Kategori arşivi: BESLENME

Kraliçe tatlısı…

kra

Trıleçe Tatlısı….

Malzemeler
Keki için

5 adet yumurta
5 yemek kaşığı şeker
yarım su bardağı sıvı yağ
5 yemek kaşığı un
5 yemek kaşığı irmik
1 paket vanilya
1 paket kabarma tozu

Şerbeti için
5 su bardağı soğuk süt
5 yemek kaşığı tozşeker
400 ml krema
2 yemek kaşığı süttozu

Karameli için
5 yemek k.esmer tozşeker
1 paket krema

Hazırlanışı

Karıştırma kabına yumurta ve şekeri ilave edip rengi açılıncaya kadar çırpın.Çırparken yarım su bardağı sıcak su ilave ederek çırpmaya devam edelim ve sırasıyla diğer malzemeleri ilave edip 180 derecede 40 dk. pişirelim..Şerbetini ilave edip..üzerine karamelini dökelim..Ve biraz dolapta dinlendirdikten sonra afiyetle yiyelim…

Sevgiyle..
(/A/Vit-amin.net//)

FıNdıK……

fındık

Fındık, % 70 yağ ve % 16 protein ve % 10 karbonhidrat bulunduran kıymetli bir meyvedir. İnsan sağlığı için çeşitli görev ve yararları olan yağ asitlerini ve yağ asitlerinin bileşimlerinin % 83’nü oluşturan oleik asiti içermektedir. Yüksek oranda oleik asit içeren fındık yağının yararları;
Kanda kötü kolesterolün yükselmesini önlemektedir.
Kolesterolü % 26 oranında azaltmaktadır.
Kan şekerini düzenlemektedir.
Kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etkiye sahip olup, kalp hastalıklarında koruyucu madde olan apoprotein A-1’i % 28 oranında artırmaktadır. Buna karşılık, riskli apoprotein B’yi de % 7.5 oranında azaltmaktadır.
% 12 oranında esansiyel bir yağ asidi olan linoleik asit ihtiva etmektedir. Vücut için gerekli olan bu asit vücutta yapılmayıp, gıdalarla alınmaktadır.
E vitamini bakımından çok zengindir. Bu vitamin, kalp ve diğer kasların sağlığı ve üreme sisteminin normal bir şekilde çalışması için gereklidir. Alyuvarların parçalanmasını önleyerek kansızlığa karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. E vitamini, kanser yapıcı etmenlerin oluşmasını önleyerek veya oluştuktan sonra bu hücreleri etkisiz hale getirerek vücudu kansere karşı korumaktadır.
Özellikle çocuklarda kemik ve diş oluşumu, yaşlılarda kemik erimesini geciktirme ve yavaşlatması bakımından önemli olan kalsiyum; kan yapımında görev alan demir, büyüme ve üreme hormonlarının gelişmesinde önemli rol oynayan çinko için ender gıdalardan birisidir. Romatizmanın tedavisinde ya da genel vücut zayıflığında faydalıdır. Sinir sisteminde sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gerekli olan potasyumca oldukça zengin bir meyvedir.
Fındık kabukları kaynatılarak içilirse balgam söktürür. Fındık böbrek ve sidik torbası iltihabına iyi gelir. Yine, idrar yolunda taş meydana geldiğinde ağrı kesici özelliği bulunmaktadır. Kalp çarpıntısını keser, bağırsakları kuvvetlendirir, böbrek yetersizliğine iyi gelir, idrar yanmasını önler. Cinsel gücü güçlendirir. Dimağı kuvvetlendirir. Gebe kalmaya yardım eder. Göz kapağı titremesini önler. Göz kirpiklerinin ve saç dökülmesini önler. Karaciğer hastalıklarında ve karaciğerin damarlarını açmak için faydalıdır. Kalın bağırsak iltihaplarına karşı faydalıdır. Nezle ve grip hastalarına iyi gelmektedir. Fındık kabuğu kaynatılır suyu içilirse de nezle ve gribe iyi gelir. Öksürüğe iyi gelir. Fındık kabuğu kaynatılır suyu içirilirse, yine öksürüğü keser. Sıtmalı hastalara faydalıdır. Zayıf kişilerin kilo almasında yararlıdır. Vesveseye yakalananlar şifa bulur. Zafiyete iyi gelir. Zehirlenmelerde veya zehire karşı faydalıdır.

Fındığın faydaları ve şifalı özellikleri saymakla bitmez. Dünyanın en büyük hekimleri bu eşsiz meyveyi çok övdüğü bildirilmektedir.

Zamanımızdan 1800 yıl önce yaşamış olan Yunanlı hekim Dioscorides “Otlar Kitabı” adlı eserinde diyor ki:
Fındık dövülüp bal ile yense müzmin öksürüğe karşı şifalıdır.
Kavrulmuş fındık biraz karabiberle yenirse nezleyi bertaraf eder.
Kabuğu ile yakılmış fındıktan içyağı ile ezilerek elde edilen merhem, saçkıran veya diğer saç hastalıklarında dökülen yere sürülürse yeniden saç çıkmasını temin eder.
İbni Sina “ Kanun” adlı eserinde fındıkla ilgili olarak;
Hayvan ısırmalarından hasıl olan yaralara fındık ezmesi lapası iyi gelir. Fındık ezmesi incir veya kuru üzümle dövülüp lapa halinde akrebin ısırdığı yere konulursa ağrıyı keser ve şifa temin eder.
Fındık aklın gelişmesine yardım eder.

Lokman Hekim ise;
Günde bir avuç fındık yiyende dert bulunmaz.
Bir miktar fındık yaprağı suda kaynatıp içilirse kanı temizler.
Fındık ağacının yakılmasıyla elde edilen hafif ve güzel kömür toz haline getirilip kahve kaşığı ile alınırsa mide ve bağırsaklardaki gazları giderir. İshale karşı güzel ilaçtır.
Besin ve sağlık bakımından böylesine önem taşıyan fındıktan barsaklada yerleşen parazitleri yok etmek, saç dökülmesini önlemek; cilt hastalıklarını gidermek, kansızlığa karşı koymak için türlü ilaçlar yapılır. Ayrıca fındık yağından sabun da yapılmaktadır.
Fındığın yağı alındıktan sonra geriye kalan küspe, tavuk ve büyükbaş hayvanlar için yem olarak kullanılır.
Fındık bölgelerinin başlıca yakıtı, fındık kabuğudur. Zehirli gaz maskelerindeki kömür tozu da fındık kabuğundan elde edilmektedir.
Fındık dünyada en fazla ülkemizde yetişmekte olup, yurdumuza da büyük ölçüde döviz sağlayan bir meyve durumundadır. İnsan sağlığında da çok önemli bir payı olan bu meyveden daha fazla yararlanmak, bizleri hem daha sağlıklı yarınlara taşıyacak hem de daha güçlü bir ekonomiye kavuşturacaktır.

100 g yenebilir fındığın biyokimyasal özellikleri:

% 5.8 su, 0.90 mg Niacin B-Vit. 634 Kalori (kkal), 12.6 g Protein, 209 mg Ca, 62.4 g yağ, 337 mg P, 16.7 g Karbonhidratlar, 3.4 mg Fe, 2 mg Na, A Vit. (IU) 30, 0.48 mg Thiamin B1, 0.13 mg B2 Vit., 704 mg K, 2.6 g selüloz, 1.55 g kül.

(Araştırma//Vit-amin.net/)

GluteN…..

başşak

Buğdayda yaklaşık 30 farklı tür protein bulunur… ancak bunlardan yalnızca ikisi  glutenin ve gliadin…. suyla karıştırıldığında gluten olarak bilinen esnek maddeyi oluşturur.

Tek başına incelendiğinde gluten; ciklete benzeyen sert ve esnek bir maddedir. Buğday unu suyla karıştırılıp yoğurulduğunda, bu iki protein suyu tutar ve esnek gluten zincirlerini oluşturmak üzere birbirine bağlanır. Bu proteinlerin unda fazla miktarda bulunması durumunda un, suyu yapısına daha hızlı alır ve güçlü ve esnek bir gluten oluşturur. Unlu mamullerin yapısını sağlayan madde olan gluten; çavdar, arpa ve yulaf gibi diğer tahıllarda da bulunur ancak bunların hiçbiri, buğdayın bu fonksiyonunu tam olarak yerine getiremez…..

Gluten İnsoleransı….

Buğday, çavdar ve arpa gibi tahıllarda bulunan bir tür protein olan “gluten” ile ilişkili olduğu bilinen 55 hastalık bulunmaktadır. Daha da kötüsü gluten intoleransı olan ya da çölyak hastası olan kişilerin yaklaşık %99’u bu durumlarından habersiz!

Eğer sizde de aşağıdaki semptomlardan birkaçı mevcutsa gluten intoleransınız, diğer adıyla gluten alerjiniz olabilir:

En sık görülen belirtiler özellikle gluten içerikli ürünleri tükettikten sonra sindirim sisteminizde gaz oluşumu, gaz çıkarma, şişkinlik ve hazımsızlık belirtileri ve diyaredir! Bazı durumlarda diyare yerine kabızlık da görülebilir. Özellikle çocuklarda diyere yerine kabızlık meydana gelmesi daha yaygındır.
Ciltte Keratosis pilaris oluşumu meydana gelebilir. Keratosis pilaris özellikle kolların arkasında ve bazen bacaklarda meydana gelen noktacıklı görünüm sayesinde anlaşılabilir. Cilt tavuk derisine benzer. Bu durum glutenin bağırsak dokusuna zarar vermesi nedeniyle yağ asitleri ve A vitamininin vücut tarafından yeterince emilerek kullanılamadığının bir göstergesidir.
Genel yorgunluk, halsizlik, zihin yorgunluğu… Özellikle gluten içeren yiyeceklerin tüketildiği bir öğün sonrası hissedilen yorgunluk hissi…
Hashimoto tiroidi, romatoid artrit, Sistemik Lupus ve MS gibi teşhis edilmiş bir otoimmün hastalığınız varsa, ya da ülseratif kolit, sedef ve skleroderma gibi bir rahatsızlıktan yakınıyorsanız, gluten intoleransı riskiniz daha yüksek olabilir…
Özellikle ara ara baş dönmesi ya da denge kaybı gibi bazı nörolojik semptomlar yaşıyorsanız,
Eğer bazı hormonal dengesizlikleriniz varsa, adet öncesi serginlik ve semptomlar yaşıyorsanız ya da nedeni açıklanamayan kısırlık probleminiz varsa,
Migren tipi baş ağrılarından şikayetçiyseniz,
Kronik yorgunluk ya da fibromiyalji teşhisi konulmuşsa, ya da hekiminiz mevcut halsizliğinizin ve ağrılarınızın nedenini açıklayamıyorsa,
Özellikle el parmaklarının eklemleri, diz ve kalça gibi eklem bölgelerinde enflamasyon, şişkinlik ve ağrı mevcutsa,
Anksiyete, depresyon, ani duygu durum değişimleri gibi psikolojik problemler yaşıyorsanız, sizde de teşhis edilmemiş “gluten intoleransı” ya da “çölyak hastalığı” olma riski yüksek demek olabilir.

Gluten İntoleransının Varlığı Nasıl Anlaşılır?

Eğer hekime danışmadan ya da test yaptırmadan gluten intoleransınız olup olmadığını anlayabilmek istiyorsanız bunun için bir “eliminasyon diyeti” uygulamalısınız. Eliminasyon diyetinden kasıt, gluten içerikli gıdaları en az 2-3 hafta tamamen hayatınızdan çıkarmanızdır. Fakat işin püf noktası gluten içeren gıdaları ya da ilaçları hayatınızdan %100 çıkarmanızdır… Çünkü en minimal miktar bile vücut tarafından algılanacak ve enflamatuar reaksiyonlar başlatılacaktır. Bu nedenle temel olarak dikkat etmeniz gereken şey çok katı bir anti-gluten diyeti uygulamanızdır…

Vücudunuzun glutenden arındığı 2-3 haftanın sonunda yeniden gluten içerikli besinlerle beslenmeniz sonucu yukarıdaki rahatsızlıklardan bazıları meydana geliyorsa, muhtemelen gluten intoleransınız var demektir… Ancak aklınızda bulunması gerekir ki glutenin büyük bir protein olması nedeniyle vücudunuzdan tam olarak temizlenebilmesi ayları hatta yılları da alabilir!

Gluten intoleransınız olup olmadığı konusunda emin değilseniz bunun için bir hekimden yardım alabilir ya da “York Testi” veya “gıda intolerans testi” gibi testlerden yararlanarak bu durumdan kesin olarak emin olabilirsiniz.

Gluten İntoleransının Tedavisi

Bu durumun kesin bir tedavisi olmasa ya da ilaçlarla tedavisi henüz mümkün olmasa bile gluten içermeyen gıdalarla beslenmek ve hayatınızdan gluteni kesin olarak çıkarmanız, gluten içermeyen ürünleri yani “glutenfree” ürünleri kullanmanız, semptomların oluşumunu ortadan kaldıracaktır.

 

Kaynak:Diyabeth ve Alternatif Terapi

(Araştırma//Vit-amin.net/)

yOĞuRT….

turk-usulu-yogurt-mayalama

Yoğurt…..

Sütün mayalandırılmasıyla elde edilen bir besindir. Mayalandırma (fermantasyon) en eski besin saklama tekniklerinden biridir. Mayalanma süreci doğal olarak oluşabilir ve birçok besinin üretiminde kullanılır. Mayalanma mikroorganizmaların gerçekleştirdiği bir olaydır. Maya, küf ve bakteri şeklinde gruplanan mikroplar insanın hem düşmanı hem de dostudur. Dost bakterilerin başında laktik asit ve bifido bakterileriyle bazı streptokok türleri gelir. Bu bakteriler sütün şekerini aside dönüştürerek ekşitirler. Asitli ortamda süt katılaştığı gibi düşman bakterilerin çoğalması engellenir. Çok eski çağlardan beri bilinen süt mayalandırma tekniği son yıllarda geliştirilmiş ve değişik toplumların damak tadına uygun çeşitte yoğurt üretimine geçilmiştir. Günümüzde yoğurt “işlevsel besinler” olarak sınıflanan sağlık koruyucu besinlerin başında yer almaktadır. Bu yazıda yoğurdun Türk beslenme kültüründeki yeri, dünyadaki durumu, beslenme ve sağlık yönünden önemi üzerinde durulmaktadır.

Yoğurdun Dünyaya Yayılışı

Orta Asya’dan batı ve güneye göç eden Türkler, süt mayalandırma tekniğini batıda Anadolu’ya, Kafkaslara Rusya’ya, Doğu ve Orta Avrupa ülkelerine; güneyde Çin ve Hindistan’a taşımışlardır. Buralarda iklim ve çevre koşullarının hayvancılığa elverişli olması yoğurdun ham maddesi süt üretiminin artmasını sağlamıştır.

Türkiye’de halkın beslenmesinde yoğurdun önemli bir yeri vardır. Kapalı tarım ekonomisinde insanlar beslenme gereksinmelerini kendi ürettikleriyle karşılamaktaydılar. Az topraklı çiftçi aileler bir inek veya birkaç koyun veya keçi beslerler, bunlardan sağdıkları sütü daha önce yapılmış yoğurtla (damızlık) hemen yoğurda çevirirlerdi. Yoğurt bir taraftan günlük olarak yenir, kalanı birkaç gün biriktirilerek tuluklarda yayılıp tereyağı elde edilirdi. Kalan yağsız ayran biraz tuzla kaynatılıp çöktürülerek ‘keş” elde edilirdi. Keş küplerde saklandığı gibi kurutularak kış aylarında yenirdi. Yoğurt un veya yarma ile karıştırılarak tarhana yapımında da kullanılırdı. Kırsal kesimde bu işlemler halen sürdürülmektedir. Koyun ve keçinin sağımı bahar ve yaz aylarında yapıldığından süt bu mevsimlerde bollaşır, kışın ise azalır. Bu nedenle ürünler yaz aylarında yapılır. Yaz aylarında yoğurt ekmek, yoğurtlu veya ayranlı çorba sıklıkla tüketilir. Kış mevsiminde bunun yerini keş-ekmek ve tarhana çorbası alır. Yoğurt sebze ve tahıllı yemeklerin üzerine dökülerek yendiği gibi, üzerine pekmez veya bal konarak tatlı gibi de tüketilir.

Orta Çağa gelindiğinde başta Karadeniz çevresi olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinde yoğurt önemli bir besin olarak kullanılmaya başlanmıştır. Batı Trakya’da keçi sütü sıcak ortamda ekşitildikten sonra ılık sütün mayalandırılmasında kullanılmıştır. Yeniçağda mikrobiyoloji biliminin gelişmesiyle sütün ekşimesine neden olan mikroorganizmalar tanınmaya başlanmıştır. Sütün mayalanması sırasında laktik asit oluştuğundan yoğurttaki mikroorganizmalar” laktik asit bakterileri” olarak adlandırılmıştır.

Kafkasya’da bakteri ve maya karışımı mikroorganizmalarla mayalandırılmış süt (kefir) tercih edilmektedir. Kefirde maya etkisi sonucu az miktarda alkol de bulunmaktadır. Laktik asit bakterileri ve maya karışımıyla üretilen diğer ürün kımızın alkol düzeyi kefirden daha yüksektir. Yoğurdun oluşumunda maya olmadığından alkol içermemektedir.

Yoğurdun Beslenme ve Sağlık Yönünden Önemi

Yoğurdun esası süttür. Süt, demir ve C vitamini dışında insan bedeninin gereksinmesi olan tüm besin öğelerini içerir. ülkemizde halkın beslenmesi büyük Ölçüde tahıla dayalıdır. Tahıl proteininin kalitesi düşüktür. Süt proteini tahıl proteininin kalitesini yükseltmekte en uygun ve nispeten ucuz besinlerden biridir. Kemiklerin gelişiminde dolayısı ile büyümede, ileri yaşlarda yaşam kalitesini düşüren kemik bozukluklarının önlenebilmesinde temel besin Öğesi olan kalsiyumun en iyi kaynağı süttür. Halk arasında en iyi besin olarak görülen ette kalsiyum çok az bulunur. Kuru baklagiller, sebzeler ve meyvelerde bulunan kalsiyum insanın gereksinmesini tam olarak karşılayamaz.

Süt, toplumumuzda yetersizlik belirtilerine en çok rastlanan riboflavin (B2 vitamini) olmak üzere B vitaminleri A vitamininden zengindir. Bu nedenlerden dolayı günlük beslenme rehberinde süt ve sütten yapılan ürünler 4 temel besin grubundan birini oluşturur.

Beslenme açısından yoğurdun süte göre üstünlüğü “laktoz” denilen süt şekeri ile ilgilidir. Başta Afrika kökenliler ve Araplar olmak üzere bazı insanlar sütün şekerini yeterince sindiremezler. Bu insanlar süt içtiklerinde karın ağrısı, şişkinlik ve gazdan yakınırlar. ülkemizde nüfusun yaklaşık üçte birinde bu sorun vardır. Laktik asit bakterileri sütün şekerinin bir bölümünü laktik aside çevirdiklerinden ve bağırsaklarda da sindirime yardımcı olduklarından sütten rahatsız olanlar yoğurdu sorunsuz tüketebilmektedirler.

Yoğurt günümüzde, tarihsel gelişimi içerisinde belirtildiği gibi, sağlık üzerine beslenme değeri dışında da özel etkisi olan işlevsel besinlerden biri olarak kabul edilmiştir. Yoğurt, ishalli hastalıkların iyileştirilmesinde etkilidir. Yoğurttaki yararlı bakteriler bağırsakta ishale neden olan mikropların yaşamasını ve çoğalmasını önlerler. ishal durumunda içilen tuzlu ayran bir yandan yitirilen su ve tuzun yerine konmasında, diğer yandan zararlı bakterilerin etkilerinin azaltılmasında etkilidir. Ayranla birlikte yoğurt-pirinç lapası, yoğurt-patates püresi, yoğurt-havuç püresi en uygun ishal diyetidir.

Son yıllarda yüksek kan kolesterolü ile belirlenen koroner kalp hastalığı yetişkin nüfusta ölüm nedenlerinin başında yer almaktadır. Deney hayvanları ve insanlar üzerinde yapılan araştırmalar, yoğurt alımının kan kolesterolünün denetim altında tutulmasında yararlı olduğunu göstermektedir. Yoğurdun bu etkisi içerdiği yararlı bakterilerin karaciğerde kolesterol sentezini ve kalın bağırsaktan kolesterol öncüsü öğelerin kana geçişini azaltmalarıyla ilgili olduğu sanılmaktadır. Yoğurt içerdiği kalsiyum nedeniyle kalp-damar hastalıklarının önemli risk faktörü olan yüksek tansiyonun denetiminde de yarar sağlamaktadır. Özellikle birçok yemeğimizin önemli sosu olan sarımsaklı yoğurdun tansiyonun denetiminde yarar sağladığı görüşü kabul görmektedir. Yoğurttaki yararlı bakteriler uzun süre kalın bağırsakta yerleşmediklerinden yararlı etkinin görülebilmesi için her gün bir miktar yoğurt tüketilmesi gerekmektedir. Kalp-damar hastalıklarının risk faktörlerinden biri doymuş (katı) yağın çok tüketilmesidir. Beslenmede doymuş yağı azaltmak için yağı azaltılmış süt ürünlerinin üretim ve tüketimi her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle kalıtımsal olarak kalp-damar hastalıklarına yatkın ve kan kolesterolü yüksek olanların yağı azaltılmış yoğurt tüketmeleri uygun olur.

Yoğurt içerdiği kalsiyum ve yararlı bakteriler sayesinde toplumda Önemli bir sağlık sorunu olan kalın bağırsak kanserinin önlenmesinde de yardımcıdır. Yoğurdun bu etkisinin görülebilmesi için günlük beslenmede yoğurtla birlikte kuru baklagiller, beyazlatılmamış tahıl ürünleri, sebze ve meyveler gibi posalı (lifli) besinlerin de yeterince yer alması gereklidir.

100 gr yağsız yoğurdun besin değerleri

– 56 kalori
– 0.1 gr niasin
– 2 mg kolesterol
– 8 gr şeker
– 8 gr karbonhidrat
– 0.1 mg B6 vitamini
– 12 mcg folat
– 0.9 mg C vitamini
– 0.2 mg riboflavin
– 0.6 mg B12 vitamini
– 199 mg kalsiyum
– 0.1 mg demi
– 19 mg magnezyum
– 157 mg fosfor
– 255 mg potasyum
– 77 mg sodyum
– 1 mg çinko
– 1 mg omega 3 yağ asidi
– 4 mg omega 6 yağ asidi içerir.

Özetlemek gerekirse…Yoğurdun faydaları….

1- İnsan vücudunu dengede tutar.
2- Günün her saatinde yenebilecek bir besindir.
3- Kas yapımını artırır.
4- İçeriğindeki iyod sayesinde Tiroid bezlerinin çalışmasını sağlar.
5- Kemikleri güçlendirir.
6- İçeriğindeki protein sayesinde tırnakları kuvvetlendirir.
7- İçeriğindeki keratin sayeseinde saçları parlaklaştırır ve gürleştirir.
8- Bağırsakları rahatlatır.
9- Rahat bir uyku uyumanızı sağlar.
10- Çocukların zihinsel gelişimini olumlu etkiler.
11- İçeriğinde ki D vitamini sayesinde kalsiyumun yeterince emilmesini sağlar.
12- Kas yapımını artırıcı özelliği olduğundan ve daha kaslı insanlar daha fazla enerji tüketeceğinden, yağ yakıcı özelliği vardır.
13- Açlık hissinden koruyup, tokluk hissi verdiği için de yine zayıflatıcı etkisi vardır. Böylece diyet yapmayı kolaylaştırır.
14- Cilt güzellik maskelerinin ana maddesidir.
15- Cildin kendini yenilemesini ve daha geç yaşlanmasını sağlar.
16- Cildi pürüzsüz hal getirir.
17- İçeriğinde ki A vitamini sayesinde cildi yumuşatır.
18- Ağız kokusunu önler.
19- Diş taşı oluşumunu önler.
20- Diş eti iltihaplanmalarını önler.
21- Yoğurda ekşiliği veren asidin ve yine yoğurt mayasındaki bakterilerin ürettikleri antibiyotik maddeler, insanlarda hastalık etmeni olan birçok zararlı mikropların faaliyetlerini durdurur.
22- Hastalık ve enfeksiyonla savaşta rol oynayan T hücrelerini daha güçlü ve aktif hale getirir.
23- İshalden korur.
24- Kabızlığı giderir.
25- Çocuk felcinden korur.
26- Süt şekerini yani laktozu laktik asite dönüştürür, böylece bağırsak problemlerinden korur.
27- Tüberküloz, paratifo, dizanteri, kolera ile çeşitli kan hastalıklara sebep olan mikropların çoğunu kısa zamanda öldürdüğü belirlenmiştir.
28- Antibiyotik tedavisi gören hastaların, bağırsaklarında doğal dengenin bozulduğu bilinmektedir. Bu bozulan denge, yoğurt tüketimi ile düzene girer.
29- Yemeklerde kullanılan kızartma yağlarının kanserojen etkilerinden korur.
30- Sinir sistemi için uyarıcı ve dinlendirici özelliğe sahiptir.
31- İçindeki dost bakteriler mikroplarla savaşarak bağışıklık sistemini güçlendirir.
32- Göz hastalıklarına iyi gelir.
33- Mide asidini dengeler.
….diye devam edip gitmektedir..

(Kaynaklar/Annon Tetra Pak Magazine No:71 Bakteria — Our friends and enemies. AB
Tetra pak Lurıd Sweeden, 1990.
Baysal A., Beslenme Kültürümüz, Kültür Bakanlığı Yayınları, II. Baskı, Ankara 1993.
Oğuz B., Türkiye Halkının Kültür Kökenleri I.Giriş, Beslenme Teknikleri,
İstanbul, 1976.
Tannahil R., Food in History, Paladin frogmore Eyre Metuyun Ltd UK, 1975.
St Onge M-P, Formworth E, Joner JH. Consumption of fermented dairy
products: effects on cholesterol concentrations and metabolism, American
J. ClinicaI Nutrition 71: 674, 2000.
(Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı, Türk Mutfak Kültürü üzerine Araştırmalar, No: 30, s. 1- 9, Ankara, 2002)Prf.A.Baysal)

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

PEYNİR

PEYNİR
PEYNİR…

İÇİNDEKİLER VE ÜRETİMİ

İyi bir protein kaynağı olan peynir aynı zamanda riboflavin, B12 vitamini, kalsiyum ve fosfor yönünden zengindir. Ancak beyaz peynir yüksek oranlarda sodyum, doymuş yağ ve kolesterol içerdiğinde dikkatli tüketilmelidir.

100 Gram Beyaz Peynirin Besin Değerleri

100 gram yağlı beyaz peynir yaklaşık 300 kaloridir
Günlük A vitamini ihtiyacının %’8’ini
E vitamini ihtiyacının %1’ini
K vitamini ihtiyacının %2’sini
Tiamin ihtiyacının %10’unu
Riboflavin ihtiyacının %50’ini
B6 vitamini ihtiyacının %21’ini
B12 vitamini ihtiyacının %28’ini karşılar.

Aynı miktarda peynir günlük olarak alınması gereken kalsiyumun %49’unu, demirin %4’ünü, fosforun %34’ünü, çinkonun %19’unu ve selenyumun %21’ini karşılamaktadır. Ancak 100 gram peynir 89.0 mg kolesterol, 1116 mg sodyum ve 14.9 gram doymuş yağ içerdiğinden kalp ve damar sağlığının koruması açısından kontrollü olarak yenmeli, mümkünse yağsız, light peynirler tüketilmelidir.
Peynirdeki Vitaminler nelerdir hangi besin ve yiyecekler hangi vitamin bakımından zengindir merak ettiklerinizi bu yazıda okuyabilirsiniz…Peynirde, yağda çözünen vitaminlerden A-D-E-K vitaminleri bulunmaktadır. Konsantrasyonları peynirin yağ miktarına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. T

Tam yağlı peynirdeki A vitamini’nin %80 – %85’i peynire geçmektedir. Bu nedenle peynir A vitamini bakımından önemli bir kaynaktır. B vitamini kompleksleri bakımından da zengin içeriği sebebiyle peynir önemli bir kaynak durumundadır.

Süt yağı
Üretiminde kullanılan sütteki yağ oranına bağlı olarak peynirdeki yağ oranları çeşitlilik gösterebilir. Tüketiciler genellikle tam yağlı peynirleri tercih etmektedir. Çünkü süt yağının, peynirin duyusal kalitesine olumlu etkisi büyüktür. Peynir olgunlaşırken süt yağı lipaz enzimiyle serbest yağ asitlerine parçalanır ve böylece hem peynirin aroması zenginleşir hem de süt yağı çok daha kolay sindirilebilir bir forma dönüşür.Vücudumuz yağa hem enerji kaynağı olarak hem de yağda çözünen vitaminlerin emilimi ve vücut sıcaklığının korunması için ihtiyaç duyar. Tam yağlı beYaz peynir ve tam yağlı kaşar peyniri yaklaşık % 20-30 oranında süt yağı içerir; bu nedenle kalp-damar problemi olmayan ve özellikle büyüme çağındaki bireylerin günlük diyetlerinde yer alması gereklidir.

Protein
Peyniri besin olarak önemli yapan, içeriğindeki biyolojik değeri yüksek proteinlerdir. Kullanılan sütteki protein oranı, peynirin çeşidi ve işlenme metoduna bağlı olarak farklılık göstermektedir.Peynirler % 10 ila % 30 oranında protein içerebilirler. Bu protein “modifiye kazein”den gelmektedir. Olgunlaşmada proteinin büyük bir kısmı oligopeptitlere ve aminoasitlere parçalanır. Proteinin parçalanması peynire yapısını ve lezzetini kazandırır. Proteinlerin parçalanmasına “proteoliz” denir..Proteoliz nedeniyle peynirin içeriğindeki proteinler kolayca sindirilebilir forma dönüşür.Yüksek protein oranının yanı sıra peyniri besinsel yönden değerli yapan bileşimindeki aminoasit kompozisyonudur. Peynirin bileşiminde vücudumuz tarafından sentezlenemeyen ve dışarıdan alınması gereken “esansiyel aminoasitler” bulunmaktadır.İnsan vücudu, hücre yapımı, onarımı ve enfeksiyonlarla mücadele için proteine ihtiyaç duyar. Vücudun protein ihtiyacı çocuklarda, hamile ve emziren kadınlarda, fiziksel eğitim alanlarda veya vücut geliştirme yapanlarda daha yüksektir.Çok çeşitli faktörlerce etkilenmekle ve kaynaktan kaynağa değişmekle birlikte insan vücudunun günlük 45-50 gram proteine ihtiyacı vardır. Bu miktarın yaklaşık yarısının hayvansal protein kaynaklarından karşılanması gereklidir. Çünkü bitkisel protein kaynakları tüm esansiyel aminoasitleri içermemektedir.Protein vücutta enerji kaynağı olarak da kullanılabilir ve vücut yağına dönüşebilir. Peynir, bileşimindeki biyolojik değeri yüksek protein ile günlük diyette yer alması gereken bir protein kaynağıdır.

Laktoz
Laktoz, süt şekeri diye de bilinen ve yalnızca sütte bulunan bir disakkarittir (karbonhidrat). İnek sütü yaklaşık % 4,5-4,7 oranında laktoz içerir.Peynir yapımı sırasında laktoz büyük ölçüde laktik aside dönüşür, bir kısmı peynir altı suyuna geçer, içinde kalan da olgunlaşma boyunca laktik aside dönüşür (21-28 gün olgunlaştırılan peynirde laktoz yok denecek kadar azdır).Yani peynir bir karbonhidrat kaynağı değildir. Herhangi bir sebeple karbonhidrattan kaçınmak isteyenlerin tercih etmesi gereken süt ürünü peynirdir.Ayrıca peynir az miktarda laktoz içerdiğinden, laktoz intolerantlar için rahatsızlık yaratmayacak bir süt ürünüdür (Peynirde yaklaşık 1-3 g/100 g laktoz bulunur).

Mineraller ve vitaminler

Peynir kalsiyum ve fosfor içeriği yönünden önemli bir gıdadır. 100 g yumuşak peynir, günlük kalsiyum ihtiyacının % 30-40’ını, günlük fosfor ihtiyacının da % 12-20’sini karşılamaktadır. Sert peynirler günlük kalsiyum ihtiyacının tümünü karşılarken, fosfor ihtiyacının da % 40-50’sini karşılamaktadır.

Kalsiyum… kemik ve Diş gelişimi için yaşamsal bir mineraldir. Peynirdeki kalsiyum biyolojik değeri yüksek olan yani insan vücudu tarafından kolayca kullanılabilen formdadır. Kalsiyum ayrıca kasların kasılması ve sinir iletimi için vücuda gereklidir. Çocukların, hamile ve emziren kadınların ve Menopoz dönemindeki kadınların kalsiyum ihtiyacı artar.Günlük diyetinde yeterli kalsiyum bulunmayan kadınlar menopoz döneminde osteoporoz rahatsızlığına yakalanabilmektedir. Bu nedenle bu anlamda risk grubunda olan kişilerin tüm süt ürünleriyle birlikte özellikle peynir tüketmesi önemlidir.

Fosfor.. diş ve kemik formasyonu, kas kasılması, böbrek fonksiyonu ile sinir ve kas aktivitesi için vücuda alınması gereken bir mineraldir. Fosfor vücutta kalsiyum ile birlikte sinerjistik çalışarak fonksiyon göstermektedir. Bu nedenle peynir gibi hem kalsiyum hem de fosforu yüksek oranda ve birlikte içeren bir gıda bu anlamda daha da değerlidir.

Peynirde… yağ oranına bağlı olarak değişen miktarlarda yağda çözünen vitaminler A,D,E,K bulunur. Peyniri vitamin yönünden önemli yapan, bileşimindeki B grubu vitaminlerdir; bunlar suda çözünen vitaminlerdir. Beyaz peynir B2, B6 ve B12 vitaminleri için kaynak sayılabilecek nitelikte bir süt ürünüdür.

PEYNİR ÜRETİM YÖNETMELİĞİ YENİDEN DÜZENLENDİ

peyn

PEYNİRLERDE YAĞ ORANLARI VE ETİKET BİLGİLERİ

Ülke genelinde yaygın olarak üretilen beyaz peynir, kaşar peyniri, tulum peyniri gibi peynirleri tanımlayan tebliğ ile peynirler tam yağlı, yarım yağlı, az yağlı ve yağsız olmak üzere 4 grupta satışa sunulacak. Kuru maddede en az yüzde 45 yağlı olan peynirler tam yağlı kategorisinde yer alırken, yüzde 45-25 yağlı olanlar yarım yağlı, yüzde 25-10 yağ içerenler az yağlı, yüzde 10 ve altında yağ içerenler ise yağsız şeklinde adlandırılacak.
Daha önce kuru maddede en fazla yüzde 30 yağ içeren peynirler için kullanılan ve halk arasında lightolarak da bilinen yağı azaltılmış ifadesi, yeni düzenleme ile kuru maddede yüzde 25’in altında yağ içeren peynirler için kullanılabilecek. Bu ürünlerin yağ içeriği etiket bilgilerinde en az 3 mm yüksekliğinde punto karakterler kullanılarak yazılacak.
Peynirlerin etiketinde veya ambalajında tüketicinin yanıltılmasına neden olan “köy peyniri, geleneksel peynir, doğal peynir, çiftlik peyniri” gibi ibarelere yer verilemeyecek.

PEYNİRLERDE AROMA

Bakanlık, özellikle karışım peynirlerde yaygın olarak kullanılan ve tüketicinin yanıltılmasına neden olan süt ve süt ürünleri aroma vericilerinin kullanımını da yasaklıyor. Buna göre koyun sütü aroması, keçi sütü aroması ve tereyağı aroması gibi süt ve süt ürünleri aroma vericiler peynir üretiminde kullanılamayacak.
Sadece tek bir türe ait süt kullanılarak üretilen peynirlerde, türün adı peynir adı ile birlikte etikette belirtilebilecek ve hayvanın resmi kullanılabilecek. Başka bir deyişle inek, koyun veya keçi sütünün ikisi veya üçü birden kullanılarak üretilen peynire inek, koyun ve keçi peyniri gibi ifadeler yazılamayacak ve hayvanın resmi kullanılamayacak.

ÇİĞ SÜTTEN ÜRETİLEN PEYNİRLERDE OLGUNLAŞTIRMA SÜRESİ BELİRTİLECEK

Çiğ sütten üretilen ve olgunlaştırılarak piyasaya sürülen peynirlerde de etiket bilgilerinde üretim tarihinin ve “çiğ sütten üretilmiştir” ibaresinin en az 3 mm yüksekliğinde yazılması zorunlu olacak. Yine düzenlemeye göre çiğ sütten üretilen peynirlerde olgunlaştırma süresi en az 4 ay olacak. Bu tür peynirler için her türlü hijyen şartları sağlanmış olacak. Çiğ sütten üretilen peynirler dahil olgunlaştırılarak piyasaya arz edilen peynirlerin etiketinde “üretim tarihinden itibaren en az?…. gün olgunlaştırılarak piyasaya arz edilmiştir” ibaresi ile üretim tarihinin gün/ay/yıl olarak yazılması zorunlu olacak.

Küflü peynir üretimi de kontrol altına alınacak. Peynir tebliğine göre küflü peynir üretecek üretici, kullanacağı küf kültürüyle ilgili özel izin almak için Bakanlığa başvuracak. Bakanlık gerekli risk analizi ve diğer değerlendirme sonuçlarına göre karar verecek.

PEYNİRE TUZ AYARI
Yeni düzenlemeyle peynirlerin içerebileceği maksimum tuz oranı mevcut uygulamaya göre yüzde 35 ila yüzde 61 arasında değişen oranlarda azaltılıyor. Peynir üretiminde türüne göre değişmek üzere kuru madde oranının yüzde 3 ile 7,5’i arasında tuz kullanılabilecek. Peynirlerin sertlik karakterleri, yağlılık sınıflandırması ve olgunlaşma sürelerini belirleyen tebliğ, ülkemizde yaygın olarak üretilen peynirlerin türüne göre değişmek üzere nem miktarını en az yüzde 40, en fazla 80 şeklinde sınırlandırıyor.

PEYNİR 10 DERECENİN ALTINDA MUHAFAZA EDİLECEK

Peynirlerin muhafaza, taşınması ve piyasaya arz edilme sürecinde 10 derecenin altında tutulması zorunlu olacak. Özellikle pazar, fuar vb. yerlerde peynirler, Türk Gıda Kodeksi’ne uygun ambalajlarda 10 derecenin altında muhafaza edilerek satışa arz edilebilecek. Peynir tebliğinin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecileri 2015 yılı sonuna kadar, yine mevcut işletmelerin yayım tarihinden önce piyasaya arz ettiği ürünler için 2016 yılı sonuna kadar geçiş süresi olacak.
(Kaynak: Basın ve Medyadan Seçmeler)

 

http://www.duhasut.com/

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

SÜT…ve SU….

SÜTTT

SÜT…
Sütte bulunan “konjuge linoleik asit” bağışıklık sistemini güçlendirir, kemik yoğunluğunu geliştirir, kan şekeri dengesini sağlar ve vücutta yağ birikmesini önleyerek kalp krizi riskini azaltır.

Sütün fiziki özellikleri: Taze sütün yoğunluğu 1,030-1,033 arasındadır. Süt 75°-80°C’de kabarmaya, 100,1°C’de kaynamaya başlar. Sütün donma noktası yaklaşık -0,545°C’dir. Çok taze sütün PH’sı 6,3-6,6’dır. Laktoz ve anorganik maddelerin çoğu, sütün suyunda çözünmüş olarak bulunur. Protein kolloidal halde, yağ ise damlacıklar halinde dağılmıştır. Sütün rengi umumiyetle donuk ve porselen rengindedir. Sağıldığı hayvanın cinsine bağlı olarak beyazlık derecesi farklı olabilir.

%100 organik sütte bulunan izoflavon formononetin, biochanin A ve prunetin gibi antioksidanlar serbest radikallerin olumsuz etkilerine karşı koruma sağlar.
Kalsiyum bakımından zengin süt (100 gram süt günlük kalsiyum ihtiyacının %11’ini karşılar) aynı zamanda magnezyum, fosfor, potasyum, sodyum, çinko, bakır ve selenyum mineralleri açısından iyi bir kaynaktır.

Sütte Bulunan Vitaminler

100 gram tam yağlı inek sütünde;
102 IU A vitamini (Gİ %2’si)
40 IU D vitamini (Gİ %10’u)
B1 vitamini/Tiamin (Gİ %3’ü)
0.2 mg B2 vitamini/Riboflavin (Gİ %11’i)
0.1 mg B3 vitamini/Niasin (Gİ %1’i)
B6 vitamini (Gİ %2’si)
5.0 mcg B9 vitamini/Folat (Gİ %1’i)
0.4 mcg B12 vitamini (Gİ %7’si)
0.4 mg B5 vitamini/Pantotenik asit (Gİ %4’ü) bulunur.

*Gİ= Günlük ihtiyaç. 2000 kalorilik bir beslenme programında, yetişkinler tarafından 1 günde alınması önerilen miktar. Günlük miktarlar kişinin sağlık koşullarına ve yaşına göre değişiklik gösterebilir.
Vitaminlerin vücuda pek çok etkisi vardır. Metabolizmanın çalışması, oksijen dağılımı ve arınma gibi. Sütte bulunan vitaminler arasında B vitamini kompleksi olarak bilinen tiamin (B1 vitamini), riboflavin (B2 vitamini), niyasin (B3 vitamini), pantotenik asit (B5 vitamini), piridoksin (B6 vitamini) ve kobalamin (B12 vitamini) bulunuyor. Bunların dışında ayrıca C vitamini ve folik asit de var.

Süt tam bir B vitamini deposudur. Sütte en çok B1 vitamini, B2 vitamini ve B12 vitamini var. Düşük oranda niyasin, pantotenik asit, B6 vitamini, C vitamini ve folik asit içerir. Ayrıca sütün içinde bulunan vitaminler arasında A vitamini, D vitamini, K vitamini ve E vitamini de yer alır.

SUUUUUU

SU

Sütün kuru maddesinin erime ve dağılma ortamıdır. Bu ortamda karbonhidratlar, madensel maddeler ve suda eriyen vitaminler erimiş; süt yağı emülsiyon ve proteinlerse kolloid halinde dağılmış bulunmaktadır. Sütteki karbonhidrat süt şekeri (laktoz) olup, beyin ve sinir sistemlerini etkilemektedir. Su, sütün ortalama % 87.4’ünü teşkil etmektedir.

Kuru madde: Sütün su hariç diğer maddelerinin toplamına denir. İnek sütlerinde ortalama % 12,6 nispetinde yer alan kuru madde; başlıca süt şekeri (laktoz), yağ, azotlu maddeler ve mineral maddelerden meydana gelmiştir.

Bir litre sütte bulunan maddeler şunlardır:

1) Su: 880-900 g,
2) Yağ ve yağda çözünen maddeler: Süt yağı 35-40 g, Lesitin 0,3-0,5 g, Kolesterin 0,1-0,15 g, Karotinler 0,1-0,6 mg, A,D,K vitaminleri 1,5-2,0 mg,
3) Proteinler: Kazein 25-30 g, Laktalbumin 4-5 g, Laktoglobulin 0,5-1 g,
4) Karbonhidrat: Laktoz 45-50 g,
5) Tuzlar: 9-9,5 g,
6)Suda çözünen başka maddeler: Limon asidi 0,2 g, B 1 , B 2 , B 6 , B 12 vitaminleri 1,9-3,6 mg, C vitamini 60-100 mg, Niasin 0,2-1,2 mg, Pontoten asit 2,8-3,6 mg, Kolin 150 mg, Bios-I 180 mg, CO 2 100 mg, n 2 15 mg, O2 7,5 mg

Mineraller vücut enzimi için önemlidir. Vücuttaki su dengesini, kemik yapısını ve oksijen transferini sağlar. Sütte bulunan mineraller arasında bol miktarda kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, selenyum ve çinko vardır. Aynı zamanda düşük miktarda bakır, demir, manganez ve sodyum bulunur.

Sütü mümkün olduğunca günlük olarak tüketmek gerekir ve günlük süt satın alınıp içilmelidir. Vitamin ve minerallerini kaybetmemiş olan süt faydalıdır. Süt ne kadar çok işlenmişle, ne kadar çok uzun ömürlü olması için işleme tabi tutulmuşsa zenginliğini ve faydasını o kadar kaybeder.

İçeriğindeki Laktoz (Süt şekeri)

Laktoz, tabiatta yalnız sütte bulunur. Her çeşit sütte vardır. Kandan gelen glikoz süt bezinde laktoza dönüşür. Tatlılık bakımından sakkarozun yaklaşık % 20’si kadardır. Laktoz, sakkarozdan daha yavaş hidroliz olur. Bu sebeple sindirimi yavaştır. Barsakta daha uzun süre kalan laktoz ortamı hafif asidik yapar ki, bu da kalsiyumun alınmasını sağlar. Ayrıca bazı proteinlerin ayrışmasını önler. Anne sütündeki laktoz inek sütünden fazladır. 1 gram süt şekeri 3,86 kaloriye sahiptir.

Sütün başlıca proteinleri kazein, laktalbumin ve laktoglubutindir. Bunun dışında az miktarda da olsa başka proteinler vardır. Sütteki mevcut proteinlerin % 94,5’i sindirilebilir. Sindirilen proteinlerin bir gramı, 4,8 kalori verir.

Mineral maddeler

İnek sütü ortalama her litresinde 7,3 g mineral madde ihtiva etmektedir. Bunlardan en önemlileri kalsiyum 1,20, fosfor 0,94, potasyum 1,50, sodyum 0,45, klor 1,06, magnezyum 0,12, kükürt 0,33’tür.

Kalsiyum ve fosforun her birinin yaklaşık % 20’si kalsiyum kazeinat-fosfat kompleksi formunda kazeinde

. Doğada yüksek oranda sadece sütte bulunan laktoz enerji sağlar.
• Sütte bulunan galaktoz, beyin ve sinir dokularının oluşumunda rol oynar.
• Laktozun hidrolizi sonucu oluşan laktik asit bağırsaklarda istenmeyen mikroorganizmaların gelişimini dolaylı olarak inhibe eder ve tipik barsak florasını geliştirici etki yapar.
• Laktoz vücudun kalsiyum ve fosfordan daha iyi yararlanmasını sağlar. Bu nedenle kemik ve diş oluşumunda, bebeklerin beslenmesinde önemli rol oynar.
• Laktoz enzimi yetersizliği nedeniyle laktoz intoleransı gösteren kişilerin süt yerine fermente süt ürünlerini tüketmeleri önerilmektedir.

Süt yağı

Sütte en az 52 çeşit yağ asidinin gliserin esteri vardır. Yaklaşık olarak bu gliseritlerin % 67’si doymuş % 33’ü doymamıştır. Sütün yağ kısmı yağda çözünebilen maddeleri de ihtiva eder. Süt yağında, lipoprotein bazı enzimler, fosfolipidler, A,D,E ve K vitaminleri bulunur. Sütteki yağlar zerrecikler halindedir. Bunların çapları 2-4 mikron civarındadır. Yağın sütte bu şekilde oluşu sindirim bakımından önemlidir. Süt yağına tereyağı denir. Süt yağında en çok palmitin ve olein asidi bulunur. Bir gram sütyağı 9,3 kalori verir…

Dengeli beslenmede yeterli miktarda yağın gıdalarla birlikte alınması önemlidir.
• Süt yağı enerji kaynağıdır.
• Süt yağı, laktozun en iyi şekilde kullanımını ve vücudumuz için gerekli olan A, D, E, K vitaminlerinin taşınmasını sağlar.
• Süt yağındaki fosfolipitler, beyin ve sinir hücrelerinin hayati önem taşıyan kısımlarını oluşturur.
• Vücut için gerekli olan doymamış yağ asitlerini bünyesinde bulundurmasından dolayı süt yağının beslenmede önemli fonksiyonları bulunmaktadır.
• Çeşitli gıda maddelerinde bulunan kolestrol miktarına göre süt, sanıldığı kadar yüksek oranda kolestrol içermemektedir. 100 mililitre sütün içerdiği kolestrol miktarı sadece 12 gramdır.

Süt proteini

Vücudun yapı taşı olarak kabul edilen proteinlerin beslenmede önemli bir yeri bulunmaktadır.

• Süt proteininin biyolojik değeri bitkisel proteinlere göre daha yüksek olduğundan, vücut diğer proteinlere oranla süt proteininden daha iyi yararlanmaktadır.
• Süt proteini hücre ve dokuların oluşmasında önemli rol oynar.
• Süt proteini büyüme ve gelişmeyi sağlar.
• Süt proteini saç ve tırnakların oluşumunda büyük rol oynar.
• Süt proteini kasların kasılmasına yardımcı olur.
• Süt proteini vücutta ödem yapan sıvıların toplanmasını önler.
• Süt proteinlerinde büyük bir kısmı “esansiyel amino asit” olan yaklaşık 23 adet amino asit bulunmakta olup, bunların bir kısmı hayati önem taşımaktadır.

İnsanların iyi bir şekilde beslenmesi için bütün minerallere ihtiyaçları vardır. Sütte bulunan başlıca mineraller fosfor ve kalsiyumdur.

• Kalsiyum özellikle çocukların kemik ve diş oluşumlarının tamamlanmasında büyük rol oynar.
• Kemik yoğunluğunun en üst noktaya ulaştığı 25-30 yaşlarına kadar alınan kalsiyum kemik yoğunluğunun artmasına neden olmaktadır. Bu yaşlardan sonra kemik yoğunluğu artmamakta ancak kalsiyum alımına düzenli olarak devam edildiğinde kemik yoğunluğundaki azalma yavaşlamakta veya gecikmektedir. Süt içmenin kemik yapısına olan olumlu etkisi en fazla çocukluk ve gençlik yıllarında görülmektedir. Bu dönemlerde yeterli süt tüketimi, dolayısıyla kalsiyum alımı, tüm yaşam boyunca kemik sağlığı için önemlidir.
• Kalsiyum ihtiyacı özellikle hamilelik ve emzirme döne

minde de önemli olup, bu dönemlerde yetersiz kalsiyum alımı, ileri yaşlarda “osteomalacia” ve “osteoporosis” gibi kemik hastalıklarına yol açmaktadır.
• Sütte bulunan fosfor, kemik oluşumunda önemli rol oynamaktadır.

Süt, beslenmemiz için gerekli olan, yağda ve suda eriyen vitaminlerin hepsini içermektedir.

• Özellikle zeka gelişiminde etkili olan, deri ve göz sağlığında gerekli B2 vitamini (rib oflavin) için süt en iyi kaynaktır.
• Vücudun ihtiyacı olan B12, A ve C vitaminleri süt içerek önemli ölçüde karşılanabilmektedir.
• Sütteki vitaminler hastalıklara karşı direnci arttırır.
• Sütteki vitaminler büyümeye yardım eder.

Sütün yararları

• Kemik erimesini önler.
• Mikrobik enfeksiyonlara karşı etkilidir.;
• İshali tedavi eder
• Mide rahatsızlıklarını giderir.
• Sindirim sistemini düzene sokar.
• Ülseri önler.
• Beyne enerji verir.
• Diş çürüklerini önler.
• Kronik bronşiti önler.
• Tansiyonu düşürür.
• Yağsız süt, kolestrolü düşürür.
• Kanserin önlenmesine yardımcı olur.
(/Araştırma//Vit-amin.net/)

YUMURTA…

YUMUR

Yumurta…
Anne sütünden sonra en faydalı tek besindir. Yumurtada ham protein bulunup protein kalitesi oldukça yüksektir. Protein olarak zengin olması bu besinin özellikle protein diyetlerinde tercih edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Açlığı bastırır, uzun süre tokluk hissi verir. vitamin İçeriği bakımından da oldukça zengindir. A, D, E ve B vitaminlerini barındırır. Bunların dışınca B2-B12 vitamini, demir ve düşük oranda yağ ile elzem besini de yumurtada bulunmaktadır.

Yumurtadaki Vitaminler
– A vitamini: Gözün iyi görmesini sağlarken aynı zamanda kemik gelişimi için de oldukça önemli bir vitamindir. Dişlerin sağlıklı olması için de faydalıdır.

– D Vitamini: Vücudumuzda bulunan kalsiyumun kullanılması ve faydalanılması için gerekli olan vitamindir.

– E vitamini: Antioksidan etkisi gösterir ve vücudu zararlı maddelere karşı korumada görev yapmaktadır.

– B2 Vitamini : Beynin görevlerini yerine getirebilmesi için gereklidir.

– Demir: Kan yapımı için gerekli olup, anemi oluşmasına engeldir. Eksikliğinde çocuklarda büyüme ve gelişmede sıkıntılar yaşanır.

Öğrenme yeteneğine de katkısı vardır.

* Yumurtanın sindirimi kolaydır ve vücut tarafından tamamı sindirilebilir ve kullanılabilir. Böylece protein ihtiyacınız karşılanmakta ve özellikle çocuklarda büyüme ve gelişme için gerekli olan besinler sağlanmış olur.

* Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi için yumurtanın önemi oldukça büyüktür.

* Yapılan araştırmalarda kahvaltıda yumurta yemenin vücut yağlarının yakılmasında önemli bir rolü olduğu belirlenmiştir. Karbonhidrat diyeti yapan insanlara nazaran protein ağırlıklı beslenen ve kahvaltıda yumurta yiyen kişilerde yağ yakımı iki katına çıktığı gözlemlenmiştir.

* Yumurtanın yağ içeriği oldukça düşüktür. Kalp ve damar hastalıkları için risk oluşturan doymuş yağ asitlerini çok düşük oranda içermektedir

* Yumurtada lesitin bulunmaktadır. Bu da kan kolestrolünün istenilen seviyede tutulmasına oldukça faydalıdır.

* Yumurtanın enfeksiyonlara karşı koruyucu olduğu belirlenmiştir. Tam yumurta; A, E, K vitaminleri ile B grubu vitaminlerinden zengindir. D vitamini içeren nadir besinlerdendir. Yağ metabolizması için gerekli biotini, karaciğer yağlanmasının engellenmesinde ve beyin gelişiminde önemli role sahip kolini içerir. Yumurta sarısında demir, çinko, fosfor, selenyum ve iyot; beyazında ise potasyum, sodyum ve magnezyum bulunur

Zengin besinsel içeriğinin yanı sıra sabah kahvaltısında yumurta tüketiminin hafıza, öğrenme, ruhsal durum; tok tutma özelliğine bağlı olarak da fazla enerji alımına neden olan atıştırmaları azaltarak kilo kontrolü açısından olumlu etkileri vardır.
Yumurta ve yumurtalı mamullerin Ekmek yapımı üzerindeki etkileri:

Yumurta altı ayrı bölümden meydana gelmektedir. Bunlar sırasıyla; İnce Beyaz, Kalın Beyaz, sarı, hava kabarcığı ve bağcık’tır. Aynı zamanda yumurtanın büyük bölümünü su oluştururken, protein, yağlar ve emülsiferler ile az miktarda şeker ve kül de mevcuttur.

Yumurtanın bölümleri:

Yumurta Beyazı: Diğer adı Albumen’dir. Çok az miktarda mineral külü ve glukozun yanında tamamen protein ve su’dan meydana gelmektedir. Sarısı ile karşılaştırıldığında çok az lezzet veya renk verici özelliği vardır. İnce ve kalın beyaz diye ikiye ayrılmaktadır. Yumurta beyazı pH 8 derecesi ile tabii alkalin olan bir kaç yiyecekten biridir. Bu özelliği ile her ne kadar bakteri oluşumunu engellese de yinede de pişirilerek tüketilmesi uygundur.

Yumurta Sarısı: Protein, yağlar ve emülsiferlerin yanında az miktarda mineral külleri ve sarı rengi veren karotenoidlerden meydana gelir. Yumurta sarısında en iyi bilinen emülsifer lesitin’dir. yumurta sarısının proteinleri yumurta beyazının proteinlerinden farklıdır (lipoprotein). Sarının çevresini saran zar hem koruma hem de bakterilerin hareketini engelleme bakımından önemlidir. Tavuğun beslenme rejimi hem sarı rengi, hem de lezzeti etkiler. Bu da çiftlik ve köy yumurtası arasındaki renk ve lezzet farkını açıklar.

Yumurta Kabuğu: Yumurtanın ağırlığının %11’i kabuktur. Kabuk, her ne kadar sert olarak görünse de gözenekli bir yapıya sahiptir. Bu da nem ve karbondioksit gibi gazların yumurtadan kaçabilmesine imkan tanır. Delikli yapının başka bir neticesi de özellikle Salmonella’ya karşı kabukların iyice yıkanması ve gerekirse dezenfekte edilerek saklanması gerekliliğidir. Kabuk rengi tavuğun cinsine bağlı olarak beyaz veya kahverengi olabilir. Kabuk rengi lezzeti etkilememektedir.

Hava Kabarcığı: Kabuk ve yumurta beyazı arasında koruyucu bir membran içinde bulunmaktadır. Taze yumurtada sıkışmış ve hacim olarak küçük iken, bayat yumurtada rutubet kaybı sonucunda küçülen iç yapı, hava kabarcığının büyümesine neden olur. Bu da taze yumurtaların batarken bayat yumurtaların neden su yüzüne çıktığını anlatır.

Bağcık: Yumurta sarısını ortada tutmaya yarayan dürülü beyaz renkli kordondur. Yumurta beyazının bir parçası olduğundan yenilebilirdir.

Marketlerde satılmakta olan yumurtalar 6 grupta değerlendirilir;
1- Klavuz : 42 – 48 gr ağırlığındaki yumurtalardır.

2- Piliç : 48 – 53 gr ağırlığındaki yumurtalardır.

3- Yarka : 53 – 58 gr ağırlığındaki yumurtalardır.

Klavuz, piliç ve yarka yumurtaları 24. hafta evresine kadar olan tavuklardan elde edilir.

4- Yeni Ana : 58 – 62 gr ağırlığındaki yumurtalardır.

5- Eski Ana : 62 – 67 gr ağırlığındaki yumurtalardır.

Yeni ana ve eski ana yumurtaları 24. hafta ve 34. hafta arası evrede tavuklardan elde eilir.

6- Duble : 67 gr ve üstü ağırlığındaki yumurtalardır.

Duble yumurta 34.hafta ve daha ileri evresinde olan tavuklardan elde edilir.

Bir Yumurta; %8 Vitamin B12, %6 Vitamin A, %10 Protein, %4 Vitamin B6, %6 Vitamin D, %3 Vitamin E, %6 Folik Asit, %2 Tiyomin, %8 Fosfor, %15 Riboflavin, %4 Çinko, %4 Demir içermektedir.

yumurta_besin_degeri

(Kaynak Hov baking worder)

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

GÜÇLÜ KEMİKLER…

en-i

Kemik yapısını güçlendirmek ve kemik sağlığını korumak için 2 önemli şey var; ilki, düzenli ve besin değeri açısından zengin bir beslenme ile vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri almak, ikincisi ise düzenli bir egzersiz programıyla kasları, kemikleri ve eklemleri çalıştırmak. Özellikle kadınların, osteoporoza bağlı kırık ve kemik sorunları yaşama riski erkeklere göre 2 kat fazla olduğundan kemik sağlığına daha fazla özen göstermesi gerekiyor. Diğer besin öğelerinin yanında yeterli miktarda D vitamini, kalsiyum ve protein alarak ve düzenli bir egzersiz programı uygulayarak kemiklerinizi güçlendirebilirsiniz.

Beslenme

Kalsiyum: Günlük beslenmenize kalsiyum bakımından zengin gıdaları ekleyerek işe başlayabilirsiniz. Kalsiyum ihtiyacı en çok, kemiklerdeki kalsiyum yoğunluğunun belirlendiği 9-19 yaşları arasında artar. Kadınlar menopoz sonrası kemik yoğunluğundan bir miktar kaybeder ve bu dönemde osteoporoz riski artar. Menopoz sonrası günlük olarak gıdalardan alınan kalsiyum miktarını arttırmak veya doktor önerisi ile kalsiyum takviyesi kullanmak bu riski azaltmanıza yardımcı olacaktır.

Bazı uzmanlar kalsiyum kaynağı olarak süt, peynir, yoğurt gibi süt ürünlerini önermektedir. Ancak bu ürünler yüksek oranda yağ içerdiğinden dikkatli tüketilmelidir. Yağsız yoğurt ve süt tüketerek veya aldığınız ürünleri diyet olanlar arasından seçerek yağ miktarını azaltabilirsiniz.

Kalsiyum bakımından zengin diğer gıdalar arasında yeşil yapraklı sebzeler bulunmaktadır. Üstelik bunlar süt ürünleri gibi yağ içermez ve kalsiyum dışında diğer mineraller ve vitaminler bakımından da zengindir. Doğaya baktığımızda, fil, inek gibi en büyük kemiklere sahip hayvanların otçul olduğunu görebiliriz. Sebzelerden maksimum oranda fayda sağlamak için çiğ veya haşlayarak yiyin. Düzenli olarak şalgam, lahana, roka, brokoli, hindiba, marul, ıspanak gibi sebzeleri yemek ihtiyacınız olan kaloriyi sağlayacaktır. Nohut, siyah fasulye ve barbunya da yüksek oranda kalsiyum içerir.

Yaşa Göre Günlük Kalsiyum İhtiyacı
1-3 yaş 500 mg
4-8 yaş 800 mg
9-18 yaş 1.300 mg
19-50 yaş 1000 mg
50 yaş üstü 1.200 mg

Protein: Kemiklerin %30’u “kolajen” adlı proteinden oluşmaktadır. Düşük yağlı kaynaklardan protein alarak kemiklerinizi güçlendirebilirsiniz. Fasulye, balık, tavuk gibi gıdalar kemik yapısına katkıda bulunur.

D Vitamini: D vitamini kalsiyumun kemiklere ulaşmasına yardımcı olur. Güneş en iyi D vitamini kaynağıdır. Aşırıya kaçmadan haftada 3-4 kez 10-15 dakikalık periyotlar halinde güneşe çıkmak kemiklerinizi güçlendirecektir.

Kahve İçmeyin: Aşırı kahve ve şeker tüketimi kemiklerdeki kalsiyum miktarını azaltır. Bunun dışında sizi aç bırakan diyet programlarından uzak durun.

Egzersiz
Ağırlıkla yapılan egzersizler kemiklerinize yük bindirerek güçlenmelerine yardımcı olur. Tabii burada bahsettiğimiz ağırlık onlarca kilo değil. Kendi sağlık koşullarınıza ve yapınıza uygun ağırlık miktarı hakkında bir spor hocasından bilgi alabilirsiniz. Amaç kasları geliştirmek değil, kasları ve kemikleri çalıştırmak olmalı.

Ağırlık egzersizleri dışında haftada 3-4 gün yüksek tempoda yürümek, jogging, koşu, bisiklet gibi egzersizler hem kemiklerimizi güçlendirir hem de genel sağlığınızı korumanıza yardımcı olur. Bu egzersizleri en az 30 dakika ve nabzınız yükselecek biçimde yapmalısınız.

(Kaynaklar/ Centers for Disease Control: Calcium and Bone Health
Medline Plus: Osteoporosis/ National Institutes of Health Office of Dietary Supplements: Vitamin D)

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

TAVUK…

tavuk

Tavuk  biyolojik değerі bakımından yumurtа рroteinlerinden ѕonra gelen en değerli et proteini özelliğine sahiptir. Proteinler, hücre ve dokuların oluşmasını, büyüme ve gelişmeyi sаğlаr. Vüсut kаslаrının ve organlarının gelişimini sağlar, vücut dоkularının уenilenmesinde rol oуnar, çocukların bеyin gelişiminde çok önemli görevlerde yer alır. 100 gr tavuk etinde 20 – 25 gram рrotein bulunur. Ancаk etler pahalı bіr yiyecek olduğundan yоksul aіlelerіn уeteri kadar ѕatın alması mümkün olmamaktadır.

Ülkеmizdе еn çok koyun, sığır, kümes haуvanları, deniz ürünlerі ve av haуvanlarının etleri kullanılmaktadır. Kanatlı hayvan etlerі ѕığır ve koyuna göre daha az yağ içerir. Doymuş yağ ve kolesterol іçerіklerі de daha düşüktür. Özellikle tavuk ve hindinin beyaz eti, еn yağsız et olarak görülebilir. Genel оlarak kümeѕ hayvanlarının etleri, koуun ve ѕığır gibi büyükbaş hayvanlarının etlerinden daha fazla protеin іçerіrler. Buna karşılık demіr içeriği daha azdır. Aуrıca çinko,nіasіn, B2, B6 ve B12 vitaminleri bakımından dа zеngin besinler arasında sayılırlar.

Proteіn içеrеn bеsinlеrin çoğu аynı zamanda yаğ da içermektedir. Bu nedenle kırmızı et уerine, beyaz еt tüketimine öncelik tanınması; kırmızı et sеçimindе koyun ve kuzu еti yеrinе, az yаğlı dana etinin tеrcih еdilmеsi daha sağlıklı olacaktır. Derilerinin yenilmemesi kоşulu ile özеlliklе tavuk ve hindinin beyаz eti en yаğsız et sınıfında yеr aldıklarından çok dаhа sаğlıklıdır.

Etler hаngi yöntemle рişirilirse pişirilsin hafif veya orta sıcaklıkta uzuncа bir sürede pіşіrіlmelіdіr. Aksi takdirde çоk yüksek sıcаklık et рroteinlerini katılaştırarak suyunun kaуbına ve lezzetinin azalmasına neden olmaktadır. Bilhassa kuru sıcaklıkta pişirilеn etlerde bu hususa dikkat edilmelidir.

Yüksek sıсaklık derecesinde pişen etlerin protein ve bazı vitamin değerlerіnde bir miktar azalma olаbilir. En çоk zarar gören B1 vitaminidir. Izgara yapılan etlerde etten damlayan sularla B12 vitаmini ve folat kaуıpları da оlur. Pişirme etin ѕindirimini kоlaylaştırır, lezzetіnі artırır. Haşlama ve ızgаrа yаpılаrаk pіşіrіlen tаvuk etіnіn ѕindirimi, yağda kızarmış haline nazaran daha kolaydır. Ayrıca yаğdа kızarmış vеya atеşе çok yakın ızgara edіlmіş tavuk etinde kanser yapıcı nitrozаmin gibi zararlı kіmyasallar oluşabilir. Bu nedenle yanmış, kararmış olan kısımlarının yenilmemesi gerekir.

Etin pişirme еsnasında iç sıcaklığının 70◦C üstüne çıkmaѕı mikropların ölmesi bakımından gereklidir. Pişirilen еtlеr özеlliklе de tavuk eti oda sıcaklığında yarım saatten fazla bekletilmemelidir. Ya hemen tükеtilmеli ya dа kalan kısmı buzdolаbındа saklanmalıdır. Çünkü tavuk еti ve et içeren уemekler dışarıdan karışacak mikroрların üremeѕi için іyі bir ortamdır.

Genel anlamda protein değeri yükѕek olan besіnler bakterilerin üremesi için çok daha uygun yiyеcеklеrdir. O nedenle protein dеğеri yükѕek olаn tavuk etinin dе besin zehirlenmeѕi açıѕından potansiyel riskli beѕinlerden bіrі olduğu unutulmamalı, 2 sааtten fazla oda sıcаklığındа bırakılmamalı, buzdolabında veya derin donduruсuda saklanmalıdır.

Bol miktarda süt içiр, yumurta ve tаvuk eti yiyеrеk sağladığımız kаliteli ve dеngеli beѕlenme, yeterli fizik güсe ve sаğlık şartlarına sahip olmаmız ve beyіn gücümüzü yüksеk tutmamız bakımından hayati önеm taşımaktadır.

En  yüksеk bіyolojіk dеğеrе sahip olan gıda  da yumurtа oluр, daha sonra süt vе tavuk eti gelmektedir.

Çеşitli gıda maddelerinde proteinin biyolojik değeri

Gıda Türü Proteinin biуolojik dеğеri

Yumurta 100 Süt 90 Tavuk eti 82 Balık 81 Sığır eti 79 Soya fasulyеsi 78 Pirinç 68 Buğday 68

Tavuk Sarması…

4 adet dövülmüş tavuk göğsü
Hazır garnitür
1 yemek kaşığı salça
8 dilim kaşar
Karabiber
Su
Yağ
Tuz

Göğüs uzunlamasına açılır. Karabiber ve tuz serpilir. İçine garnitür koyulur. Biraz yağ damlatılır. Üzerine kaşar koyulup rulo şeklinde sarılıp kürdanla birleştirilir. Fırın tepsisine koyulup salçalı sosla karıştırıp. İçine karabiber ve az tuz, yağ koyup karıştırıp tavukların üzerine dökerek 200 derece fırında pişirin. Pişmeye yakın kaşar peyniri dilimi koyarak pişirip sıcak servis ediniz.

TAVUKK

Şifa olsun…

Sevgiyle…

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

MANTAR….

MANTAR

MANTAR

Tüm dünyada onbinlerce çeşidi bulunan mantar protein ve demir açısından çok zengindir. Ayrıca mantarda A, B, D, P ve K vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, fosfor ve bakır mineralleri de bulunur.

İçerdiği Protein değeri sayesinde etin yerini tutar. Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı direnci arttırır. Göze ve vücuda kuvvet verir. Bedensel ve zihinsel gelişimi destekler. Öğrenme yeteneğini arttırır. Yorgunluğu giderir.

Bol miktarda demir minerali içeren mantar, kansızlığa iyi gelir.

Kandaki kolesterol oranını düşürerek kalp ve damar hastalıları ile kalp krizine karşı koruyucu etki gösterir.

Protein değeri yüksek bir besin olmakla birlikte yağ oranı düşük olduğu için mantar diyetlerde sıklıkla kullanılır. Mantar lezzetli ve besleyici bir besin olmakla birlikte zehirli pek çok türü olduğu için yabani mantar uzman kişiler tarafından toplanmalı ve dikkatli tüketilmelidir. Bu nedenle kültür mantarlarını tercih etmek daha sağlıklı olur. Ayrıca, mantar vücutta üre asidi bıraktığı için Romatizmalılara tavsiye edilmez.Antioksidan özelliğine sahip olan mantar; diyabet, börek hastalıkları, yüksek kolesterol ve kanser gibi hastalıkları tedavi ediyor. Ayrıca antimikrobik ajanlar olarak da etki gösteriyor. Mantar, kanser tedavisinin her safhasında yardımcı oluyor.

Bazı kişiler mantarların hiçbir besleyici özelliği olmadığına inanır. Fakat çorba, salata, sandviç veya her neyin içinde olursa olsun bu lezzetli mantarlar kalbiniz için çok önemlidir.
Buğday tohumu ve tavuk ciğerinde de bol miktarda bulunan ‘ergothioneine’ bakımından çok zengin bir kaynaktır. Bu madde, beyaz mantarlarda ve etli ‘Portobello’ mantarında bol miktarda bulunur. Bir porsiyonu yaklaşık 22 kalori olan Portobello mantarı; zengin miktarda magnezyum da içerir. Ayrıca bu mantarlar atardamarlarınızın genç ve bel bölgenizin ince kalmasına da yardımcı olur.

Selenyum ve potasyum zengini başta göğüs olmak üzere pek çok kansere karşı koruduğunu ve zengin bir içeriğe sahip olduğunu söyleniyor
“Selenyum, vitamin B2, potasyum, pantetonik asit, bakır, niasin ve fosfor kaynağı olan mantar, kanserin yanı sıra astım, romatizma ve kalp hastalıklarına da yatkınlığı azaltır”

Hafıza

Günde 1 kase mantar tüketiminin migren ağrılarını da azalttığı, çinkodan zengin olan mantarın, bağışıklık sistemini güçlendirme, yara iyileştirme ve sağlıklı hücre bölünmesi gibi etkileri olduğu vurgulanıyor…

“Niasinden zengin olan mantar türlerinin Alzheimer ve yaşa bağlı bilişsel becerilerin azalmasını önlediği, ve güçlü bir antioksidan olduğu çalışmalarla kanıtlandı.”

MANTAR Çorbası..

(2 Kişilik)Süre: 45 dak.1 Porsiyon: 35 Kalori

500 gram kültür mantarı
1,5 su bardağı süt
2 yemek kaşığı tereyağı
4 yemek kaşığı un
1 lt soğuk su
kırmızı biber
Karabiber
tuz
Mantarları ince, ince doğrayın. Tencerede yağı ve unu pembeleşene dek kavurun. Kavrulduktan sonra tencereye suyu ilave edin ve blendır yardımıyla karıştırın.Su kaynadıktan sonra mantarları ve tuzu ekleyip ortalama 20 dakika pişirin.Üzerine sütünü ilave edin.
Servis yaparken üzerine karabiber ve kırmızı biber ekeleyin…

Şifa Olsun…

Sevgiyle…

(/A//Vit-amin.net/)