Kategori arşivi: KİŞİSEL GELİŞİM

EDEP TACI….

gelin_tac

“Tasavvuf tamamıyla edepten ibarettir….

Edeb bir taç imiş nuru hüda’dan.

Giy o tacı emin ol her beladan….

Mevlana Halid’i Bağdadî (k.s) Hz. nin tavsiyelerinden bize naklettiğine göre.Feyiz alabilmek Mevlâ’dan gelecek sevgiyi kazanmanın esası  üç şeye bağlıdır dediler.

Birincisi: İhlâs
İkincisi: Edeptir.
Üçüncüsü: Allah (c.c) dostlarıyla muhabbet etmek ve onları örnek kabul etmektir. Çünkü muhabbet, feyzin çokluğuna ve son derece artmasına sebeptir.

Feyzin elde edebilmenin birinci şartı, Kâmil Mürşide muhabbet beslemek ve onu örnek kabul etmektir. Ayrıca bu sevginin yapmacık ve zorlamaksızın, doğruluk gayri samimi olmaması ve gösterişten uzak ve şüpheden de uzak olarak bilmek gereklidir. Çünkü söz konusu muhabbet, müridin iç âleminden mürşidin içine akan, manevi bir nehirdir ceryana benzer. Mürid onun sayesinde Mürşidinden devamlı olarak feyiz alabilme imkânını elde bulundurur. Bu manevî nehrin ve feyzi’nin genişliği, müritteki muhabbetin az veya çokluğuna bağlıdır. Çünkü bazen muhabbetin coşması artması anında o manevi nehir, deniz gibi olup müridin kalbi, Mürşidin tarafına teveccüh eder. Hatta bu muhabbetin çokluğu sebebiyle kalbini mürşidine yönelten mürid, şeyhinde fani olup diğer bir ifadeyle, kendini özellikle, iradesini bir tarafa bırakan müridin kalbine aynanın karşısına geçen bir kimsenin aynada görünmesi gibi mürşidinin bütün halleri bir anda müridin kalbine aksetmiş olur.

Tasavvufî terbiyede önemli bir yer tutan muhabbet; Diğer iki emri yani edep ve ihlâs sahibi olmayı da gerektirir. Çünkü seven bir kimse, sevdiğine karşı edebe riayet saygılı olmaya ve ihlâsta samimi olmaya devam etmiştir. Seven kişilerin sevdiğine karşı yaptıkları fedakârlık bunun bariz delilidir.

Aslında ihlâslı olmak, Allah (c.c) yolunda olanlara karşı muhabbet beslemek ve saygı ve hürmetkâr olmak, hakikatte yüce Allah (c.c) tarafından kulun kalbine feyiz ihsan olur. Zira her bir makama lâyık ve ona uygun edep vardır. Tasavvuf ise, bir edepler tertibi ölçüsüdür.
“Edeplerin cüzlerin kısımları, kitaba sığmayacak kadar çoktur” denilmesi buna bağlıdır.

“Tasavvuf tamamıyla edepten ibarettir.”

Mürşide karşı gösterilmesi gereken edepler, sekiz kısma ayrılır:
1.Niyet edebidir.
2.Rabıta ve Şeyhin hizmetinde bulunma edebidir.
3.Mürşidin huzurunda bulunma edebidir.
4.Mürşit ile konuşma edebidir.
5.Mürşidin işlerinde hizmet edebidir.
6.Feyiz alabilmek için kalbin hazırlanması, ihlâsın keyfiyeti ve talep edebidir.
7.Virt. Manevi vaziyeti ve hatme-i hacegân edebidir.
8.Sülûk. Allah’a giden yolu tutmak ve nefis ve şeytanla mücadele edebidir.
İnşallah şimdi bu (konuları) sıra ile (ele alarak) tafsilatlı olarak (genişçe) beyan edeli

Rasulallah Efendimiz (sav)

«Âlimler peygamberlerin varisleridir.» HŞ.

« Kavmi içinde Âlim, ümmeti içindeki peygamber gibidir.» HŞ.

«Ümmetimin âlimleri Beni İsrail’in peygamberleri gibidir.» Buyurmuşlardır. HŞ.

Bu hadislerin hakikati odur ki; Ulema zahir âlimleri değil. İlmiyle amil olan ariflerdir.

«Evliyalarım benim kubbelerimin altındadır, onları başkası bilmez.» H.Ş

Mürid Mürşidiyle. Yemek yemeye; Esbabını giymeye; Ona mahsus olan kâseden su içmeye; Hayvanına binmeye, yerine oturmaya kalkmamalıdır. Bunların her birine izin vermiş olsa bile bu hareketleri yapmamalıdır. Yalnız emir verilirse yapmalıdır, çünkü sadatlar buyurmuşlardır. “Emir Adaptan üstündür.”

Ve mürid yapacağı her işte mürşidinden izin istemelidir.

Mürşidi Allah’ın izniyle kendinde olan ilahi bakışı ile bir kimseye nazar etse, Cüneyd-i Bağdadî ve Bâyezid-i Bestami (ks) nin makamına ulaşabilir. Bu nazara uğrayan veya nail olan kimse, ne kadar kötü ve fâsık dahi olsa, yüksek makamlara ulaşır, ancak bu nazarı aramak ve gözlemek lâzımdır. İnsanların talebi şöyle olmalıdır ki; Allah’a ulaşmayı ve günahları terk hususunda içinden samimi olarak istemelidir ve bu istek hakikî muhabbetle olmalıdır. Yani Allah rızası için olmalıdır.

Kul nafilelerle bana durmadan yaklaşır, nihayet onu severim. Bir kere de onu sevdim mi, artık o kulumun işiteceği kulağı olurum, göreceği gözü olurum. Buyruldu.

Mü’min Allah’ın nuruyla bakar.

Benim hiçbir dileğim ve muradım yoktur; Ancak dostumun arzusu, isteği, muradı, benim de arzum, isteğim ve muradımdır. Benden her ne isterse, o benim isteğimdir.”

Ben bilmem….ŞEYHİM Bilir..

Hak şerleri hayreyler..Mevlam görelim neyler!…

Neylerse güzel eyler!…

Sevgiyle selam vesselam…

(A/Vit-a-mineral//)

İZZET…

 

İZZETLİ…

İzzet’in kelime anlamı, insanın yenilmesine engel olan şeydir. Bu da onun hakkında üstünlük, şeref ve haysiyet, kuvvet ve güç sahibi olmayı ifade eder. Kişinin yüceliğini ve değerini anlatır.Yücelikler ve sahip olunan yeteneklerdir. Düşmanı karşısında galip gelen kimse için de ‘izzetli’ denilmiştir.

İnsana ‘izzet’ kazandıran birkaç önemli davranış vardır:

Allah’ın adını zikretmektir. Bu da Allah’ın sevgisi ve rızası için yapılan kulluktur; O’nun adına amel işlemektir, O’nun korkusundan haramları terk etmektir, O’nu ve O’nun vereceği cezayı ve mükafatı düşünmektir daima Allah’ı (c.c.) hatırlamaktır. Bu şekilde Allah’ı hatırlayanlar izzete ulaşırlar.(Münafikûn sûresi/63/8.)

Bir diğeri Allah (c.c.) yolunda ‘infak’ etmektir.
Veren el… alan elden sürekli üstündür.

Bir diğeri ilimdir. Bilenlerin sorumlulukları büyük olduğu gibi, İlimlerinin gereğini yaptıkları sürece dereceleri daha da artar.

İlim güçtür, zenginliktir ve izzettir. Allah’ın kulları içinde O’ndan en çok ilim sahipleri korkarlar. Çünkü onlar Allah’ın azametini idrak ederler.

Küçük ve boş işlerin peşinden gitmez, yalan ve çirkin sözlere aldırmaz, ufak çıkarlar peşinde koşmaz.
O küçük değil büyük hedeflerin adamıdır.

O çıkarının karşısında eğilmez. O ucuz kazançların arkasına düşmez.O kimsenin karşısında iki büklüm olmaz. Hele hele inançsızların yanında başı dik ve onurludur.Kimseye yağcılık yapmaz, yağdanlık olmaz. Bir makama çıkmak için üç kağıtçılık yoluna baş vurmaz.

O’nun davranışları orta halli, sözleri doğru ve oturaklı, ahlâkı güzel, duruşu ağır başlı, hedefi yücedir.

““İzzet (yalnızca) Allah’ındır… Resûlünündür ve Mü’minlerindir.”
(Münafikun/63/8)

Gerçek müminler izzet, üstünlük ve şeref sahibidirler. Çünkü gerçek müminler geçici, değersiz şeylere bağlanmaz. Allah’tan başkasına boyun eğmezler.

Allah…. dilediğini aziz (izzet sahibi) kılar…..

Kim haklı olduğu halde davasından vazgeçerse Allah onu izzetli kılar….

Sevgiyle….

(/Vit-amin.net//)

z a r a ….Z A R A…..

gülüüm.

ZARA…..

Asil…Zevkli… Ağır Başlı…

Asil…Çok Şanslı… Algılama güçü yüksek …

Asil..Çok Asil..Uysal..

Asil… Güzel, soylu…

Asil… İyi huylu”

Asil… Güzel, şatafatlı…

Asil… Güzel ve çalışkan ….

Asil… İçgüdülerine güvenen….

Asil… Hayat dolu ….

Asil… Gizemli Kadın…

Sevgiyle..

(/Vit-amin.net//)

MÜKERREM……

Vitaminnn

And olsun ki!… Biz âdemoğullarını(mükerrem) onurlu kıldık.Onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; onları yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.”
(İsra/17/70.)

Allah Teala insanı mükerrem, şerefli ve onurlu olarak yarattığını ve bu yüzden diğer yaratıkların çoğundan üstün kıldığını ifade buyurmaktadır…

Mükerrem olmak demek…toplumda ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeden bütün insanlarla iyi geçinmektir. Herkese karşı güzel söz ve hüsnümuaşeret içinde bulunmaktır. Sevgi ve kardeşlik duygularıyla insanlarla kaynaşmak, düşmanlıkları sona erdirmektir.

Mükerrem olmak demek… Allah’ın topraktan yaratıp kendi ruhundan nefh ederek onurlandırdığı varlık olmak demektir..
(Hicr/15/29; Secde/ 32/9.)

Mükerrem olmak demek… ahsen-i takvim sırrına ermek demektir.
(Tin/95/4.)
Ahsen-i takvim, kâinatın sırlarını ve eşyanın hakikatini idrak kabiliyetidir….

Mükerrem olmak demek… ruhi kemale kanat açmak demektir.Mükerremlik ve insani onur, birlikte yaşama sırasında başkalarına gösterilecek hoşgörüdür.

Mükerrem bir mümin yüreği… Allah’ın kullarına karşı hüsnüzan besler,değer verir, güzel muamelede bulunur.

Mükerrem olmak demek….göklerde ve yerde bulunan her şeyin ilahi bir rahmet olarak insana verilmesi…. her şeyin onun emrine musahhar kılınması demektir…..

Saygıdeğer… sayılan…. aziz….Muhterem… onurlandıran… hürmet ve tazime erişmiş….Şerefli..onurlu..İtibar  sahibi..ASİL….

Emn ü safâ bulayım dersen dünyâ ve ahret
Dostlara ihsân eyle, düşmanı idâre et!

Şirazi…

İnsandaki üns anlamıyla Allah’a ve yarattıklarına ünsiyete aday, nisyan anlamıyla isyana yatkın olduğunu bilmek ve sonunda hesabın bulunduğunu unutmadan yaşamak demektir.
(Tekâsür/102/8.)

Mükerrem olmak demek…. insan olmak ….

Mükerrem olmak demek…. “her âdem, bir âlem” ….
Kaynak:Diyanet/Prf.H.K.Yılmaz)

Sevgiyle..

(/A/Vitamin.net//)

ZARİF…..ELAGANT…

yyoonca

Çekicilik….biçim, görünüş, durum, konuşma ve davranışlarıyla hoşa giden….İnce, beğenilen, zarafetli…Güzel, şık, ince kibar tavırlı..İnce esprili….Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan… zarif, kaba OLMAyan… Sade doğal ve yalın…Narin..mızıkçılık ve mızmızlık nedir bilmeyen..Azimli..vefalı..sebatkar..cesur….

YÜKSEK RUHLU KİŞİLİK….

Sevgi  dolu…

Sevgiylee..

(/A//Vit-amin.net/)

 

İ M A N…

Vitaminnn

İman  nedir ….. diye  sorulduğunda…Belki….. İmanın  6 şartlarını bir bir sayabiliriz…

*Allahın varlığına   ve  birliğine  inanmak..

*Allahın kitaplarına  inanmak…

*Allahın  meleklerine  inanmak…,

*Allahın peygamberlerine  inanmak..

*Allahın  kaderine  ve ahiret  gününe  inanmak…

*Hayr ve  şerrin  Allahtan  olduğuna  inanmak…

İslamın  şartları  nedir  diye  sorduğumuzda   İslamın  beş  şartını  da sayabiliriz…

*Kelime-i şahadet  getirmek…

*Namaz  kılmak

*Oruç  tutmak

*Zekat  vermek

*Hacca  gitmek

Oysa ki ””’İslamın birinci  şartı  İman…İmanın  birinci  şartıda  EDEP tir!…..

Dinimizde  şu  kesindir  ki  kimse  kimseye  İmansız  diyemediği  gibi  o  gözle  de  bakamaz…Dinimiz  çol güzel  olduğu  kadar  bir o kadar da  ince  dir..O   yüzden  ince  kulları  sever..Kaba  haşin..sözü  kırarak  hakaret  ederek  söyleyenlerden hoşlanmaz..

Sevdiriniz  ..Nefret  ettirmeyiniz…

Aman  ha  Edepi elden  bırakmayınız…

İmanla  paranın  kimde  olduğu  belli olmaz..Çünki….

Edep ve hayâ sahibi olmak, aynı zamanda saygı, hoşgörü, adalet, dürüstlük, sevgi ve nezaket gibi güzel vasıflara sahip olmayı da beraberinde getirir. Bundan yoksun olan …İnsanlar ve toplum içindeki saygınlığını yitirirler.

”Mümin müminin aynasıdır” Kişi müminlerle birlikte oldukça kendisine ve davranışlarına çeki düzen verir ve ruhunda “hayanın mayalanmasına” yol açar. Ancak bir sebeple müminlerden ayrılmaya başlayanlarda, artık birlikte olduğu insanların davranışları, ahlakı ve hayası onada sinmeye başlar…..(A.K)

Haya insanın manevî süsü, Allah’ın insanda görmek istediği en güzel hal…..

Haya…. hem nefsin arzularına karşı kişiyi korur, hemde olgun bir şahsiyete sahip olmasına  vesile olur. Hemde kişinin Allah indinde iyilerden (salihlerden) yazılmasına yol açar.

Kişi  arkadaşının  dini  üzeredir….

Bana  arkadaşını söyle  sana  kim  olduğunu  söyliyiM..

Üzüm  üzüme  baka  baka  kararır…

Arkadaş  insana  iyilikler  aşılayacağı  gibi  kötülükler de  aşılar..

Bunu  çok  uzağa  gitmeden  kendi  davranışlarınızda ve yaşamınızdaki  ilişki  ve  arkadaşlıklarınızdan  da  gözlemleyebilirsiniz..

Devamlı  şikayet eden..Kaba  davranan ve  hiç  bir  şeyi  beğenmeyen..Dağınık.. pis  …düzensiz  ..devamlı  buyuran…insanlarla  birlikte  olunca  neye  benziyorsunuz..

Güzel  koku satan  gibi  güzel kokan…..  nazik  kibar  ince  çalışkan  düzenli  temiz   özenli  dürüst  söylemesi  gerekeni   gerektiği kadar  ve  söylenilmesi  gerektiği  gibi  söyleyen… niyeti  salih…kendinden  başkalarını da  düşünen..Her daim  Rabbisine  sığınıp  yine  onun  huzurunda  olduğunun  bilinciyle hareket eden..Edilgen  değil  etken…Kuran  ahlakıyla  ahlaklanıp olgun  bir  kişilik   üzere  olma…gayreti  içinde  olmalıdır..

Zamanla   yaşadıkları  karşısında  takındığı  edepli  tavır  ölçüsünde

O kişide edepli bir ruh (incelik) oluşur.

Haya bir örtü salih amelse onun göstergesi ve meyvesidir.(A.K)

”İMAN lı bir tek  kişinin  gücü  99 kişinin  gücüne  bedeldir…”

”La Havle vela  kuvvete  vela  kudrete  illa billahil  aliyyil  azim..” Onun  için Peygamberimizin (Sav)  tesbihidir..

EDEP bir  tac  imiş  nuru  Hüdadan  giy  o  tacı  emin  ol..Her  beladan….

””Kişinin  Aklı  kadar  edebi  olur…””

Âdem hayatı bulduktan sonra  Cebrail ona elçi oldu.

ALLAH(C.C):))) Al şu“Üç emaneti Âdem’e götür.”

Birisi akıl…. birisi iman …. birisi de edep!….

Gece ve gündüz, yatarken, kalkarken, tek başına , yürürken  edepli olmak…. Edep dediğimiz bu edep külli edep’tir. Birbirimizin ayıbını  Örtmek….. Külli edep.

(Peygamberimizin (SAV):))) ”Size Allah  en  çok  hangi  kullarını   sever  diye sorsam  sorusuna..En çok  Kuran Okuyan ..En çok  hizmet  eden..En çok ibadet  eden..En çok Tesbih  çeken  ve  benzeri  cevaplar  aldığını   düşünürsek..O sadece Allah  o  kullarını  o kullarını  sever  ki  onlar  yalnızken  dahi  edeplidirler…Allahın  hoşuna  gitmeyecek  durumlardan  kendilerini  sakınırlar..)

Cebrail (A.S) bu üç emaneti    Âdem(A.S) ın  huzuruna getirdi.

“Ya Âdem! Seni  beni Yaratan Allah(C.C)….. sana üç hediye gönderdi.

Birisi akıl, birisi iman, birisi edep. Sen hangisini beğenirsen al. Ötekileri geri götüreceğim.”

Âdem:))) “Ben akıl alacağım.”

Melâike-i Kiram şaşırdı. “Nasıl biliyor bu adam? Ne kadar akıllı?”

”Pekii!” :))) diyor. “En iyisini aldın:)))” Cebrail Aleyhisselâm…

İman ile edebe:))) “Buyurun… gidelim:)))”

İman :))) “Cebrail Aleyhisselâm! Ben olmasam, akıl kendini idare edemez.”

”’Allah’a inanmayan, Allah’tan korkmayan, Allah’ı sevmeyen, Allah’ın emrinden yürümeyen, izinden gitmeyen, Kur’ân-ı Azimüşşan’a inanmayan akıllı var. Ama yiyor, içiyor, çalışıyor. Her şeyi yapıyor, ama inancı yok. Demek ki akıl…yalnız  başına bir şeye yaramıyor. . Aklı var, şeytanı kandırır. Ama inancı yok, imanı yok.”’

“Peki”:))) dedi. “Sen bilirsin:)))”

Edebe  dedi ki ”Sen yalnız kaldın:))).”

Edep :))) “Eğer ben olmasam da…… ikisi de idare edemez.”

“Edep’i olmayanın, imanı olmaz!”

Cebrail (A.S) Âdem(A.S)’in  sırtını sıvadı:))) “Haydi mübarek olsun. Üçünü de aldın….

Haydi mübarek olsun….Haydi  Mubarek  olsun…” …….Amin..

Mübarek  Olsun….

Sevgiyle…..

(/A//Vit-amin.net//)

ALLAH MUHSİNLERİ SEVER!….

Vitaminnn

MUHSİN…..

İhsan eden, iyilik eden, güzel düşünüp güzel davranan demektir. Hüsn yani güzellik, evrenin temel yaratılma sebebidir.

İlâhî Güzel; bilinmek isteyince açılıp saçılarak kâinatı yaratmış, varlıklara da sonsuz güzelliğini yansıtmıştır.

“iyilik eden, iyi davranan, iyi ameller işleyen ve yaptığını iyi yapan kimse”

“Bunlar  hikmetli kitabın âyetleridir. Muhsinler için yol gösterici ve rahmettir.

Muhsinler….. namazlarını dosdoğru kılan, zekatlarını veren ve âhirete yakînen (kesin olarak) îmân eden kimselerdir. Onlar Rableri tarafından gösterilen doğru yol üzerindedirler ve onlar kurtuluşa eren kimselerdir.”
(Lokmân, 31/2-5).

O takvâ sâhipleri ki; bollukta ve darlıkta harcayıp yedirenler, öfkelerini yenenler, insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah muhsinleri sever.
(Âl-i İmrân sûresi: 134)

Sana nasîhat şudur ki, dört huy ile huylan böylece muhsinler zümresinden (kısmından) olursun.

1) Genişlikte (zenginlikte) zekât, darlıkta sadaka ver.

2) Gazâb (öfke) zamânında gazâbını ve hırsını yen.

“Kim muhsin olarak, yüzünü / özünü Allah’a teslim ederse, o en sağlam kulpa yapışmıştır…” (Lokmân, 31/22)

3) Başkasının aybını görünce, onu açmayıp, kapatmaya çalış.

4) Hizmetçiye, ehline (hanımına) evlâd ve akrabâya ihsân ederek onları hoş tut.
(İmâm-ı Gazâlî)

Güzel düşünüp güzel işler yapın. Çünkü Allah, güzellik sergileyenleri (muhsinleri) sever.
Allah.. güzel düşünüp güzel davrananlarla mutlaka beraberdir.
Güzel düşünüp güzel davranarak kendini Allah’a veren kimse, şüphesiz ki en sağlam kulpa sarılmış olur…

Allah da onlara hem Dünya nimetini verdi, hem de ahiret sevabının en güzelini.

Allah…güzel düşünüp güzellik sergileyenleri sever….

Kur’ân’da “muhsin insan” çok övülmüştür: “Allah muhakkak ki muhsinleri sever….
(Bakara//2/195/)

… عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ. Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi) Vallâhu yuhibbul muhsinîn!!!!!!!!!!!!!!…… (muhsinîne).
(Aliimran/134)

“Evet !….kim muhsin olarak yüzünü ( özünü ) Allah’a teslim ederse” onun mükâfatı Rabb’inin yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar MAHSUNDA OLMAYACAKLARDIR…(üzülmeyeceklerdir).”
(Bakara, 2/112)

Vallahu yuhibbul Muhsinin!!!!…

Sevgiyle…

(/A//Vit-amin.net/)

MüMiN……

mümin....

“Mü’min arı gibidir. Yediği zaman temiz yer, bir şey verdiği zaman temiz verir. Çok ince bir dala konsa bile, zedelemez.

“Mümin arı gibidir; konduğu dala zarar vermez. Eseri de güzeldir.”
(Beyhekî)

“Mümin akıllı, basiretli, uyanıktır. Her işte Allah’ın rızasını gözetir. Acele etmez, ilim sahibidir, haramlardan kaçar.” ([Deylemi)

“Mümin, koku satan kimse gibidir. Yanında otursan için açılır Onunla gezsen veya ortak iş yapsan faydasını görürsün Onun her işi faydalıdır.” (Taberani)

“Müminler, birbirine karşı sevgi ve merhamette, bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut huzursuz olup onun tedavisi ile meşgul olunduğu gibi, müslümanlar da böyle birbirine yardıma koşmalıdır.” (Buhari)

“Mümin ülfet eder [iyi geçinir], ülfet etmeyen ve ülfet edilmeyende hayır yoktur.” (Beyheki)

“Müminin yanına giren, güzel bir bahçeye girmiş gibi ferahlık duyar.” (Deylemi)

Mümin kardeşlerime Selam olsun…!

Sevgiyle….

(/A//Vit-amin.net/)

İLİM…..BİLİM…..

kalppi

“Faydasız ilimden Allah’a sığınırım…..

“İnsanlara iyiliği emreder de, kendinizi unutur musunuz?!.” (Bakara, 2/44

“Sakın ha cahillerden olma.” (En’âm, 5/35)

“Kulları içerisinde Allah’tan ancak âlimler korkar.” (Fâtır, 35/28).

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?..”(Zümer, 39/9).

“Allah…içinizden iman edenlerle kendilerine ilim verilenlerin değerini yükseltir.” (Mücadele, 58/15)

“Alimler yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halifeleridir. Onlar benim ve diğer peygamberlerin vârisleridir.” (Keşfü’l Hafâ, H. No: 751).

“Rabbinden sana indirilen gerçekleri insanlara bildir.”(Maide, 5/67)

“Kendisine bir ilim sorulup da bunu gizleyen kimseye kıyamet gününde ateşten bir gem vurulacaktır.” (İbn Mâce, Hâkim).

“Eğer Allah’ın kitabındaki bir âyet olmasaydı, size hiç bir hadis rivayet etmezdim.” Ebû Hureyre bundan ilmi gizleyenlerle ilgili olan âyeti okumuştur (Ebû Hayyân, el-Bahru’l Muhit, I/454).

Bir yazıda geçtiği üzere(İslam ve İhsan)büyük zatlara verilen ilim kısaca şöyle anlatılmıştır..

Ferdin selâmeti…..evvelâ şer’î gerçeklere ittibâ ile mümkündür. Tasavvufî gerçeklerle hemhâl olması ise, bu selâmetin yüksek ve vasıflı bir seviyede gerçekleşmesini sağlar..

Şer’î gerçekler herkesi muhâtap aldığından rahmet-i ilâhiyye îcâbı mükellefi­yetler asgarîde tutulmuş..umûmun en âciz fertlerinin tâkati ölçü olarak alınmıştır. Tasavvuf yolunda ilerleme ise, kâbiliyete göre olduğundan bu yolun önü açık tu­tulmuş, ehline “Fenâ fillâh”a ve hattâ “Bekâ billâh”a kadar ruhsat tanınmıştır. Meselâ bir kısım mallarda zekât kırkta bir olmakla birlikte Cenâb-ı Hak infâkın önünü açık tutmuş, mü’minin îsarda bulunarak kendi ihtiyâcı olan miktarı bile muhtaç kardeşine vermesini teşvik buyurmuştur. Dolayısıyla zekâtın fıkhî nisâbı kalbî bakımdan asgarî seviyeye göredir.Kalbî seviye yükseldikçe infâkın ölçüsü de artmaktadır.

Bu itibarla tasavvufî ilim, mânevî eğitim sonucu ferdin istîdâdı nisbetinde ulaşılabilen Hak vergisi «ledünnî» bir ilimdir…..

Kur’ân-ı Kerîm’in birtakım âyet-i kerîmelerinde bu ilimden bahsedilmiş olması, bunun delîlidir. Al­lâh Te­âlâ, ken­di­sin­den hak­kıy­la it­ti­kâ eden, be­şe­rî irâ­de ve ar­zu­la­rı­nı ilâ­hî irâ­de­ye râm ede­bi­len kul­la­rı­nın kalb­le­ri­ne, akıl­la­rın tar­ta­ma­dı­ğı bir­çok lu­tuf­lar­da bu­lu­nur. Ni­te­kim yü­ce Rab­bi­miz, böy­le mut­ta­kî kul­la­rı­na hu­sû­sî bir ilim ve hik­met lut­fet­ti­ği­ni Kur’ân-ı Ke­rîm’de şöy­le bil­dir­mek­te­dir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

“Ey îmân eden­ler! Eğer Al­lâh’tan it­ti­kâ eder­se­niz, O, si­ze bir fur­kan (iyi ile kö­tü­yü ayırd ede­cek bir ilim…(fe­râ­set ve an­la­yış) ve­rir, gü­nah­la­rı­nı­zı ör­ter ve si­zi ba­ğış­lar. Çün­kü Al­lâh, bü­yük lu­tuf sâhibi­dir.” (el-En­fâl, 29)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

“Ey îmân eden­ler! Al­lâh’tan sakının ve Pey­gam­be­ri (Hazret-i Muhammed)’e îman edin ki Allâh si­ze rah­me­tin­den iki kat ver­sin, si­ze ışı­ğın­da yü­rü­ye­ce­ği­niz bir nûr lut­fet­sin ve sizi bağışlasın. Şüphesiz Allâh Gafûr (çok bağışlayan) ve Rahîm (çok merhamet eden)dir.” (el-Ha­dîd, 28)

Bir şeyin gerçeğini bilmek” İlim…. O gerçeğe ulaşmakta kullanılan bilgi ve yöntemler ise Bilim..

Evrenin olaylarının bir bölümünü konu olarak seçen.. deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.

“İlim ikidir.

Biri dilde olandır ki bu, Allâhü Teâlâ’nın kulları aleyhine bir delildir; diğeri kalbde olan ilimdir.

İşte faydası olan ilim de budur.”

Nahv âlimi Halil bin Ahmed den rivayetle

İnsanlar 4 Kısımdır…..

1 – Anlar fakat anladığını bilir ( bildiği ile amel eder); bu âlimdir…..

2 – Anlar fakat anladığını bilmez. Bu gâfildir, bunu ikaz edin.

3 – Bilmez fakat bilmediğini bilir (Buna cehl-i basit derler); bu yol arıyor, buna doğru yolu gösterin.

4 – Anlamaz, fakat anlamadığını bilmez (Bilirim zanneder, buna cehl-i mürekkeb derler, tedavi kabul etmediği için); onu terk edin.”

Güzel ahlak ve manevi haller ancak kalp ve aşkla elde edilir..Gerçek alimler bunlardan pay sahibi olan alim ..arif..ve kamil mümin olan kimsedir…Tasavvufta veli yada sufi ile kasdedilen bu kimselerdir..Onlar yeryüzünde Allahın seçilmiş bir dostu ve canlı tanığıdır…Zahiri ilimlere sıkı sıkıya bağlı olmanın neticesinde kişi kalpte ilahi AŞK ve Takva ile ödüllendirilip ..hediyelendirilir….Ancak Takva ile manevi ilim kapılarının açılacağı ve ancak Allah dostlarına verilen bu ilmede Batıni İlim denir…ilâhî hediyedir..fazilettir… ayrı bir şereftir….

Allah güzeli sever…Güzel Yüce ALLAHın sevdiği herşeydir…

Allah kalplere bakar…

“Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz..ancak kalplerinize ve işlerinize bakar.”(Müslim)

İlim müminin yitik malı gibidir onu nerde olsa alır…Hz.Muhammed (sav)

Ben gizli bir HAZİNEydim …..Bilinmek istedim…ALLAH(C.C)

Sevgiyle…

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

ŞEREF……

arı

Geç Yunus endişeden
Gerekse bu bişeden
Ere aşk gerek evvel
Ondan dervişe benzer …..

Dervişlik dedikleri hırka ile tac degil
Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil
Durmuş marifet söyler, erene Yunus Emrem
Yol eriyle yoldadır, yolsuza yoldaş değil…….

Allah affeden ve yeryüzünde tevazuyla yürüyen kulunu sever….Allah için affeden ve Allah için tevazu gösteren kulunun şerefini daha da yükseltir……

Rahmanın has kulları onlardır ki…yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kişiler onlara laf attığında SELAM der ve geçerler…..Furkan/63

Selam ve sevgiyle…..

(//Vit-amin.net/)