. Ayrıca fosfor vücut sıvılarının asit ortama dönüşümünü engeller, hücre içi ve dışı sıvıların dengede tutulmasını sağlar. Vücuttaki fosforun %90’ı kemiklerde ve dişlerde, geri kalan %10’u ise vücut sıvılarında ve hücrelerde bulunur.

Fosforun En Çok Bulunduğu Besinler: Protein yönünden zengin besinlerin fosfor içeriği de yüksektir. Süt ve türevleri, et ve türevleri, tavuk, balık, yumurta, tahıllar, kuru baklagiller ve yağlı tohumlar önemli
fosfor kaynağı besinlerdir.

Günlük Fosfor İhtiyacı: Fosfor ihtiyacı da kalsiyum ihtiyacı kadardır. Kalsiyumun fosfora oranı diyette bire bir olmalıdır. Fosfor ihtiyacı 1-10 yaş arası çocuklar için 800 mg, 11-24 yaş için 1200
mg ve 24 yaş üzeri bireylerde 800 mg’dır.

SODYUM, KLOR ve POTASYUM
Vücutta Dağılımı ve Görevleri: Vücut mineral içeriğinin %2’sini sodyum, %5’ini potasyum ve %3’ünü
ise klor oluşturur. Sodyum, klor ve potasyum tüm vücut sıvılarında ve dokularda bulunur. Bu elementlerin
vücuttaki en önemli görevleri vücut su dengesini, asit-baz dengesini ve kas çalışmasını sağlamaktır.
Sodyum, klor ve potasyum ince barsaklardan emilir, idrar, dışkı ve terle atılır. İshal, kusma, aşırı idrar yapma, aşırı terleme ile vücuttan bu mineraller kayba uğrar.

En Çok Bulunduğu Besinler: Sodyum ve klorun temel kaynağı tuzdur. Ayrıca her besin belirli oranlarda sodyum içermektedir. Meyvelerde sodyum oranı çok düşüktür. Diyetle süt, et, tahılların, taze sebze ve meyvelerin yeterli düzeyde tüketimi ile potasyum ihtiyacı karşılanır. Salamura edilmiş ve bazı işlenmiş besinlerde tuz miktarı yüksek oranda bulunur.

Günlük Sodyum, Potasyum ve Klor Gereksinmesi: Normal bir diyetle sodyum, klor ve potasyum ihtiyacı karşılanır. Kişilerde kan basıncı yükseldiğinde (hipertansiyon) sodyum (tuz) kısıtlaması gerekir. Günde 2-3 gram sodyum, 2-4 gram potasyum yetişkinler için yeterlidir. Günlük tuz tüketimi 6 gramı geçmemelidir. Bu miktarda tuz 2.4 gram sodyum sağlar ve normal koşullarda yetersizliği söz konusu değildir. Günlük klor ihtiyacı en az 750 mg dır.

MAGNEZYUM
Vücutta Çalışmasındaki Görevleri; İnsan vücudunda bulunan ortalama 20-28 gram magnezyumun %60’ı kemiklerde, %27’si kaslarda, %13’ü ise diğer dokularda ve vücut sıvılarında yer almaktadır. Magnezyumun vücutta enerji metabolizmasının, kas ve sinir sisteminin düzenli çalışması, kemik ve dişlerin
oluşumu, kan basıncının düzenlenmesi gibi görevleri vardır

Magnezyumun En Çok Bulunduğu Besinler: Kuru baklagiller, yağlı tohumlar, rafine edilmemiş tahıl taneleri ve koyu yeşil yapraklı sebzeler önemli magnezyum kaynağıdır.

Günlük Magnezyum Gereksinmesi: Günlük alınması gereken miktar yetişkin erkek ve kadınlarda ise 320-400 mg‘dır. İhtiyaç 1-3 yaş grubu çocuklarda 80 mg, 4-6 yaşta 120 mg ve 7-10 yaşta ise 170 mg‘dır.

DEMİR
Vücutta Dağılımı ve Görevleri:
Yetişkin bir insan vücudunda ortalama 3-5 gram demir bulunur. Demirin çoğunluğu kanda ve kırmızı kan hücrelerinde hemoglobinde bulunur. Hemoglobinin yapısında bulunan demirin vücutta görevi oksijen taşımaktır. Akciğerlerden oksijeni hücrelere, hücrelerden de karbondioksiti akciğerlere taşır.

Demirin En Çok Bulunduğu Besinler:
Et ve et türevleri, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllar demir kaynağıdır. Pekmez ve kuru meyveler de iyi bir demir kaynağıdır. Diyette C vitamininin ve etin bulunması, bitkisel kaynaklı demirin emilimini arttırır. Bu nedenle her öğünde C vitamininden zengin besinlere yer verilmelidir.Tahıllarda demir emilimi engelleyen fitatların etkisinin ortadan kaldırılması amacıyla ekmek mayalandırılarak yapılmalıdır. Yemek esnasında çay içilmesi de demirin emilimini azalttığından, çay öğün aralarında ve açık olarak içilmelidir.

Demir Yetersiz Alındığında: Demir yetersizliğinde kansızlık görülür. Kansızlığa bağlı olarak saçlarda cansızlık, dökülme, seyrelme ve ciltte soluk sağlıksız görüntü oluşur. Barsak parazitleri besinlerle alınan demire ortak olur ve kansızlığa neden olur. Anemik olan kişilerde kanda hemoglobin düzeyi düşer ve kırmızı kan hücrelerinin sayısı azalır. Diyetle demiri yetersiz tüketen okul çocuklarının sık hastalandıkları ve okula devam edemedikleri, öğrenme, algılama ve dikkatlerinin azaldığı ve okul başarılarının düştüğü bilinmektedir.

Günlük Demir Gereksinmesi: Diyetin hayvansal veya bitkisel kaynaklı besinlere dayalı olması ihtiyaçta farklılık gösterir. Ülkemizde diyetin tahıllara dayalı olması nedeniyle yetişkin erkeklerde günde 10mg, kadınlarda 15-18 mg , gebe kadınlarda ise 27-30 mg demir tüketimi önerilmektedir.

İYOT
Vücutta Dağılımı ve Görevleri: Yetişkin bir bireyin vücudunda 15-20 mg iyot bulunur. Bunun %70’i tiroit bezinde, geri kalanı ise dokularda ve kandadır. Tiroit bezinin çalışması için iyot gerekir. İyot, tiroit bezinde tiroit hormonlarının yapımında görev alır.

İyot Yetersizliğinde: İyodun yetersiz alınması iyot yetersizliği hastalıklarına neden olur. Ülkemizde bazı bölgelerde (Karadeniz ve Akdeniz’in iç kesimleri ile Doğu ve İç Anadolu bölgesinde) toprakta ve suda iyot yetersizliği olduğu için bu bölgelerde yetişen besinlerle beslenen kişilerde basit guatr hastalığı görülür.Guatr boynun ön tarafında bulunan tiroit bezinin büyümesidir. İyot eksikliği olan bölgelerde yaşayan kadınlarda; düşük, ölü doğum, düşük doğum ağırlığı, üreme sorunları görülür. İyot yetersizliği olan gebe kadınların doğurdukları çocuklarda kretenizm görülebilir. Çocuk yapısal bozukluklarla doğar, büyüme ve gelişmesi geri
kalır, sağırlık ve dilsizlik, şaşılık görülür zihinsel yetenekleri gelişemez ve zeka geriliği yaşarlar. İyot yetersizliği hastalıkları önemli bir halk sağlığı sorunudur ve çözüm yolu ise iyotlu tuzun kullanılmasıdır. İyotlu tuz guatrı tedavi etmez, oluşmasını ve daha fazla büyümesini önler.

İyotun En Çok Bulunduğu Besinler: Deniz ürünleri, özellikle balık iyot kaynağıdır. İyodu yeterli toprakta yetişen besinler ve su yeterli iyodu sağlar. İyot yetersizliği hastalıklarının görüldüğü ülkelerde tuza, suya, ekmeğe iyot eklenmektedir. İyotlu tuz koyu renkli naylon torbalarda ve kapalı kaplarda saklanmalıdır.

Günlük İyot Gereksinmesi: Yetişkin bir bireyin ve gençlerin günlük iyot ihtiyacı 150 mcg çocuklarda 90 mcg’dır. İhtiyaç gebelik döneminde 220 mcg, emziklilikte ise 290 mcg’dır.

ÇİNKO
Vücutta Dağılımı ve Görevleri: Çinko vücudumuzda en fazla karaciğer, pankreas, böbrekler, kemik,
kaslarda ve diğer dokularda bulunur. Çinko vücutta önemli metabolik görevleri olan enzimlerin yapısında yer alır. Büyüme ve cinsiyet organlarının gelişmesinde, hücresel bağışıklığın oluşumunda etkindir.

Çinko Yetersizliğinde: Fiziksel olarak büyümede gerilik (cücelik), cinsiyet organlarının gelişmesinde gecikme, hastalıklara dirençsizlik, yaraların iyileşmesinde gecikme, tat ve koku algılamada bozukluklar gibi belirtiler görülür.

Çinkonun En Çok Bulunduğu Besinler: Et, karaciğer, yumurta ve deniz ürünleri çinkonun en iyi
kaynağıdır. Süt ve ürünleri, kuru baklagiller, yağlı tohumlar ve tahıllar yeterince çinko içerirler. Aşırı saflaştırılmış unlarda çinko miktarı azalır. Ayrıca tahılların kepek kısmında bulunan fitatlar da çinkonun vücutta kullanımını engeller. Çinko yetersizliği daha çok kepekli tahıl ürünleri ile beslenen toplumların sorunudur.

Günlük Çinko Gereksinmesi: Yetişkin erkeklerde günlük 15 mg, kadınlarda 12 mg, 1-10 yaş arası çocuklarda 10 mg çinko alımı önerilmektedir. Gebelik ve emziklilikte 15 mg’dır.

FLOR
Vücutta Dağılımı ve Görevleri: Flor; vücutta çoğunlukla dişlerin ve kemiklerin yapısında bulunur. Florun en önemli görevi diş çürüklerinin önlenmesidir. Yeterli flor alımı osteoporozu önlerken aşırı flor alımı ise osteoporoza neden olur.

Florun En Çok Bulunduğu Besinler: Besinlerin flor içeriği yetiştikleri toprağın flor içeriğine bağlıdır. Deniz ürünleri ve çayda flor bulunur. Florun esas kaynağı sudur. İçme sularındaki flor miktarı litrede 0.7 -1.2mg arasında olduğunda , toplumda diş çürüklerinin görülme sıklığı azalır. Sularda flor miktarı litrede 0.7 mg’ın altına düşerse diş çürükleri sık görülür, bu oran 2 mg üstüne çıktığında dişlerin yüzeyinde sarımsı kahverengi lekeler görülür, bu belirtiye florozis denir. Ülkemizde Isparta, Burdur yöresinde florozis sorununa rastlanmaktadır.

Günlük Flor Gereksinmesi: Günlük önerilen güvenilir alım düzeyi 1.5-4.0 mg

Sevgiyle….

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

SeLeNYuM….AY gibi doĞsun…

yeni_ay_k

Vitamin E ile birlikte ‘Antioksidan ve hücre koruyucu’ olan ‘selenyum’, en çok deniz ürünleri,et ve karaciğerde bulunur. Dokuların zarar görmesini engellediği gibi, erken yaşlanmanın önlenmesi üzerine de oldukça iyi etkileri vardır.

Vücuttaki selenyum miktarı 1 mg’den azdır ve, erkeklerde testiste, erkek ve kadınlarda ise dalak, pankreas ve böbrek de bulunur.

Geçtiğimiz günlerde bir araştırma sonucu yayınlandı. Yapılan bir araştırma da selenyum verilen tiroid hastalarında savunma hücrelerinde meydana gelen hasarda yüzde 50 oranında azalma meydana geldiği açıklandı.Türkiye’de yaygın sağlık sorunlarından biridir tiroid hastalığı. Bu araştırma sonucuna göre selenyum tiroid’e umut olmuş oldu.

Hücrelerin, yaşlanma sürecini yavaşlatan selenyumun en iyi etkirlini ise şöyle sıralayabiliriz;

* En önemli etkisi olan antioksidan özelliği ile kişi kalp krizi riskinden korunur. Kalp damar hastalığı üzerinde etkilidir.

*Kanser ve kalp hastalıklardan korunma amaçlı kullanılır.

*Protein sentezine yarar,

*Büyüme ve gelişmeye yarar sağlar.

*Kan hücrelerinin kromozomlarının zarar görmesini engeller.

*Sigara, alkol, okside yağlar, gibi insanlara zararlı maddelerin etkilerini azaltır.

*Spermlerin üretimine etkisi vardır.

*Bağışıklık sistemini güçlendirir,

*Deri sağlığını artırır,

Selenyum eksikliği yüzünden

*Toprakları, selenyum açısından eksik bölgelerde meme, akciğer ve kalınbağırsak kanserlerinin görülme riski daha yüksektir.

*Kas yapısında zayıflık belirir,

*Kalp ve damarlardaki esneme kabiliyeti azalır,

Selenyumun fazlalığında, sürekli alımlarda

*Kas ve kalple ilgili sorunlar,

*Diş çürümeleri, ağızda kötü bir tat ve koku oluşumu,

*Deride değişiklikler,

*Görme sorunu,

*Saçta dökülme ve tırnakta kırılma görülebilir.

Selenyumu En Bol Yiyecekler

En zengin selenyum kaynakları, deniz ürünleri, tonbalığı, et, karaciğerdir. Ancak tahıl ve tohumda, patatesde, yumurta da, tavuk ve hindi göğsünde, ekmek ve ay çekirdeği’nde bulunur.

Selenyum ayrıca, karabiber, susam, mantar, lahana ve de kabakta da bulunur.

Balıklar içinde, beyaz ve iri balıklar selenyum açısından daha zengindir.

Günlük selenyum ihtiyacını verecek olursak

Çocuklar için bu oran; 1 – 10 yaş aralığında 20-30,

Erkeklerde, 11 ile 51 yaş üstünde oran 40 ile 70,

Kadınlarda ise, 11 ile 51 yaş üstünde 45 ile 55 mikrogramdır.

Selenyum Kalp Sağlığı İlişkisi

İlaveten selenyum minerali, öncelikle kanın yapışkanlığını düşürerek ve pıhtılaşma riskini azaltarak, sonra kalp krizi ve inme riskini indirerek kalbi koruyabilir. Dahası, selenyum sağlıklı kalp için kritik olan HDL (“iyi”) kolesterolün LDL (“kötü”) kolesterole oranını yükseltir.

Sigara içenler veya zaten kalp krizi veya inme geçirmiş olanlar selenyum takviyelerinin mükemmel kardiyovasküler yararlarından istifade edebilirler, gerçi herkes günlük vitamin ve mineral takviyesinde selenyum almakla selenyumun faydaları ‘ndan yarar sağlayabilir.

Selenyumun Yararları ile Sağlıklı Kalın

Selenyum yaşlı kişilerde görme bozukluğu ve körlüğün önde gelen sebepleri olan katarakt ve makula dejenerasyonunu önlemede faydalı olabilir.

Tiroid Selenyum İlişkisi

Selenyum tiroid hormonu için önemlidir. Selenyum eksikliğinde kanda T4 ve TSH hormonu artar, T3 hormonu ise azalır. İyot ve selenyum eksikliği birlikte oluştuğunda hastalığın şiddeti daha da fazlalaşır.

Aynı zamanda her hücrenin doğru çalışmasında gerekli olan tiroit hormonunun vücutta en az aktif olan şeklinden (T4 olarak adlandırılır) aktif olan şekline kadar (T3 olarak bilinir) dönüştürülmesi için de yaşamsaldır.

Münih Üniveristesi ve daha sonra Ege Üniveristesince yapılan çalışmalar selenyum mineralinin tiroid hastalığının bir türü olan otoimmün tiroiditi olan hastalar için yararlı olduğunu göstermiştir. Ege Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı uzmanlarınca 2 yıl süren ve Avrupa Tiroit Kongresi’nde sunulan araştırmaya göre selenyum takviyesi tedavide %50 oranında başarı sağlamıştır.

Selenyum ve Diyabet

Ülkemizde Dr. Çağrı Delilbaşı tarafından yapılan araştırmaya göre, selenyum diyabete bağlı gelişen bozuklukları büyük oranda düzeltmektedir. Deneysel çalışmalarda diyabet oluşturulan hayvanlara selenyum verilmesinin, kemik ve kas yapısında diyabete bağlı ortaya çıkan bozuklukları büyük ölçüde düzelttiği tespit edilmiştir. Dr. Çağrı Delilbaşı konuyla ilgili yaptığı açıklamada, selenyumun antioksidan ve insülin benzeri özelliğiyle etki gösterdiğini ve diyabetle ilgilenen doktorların selenyumun etkilerine yönelik yapacağı çalışmaların, bu hastaların insülin dışındaki maddeleri de kullanabilmelerine olanak sağlayacağını belirtmiştir.

Selenyum ve Kısırlık
ABD’de yayınlanan Science adlı bilim dergisinde yer alan araştırmaya göre selenyum erkelerde kısırlığı önlüyor. Araştırma bulgularına göre selenyum, bir proteini harekete geçirerek sperm hücrelerinin oksitlenmesini önlüyor ve bu sayede daha canlı ve aktif kalan spermlerin dölleme yeteneği artıyor. Araştırmacılar, selenyumun sperm hücresinin nefes alması sırasında da önemli bir rolü olduğunu belirtmişlerdir.

Selenyum ve Bağışıklık Sitemi
İlaveten selenyum, vücuda kendisini zararlı bakterilerden ve aynı zamanda kanser hücrelerinden korumada yardımcı olan sağlıklı bir bağışıklık sistemi için esastır.

Bağışıklık arttırıcı etkileri, uçukların nedeni olan herpes virüsü ve zona ile mücadelede rol oynayabilir ve aynı zamanda AİDS e nedeni virüs olan HIV e karşı olası etkileri için de incelenmektedir.

Selenyum E Vitamini
Selenyum ve E vitamini, bazı enzimlerin yapısına girip toksik oksijen kalıntılarını yakalarak etkisizleştirir ve akyuvar türü hücreleri güçlendirir.

Selenyum, E vitaminiyle beraber kalp ve karaciğer fonksiyonlarının sağlıklı olarak devamı ve vücutta antikor yapımı için çalışırlar.

E Vitamini ile birleştirildiği zaman, selenyumun bazı antienflamatuvar yararları olduğu da görülmektedir. Bu iki besin romatoit artrit, sedef hastalığı, lupus ve egzama gibi kronik hastalıkların tedavisinde önemli rol oynar.

Selenyum Kanser İlişkisi ;
• Selenyum, vücudun toksinlerden arınması için gerekli bir enzim olan glutathione üretmesine yardımcı olur. Vücudun, glutathion peroxidaz olarak bilinen antioksidan enzim sisteminin entegral bir parçası olarak, selenyumun, DNA metabolizması, hücre zarı bütünlüğü ve hem karaciğerin hem de pankreasın optimal fonksiyon yapmaları üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Glutathion peroxidaz, dokuları, serbest radikallerin hasarına karşı korur ve antikanser aktivitesi de büyük oranda, vücudda selenyum olup olmamasına bağlıdır.

• Selenyum kanserle savaştaki rolü nedeniyle son zamanlarda çok dikkat çekmektedir. Beş yıllık bir çalışma gerçekleştirildi ve bu çalışma günde 200mcg alan insanların %63 daha az prostat tümörü, %58 daha az kolon kanseri, %46 daha az habis akciğer hastalığı olduğunu ve genelde kanserden ölümlerde %39 azalma olduğunu gösterdi. Bu çalışma Cornell Üniversitesi ve Arizona Üniversitesinde gerçekleştirildi.

• Başka çalışmalarda selenyum minerali aynı zamanda serviks, rektum, yumurtalık, mesane, yutak, pankreas ve karaciğer gibi kanserleri önlemede yardımcı olmayı vaat ettiğini göstermiştir. Lösemiye karşı da sonuç vereceği ümidiyle test edilmektedir.

• Bilim adamları, bunu akıllarında tutarak selenyumun yararları ve kanseri iyileştirmedeki çözümler arasında gerçekten yer alabileceği hakkındaki araştırmaya günlük olarak devam etmekteler.

• Chicago Illinois Üniversitesi’ndeki Patoloji Bölümü’nden Dr. Nur Özten tarafından yürütülen ve Cancer Prevention Research’ ile ‘Nutrition and Cancer’ adlı dergilerde yer alan çalışmalara göre selenyum, prostat kanser hücre serilerinde öldürücü etki yaparken, normal hücrelere ise zarar vermemektedir. Prostat kanserinin önlenmesi veya oluşmuş kanserin invaziv ya da metastatik duruma geçişini engellemeye yönelik çalışmalar yapan Dr. Özten, en önemli hususun kullanılacak dozun ve selenyumun çeşidi olduğunu belirtmiştir.

• Finlandiya’da yürütülen bir çalışmada, serum selenyum düzeyleri 45 mcg/litreden az olan kişilerde, kanser olma riskinin, serum selenyum düzeyleri 45 mcg/ litreden yüksek olan kişilere göre 3 kat fazla olduğunu göstermiştir.

• Amerikan Tıp Birliği tarafından yapılan araştırmada, deri kanseri olan 1000 kişi, iki ayrı gruba ayrılarak; hastaların bir bölümüne düzenli olarak 7 yıl boyunca günde 200 mikrogram selenyum verilmiş ve süre sonunda selenyum verilen kişilerde kanserin yayılmasının %41 oranında azaldığı, ölüm oranının ise diğer gruba göre %52 daha az olduğu saptanmıştır.

• Dr. Gerhard Schrauzer, selenyumun çok düşük dozlarda bile, deney hayvanlarında, doğal öldürücü (natural killer) hücrelerin kansere karşı mücadelesini büyük ölçüde güçlendirdiğini açıklamıştır. Gerhard Schrauzer, çok sayıda ülkeden gelen kan bankası verilerini inceledikten sonra, raporunda, beslenmelerinde düşük oranda selenyum olan bölgelerde, lösemi, kolon, rektum, prostat, yumurtalık, meme ve akciğer kanseri düzeylerinin daha yüksek olduğunu belirtmiştir.

• Britanya Besin Araştırmaları Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre, selenyum ve sulforafen bir arada alındığında, kansere karşı savaşma güçleri tek başına sahip oldukları gücün 13 katına çıkmaktadır. (Sulforafen brokoli, su teresi ve brüksellahanası gibi besinlerde bulunan bir maddedir.) Hücre kültürleri üzerinde çalışarak iki bileşimin genler üzerindeki ortak etkisini tespit eden araştırmacılar, her iki maddenin de kanserden korunmak için yüksek dozlarda alınması gerektiğini ancak beraber alındığında daha düşük dozlarda da kanseri önleyebileceğini belirtmişlerdir.

Son çalışmalar selenyumun deney tüpünde hücrelere normal hızlarda büyüme ve ölmede yardımcı olarak onları kanserli hale gelmekten koruyarak göreceli hızda etkili olduğunu göstermiştir. Uzmanlar selenyumun kanserle mücadele ile ilgili yararlarının vücutta da hızla etkili olabileceğini de sanmaktadırlar.

Miami Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, 92 AIDS hastasına dokuz ay boyunca selenyum hapı verilmiş ve süre sonunda HIV virüsünün azaldığı tespit edilmiştir. Araştırmacılar, antioksidan etkisi olan selenyum haplarının, oksijenle virüsün bağışıklık sistemi hücrelerine verdiği zararı onardığını belirtmişlerdir.

Agriculture Research gazetesine göre, farelerdeki araştırmalar, her ikisi de antioksidan olan selenyum minerali veya E vitamini eksikliğinin gayri faal uyur virüsleri, hastalık nedeni faal durumlarına dönüştürebileceğini göstermiştir. Bu selenyumun, her ikisi de uyuyan herpes virüsünün yeniden etkinleşmesinden kaynaklanan uçuklara ve zonaya karşı neden etkin olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.

(/Araştırma//Vit-amin.net/)