Kategori arşivi: BOTANİK

KARADUT….

karadut

Karadut ağaç meyvesi insan vücudu için çok iyi bir antioksidan içer. Antioksidanlar serbest radikalleri pasif hale getirerek bağışıklık sistemini güçlendirmesini sağlarlar. Karadut pekmezi içerdiği flavonoidler sayesinde insan kalbini koruma ve yaşlanmayı önleme etkisi bulunduğu kanıtlanmıştır. Karadut bitkisi büyürken böçek ve sinek yapmayan tek orjinal insan eli değmemiş organik bir tür bitkidir.

Karadut meyvesi betakaroten (A vitamini) salgılamaktadır. Ancak kara dut toplanmadığı zamanda mevsim şartları değiştiği için karadut meyvesinin en bol olduğu zamanlarında kaynatılarak karadutun pekmezi veya reçeli yapılarak karadutun insanlara sağladığı bKaradut şurubu insan sağlığı ve gençlik aşısının kalıcı olması için karadut pekmezi sürekli olarak insanlar tarafından tüketilmelidir.

Karadut şurubunun insan sağlığına faydaları kanıtlandığını herkes bilir. Karadut pekmezi yüksek miktarlarda demir vitamini içerdiği için kansızlık sorunu çeken insanlar ve hastalar için birebir ilaç tedavisi yerine geçer. Kansızlık sorunu olanlar hiç bir ilaç içmeden sadece karadut pekmezi yiyerek sağlıklı şekilde vücudunun demir (FE) ihtiyacının karşılandığı görülmektedir. Kansızlık sorunu yaşayanlar için destekleyici ek gıda olarak doktorlar bile bitkisel karadut reçel ve çaylarını hastalarına önermektedirler. Karadut anne sütünü kadar sağlıklı bir besin ve bitkidir.

 

Karadut pekmezi üretimi ve pekmez yapım yeri Elazığ ilinin köylerin dedir. Elazığ köylerinde yetişen ve toplanan karadut pekmezi faydalarına bakacak olursak; içerisinde demir elementi (Fe) bulunması ve içerdiği vitaminler ile kansızlık sorunu çekenlere tedavi sürecinde destekleyici gıda olarak vitamin takvisyesi yapılmasıdır. Karadut pekmezi veya çayı yapılırken içerisine hiç bir şekilde şeker ve glikoz gibi yapay tatlandırıcı eklenmez ve güneşten kara dut meyvesi kurutularak müşterilerin tüketim ihtiyaçlarına hazır hale getirilmektedir.

Karadut pekmezi insanların halsizliğin ve aşırı yorgunluğu gidermektedir.
Karadut pekmezi insan vücudundaki kanı temizlediği için anemi hastalıklarında kullanılabilir.
Karadut pekmezi insanlardaki kan basıncını düşürür ve kanın düzgün olarak beyine pompalanmasını sağlar.
Karadut pekmezi kişilerin ülser gibi sindirim sistemi hastalıklarına çok faydalı olduğu kanıtlanmıştır.
Karadut pekmezi insanların mide salgılarını arttırır ve vücudun dengede olmasını sağlar.
Karadut pekmezi diş sorunu yaşayanlarda dişlerin güçlü olmasını ve saçların kafada sağlam olarak durmasını sağlar.
Karadut pekmezi hepatit tedavisinde, kronik olan gastrit ve hepatit gibi hastalıkların tedavisinde kullanılabilir.
Karadut pekmezi uykusuzluk sorunu çeken kişiler için hiç bir uyku ilacı almadan uyumanıza yardımcı olur.
Karadut pekmezi spor salonlarında bady sporu yapan sporcular için enerji ve besin deposu olarak bilindiği için vücut geliştirme sporu için satılan bitkisel ürünlerde kullanılır.
Karadut pekmezi çocuklarda zeka gelişimine yardımcı olur ve ayrıca çocukların pamukçuk denilen hastalıkların tedavisinde kullanılır.
Karadut pekmezi suyu ile ağızda gargara yapılırsa boğaz ve ağız ile ilgili tüm hastalıklarda iyileşme gösterir.
Karadut pekmezi karaciğer hastalıklarını gidermede vücuda bağışıklık kazandırır.

Karadut çayı antioksidan etkiye sahip olduğu için insan vücudunun bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek vücut direncini arttırmaktadır.
Karadut çayı enfeksiyon hastalıklarına çok iyi gelmekte olup ayrıca, kalbe de iyi geldiği için damar sertlikleri engelleyerek vücudu rahatlatır.
Kara dut çayı sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar ve anemi hastalığına iyi geldiği bilinmektedir.
Karadut çayı kansızlığı önler ve kabızlık sorunu çekenlerin kabızlığına yardımcı olur ve rahat şekilde tuvaletini yapmalarını sağlar.
Karadut çayı kandaki şeker miktarını arttırarak vücuttaki yaraların kapanmasında çok etkili olmakta olup çoğu hastalıkların enfeksiyonlarında tedavi amaçlı görev rolü almaktadır.
Karadut çayı ve pekmezi ilaç değil bir tür gıda takviyesi niteliğinde doğal organik bir meyvedir.
Kandaki şeker miktarını arttırarak şeker hastalığı tedavisinde kullanılmaktadır. Kara dut vücuttaki yaraların kapanmasında etkilidir. Ayrıca karadut çayı Ağız ve boğaz enfeksiyonlarına tavsiye edilir.

Kısacası…

*İçerdiği flavonoidler sayesinde kalbi koruyucu, yaşlanmayı geciktirici etkisi bulunuyor.
*Sadece bir kabın üçte birini dolduracak kadar karadut, dört gram protein içeriyor ve bir kabın üçte birini dolduracak kadar karadut, günlük lif ihtiyacının yüzde 20’sini karşılıyor.
*Kronik gastrit ve hepatit tedavisinde kullanılabiliyor.
*Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardım ediyor. Özellikle yemekle birlikte yenildiğinde hazmı kolaylaştırıyor.
*Diğer meyvelerin yarısı kadar şeker içermesinin yanı sıra şekerin sindiriminin önüne geçiyor. Bu sayede diyabeti önlediği düşünülüyor.
*Karaciğeri kuvvetlendiriyor.
*Halsizliği, aşırı yorgunluğu gideriyor.
*Saçların ve dişlerin güçlenmesini sağlıyor.
*Sindirim sistemi kronik hastalığına faydalıdır.
*Aç karnına yenirse kabızlığı gideriyor ve hatta ishal yapabiliyor, bağırsak kurtlarını düşürmeye de yardımcı oluyor.
*Öksürüğü gidermeye yardımcı oluyor.
*Kansızlığa iyi gelir.
*Kan basıncını düşürüyor.
*Mide salgılarını arttırıyor
*Uykusuzluğa iyi geliyor.
*Ateş düşürüyor..
*Ağız, bademcik, boğaz iltihabı ve diş eti hastalıklarına karşı fayda sağlıyor.

Sevgiyle…

(/A//Vit-amin.net/)

TİN’ e…İNCİR’e….

incir

Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem “İncir yiyin. Eğer dünyada Cennetten bir meyve bulunduğunu söyleseydim, bunun incir olduğunu söylerdim, çünkü Cennet meyvelerinin çekirdeği olmaz.” “İncir yiyin, çünkü o basuru keser, ayağın oynak yerlerindeki ağrıları yok eder.” “Her kim kalbinin rahat çalışmasını isterse, incir yemeye devam etsin.

İncir, içerdiği yüksek oranlardaki potasyum, protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir. Diğer meyvelere üstünlüğü ise kalsiyum ve magnezyum içeriği açısından anne sütüne olan yakınlığıdır. Hem anne sütüne yakındır hem de yeni doğum yapmış annelerin sütünü artırır.

İncir dünyadaki en besleyici besin olmayabilir ancak potasyum ve lif içeriği açısından oldukça önemli bir meyvedir. İçerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir ve bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği ile de dikkat çeker.

Yapılan bir araştırma, diyetinde yüksek miktarda lif tüketen erkeklerin (yaklaşık günde 29 gr) az lif tüketenlere kıyasla kalp krizi riskinin yüzde kırk oranında düştüğünü göstermiştir. Yüksek lif içeren beslenme tarzlarının çok daha sağlıklı bir kan şekeri ve kilo kontrolü sağladığı da ispatlanmıştır. 3-4 incirde yaklaşık 5 gr lif bulunur ki bu da inciri en yüksek lif içeren besinler arasına yerleştirir.

Süte yakın kalsiyum içerir İncir ile ilgili olarak, işin içinde bir de kalsiyum var. Ortalama 3-4 incir yaklaşık 125 kalori karşılığında size 82 mg kalsiyum, artı 34 mg magnezyum sunar. Bu bir bardak portakal suyundakinin üç katından daha fazladır.

Kalp hastalıkları, inme ve yüksek tansiyona birebir Sadece 3-4 adet incirle 473 mg potasyum da alırsınız ki bu miktar inciri potasyum miktarı yüksek besinler arasına da sokar. Yapılan çok sayıda araştırmada sebze ve meyve gibi potasyum açısından zengin yiyeceklerle beslenen insanların kalp rahatsızlığı ve inme yaşama oranlarının düşük olduğu kanıtlanmıştır.

Üstelik tansiyonu düşük tutmanın kilit maddesi potasyumdur. En son yapılan incelemelerde düzenli şekilde yüksek potasyum içeren besinler tüketen insanların kan basıncının tüketmeyenlere kıyasla daha düşük olduğu kanıtlanmıştır.

Potasyumun tansiyon üzerindeki etkisinin incelendiği 33 araştırmayı yakın zamanda gözden geçiren araştırmacılar işe başlarken tansiyonu normal olan ve günde 2.340 mg potasyum alan (besinlerden takviye olarak) katılımcıların yüksek tansiyon yaşama riskinin yüzde 25 oranında azaldığını keşfetmişlerdir.

İncir çok iyi bir antioksidan (kanser karşıtı maddeler) kaynağıdır ve herhangi bir sağlık problemi olmayan bireyler günde 3-4 adet inciri rahatlıkla tüketilebilirler. İncir özlerinin, tahminen içerdiği benzaldehit sebebiyle, Japon araştırmalarında tümörleri küçülttüğüne dair yaklaşık 100 kadar kayıt bulunmaktadır.Ancak fruktoz (meyve şekeri) oranı yüksek olduğu için şeker hastalarının günde 2 inciri proteinli gıdalarla tüketmesi gerekir.

Enerji deposu: Yaş incir kurutulduğunda, bünyesindeki kalsiyum oranı yaklaşık 4 kat artar ve bu sayede müthiş bir kalsiyum ve enerji deposuna dönüşür. Kurutulmuş incirin balgam söktürücü özelliği de ortaya çıkarken, protein sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından da zenginleşti-ğinden hücre gelişimini destekler.

Kan şekerini düzenler: İncir sanılanın aksine günde bir-iki adet tüketildiğinde kan şekerini düzenler, hazmı kolaylaştırır, çocukların gelişiminde ise anne sütü kadar faydalıdır. Her gün bir adet tüketilen incirin ise kolesterolü düzenlediği kaydediliyor.

Enfeksiyonlara karşı aşı niteliğinde: İncirin bünyesinde bulunan fruktoz (meyve şekeri), albüminli maddeler, organik asitler, pektin, provitamin, A, B1, B2, C vitaminleri, magnezyum, kükürt ve fosfor bulundmaktadır ve bu vitamin ve mineraller enfeksiyonlara karşı vücudumuzu korumada başrol oynar.

0 kolesterol;
1,2 gr. yağ;
6.7 gr. lif;
163 mg. Fosfor;
138 mg. Kalsiyum;
4,2 mg. Demir;
640 mg. Potasyum;
91,5 mg. magnezyum;
0,073 mg. B1 vitamini
ve 0,072 mg. B2 vitamini.

İncirde şifa vardır…İncir içerdiği lif oranıyla metabolizmayı düzene sokar..Mg ve Ca ile de vücudun ihtiyacı olan zihinsel ve bedensel gücü artırır.Kollesterolu düşürerek kalp ve damar sağlığını korur..Hatta şekerli bir meyve olmasına ragmen hipo glisemiye neden olabileceğinden şeker sorunu olanların insülin almaları nedeniyle diğer şekeri düşüren gıdalarda olduğu gibi dikkkatl, tüketmeleri önerilir..Aynı zamanda beyinle dost yiyecekler arasındadır…

Sevgiyle….

(/A/Vit-amin.net/)

ECZANE gibi AyVa…..

ayyvaa

“Grip ve nezle olanlar bol bol ayva yemelidir”

Meyvesinde pektin, tanen, şeker, organik asit, A ve C vitamini ve mineral tuzlardan bol miktarda bulunduğunu, tohumlarında ise yüzde 14-18 oranında tutkal maddeler, yüzde 16-20 oranında yağ, tanen, renkli maddeler ve yüksek oranda protein, az miktarda amygdalin ve emülsin olduğunu belirten Prof. Dr. Karadeniz, ayvanın kalp, akciğer, boğaz, mide, böbrek, göz, bağırsak, ağız rahatsızlıkları ve adet kanamalarına oldukça faydalı olduğunu dile getirdi.

Vücudun gelişmesine yardım eder. Ayva damar sertliğine, karaciğer tembelliğine iyi gelir, tansiyonu düşürür, safrayı düzene sokar. Yapraklarının çayı kalp ağrılarına iyi gelmekte, sakinleştirici özelliği bulunmaktadır. Meyvesinden yapılan reçel, sindirim sistemi rahatsızlıklarında tedavi edici olarak görev üstlenmekte, cinsel arzuyu kuvvetlendirmektedir….

Tereyağında pişirilen ayva; nefes yolu hastalıklarına, müzmin öksürüğe, bronşite ve tüberküloz hastalığına iyi gelmektedir. Ayva çiçeği bal ile macun yapılıp yutulursa, baş ağrısını keser. Ayva çiçeği kaynatılıp içilirse, kalp çarpıntısını keser, kalbi kuvvetlendirir, annenin sütünü artırır. Ayva kokusu kalp ve dimağı kuvvetlendirir. Ayva hoşafı yaşlıların ayaklarının tutukluk yapmasını giderir. Ayva varise karşı iyidir, yorgunluğu, bitkinliği giderir.”

Kaynak:Prf.Karadeniz

(/A/Vit-amin.net/)

Kuşburnu ve familyası…

KUŞ

Yabani Meyveler

Anadolu, bitki örtüsünün zenginliği açısından dünyanın en önemli bölgelerinden birisidir. Bu bölgede bir çok yabani meyve doğal olarak varlığını korumaktadır. Bu meyveler çoğunlukla taze olarak tüketilmekle birlikte reçel ve marmelat gibi gıdalara da işlenmektedir. Bu meyveler ve bunlardan üretilen gıdalar dış pazarda da ilgi bulmaktadır. Beslenmede meyve ve sebzeler esas olarak vitamin, mineral madde ve gıda posası kaynağı olarak önem taşırlar. Bu maddeler insan vücudu için büyük önem taşıyan maddelerdir ve mutlaka diyetle alınmalıdır (Kökosmanlı ve Keleş 2000). Günümüzde insanlar, pestisit, yapay gübre vb. uygulanmaksızın doğal koşullarda yetiştirilen ve organik gıdalar olarak adlandırılan gıdalara daha fazla ilgi göstermekte ve bunlara çok daha fazla para ödemektedirler. Özellikle yabani meyvelerin yapısında bulunan bazı maddelerin sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin ortaya konulmasından sonra bu maddeler giderek daha fazla ilgi çekmektedir ve bu ilginin de giderek artacağı düşünülmektedir.

Ahududu

Üzümsü meyveler içerisinde yer alan, böğürtlene benzeyen, çalı görünümünde bir bitki olan ahududu ilk defa eski Yunanlılar tarafından bulunmuştur. Latincesi Rubus idaeus olan ahududuya bir çok batı dilinde İda dağı böğürtleni denilmektedir. Meyvesi çileğe benzediğinden bazı yörelerimizde ağaç çileği olarak adlandırılmaktadır. Ahududu çiçek sapçığına yapışık bir çiçekliğin taşıdığı 30-80 küçük tekil meyvenin oluşturduğu koni biçiminde yada yuvarlak dut irisi bir meyve olup sistematikte Rosaceae familyasının Rubus idaeobatus alt cinsine dahil edilmektedir.

Alıç
Nisan- Mayıs ayları arasında pembemsi beyaz renkli ve kokulu çiçekler açan 2-4 m yüksekliğinde çalımsı bir ağaç veya ağaççıktır. Orman, koru, çit ve dere kenarlarında karşılaşılır. İstanbul, Uludağ, İzmit, Bolu, Zonguldak, Sinop, Ankara, Erzincan, Gaziantep, Adana, İskenderun illerinde yaygın olarak bulunmaktadır (Baytop 1963). Alıçlar Rosaceae familyası, Maloidae alt familyası, Crataegeae bölümü ve Crataegus cinsine dahildirler. Yaklaşık olarak dünyada 200 ve ülkemizde ise 17 civarında alıç türü bulunmaktadır. Meyveleri türlere göre farklılık gösteren; beyazımtırak açık sarıdan, sarıya, turuncuya; kırmızıdan morumsu siyaha kadar değişen, farklı renk varyasyonları göstermektedir. Değişik görünüm ve irilikte bulunan meyvenin unlu bir meyve eti vardır. Meyveler sonbaharda olgunlaşmaktadır. Alıç meyvelerinin kalp hastalıklarında, kalp atışlarını düzenleyici, yatıştırıcı, spazm azaltıcı ve aynı zamanda tansiyon düşürücü etkisinin yanı sıra kabız önleyici, idrar arttırıcı ve anti tümör etkiye sahip olduğu bildirilmiştir (Gazioğlu 2000).

Böğürtlen
Türkiye’de yaygın bulunan ve yabani olarak yetişen meyvelerden biri olan böğürtlen, Rosaceae familyasının Rubus L. cinsine girmektedir. Rubus cinsi de İdeaobatus focke ve Euabatus focke olmak üzere 2 alt cinse ayrılmaktadır. Böğürtlen bunlardan Euabatus alt cinsine girmektedir. Euabatus alt cinsi, taksonomistler tarafından çok farklı sınıflara ayrılmaktadır. Çok karmaşık bu sınıflandırma içinde böğürtlenlerin genel tanımlanmasında Rubus fructicosus kullanılmaktadır (Tosun ve Artık 1998). Böğürtlenlerde antosiyanin adı verilen ve sağlık açısından önemli olumlu etkileri bulunan bileşikler oldukça fazla bulunmaktadır.

Çay Üzümü
Ericaceae (Fundagiller) familyasına ait Vaccinium arctostaphylos, kışın yapraklarını döken veya dökmeyen çalı veya ağaççık halinde bitkilerdir. Meyvelerinde organik asitler, pektin, fenolik maddeler ve renk maddeleri bulunmaktadır. Yaprak ve meyveleri eczacılıkta kabızlık önleyici, antiseptik, kuvvet verici, idrar söktürücü etkisinden dolayı üriner sistem hastalıklarında ve ayrıca şeker hastalığına karşı kullanılır. Meyveleri küçük, yuvarlak, mavimsi-siyah renktedir. Meyveler taşıdığı pektin, şeker ve organik asitler nedeniyle reçel üretimine oldukça elverişlidir (Özer 1989).

Dut
Dut, Moraceae takımında yer almaktadır. Siyah (Morus nigra), beyaz (M. alba) ve mor (M. rubra) çeşitleri bulunmaktadır. Asya’da yaygın şekilde yetiştirilen yalnızca taze veya kuru olarak değil aynı zamanda şurup, pekmez ve pestil olarak da tüketilen bir meyvedir. Pakistan’ın kuzey bölgelerinde dut ve kayısıdan sonra yetişen ikinci önemli meyvedir. Dut meyvesinin yaygın olarak siyah ve beyaz olmak üzere iki çeşidi bulunmaktadır. Siyah dut kış mevsiminde tüketim amacıyla güneş ışığında kurutulmaktadır, fakat beyaz çeşitleri güneş ışığında kurutulmak için uygun değildir ve genellikle taze olarak tüketilmektedir. Ağaçlardan toplanan beyaz dutların %60’dan fazlası koruma tekniklerinin yeterli olarak bilinmemesinde dolayı ziyan olmaktadır.

Gilaburu
Dispacales (Rubiales) takımının Caprifoliaceae (Hanımeli) familyasından olan gilaburu bitkisi (Vibirnum opulus), Crampbark, Guelder Rose, European Cranberrybush gibi ismlerle de anılmaktadır. İnce kabuklu, tek çekirdekli, karın yarığı bulunmayan küre şeklindeki meyvelerden yaklaşık 30-40 tanesi bir salkımı oluşturmaktadır. İnce ve düz yapıdaki kabuk meyveye yapışık olarak bulunmaktadır. Bu meyveye ilişkin olarak Cine-Tarım Nisan 2003 sayısında detaylı bilgi bulunabilir.

Kızılcık
Kızılcık,Cornasea Cornus mas L. türüne ait oval biçimli, 10-15 mm uzunluğunda, olgun kırmızı renkli, ekşi tada sahip meyvelerdir. Kızılcığın anavatanı Anadolu, Kafkasya ve Avrupa olup, yurdumuzda Kuzey Anadolu ormanlarında, çalılıklarda doğal olarak yetişmektedir. Kızılcık, fazla ekşi ve buruk lezzetinden dolayı taze meyve olarak pek tüketilmemekte daha çok nektara işlenmektedir. Yetiştiği yörelerde beslenme ve sağlık açısından halkın değer verdiği bir meyve olan kızılcığın tazesi ve kurutulmuşu, başta ishal tedavisi olmak üzere değişik rahatsızlıklarda halk ilacı olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır.

Kızamık
Kızamık (Berberis vulgaris) meyveleri pembe renkte, yaklaşık 10 mm uzunluğundadır. Bitki uzun ve kırmızı renkli bir çalıdır. Dünyada bulunduğu 5-6 ülkeden biri Türkiye’dir. Yapısında berbamin, berberin, berberubin gibi alkoloidler yer alır. Özellikle idrar yolları rahatsızlıklarında olumlu etkilerinin olduğu bilinmektedir. Ayrıca antioksidan, antitümör, antibakteriyal etkileri de vardır.

Kuşburnu
Ülkemizde çeşitli yörelerde doğal ve yaygın olarak yetişen kuşburnu, gerek vitamin ve gerekse mineral madde içeriği yönünden zengin bir meyvedir. Meyve içi tüylü olup çok sayıda çekirdek içermektedir. Rosaceae familyasının Rosodleae alt familyası kapsamına giren kuşburnu, çok yıllık bir bitkidir. Genellikle 1-2 metre yükseklikte olup, ışık alan yörelerde ve açık alanlarda yetişmektedir. Çoğunlukla kızılcığı andıran meyve şekline sahiptir. Ülkemizde genellikle her yörede yetişir. Özellikle Orta ve Kuzeydoğu Anadolu’da geniş bir yayılma alanı gösterir (Yamankaradeniz 1983, Nergiz et al. 1999). Kuşburnu bitkisinin başlıca önemi içerdiği C ve P vitaminlerinden kaynaklanmaktadır. C vitamini açısından dünyada bilinen en zengin meyve olan kuşburnunda portakaldan yaklaşık 8-20 kat daha fazla C vitamini bulunmaktadır. Bazı araştırıcılar ise bu meyvenin P vitaminin, vitamin C’ den daha önemli olduğu görüşündedir. Dünya halk hekimliğinde kuşburnunun mide yanması, böbrek rahatsızlıklarının tedavisinde ve çeşitli kuvvet şuruplarının hazırlanmasında kullanıldığı belirtilmektedir. Kuşburnu bitkisi içerdiği C ve P vitaminlerinin yanı sıra K, E ve B2 vitaminlerini de ve provitamin A’yı geniş ölçüde içermektedir (Velioğlu ve Poyrazoğlu 1988). Bu meyve hakkında daha detaylı bilgi Cine-Tarım Haziran 2003 sayısında bulunabilir.

Mürver
Ülkemizde Sambucus (Caprifoliceae) cinsine ait iki tür (S. ebulus ve S. nigra) yetişmektedir;. Her iki tür de halk arasında mürver adı ile tanınmakta; kök, kabuk, yaprak, çiçek ve meyveleri çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Köklerinde iridoid heterozitleri olarak adlandırılan bileşikler; yapraklarında C vitamini; çiçeklerinde tanen, uçucu yağ; meyvelerinde tanen, pektin, antosiyaninler, C vitamini ve organik asitler bulunmaktadır. S. ebulus’un olgun meyveleri de yukarıda öneminden söz edilen antosiyaninler açısından zengin bir kaynaktır (Çoknaz 1989).

Üvez
Anavatanı Finlandiya olup Rosaceae familyasına ait yabani bir meyvedir (Hakkinken et al. 1999). Ülkemizde Marmara ve Karadeniz bölgelerinde yetiştirilmektedir. Ağustos ve Eylül aylarında hasat edilen meyvenin Türkiye’de 11 türü bulunmaktadır. Olgunlaşmamış meyveleri küçük kırmızı taneler şeklinde salkımlar üzerinde bulunmaktadır. Üvez ( Sorbus aucuparia ) meyvesi, hasat edildiğinde yapısındaki yüksek düzeydeki fenolik bileşikler nedeniyle tüketilemeyecek kadar buruk bir tada sahiptir. Bu meyvelerde olgunlaşma ile fenolik madde yapısında bazı değişiklikler olmakta meyve zaman içinde yenilebilir bir hale gelmektedir. Meyve, yapısındaki yüksek orandaki fenolik maddelerin yanı sıra önemli düzeylerde şeker, karotenoid bileşikler ve C vitamini de içermektedir (Hakinken et al. 1999).

Yaban Mersini
Yaban mersini (Vaccinium myrtillus), ormanda ağaç altında yetişen ve yüksekliği 25 cm dolayında bir çalıdır. Ülkemizde murt olarak da adlandırılmaktadır. Meyvesi koyu mor-beyaz alacalı renkte ve yuvarlaktır (Ekşi ve Artık 1988). Akdeniz havzasının tipik doğal bitkilerinden olan yaban mersini, Türkiye’de Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz bölgelerinin sahil şeridi boyunca ormanlık ve makilik arazide yaygın olarak bulunur. Meyveleri önce siyah-lacivert, sonra kırmızımsı-beyaz pembe renkli ve etlidir. Özellikle beyaz renkli büyük meyveler taze olarak, morlarsa kurutularak bazı yörelerde tüketilmektedir (Özcan ve Akbulut 1998).

Yemişen
Crataegus monogyna Jacq olarak isimlendirilmektedir. Yüksekliği 10 metreye kadar çıkabilen bir ağaçtır. Meyveleri 6-10 mm çapındadır ve rengi kırmızı veya kırmızı-kahvedir. Çiçek ve meyvesinin tansiyon düşürücü etkisi olduğu ve kalp ilacı üretiminde hammadde olarak kullanıldığı bildirilmektedir.

KAYNAKLAR

Baltacıoğlu, C. 2003. Yüksek lisans tezi öndenemeleri (Basılmamış). Ankara Üniversitesi. Ankara.
Baytop, T. 1963. Türkiye’nin Tıbbi ve Zehirli Bitkileri. İstanbul Üniversitesi Yayınları: 1039, 551 s., İstanbul.
Çoknaz, U. 1989. Memleketimizde yaygın olarak bulunan Sambucus ebulus (Caprifoliceae) çiçek ve meyvelerin farmakope analizleri ile rutozit ve antosiyanozit içeriği açısından değerlendirilmesi. Yüksek lisans tezi. Ankara Üniversitesi. Ankara.
Ekici, L. ve Velioğlu, S. 2003. Gilaburu bitkisi ve sağlık açısından önemi. Cinetarım. 6(46); 38.
Ekşi, A. ve Artık, N. 1998. Bazı yabani meyvelerin (kuşburnu, yemişen, alıç, yaban mersini, kızamık) kimyasal bileşimi üzerine araştırma. Gıda Sanayi 9; 33-34.
Gazioğlu, R.İ. 2000. Van yöresinde yetişen alıçlar. Yüksek lisans tezi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van.
Görtay, Ş., Kılıç, O. ve Özler, N. 1997. Bursa yöresinde yetişen ahududu meyvesinin bileşimi ve bu meyveden üretilen marmelatların özellikleri üzerinde araştırmalar. Gıda. 22(2); 117-122.
Hakkinen, S., Heironen, M., Karenlampi, S., Mykkanen, H., Ruuskanen, J. and Törrönen, R. 1999. Screening of selected flavonoids and phenolic acids in 19 berries. Food Resarch International. 32;345-353.
Karkacıer, M., Poyrazoğlu, E.S., Artık, N. ve Velioğlu, S. 2000. Kuru dut (Morus alba) ekstraksiyonunun kinetiği. Gıda 25(5); 343-348.
Kökosmanlı, M. ve Keleş, F. 2000. Erzurum’da yetiştirilen kızılcık meyvesinin marmelat ve pulpa işlenerek değerlendirilmesi. Gıda. 25(4); 289-298.
Nergiz, C., Kadakal, Ç. ve Gürsoy, O. 1999. Gümüşhane yöresinde doğal olarak yetişen kuşburnu (Rosa canina L.) bitkisinin meyve ve çekirdeğinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri. Gıda Bilimi ve Teknolojisi. 4(4); 34-41.
Özcan, M. ve Akbulut, M. 1998. Mersin (Myrtus communis L.) meyvesinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri. Gıda. 23(2); 121-123.
Özer, I. 1989. Vaccinium Arctostaphylos L. (çay üzümü) meyvelerinin anatomisi, antosiyanozit ve tanen içeriği üzerinde araştırmalar. Yüksek lisans tezi. Ankara Üniversitesi. Ankara.
Schobinger, U. 1987. Meyve ve Sebze Suyu Üretim Teknolojisi.Hacettepe Üniversitesi, s.22, Ankara .
Tosun, İ. ve Artık, N. 1998. Böğürtlenin (Rubus L.) kimyasal bileşimi üzerine araştırma. Gıda 23(6); 403-413.
Usui, M., Kakuda Y. and Kevan P.G. 1994. Composition and energy values of wild from the boreal forest of northen Ontario. Canadian Journal of Plant Science 74; 581-587.
Velioğlu, S. ve Poyrazoğlu, E.S. 1988. Kuşburnu bitkisinin insan beslenmesi ve sağlığı açısından önemi. Tarım Orman Köy Dergisi Ekim;36-37.
Yamankaradeniz, R. 1983. Farklı oluşum aşamalarındaki kuşburnunun (Rosa sp.) fiziksel ve kimyasal nitelikleri. Gıda 8(4);151-156.

ANA VATANI: Asya, Güney Doğu Avrupa

TÜR ADI : Cornus sanguinea L. (Yabani kızılcık)

 

Sevgilerle…..

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

 

KIZILCIKLAR OLDU MU…..

KIZILCIKKızılcıklar oldumu ….
Şişelere doldumu …
Gönderdiğim çoraplar ayağına oldu mu ….
Mendili eline …
Mendil verdim geline..
kara kına yolladım yarimin ellerine….

Kızılcık Meyvesi ……Kızılcık meyvesi, Ağustos ve Eylül aylarının gözbebeğidir. Genellikle Karadeniz kıyılarını seven kızılcık meyvesinin tadı ekşi ve mayhoştur. Renkleri ile kalplerimizi fetheden kızılcık meyvesi tadı ile de oldukça iddialı bir meyvedir. Ekşi tatları seviyorsanız bol bol kızılcık tüketebilirsiniz. Kızılcık meyvesinin çok fazla faydası vardır. Kızılcıkgiller familyasından olan kızılcık meyvesinin çiçeği, yaprağı, gövdesi olduğu gibi şifa deposudur. Kızılcık meyvesinin yöresel adı da ‘Kiren’dir. Kiren meyvesini yemeklerinizden tutun kahvaltı sofralarınıza kadar her öğünde tüketebilirsiniz. Lezzetli olduğu kadar yararlı bir besin kaynağı olan kiren meyvesini daha yakından tanıyalım.

Kızılcık Meyvesinin Faydaları…
Kızılcık meyvesinin faydaları saymakla bitmez. İlk olarak antioksidan deposudur. Beyinde salgılanan ve yaşam kalitemizi arttıran melatonin hormonu, kızılcık meyvesinin içerisinde bulunur. Uyku problemi yaşayan kişilere genellikle kızılcık suyu önerilir. Kızılcık suyu uykusuzluğa iyi geldiği gibi vücuda da kuvvet verir ve yaşam kalitemizi yükseltir ve uykumuzu düzenler. İlaç yapımında da kullanılan kızılcık, idrar yolu enfeksiyonlarına da çok iyi gelir. Tarih kitaplarının en ünlü isimlerinden olan tıp ve bilim adamı İbn-i Sina, kızılcık ağacı kökünden merhem yapıp birçok yaranın tedavisinde kullanırmış. Ünü eski yıllara dayanan kızılcığın faydaları saymakla bitmez.

Birçok kişinin korkulu rüyasıdır böbrek taşı ağrısı. Kaynattığınız kızılcık suyu ya da kızılcık kompostosu böbrek taşı düşürmenize yardımcı olur. Düzenli tükettiğiniz kızılcık suyu idrar yollarındaki asit miktarını arttırarak böbrek taşını vücuttan atmanızı kolaylaştırır.

Doğada bulunan kırmızı meyvelerin şifa deposu olduğu bilinir. Kızılcık, bağışıklık sistemimizi sağlamlaştırır ve vücudumuza hükmetmeye çalışan hastalıklara karşı bizi korur. Düzenli olarak tükettiğimiz kızılcık, kanser hücrelerinin büyümesine ve yaygınlaşmasını engeller. Göğüs, akciğer ve mide kanserinin en büyük düşmanıdır. Kızılcık meyvesinin faydalarından bir diğeri ise, bağırsaklarda yoğunlaşan ve rahatsızlık veren gazları önlemektir. Kiren meyvesinin mideyi rahatlatma özelliği olduğu için yemeklerden önce ya da sonra kaynattığınız kızılcık meyvesinden bir bardak içebilirsiniz. Kızılcık meyvesi, diyabetli hastalar için de çok faydalıdır. Kızılcık meyvesinin yararlarından biri de şeker seviyesini düzenlemek. En olgun zamanlarında özenle toplanan kızılcık meyveleri ezilerek suları çıkarılır, kaynatılır ve bu şekilde kızılcık ekşisi elde edilir. Kızılcık ekşisi bir diğer adıyla kiren ekşisidir. Kaynatılan Kiren ekşisinin şeker oranı düşük olduğu için şeker hastaları için oldukça faydalıdır. Kiren ekşisini yemeklerinize ve salatalarınıza lezzet arttırıcı olarak kullanabilirsiniz. Sizlere, salatalarınızda ve tavuk ve et yemeklerinde kullanacağınız farklı ve sağlıklı bir sos tarifi vereceğiz.

Kızılcık Sos Tarifi…..
Malzemeler:

3 yemek kaşığı kiren ekşisi

3 yemek kaşığı elma sirkesi

1 kaşık süzme bal

Hepsini bir kapta çırpın ve sosunuz hazır. Kızılcık sos tarifini, çıtır çıtır kızarmış köy tavuğunuza veya salatalarınıza sos olarak kullanabilirsiniz.

Kızılcık meyvesini her türlü tüketebilirsiniz. Yemeklerinize ve salatalarınıza lezzet ve sağlık katmak için kullandığınız kireni daha sonra kahvaltıda kiren marmelatı olarak da yiyebilirsiniz.

Kızılcık Marmelatı Nasıl Yapılır…..
Kızılcık meyveleri, en olgun zamanlarında toplanarak, çekirdeklerinden ayrılıp, etli kısımları ezilerek kızılcık marmelatı yapılır. Kızılcık marmelatını kahvaltılarınızda tüketebilirsiniz. Kiren marmelatı mayhoş tadı ile kahvaltı sofralarınıza farklı bir tat getirecek.

Kızılcık marmelatına en çok kaymak yakışıyor. Sizin damak tadınıza da hitap ediyorsa kızılcık marmelatını taze kaymak ile deneyebilirsiniz. Lezzetli bir kiren marmelatını kahvaltılarınızda ya da beş çaylarınızda yiyebilirsiniz. Kiren marmelatı C vitamini deposu olduğu için kararında tüketirseniz lezzetinden ve yararlarından güzelce faydalanabilirsiniz.

Sizlere kızılcık marmelatı ile yapılmış enfes bir kurabiye tarifi vereceğiz.

Kızılcık Marmelatlı Kurabiye Tarifi….

Malzemeler;

125 gr. tereyağı

250 gr. un

½ su bardağı pudra şekeri

1 adet yumurta

Kabartma tozu

½ çay bardağı kiren marmelatı

Hazırlanışı;

Oda sıcaklığında beklettiğiniz tereyağına yavaş yavaş un ekleyip hafif bir şekilde yedirin. Ortasına yumurta, pudra şekeri, ve kabartma tozu ekleyip kulak memesi kıvamına gelinceye kadar yoğurun.

Hamuru iki parçaya ayırıp, 3-4 mm. kalınlığında açın. Yuvarlak bir kalıpla hamurları kesin. İki eşit sayıda ayrılan hamurların birinci grubu yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizilir. İkinci gruptaki hamurların ortası kalp şeklindeki bir kalıpla çıkarılır. 1. grup hamurun üzerine yumurta akı sürülür ve 2. grup üzerine konur. Kalp şeklindeki oyuklara Kızılcık marmeladı doldurulur. 180 derecede ısıtılmış fırında beyaz renkte pişirilir. Servis tabağına alınan kurabiyeler pudra şekeri ile süslenir.

Enfes bir lezzeti olan Kızılcık Marmelatlı Kurabiye Tarifi beş çaylarınıza tat katacak.

Yaz mevsiminin meyvesi olan kızılcık meyvesinin faydaları nelerdir? dedik ve sizlerle damak tadınıza ve sağlığınıza yarayacak bir sürü bilgi paylaştık. Kızılcık marmelatı ve kiren ekşisini mutfağınızdan eksik etmeyin.

Daday’ın bol oksijen deposu ormanlarından ….

Sevgiyle….

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

ALOE VERA.. ve FAMİLYA….

aloe

Aloe vera…

250 kadar çeşidi olan, kaktüs görünümlü, kurak iklimli tropik bölgelerde yetişen, binlerce yıldan beri özellikle cilt hastalıklarının tedavisinde (yara, yanık, mantar, böcek sokması gibi) kullanılan bir bitkidir. Aloe veranın şifa verici birkaç çeşidi arasında, en etkili olanı ve tıbbi tedavi amacıyla kullanılanı Barbadensis Miller türüdür. Günümüzde özellikle Güney Amerika, Meksika ve Hint Adaları’nda ticari amaçla, geniş tarlalarda, organik tarım metotları kullanılarak yetiştirilen aloe vera barbadensis miller türünün iyileştirici özelliği “polisakkarit” içeriğinin en üst düzeyde oluşundan kaynaklanır. Çünkü polisakkarit zincirleri, doğal antibiyotik ve doğal antihistaminik (alerji önleyici) oluşları sayesinde vücudu ve cildi güçlü kılar.

Aloe vera bizdeki adıyla tıbbi sarısabır, yapraklarındaki jelde bulunan acemannan maddesiyle bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek, 12 vitamin, 20 mineral, 18 amino asitle ciltte yeni doku oluşumu için protein sağlamak ve çeşitli enzimlerle başta bağırsak ve mide olmak üzere, kimyasal ilaç ve tedavilerin oluşturduğu hasarı onarmak gibi özellikleri olan ayrıcalıklı bir bitkidir. Fakat jel kısmının uzun süre güneşe maruz kalması okside olmasına ve iyileştirici özelliklerinin kaybolmasına sebep olmaktaydı. Amerikalı bir eczacı 1968 yılında özel bir yöntem bularak jeli saklanabilir hale getirmiştir. Bu sayede özelliklerini yitirmeden bitkisel tedavi alanında kullanılmaya başlanmıştır.

Bitki, iyileştirici gücünün doruğuna 3-4 yılın sonunda ulaşır. Bu aşamada yaprağının içindeki jel ve dış kabuğunun özsuyu karışımından Aloe vera suyu elde edilir. Bu su özellikle, cilt dokusunu yenileme ve bağışıklık sistemini güçlendirmede büyük fayda sağlar.

Aloe vera jel (bitki karışımlı aloe vera şurubu), dahili kullanım için tasarlanmış, sindirim sistemi hastalıklarında (bağırsak enfeksiyonu, kabızlık, reflü, ülser, hazımsızlık gibi), tip2 diyabette, kanser tedavisinde doku harabiyetini önlemede, steroller sayesinde organ ve deri iltihaplarında, salisilatlar ve laktik asit tuzlarından dolayı da yanık, yara, egzama, mantar, böcek sokması, elastikiyet kaybı ve cilt kuruması gibi cilt problemlerinde kullanıldığında olumlu sonuçlar vermiştir.

Aloe vera jel (bitki karışımlı aloe vera şurubu) sıcak olarak ve alkolle birlikte tüketilmemeli, hamile, çocuk ve tıbbi tedavi altındaki hastalar için hekim ve herbalistten oluşan uzman ekip görüş bildirmelidir

ALOE VERA ÜZERİNE YAPILAN ARAŞTIRMALAR VE ETKİLERİ

1-) Kalifornya Linus Pauling Entitüsü 1985´de Aloe vera (sabır) özsuyu ile hastalar üzerinede yaptığı tedavbi denemesinde sabir şurubunun (özsuyu) bagirsak mantarlarını zararsız hale getirdiği ve böylece mantarların sebep olduğu ekzema ve nörodermatoz gibi deri hastalıklarının iyileştirdiği tesbitedilmiştir

2-) Mısırda 1973 yılında akneli hastalar tedavi denemsi yapılmış ve dahilen sabır şurubu haricen Aloe vera (sabır) jeli kulananların akneden kurtulduğu görülmüşür. Mısırlılar tarafından yine bacak ülserine karşı tedavi denemsi hem haricen hem dahilen yaıpılmış ve yaralar iyileşmiştir

3-) Alman Farmakoloji endustri briliği (Budesverband der Pharmazentische Industire = BPI) ve Alman ilaç üreticiler birliği (Bundesverband der Arzneimittelhersteller =BAH) tarafından dünyanın çeştli ülkelerinde binlerce hasta üzerinde bir düzine klinik araştırma yapmışlartır. Bu araştırmalarda sinameki ve Aloe vera (sabır) özsuyunun (sabır şurubu) bagirsak kanserine sebep olmadığı, aksine bağırsak kanserine yanlış beslenme (Et, Peynir, Alkol, Kahve, Siyah çay) ve Kronik kabızlığın neden olduğu tesbitedilmiştir.

4-) Bangok Üniversitesi tarafından yaşları 35-60 arasındaki şeker hastları üzerinde Aloe vera (sabır) şurubu ile deneyler yapılmış ve hastaların iyi olduğu tesbitedilmiştir

5-) Fukuyama Üniversitei (Hiroshima) tarafından yapılan bir araştırmada Aloe vera (sabır) şurubu, sabır ekstresi ve sabır jelinin hücre gelişmesini olumlu yönde etkilediği görülmüştür.

6-) Dr. Mc Daniels Aloe vera (sabır) şurubu (sabır özsuyu) ile yaptığı deneylerde immün sistemini (Bağışıklık Sistemni) kuvvetlendirdiği, özeliklede öldürücü hücreleri (Makrofaj) harekete geçirdiği ve virüs-, bakteri-, ve manatarları zararsız hale getirdiği tesbitedilmiştir

7-) Göğüs kanserinden amaliyat olan bir bayanın yaraları iyileşmez, ona Aloe vera (sabır) jeli, Bal ve alkol karışımı içirirler günde 3-4 defa bir kahve kaşığı içilir ve yarayada hafif sürülür. Hastanın müzmin yarası iyileşir.

Tesirşekli;

İltihapları önleyici bakteri,-virüs ve mantarları zararsız hale getirir, müshil yapıcı, mideyi kuvvetlerdiri, karacigeri kuvvetledirici ve yaraları iyileştirici özeliklere
sahiptir.

Kulanılması;

A1-) Aloe vera (Sabır) şurubu; Üni. araştırmalarına göre Sabır özsuyu çıkarıldıktan sonra C, E Vitamini ve Sorbit katılır bozulması böylece önlenir: Sabır özsuyundaki 1,8-Dihidroksiantrasentüreleri özel bir metotla ayrılarak sabır şurubu (sabır özsuyu) içilebilir hale gelir. Sabır şurubu çok yeni olarak keşfedilmiş olup bağışıklık sistemini güçlendirici olarak kulanılır.

A-) Aloe vera (Sabır) jeli; Krem, merhem veya losyon yapımında hem dahilen hemden haricen cilt bakımı, güneşe karşı korunma, güneş yanığı, akne, yanıklar ve traştan sonra yüz bakımı için kulanılır. b-) Komsiyon E nin 21,07,1993 tarih ve 133 Nolu Monografibildirisine göre; Sabır tozu, ekstresi ve hapı kabızlığa karşı kulanılır.

C-) Halkarasında; İltihapli ve ağrılı göz rahatsızlıklarında taze sabır yaprağı kesilir 1-2 damla göze sürülür. Ayrıca mide rahatsızlıkları, safra yetmezlığı, sarılık, şeker hastalığı, adet rahatsızlıkları ve bagırsak solucanlarına karşı kulanılır.

D-) Homöopatide; Dizanteri (Kanlı ishal), basur, makadın dışarı çıkması, baş ağrısı, başa kanhücumu, deri hastalıkları, makad kaslarının tutmaması, bel ağrısı gibi rahasızlıklara karşı kulanılır.

Açıklama
Nasılki bir askeri birlikte: hava, kara, deniz, lojistik ve özel vurucu timlerden oluşursa insanın immün sistemide T-Hücreleri, B-Hücreleri, makrofaj, lenfozitler ve granolizitler gibi çeşitli savunma güçleri ve bunların üretiği ve kulandığı özel silahlardan (antikor) oluşur. Bu sistemi olşturan unsurların farklı vitamin, mineral, enzim ve aminoasitler ihtiyaçları vardır. Aloe vera’da Allahın insanlara sunduğu bir nimettir ve bir eczane gibi çok yönlü ve çeşitli hastalıklara karşı kulanılır.

Aloe veranın en önemli özeliği vücudu arıtıcı olmasıdır, özeliklede bu zamanla bir çok tehlikeli çevre faktörü bunu zaruri kılmaktadır. Kanser hastalarının gördüğü ışın ve kemoterapi sonucu dokular tahrip olmaktadır ve tahrip olan bu dokular Aloe vera ile tedavi edilebilmektedir. Aloe veranın birleşimindeki 450 madde bulunur ve bunlar vücudu kuvvetlendirir ve immün sistemini harekete geçirir. Aloe vera dahili olarak kulanıldığı gibi harici olarakta cilt ve saç bakımı için kulanılır.

a-) Hücre zarı: Acemannan hücre zarında yoğunlaşır ve hücreye bakteri, virüs, mantar ve parazitlerin girmesini ve zarar vermesini önler. Amarikalı pataloji doktoru Dr. Mc. Daniels Aloe vera aldıktan bir kaç gün sonra bu etkinin ortaya çıktığını tesbitetmişlerdir. Ayrıca akyuvarlar kuvvetlenerek en saldırgan virüsleri dahi zararsız halle getirir.

b-) Hücre hareketleri: Acemannan hücreleri aydınlatır ve hareketlerini yükseltir, bu fiziki olarak ölçülebilir. Acemannan immün sisteminin alttürevlerindeki momozitler, makrofajlar, T-Hücreleri (öldürücü hücreler), antikorlar ve diğer savunma hücrelerini aktif halle getirir.Acemannan makrofajı (yiyici hücreler) harekete geçirerek yabancı proteinları ve allerjiye sebep olan allejenleri yokeder. İmmün sistemi güçlenerek bakteri, virüs ve parazitleri zararsız halle getirir.

c-) Hücrenin nefes alması: Acemannan hücrelerin daha iyi nefes alamasını sağlar. Böylece hücrelerdeki metabolik değişiklikler ve arınması dahada kolaylaşır. Radiyoloji ile yapılan araştırmalarda vücut enerjisinin artığı görülmüştür.

d-) Bağırsak ve bağırsak florası: Acemannan bağırsaklarda yoğunlaşan kimyasal zehirli maddelerin arıtılmasıda büyük rol oynar. Bağırsaklar temiz olursa bağırsaklardaki vitamin ve mineraller en ideal şekilde absorbeedilir. Bağırsak mantarlarından candida mantarının salğıladığı zehirli maddeler özeliklede sinir zehiri olarak bilinen asetaldehidi kendine bağlıyarak dışarı atılmasını sağlar. Aloe vera jelinin sürekli alınması halinde bağırsak pH-Değeri asitli ortamdan bazlı ortama doğru dönüşür, böylece mantarların yaşam ortamı yok olur.

e-) Eklem, kiriş, kıkırdak, ve kemik: Acemannanın hücre zarında yoğunlaşması ile kemik iligi zehirli maddelerden korunur. Acemannnan kiriş, eklem ve bandları yeniler ve eklemlerin yeterince sıvı salgılamasını sağlar. Böylece acemannanla eklemler artroz ve artrite karşı korunur.

f-) İmmün sistemi: AISD-Hastalarında görülen immün zafiyetine karşı aloe vera jelinin etkili olduğu tesbitedilmiştir. ABD’li profösörler immün sistemini acemannnanın güçlendirdiği ve hastaların durumunun iyileştiği görülmüştür. Klinik araştırmalarda herpes ve grip virüslerinin aloe vera jeli ile 15 dakikada yok olduğu tesbitedilmiştir. Kanserli köpek ve kediler üzerinde yapılan tedavi denemelerinde kanserli urların eridiği gözlemlenmiştir. Lösemili kediler üzerinde yapılan araştırmalarda aloe vera jeli ile tedaviedilen kedilerin % 71 oranında sağlıklarına kavuştukları ve diğerlerinin öldüğü görülmüştür.

2-) Aminoasitler: 20 aminoasit türevi mevcuttur ve bunlar insan vücudunda binlerce protinin oluşmasında temeltaşlarını oluştururlar ve enzimlerin, hormonların, ve anti korların oluşmasınıda vede metabolik değişimlede çok büyük roloynarlar. Bu amaino asitlare hayati aminoasitler’de denir. Alovera bu aminoasitlerden 7’sini içerir. Ayrıca hayati olmayan ama bir çok önemli foksiyonları olan başka aminoasitlerde içerir.

3-) Mineraller: Aloe vera’nın içerdiği mineraller insan için hayati öneme sahip olan minerallerdir.

a-) Demir: Demirkanın oluşumunda ve immün sisteminde çok önemli hayati görevler görür ve bu aloe vera’da fazlaca vardır.
b-) Kalsiyum: Kasiyum kemeik ve dişlerin olşımında ve gelişiminde vede metabolik değişimlerinde vede kanın pıhtılaşmasında mutlaka olması gereken bir mineraldir. Ayrıca tansiyon ve kalp arışlarını ayarlayıcı vede kas ve sinirlerdeki tahribatı iletici görevler görür. Bu mineralden yeterince aloe vera’da vardır.
c-) Magnesiyum: Magnesiyum 300 enzimin olşmasında anahtar görevi görür, kas ve sinirlerdeki uyarıları frenler, kalp ve damar hastalıklarını önler, kemik ve dişin olşmasında önemli rol oynar. Magnesiyuma Anti-Stres- Minerali’de denir, yani stresi önlemede önemli görevleri vardır.
d-) Mangan: Mangan vücuttaki zehirli maddelerin arıtılmasında ve kanın oluşumunda önemli foksiyonları vardır vede ayrıca: kemik, kiriş, kıkırdak ve aradokunun oluşmasında önemli foksiyonları vardır.
e-) Selen: Selen serbest radikaller, çevre kirliliği, sigara ve stres gibi tahrip edici faktörlere karşı hücreleri korur. Selen enfeksiyona karşı immün sistemeini güçlendirir. Bu elementin yetersizliğinde dokular beyini uyarırlar ve alarm durumuna geçerler.
f-) Çinko: Çinko hücreleri serbet radikallere karşı korur ve immün sistemini güçlendirir. Bu element ihtihapaları önleyici, yaraları iyiyleştirici, deri saç ve tırnakları güçlendirici, sağlamlaştırıcı vede parlatıcıdır (canlılık verici). Çinko yetersizliği enfeksiyona karşı mücadelede yetersiz kalma, ikdidarsızlığa vehatta seperma kalitesinin düşmesine vede bu nedenle çocuk yapamamaya neden olabilir.
4-) Vitaminler:

B1-Vitamini: Enerji kazanımı için vede kaslarla sinirlerin çalışması için gereklidir. B1-Vitamin yetersizliği hemen sinirsel gerginlik ve dermansızlığa (güçsüzlük) sebep olur.
B2-Vitamini: Vücuttaki biyoloji değişimlei yönlendirir, vücudu arıtılmasında önemli foksiyonları vardır ve al yuvar yapımı ve derinin sağlıklı olmasında rol oynar.
B6-Vitamini: Özeliklede karaciğerdeki aminoasitlerden enzime dönüşmelerde anahtar rol (katalisator) oynayan bir kompleksir. Bundan başka al yuvarın ana maddesi olan hemoglobinin pluşmasında ana rol oynar.
B12-Vitamini: Bu vitamin hücre çekirdeğindeki nukleikasit’in oluşmasında roloynar, nukleikasit hücrenin bölünüp çoğalması için gereklidir. B12-Vitamin yetersizliği nedeniyle omurilikte kann yapımı yavaşalar ve kansızlık ortaya çıkar. Günümüzde moda olan vejeteryan olma tutkusu yüzünden kişide B12-Vitamin yetersizliği görülür. B12-Vitamini sadece hayvansal besinlerde bulnur. Bu nedenle mümkünse haftada bir defada olsa hayvansal besin almak gerekir.
C-Vitamini: Bu vitamin immün sistemini güclendirir, kemeiki kiriş, kann, ve hormonun oluşmasında rol oynar. Vücududn erken yaşanmasını önler, zehirli maddelere karşı korur. Kolesterolun yükselmesini önler. Derini kurumasını ve aradokunun sertleşerek donuklaşmasını önler.

Aloe Vera Jel Kullanımı

Cildimiz, tenimiz, vücudumuz bizim için çok önemlidir. Hiç kimse erkenden yaşlanmak ve kırışıklık sahibi olmak istemez. Hele ki bayanlar kırışıklıklardan kurtulmak için çok çeşitli yollar dener. Kremler, jeller, pahalı ürünler kullanırlar. Fakat tüm bu ürünlerin yanında bazı bayanlar ise bitkisel çözümler aramaya başlar. Aloe vera,hindistan cevizi, kakao, salatalık veböğürtlen gibi çok çeşitli bitkiler kullanılarak elde edilen jeller, kremler birçok kişi tarafından çokça tercih edilir. Ayrıca bu bitkiler ile birlikte evlerinizde de jeller ve kremler hazırlamanız mümkündür. Evlerinizde kolaylıkla pratik bir şekilde aloe vera jel olarak hazırlanabilir ve uygulanabilir. Tabii sadece yaşlanma karşıtı, kırışıklıklar için değil, vücudunuzdaki çatlaklar ve yarıklar için de bu şifalı jeli uygulayabilirsiniz. Ayrıca egzama gibi cilt hastalıklarına karşı da bu jel ve kremler uygulanabilir.

Aloe Vera Bitkisi Nedir?

Yaprakları dikenli bir ağaçtır. Bu bitkinin yapraklarından çıkan jelin şifa özelliği bulunmaktadır. Jel oksijenle temas ettikten sonra bir çeşit oksitlenme yapmakta ve yaklaşık 5 saat içinde şifa özellikleri ortadan kalkmaktadır. Aloe vera evlerde süs bitkisi olarak da yetiştirilebilir. Saksılarda yetiştirilen bu bitkinin yaprakları güneş altında bir metre uzunluğa ulaşabilir. Fazla suyu sevmez, ne zaman toprağı kurursa o zaman sulanmalıdır. Ne kadar susuz kalırsa o kadar iyi köklenir ve çürüme riski azalmış olur.

Fazla sulama yapıldığı zaman köklerinde çürüme görülür, zamanla da kökler siyaha döner ve bozulur. Bu şifalı ve bakımı kolay bitkiyi sizde kolaylıkla çiçekçilerde bulabilir ve temin edebilirsiniz. Bu durumda evinizde bu şifalı jeli hazırlamanız da oldukça kolay olacaktır. Evinizde de kolaylıkla bu bitkiyi yetiştirebilirsiniz. Saksıda kolay bir şekilde büyütebilir, balkonda muhafaza edebilirsiniz. Hatta evinizde zamanla tek saksıda büyümesi sonucu başka saksılara da çoğaltabilir ve köklendirilebilir. Bu sayede birden fazla saksıda bu bitki yetiştirilmiş olur.

Bu şifalı bitki genellikle çöllerde yani çok sıcak bölgelerde yetişir. Kokusu oldukça güzel olsa da tadı acıdır. Bıçak gibi keskin bir madde yardımıyla üst yaprağını kestiğiniz zaman altından çıkan jeli kolaylıkla fark edebilirsiniz. İşte hastalıkların tedavisinde kullanılan kısmı bu sulu jel kısmıdır.Aloe vera’nın doğanın bize sunduğu en etkileyici bitki olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Beslenme ve hastalıkları önleme konusunda binlerce makale yazmış uzmanlara göre aloe vera tüm bitkiler arasında en etkileyici sonuçları veriyor (Sarımsağın da hemen ardından geldiği söylenebilir). Gezegenimizde bu kadar çeşitli iyileştirici fayda sağlayan başka bir şey yok.

Aloe vera’nın tek bir bitki olarak sunduğu faydalar şu şekilde:

Kanser tümörlerinin büyümesini durdurur.
Yüksek kolesterolü düşürür.
Kanın akışkanlığını artırır ve bu sayede kalp damar hastalıkları riskini düşürür.
Kanın oksijen seviyesini artırır.
İltihaplanmayı sakinleştirir ve artrit acısını azaltır.
Vücudu oksitlendirici stresten korur.
Böbrek taşlarını önler ve vücudu kahve ve çaydaki oksalatlardan korur.
Vücudu alkalileştirir, çok asitli yeme alışkanlıklarını dengeler.
Ülser, İBS, Crohn hastalığı ve diğer sindirim bozukluklarını iyileştirir.
Yüksek tansiyonu, belirtileri yatıştırarak değil sebebini tedavi ederek düşürür.
Vücudu mineraller, vitaminler, enzimler ve glikobesinlerle besler.
Fiziksel yanıklar ve radyasyon yanıklarında iyileşmeyi hızlandırır.
Birçok ilkyardım ürününün yerine geçebilir, bandajlar ve antibakteriyel spreylerden daha faydalıdır.
Kolon kanserini durdurur, bağırsakları iyileştirir, sindirim yolunu kayganlaştırır.
Kabızlığı sonlandırır.
Diyabetik kişilerde kan şekerini sabitler ve trigliseriti azaltır.
Kandida mantarı enfeksiyonlarını önler ve iyileştirir.
Böbrekleri hastalıktan korur.
Elektrolit dengesini sağlamak açısından doğal bir enerji içeceğidir, ticari enerji içeceklerinden daha iyi çalışır.
Kalp damar performansını ve fiziksel dayanıklılığı artırır.
Yaraların ve fiziksel yorgunluğun iyileşmesini hızlandırır.
Cildi nemlendirir, cildin iyileşmesini hızlandırır.
Sindirim sistemine iyi gelmektedir.
Şeker hastalığı yüzünden geç iyileşen yaraların çabuk iyileşmesini sağlamaktadır.
Kolesterole iyi gelmektedir.
Mantar oluşan derideki hücrelerin dökülerek yerine yeni ve mantar enfeksiyonu kapmamış hücrelerin oluşmasını sağlar.
Hepatitin zarar verdiği karaciğer hücrelerini onarmaktadır.
Erkeklerde ve kadınlarda görülen kemik erimesini engellemektedir. Hücrelerin yenilenmesini sağlayarak kemik yoğunluğunu artırmaktadır.
Ağız içerisinde pamukçuk oluşmasını sağlayan bazı hücrelerin üreyerek artmasını engellemektedir.

Aloe veranın medikal potansiyelini karşılayan başka bir bitki yoktur. Buna rağmen çoğu insan sadece aloe vera jelinin topikal faydalarını bilmektedir. Sadece güneş yanıklarına iyi geldiği sanılmaktadır. Aslında aloe vera hem dahili hem harici kullanım için iyidir.

Nasıl Kullanılır?

Daha önce hiç aloe vera yemediyseniz küçük miktarlarla başlamakta fayda vardır. Aloe vera alerjisi pek görülen bir şey olmasa da tedbirli olmak iyidir.

Birkaç gün bol miktarda aloe vera tükettikten sonra sindiriminizde farklılıklar görebilirsiniz. Eğer kabızlık varsa, aloe vera bunu iyileştirecektir. Karın ve bağırsak ağrıları azalır veya tamamen biter. Aloe vera kolon poliplerinin en iyi dahili ilacıdır. Sindirim kanalını sakinleştirir. Hatta çiğ meyve sebzelerin suyu ve aloe verayla yapılan bir diyet erken aşama kolon kanseri için mucizevi sonuçlar sunar. Aloe verayla yapılan karışımlarda etkisinin azalmaması için aloe verayı son malzeme olarak katmak tavsiye edilir.

Kaynak:Aloe vera/Alternatif tedavi

Sevgiyle……..

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

Bitkisel ÇÖZÜMLER…

baharatlar

KABIZLIK İÇİN PRATİK BİTKİSEL TEDAVİ YÖNTEMLERİ

*Sabahları ballı süt içildigi zaman iyi netice verir.

*Sabahleyin aç karna bir kaç adet kuru kayısı, kuru incir veya kuru erik üzerine 2 bardak su içildikten sonra yapılacak sızma zeytinyağı içine kekik, 6-7 adet zeytin konularak esmer ya da kepek ekmeğin buna batırılarak yenilmesi faydalıdır.

-2 adet kaysı, 2 adet kuru erik, 1 adet incir şekersiz suda kaynatılır, akşamdan ve ara öğünlerdede yenilir. Çözmüyorsa 1 çay kaşığı keten tohumu eklenir. Çok eklenirse gaz yapar. 1 çorba kaşığına kadar çıkılabilinir. İki yemek kaşığından fazlası toksiktir.

-Siyah kuru eriğin suyu blendırdan geçirilerek yenilir.

-Kuru kayısıyı ve kuru mürdüm eriğini akşamdan bir bardak suyun içinde bekleterek sabah aç karnına içilir. Suyu içtikten sonra kayısı ve eriklerik yenir. Bu işlem her sabah tekrarlanır.

*İncir , mürdüm eriği ve kuru kayısıyı sıcak suyun içinde bekletip, suyu içilir, meyveleri de yenir, 3-4 gün içinde kalın bağırsakları temizler. Kabızlığı gidermek için her yemeğin ardından 5-6 adet kuru incir yenmeli. Hem bol kalsiyum verir, hem de dışarı çıkmayı kolaylaştırır.

*Sabahlan aç karnına beş adet kuru incir ortasından ikiye kesildikten sonra zeytinyağına batırılıp yenilir. *İncirler kaynatıldıktan sonra süzülür. Elde edilen sıvıya sirke ilave edilerek karıştırılır. Hazırlanan bu karışım bir gün dinlendirildikten sonra, tedavi süresince bol bol içilir.

*Bir bardak kaynamış suyun içine 10gr kuru üzüm ilave edilip 10 dakika kaynatılır. Hergün 3 bardak içilir.

*1 kuru incir, 2 kuru kayısı, 2 kuru eriği ufak ufak doğrayıp, 1.5 çay bardağı suda haşlanır. Daha sonra içine 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 tatlı kaşığı keten tohumu ekleyerek robottan geçirilir. Marmelat formunda olan bu karışımdan her sabah aç karnına 1 tatlı kaşığı dolusu 2 bardak ılık suyla tüketilir.

*Düzenli aralarla cennet meyvesi yenilir.

*Bir su bardağı elma suyu, bir yemek kaşığı bal yenilir. Elma ve armut suyu içilir.

*Günde 3-4 adet revent püre haline getirilip yenilir.

Patates suyu, çemen otu tohumu kabızlığa iyi gelir.

*Ananas dilimler halinde yenilir.

*Haftada 2-3 kez fındık, fıstık gibi yağlı kuruyemişler tüketilir.

*İshale faydalı bilinen keçiboynuzu ve pekmezi kabızlık çekenlere önerilen bir diğer meyvedir.

*1 su bardağı kaynar su içine 5-6 yaprak sinemaki yaprağı, birer çay kaşığı anason ve rezene havanda ezilerek konulur. 15 dakika demlenerek, aç karnına günde 1-2 bardak içilir.

*Keten tohumu yine bağırsak faaliyetlerini artıran ve kabızlığa iyi gelen bitkilerdendir. Keten tohumunu havanda biraz döverek sabahları aç karnına, az yağlı yoğurtla karıştırarak yenir.

-Keten tohumu bol suyla içilir, yenilir. Her türlü yiyeceğe ilave edilebilir. Taze öğütülerek kullanılır.

*Günde 1 defa açken; 1 tatlı kaşığı keten tohumu tozu suyla içildiğinde bağırsakları çalıştırmaktadır. Yada. sabah ve akşamleyin 1-2 yemek kaşığı öğütülmüş keten tohumu bol suyla yutulur daha sonrada 1-2 bardak su içilir. Bağırsaklara ulaştığında genişlemeye başlayan keten tohumu bağırsakları uyarır ve uyarılan bağırsaklar dışkılama işlemine başlar. Keten tohumunun müshil etkisi mekaniktir.

Yararlı etkisi olan keten tohumu sarı keten tohumudur. Bazı yerlerde kuş yemi olarak kullanılan keten tohumu da satılmaktadır. Bu sebebten dolayı kullanılan ürünün gerçekleğinden emin olmak gerekir.
Hazır olarak satılan Keten tohumu alınmamalıdır. Keten tohumu kullanılacağı zaman öğütülüp tüketilmelidir.
Keten tohumu sağlıklı koşullarda saklanmalı ve kullanılmalıdır. Çabuk bozulmaya yatkın olması nedeniyle yanlış kullanımı sağlık açısından olumsuz etkilere neden olur.

*1 bardak suya 10 gram parçalanmış keçiboynuzu konulur ve 10 dakika kaynatılır. Bu karışımdan günde 3 bardak içilir.

*Bir çay fincanı limon suyunun içine, bir çay kaşığı karbonat katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek yemek aralannda birer çay fincanı içilir.

*Lahana yaprakları sıkılarak elde edilen sudan; sabah akşam aç karna, öğle ve gece yatarken birer bardak içilir. -İki avuç lahana yaprağı mikserden geçirildikten sonra sıkılarak elde edilen suyunun içine az miktarda tuz ilave edilerek içilir. -10 adet lahana yaprağı 10 dakika kadar kaynatılır ve süzülür. Ilıdıktan sonra, günde 2-3 bardak içilir.

*Papatya çayı günde 2 bardak içilir. Yarım litre suya 3 tatlı kaşığı çayır papatyası konulur. 8 saat bekletilir ve 1 günde tüketilir.

*15 kadar taze gül yaprağı haşanır, tatlandırılıp içilir.

*5 gram kiraz yaprağı, 1 bardak kaynar suya konulur. 10 dakika bekletilip günde 3 bardak içilir.

*3 adet orta büyüklükte soğan ince ince doğranır ve yarım litre suda 1 gece bekletilip süzülür. Yemeklerden önce günde 3 defa birer fincan içilir.

*Elma yemeklerden önce yenilince kabızlığı giderir. –Elma Çayı: İdrar söktürücüdür ve Kabızlığı giderir.

*Bir çay fincanı soğuk suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı ebegümeci katılıp 12 saat beklendikten sonra süzülerek bir çay kaşığı süzme bal ilavesiyle günde iki kez, yemek aralannda birer çay fincanı içilir.

*Her gün yemek aralarında birer çay fincanı domates suyu içilir.

*Her gün yemek aralarında birer su bardağı kuru erik hoşafı içilir…

*Salatalık kabuğuyla maydanoz kaynatılıp içilir.

*Bademyağı: Küçük çocukların kabızlığında 1 çay kaşığı verilirse iyi gelir.

*Fesleğen tohumları kaynatılarak içilir, frenk üzümü yapraklarından yapılan çay, gül yapraklarının dip kısmı kesilmeden reçel yapılırsa kabızlığa iyi gelir.

*Ihlamur: Kabızlığı ve barsak spazmını(kolik) giderir.

*Ayva yaprağı, zeytin yaprağı, kedi otu kökü. -Bamya çiçeği -Besbase -Ceviz yağı -Demirhindi -Hint yağı -Hünnap -Keten tohumu -Salep -Sarı halile -Sarısabır -Sinameki -Susam yağı -Tatlı badem yağı -Şalgam.

*Çabuk netice almak istenildiği zaman, 1-2 yemek kaşığı hintyağı içildiğinde 2-3 saat içinde dışkılama gerçekleşir.

*Hint hurması, suda kaynatılarak süzülür. Elde edilen sıvıya sirke ilave edilerek karıştırılır. Hazırlanan karışım şekerle tatlandırıldıktan sonra, tedavi süresince günde üç fincan ısıtılarak içilir.

*Katırkuyruğunun yaprakları kıyıldıktan sonra on beş dakika sıcak suda bekletilir. Süzülerek elde edilen sıvı bal ile tatlandırılarak, şerbet kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Hazırlanan bu şerbetten tedavi süresince bol bol içilir.

*Günde 1 çay kaşığı tarçınla lif ihtiyacı büyük oranda karşılanır.

*Pekmez, çok iyi bir barsak çalıştırıcıdır ve beyaz şeker yerine kullanılmalıdır. Kabızlığa neden olan aşırı şeker ve şekerli yiyecekleri tüketmekten kaçınmalıdır.Beyaz un ve toz şekerden yapılan besinlerin değerleri yoktur ve beslenmeden çıkarılmalıdır.

*Yiyecekler iyice çiğnenmelidir ki, bağırsakta da kolay çözünebilsinler. Öğle ve akşam
yemeklerinde çorba içilmesi tavsiye edilir.

* Et kabızlığı tetiklediği için fazla yenmemelidir.

*Folik asit kabızlığa iyi gelir.

*Zencefil çayı bağırsakların çalışmasını sağlar.

*Ispanak ve lahana salatası kabızlığa iyi gelir.

*Sabahları yenen 1-2 portakal rahatlama sağlar.

*Anason, rezene, frenk kimyonu ve keten tohumu eşit oranda karıştırılır. 1-2 tatlı kaşığı dolusu tohum havanda hafifçe ezilir ve 1 bardak kaynar suda haşlanır. Demlenmesi için 8-10 dakika bekledikten sonra süzülür. Akşam yemeğinden sonra, tatlandırılmadan içilir. Sindirim ve dışkılama sistemi uyarılır, şişkinlikten kurtulunur

*Haftada en az 4 kere pirinçsiz olarak hazırlanan zeytinyağlı pırasa yemeği tüketmek kabızlık sorunu ortadan kaldırır.

*1 kaşık yulaf ezmesi, 4 adet küçük küçük doğranmış kuru kayısı, 1 avuç kuru siyah üzüm, 2 çorba kaşığı iri dövülmüş ceviz, 1 su bardağı süt. Bu besinler bir kasede karıştırıp, sabah
kahvaltısı olarak tüketilir. Gün içinde bol su içilip, hafif fiziksel aktiviteler yapılır.

*9-10 adet taze portakal yaprağı, bir bardak suda altı dakika hafif ateşte kaynatılır. 6′ ncı dakikadan sonra ocaktan indirilir ve ılımaya bırakılır. Sabah kahvaltısından 1 saat sonra tamamı içilir. Bir hafta boyunca bir gün arayla her defasında taze hazırlayarak içilir ve kür sonlandırılır. Kabızlık şikayetinin durumuna göre haftada 2-3 defa tekrar edilebilir.

*Akşamdan bir kilo arpaüzerini örtecek kadar suyun içine koyun ve sabaha kadar bekletilir. Sabah haşlanır ve içine iki adet kabak, bir miktar pırasa, ıspanak, kereviz sapı, bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir tutam tuz ekleyerek pişirilir. Hazırlanan bu çorba sabah aç karnına içilir.

*İki yumurta sarısını kek kabında iyice çırlır. Bir fincan zeytin yağının içine tarçını ekleyip ayrı bir kapta çırpıp ve yumurtanın içine katılır. 50 gr az öğütülmüş keten tohumu, 50 gr yulaf ezmesi, bir miktar mürdüm eriği, 1-1.5 kahve fincanı şeker, tam buğday ununu da ekleyerek normal bir kek hamuru elde edilir. Hamur 150-160 derecede pişirilir. Kek iki ince dilimden fazla yenmemelidir.

*Şifalı Kokular : Ihlamur, limon, lavanta, kokuları kabızlık için faydalıdır.

*Doğal madeni suları “kaplıca suları” içmek, bağırsakları birden doldurunca çok tesirli olan ve zararsız bir metoddur. İki çay kaşığı tabii maden suyu tuzunu bir litre ılık suya karıştırıp tümünü sabah aç karnına içilir. Yarım saat içinde barsaklar boşalacaktır. Bunu da alışkanlık şekline sokmamak gerekir; zararsızdır ama besin cevherleri kayıplarına yol açabilir.

*Adaçayı, kekik, sinameki gibi bitkiler bağırsak hareketliliğini artırır. Bu bitkileri birlikte veya ayrı ayrı demlenerek içilir.
Tek olarak içilen sinameki çayı gaz ve karın ağrısı yapabilir. Bu yüzden sinamekiyi tek olarak değil rezeneyle içmenin daha doğru olacağı belirtilmektedir. Kolit ve spastik kabızlıkta kullanımı uygun değildir.
Düşüğe neden olabileceği için, hamileler sinameki kullanılmamalıdır.

*Karnıyarık Otu (Psyllium Seed): Öğütülmüş karnıyarık otu hassas bağırsak sendromu ve kronik kabızlık proplemi için kullanılan bitkisel bir yardımcıdır. Karnıyarık otu nadiren de olsa bazı hassas kişilerde alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebilir. Karnıyarık otu suda şişerek dışkının kolay atılmasını sağlayıcı etki gösterir.
Bağırsakları tahriş etmeden temizlemeye yardım eder.
Bir çay kaşığı karnıyarık otu su veya meyve suyuna eklenir ve arkasından 2 bardak su içilir.

*Vücudu rahatlatmak için: Geceleri yatmadan önce sabah uyandığında nefes alıp verme egzersizleri yapılmalıdır. Bir el midenin, diğer el göğsün üstünde 10’a kadar sayarak yavaş yavaş soluk alıp, sonra da aynı şekilde verilir. Aynı anda eller kaldırıp indirilir ve tamamen bu harekete konsantre olmaya çalışılır.

*2-4 çay kaşığı Psyllium alınabilir.

Kaynak:Lokman Hekim

Bitkisel çözümler…Denenmeden önce danışılmalıdır….

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

FARMASOTİK BOTANİK….

başakkk

MARMARA ÜNV. FARMOSATİK ANABİLİM DALI

Kuruluş

Farmasötik Botanik Anabilim Dalı tıbbi bitkileri ve Eczacılık alanında yararlanılan bitkileri tanıtmak bunlarla ilgili bilimsel araştırma yöntemlerini öğretmek ve bu konularda araştırmalar yapmak amacıyla kurulmuş olup M.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü kapsamında 1991 yılından itibaren eğitim-öğretime başlamıştır.

Kazanılan Derece

Yüksek lisans programını başarı ile tamamlayan öğrenciler Farmasötik Botanik alanında uzman unvanı kazanır.

Kabul ve Kayıt Koşulları

Farmasötik Botanik Anabilim Dalı’nda yüksek lisansa Eczacılık Fakültesi ve çeşitli fakültelere bağlı Biyoloji bölümü mezunları kabul edilir. Ayrıca yapılacak sınav ve diğer değerlendirmelerde başarılı olmak gerekir.

Önceki Öğrenmenin (formal, in-formal, non-formal) Tanınması Hakkında Kurallar

Yüksek öğretim mevzuatına göre formal eğitim almış olmak. Botanik alanında yeterli dersler almış olmak. Diğer enstitülerden yatay geçişlerde Anabilim Dalı’nın bu konudaki değerlendirmesi ve kabulü esas koşuldur. Formal eğitim almayanlar programa kabul edilmezler.

Yeterlilik Koşulları ve Kuralları

Alınan dersleri başarıyla tamamlamak, hazırlanan yüksek lisans tezinin akademik jüri önünde başarı ile savunulması. Anabilim Dalı yatay geçişler için gerektiğinde ek koşulların yerine getirilmesini isteyebilir.

Program Profili

Bu program kapsamında öğrencilere başlıca sistematik botaniğin temel kuralları, herbaryum teknikleri, Türkiye florası, bitkilerin etken maddeleri, bilimsel ve akademik temel ilkeler ve kurallar, araştırma yöntemleri hakkında bilgiler verilir, uygulamalar yaptırılır, bitki teşhisinde deneyim kazandırılır ve özgün bir araştırma yapabilme becerisi sağlanır.

Mezunların İstihdam Profilleri (örneklerle)

Üniversite’de akademik alanda ilerleme olanağı vardır, bitkisel üretimle ilgili (özellikle bitki teşhisi gerektiren) alanlarda uzman olarak çalışabilir. Doğa ile ilgili çeşitli projelerde görev alabilir.

Üst Derece Programlarına Geçiş

Farmasötik Botanik programından mezun olanlar gerekli koşulları yerine getirerek Doktora programına katılabilirler.

Sınavlar, Ölçme ve Değerlendirme

Derslerde dönem içi değerlendirmenin %40, dönem sonu sınavının %60’ı hesaba katılır. Hazırlanacak yüksek lisans tezinin akademik jüri tarafından başarılı bulunması gerekir.

Mezuniyet Koşulları

Program kapsamında yer alan ve yeterli krediyi oluşturan derslerden başarılı olmak. Yüksek lisans tezi ile ilgili sınavlarda başarılı olmak.

Çalışma Şekli (Tam Zamanlı, e-öğrenme )

Tam Zamanlı

Adres ve İletişim Bilgileri (Program Başkanı, AKTS/DS Koordinatörü)

Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Haydarpaşa, İstanbul. Tel. 0216 414 29 62, e- mail: gizem.bulut@marmara.edu.tr (İletişim sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Gizem Bulut)

Bölüm Olanakları

Farmasötik Botanik alanında yapılacak araştırmalar için alt yapı olanakları bulunmaktadır. İçinde yaklaşık 13000 bitki örneğinin bulunduğu M.Ü. Eczacılık Fakültesi Herbaryumu’ndan yararlanma olanağı vardır.

Farmasotik Botanik Dersi

Dersin Amacı

Farmasötik Botanik dersinin amacı; öğrencinin ilaç hammaddesi üretiminde kullanılan ve tedaviye destek amacıyla yararlanılan, kapalı tohumlu bitkilerin, botanik özellikleri, yayılışları, drogları, içerik ve kullanımları ve toksisite potansiyelleri konusunda, sistematik bir düzen içinde bilgi sahibi olmasını sağlamaktır.

Farmasotik Botanik Dersinin İçeriği

Farmasötik Botanik dersi kapalı tohumlu tıbbi bitkilerin botanik özellikleri, yayılışları, drogları, fitokimyasal içerikleri, etkileri, etkileşimleri ve toksisite potansiyelleri konusunda genel bilgileri kapsar.

1

Farmasötik kullanımı bulunan kapalı tohumlu bitkilerin (çiftçenekliler ve tekçenekliler) botanik özelliklerini kavrayabilme, benzerlik ve farklılıklarını karşılaştırabilme.

2

Botanik teşhiste kullanılan optik cihazları kullanabilme.

3

Tıbbi bitki familyalarının botanik özelliklerini (morfolojik ve anatomik), çizebilme, teşhisini yapabilme, sözlü olarak ifade edebilme ve raporlayabilme.

4

Bitkisel kökenli ilaç hammaddesi olarak yararlanılan drogları, elde edildikleri kaynaklarla ilişkilendirerek tanıyabilme ve teşhisini yapabilme

5

Türkiye’de İlaç hammaddesi olarak kullanılabilecek bitkilerin yayılışlarını kavrayabilme.

6

Türkiye florasında yer alan bazı bitkilerin etnofarmasötik botanik kullanımlarını kavrayabilme.

7

Farmasötik kullanımı bulunan kapalı tohumlu bitkilerin temel fitokimyasal içeriklerinin adlarını listeleyebilme.

8

Kapalı tohumlular içinde yer alan tıbbi bitkilerin temel etkilerini, etkileşim ve toksisite potansiyellerini kavrayabilme.

9

Bitkisel biyoçeşitliliğin korunması ve bitkisel ilaç kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı konusunda bilinç kazanabilme.

10

Herbaryum hazırlama tekniklerini kavrayabilme ve tıbbi bitkilerden herbaryum örneği hazırlayabilme.

11

Farmasötik Botanik alanında literatür tarayabilme, derlediği bilgileri raporlayabilme ve sözlü olarak sunabilme…..

gibi eğitim programlarına sahiptir…

Sevgiyle…

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

 

bLue BerY..MaVi YaBan MeRSini…..

Blueberry-

Mavi Yaban Mersini….

1.Kan şekerini düzenler
Tip2 diyabet, insulin direnci veya metabolik sendromda düzensiz kan şekeri salgılanır. Elbette bu soruna özgü diyet programı uygulanmalıdır ama araştırmalara göre düzenli yabanmersini tüketenlerde tüketmeyenlere göre daha regüle kan şekeri salgılanmaktadır.

2.İdrar yollarını temizler
Çoğu idrar yolu enfeksiyonuna E. Coli olarak bilinen bir bakteri neden olur, idrar yoluna yapıştığından idrarla da atılamamaktadır. Yabanmersini ise doğal antibiyotik özelliği ile idrar yolunu bu bakteriden temizleyebilmektedir.

3.Görme kaybına faydalı
Yabanmersini yüksek oranda antosiyanin içermesinden dolayı görme kaybını önleyici özelliğe sahip. Makula dejenerasyonu, katarak, miyop, göz kuruluğu hatta enfeksiyonlara karşı koruyabilmekte.

GÖZ : Miyopluk, Göz yorgunluğunu giderir, – Katarakt, – Karasu (Glokom: Göz tansiyonu), – Şeker hastalığından kaynaklanan görme bozuklukları (Diyabetik retinopati), – Gece körlüğü, gibi rahatsızlıklarda oldukça etkili bir meyvedir. – Kılcal damar çatlamasını engeller.- Tavukkarası(retinitis pigmentosa) hastalığının ilerlemesini yavaşlatıcı etkisi bulunmaktadır.- Gece görüşünü artırıcı, – Göz kamaşmasını giderici, – Retinayı güçlendirici, olarak ta kullanılabilir

4.Beyin sağlığını korur
A,B,C vitaminleri, antosiyaninler, selenyum, magnezyum, fosfor, bakır, çinko gibi önemli besin öğelerinden zengin olan yaban mersini beyin hücrelerini ve sinirlerini koruyucu özelliğe sahip ayrıca hafızayı güçlendir. Özellikle alzheimer gibi giderek artan bir hastalığa karşı koruyucudur. Çalışmalara göre düzenli yabanmersini tüketen çocukların öğrenme kapasitesi de yükselmektedir.

UNUTKANLIĞA İYİ GELİR : Yabanmersini üzerinde yapılan araştırmalar yabanmersininin ‘’oksidadatif sitres’’e karşı koruyarak yaşa bağlı unutkanlığı gecıktirdiğini ortaya koymaktadır.

ÖĞRENME KAPASİTESİNİ ARTTIRIR: Düzenli yabanmersini tüketimi ( günde 150-200 gr) öğrenme kapasitesini artırdığı ve motor becerilerinı geliştirdiği yönünde araştırmalar bulunmaktadır.

5.Kalp hastalıklarından korur.
Lif oranının yüksek ve antioksidanlardan zengin olması nedeniyle özellikle LDL kolesterol seviyesini düşürücü özelliğe sahiptir. Bu nedenle kalp sağlığını korur. Ayrıca düzenli olarak yabanmersini tüketenlerde eNOS enzim seviyesinin de yüksek olduğu belirlenmiştir, eNOS enzimi yine kalp hastalıklarından koruyucu özelliğe sahiptir.

6.Sindirim sistemini düzenler
Lif içeriği nedeniyle sindirim sistemini düzenler, kabızlık problemi olanlarda faydalıdır. Ayrıca içeriğindeki bakır ve fruktoz nedeniyle sindirimi hızlandırır.

7.Kanserden korur
Pterostilben, ellagic asit gibi kansere karşı koruyucu içeriğiyle ayrıca C vitamininden de zengin olmasıyla özellikle kolon, rahim ve karaciğer kanserine karşı faydalıdır.

KANSERE karşı önemli bir direnç sağladığı belirlenmiştir. Anti kanserojen ve antioksidan özelliğe sahip olup Kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktive etmektedir. Kansere karşı savaşan ELLAGIC-ASİT içeriği oldukça yüksektir.

Bağışıklık sistemimizi güçlendirerek HIV ( AİDS) virüsünün bağışıklık sisteminize zarar vermesini önler.

Antioksidan oranı çok yüksek olduğundan bağışıklık sistemimizi güçlendirerek vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır. Özelikle çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimlerinde etkilidir. ( Hamile bayanların anne karnındaki çocuğun gelişimi ve bağışıklık sisteminin anne karnında güçlenmesi amacıyla kullanılmaktadır.

8.Doğal antidepresandır
Enerji metabolizmasını düzenleyici, sakinleştirici özelliğiyle doğal anti depresantdır. Rengi ne kadar koyuysa içeriği de o kadar zengin olmaktadır.

Diğer Önemli Faydaları: Pektin içeriği yüksek olup kolesterolü düşürür.- Kalp krizi riskini azaltır. Yabanmersini (blueberry) Damarlar üzerinde oldukça etkilidir. Damarla ilgili olarak; Varis, iyileşmesinde yardımcı olur.- Basur(hemoroid) – Romatizmal ağrıları azaltır.- Kan damarlarının tıkanmasını engeller.- Damar sertliği oluşumunu engeller.- Akciğer amfizemi – Zayıf kılcal damarların güçlendirilmesi. – Damar elastikliği ve gözlerin geçirgenliğini artırır. – Artrit (eklem iltihaplanması) rahatsızlıklarının tedavisin de yardımcı faktördür.

Mide : Bulantı, mide kramplarını ve mide ülserini önler. – Mide kramplarını önleyici

Bağırsak :- Kabızlığı önler.- Bağırsak metabolizmasını düzenler.

– Yabanmersini (blueberry) çayının idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik etkisi göstermektedir. – Yabanmersini (blueberry) çayının bayanlarda özel günlerin etkisini azalttığı ve düzene sokmaktadır.

Yağlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlar.- Taze olarak yenildiğinde kanı temizler. – Besleyici olmasına rağmen kalori ve sodyum içeriği düşüktür.- Vücutta biyoaktif madde olarak kullanılan polifenoller, aktokyaninler, flavanoller ve tanenlerce zengindir.- Diyetlerin sağlıklı ve çok değerli bir parçasıdır. – Sakinleştirici özelliği vardır. – Ağız içi yaralarını iyileştirir.- İltihaplar için dezenfektan özelliği taşır potasyum içeriği son derece yüksektir- Araştırmalara göre günde bir kâse yabanmersini (blueberry), yaşlılık nedeniyle oluşan tahribatı önleyip hafızayı güçlendiriyor.

1-Yaprak ve kuru meyvelerinden yapılan çay ishal giderici özellik taşımaktadır.

2-Yaban mersini çayının bayanlarda özel günlerin etkisini azalttığı ve düzene sokmaktadır.

Yabanmersini (blueberry) çayının idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik etkisi göstermektedir. – Yabanmersini (blueberry) çayının bayanlarda özel günlerin etkisini azalttığı ve düzene sokmaktadır.

Yağlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlar.- Taze olarak yenildiğinde kanı temizler. – Besleyici olmasına rağmen kalori ve sodyum içeriği düşüktür.- Vücutta biyoaktif madde olarak kullanılan polifenoller, aktokyaninler, flavanoller ve tanenlerce zengindir.- Diyetlerin sağlıklı ve çok değerli bir parçasıdır. – Sakinleştirici özelliği vardır. – Ağız içi yaralarını iyileştirir.- İltihaplar için dezenfektan özelliği taşır potasyum içeriği son derece yüksektir- Araştırmalara göre günde bir kâse yabanmersini (blueberry), yaşlılık nedeniyle oluşan tahribatı önleyip hafızayı güçlendiriyor.

3-Yaban mersini çayının idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik etkisi göstermektedir.

4-Kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktive etmektedir.

5-Anti kanserojen ve antioksidan özelliğe sahiptir.

6-Yağlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlar.

7-Taze olarak yenildiğinde kanı temizler.

8-Besleyici olmasına rağmen kalori ve sodyum içeriği düşüktür.

9-Kan şekerini düşürür

10-Bağırsak metabolizmasını düzenleyen lifli özelliği vardır.

11-Kan kolesterolünü düşürür.

12-Pektin içeriği yüksektir.

13-Kalp krizi riskini azaltır.

14-Gece görüş kabiliyetini artırır.

15-HIV VİRÜSÜNÜN tekrarlanmasını azaltır.

16-Damar elastikliği ve gözlerin geçirgenliğini artırır

17-Vücutta biyoaktif madde olarak kullanılan polifenoller, aktokyaninler, flavanoller ve tanenlerce zengindir.

18-Kansere karşı savaşan ELLAGIC-ASİT içeriği oldukça yüksektir.

19-Diyetlerin sağlıklı ve çok değerli bir parçasıdır.

20-Göz yorgunluğunu giderir, miyopluk ve şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engeller. Kamaşma, kılcal damar çatlaması ve gece körlüğünü ortadan kaldırır.

21-Kabızlık, bulantı, mide kramplarını ve ülseri önler.

22-Damar sertliği oluşumunu engeller.

23-Varis ve basur’u (hemoroit) iyileştirir.

24-Sakinleştirici özelliği vardır.

25-Ağız içi yaralarını iyileştirir.

26-İltihaplar için dezenfektan özelliği taşır potasyum içeriği son derece yüksektir

27-Araştırmalara göre günde bir kâse yaban mersini, yaşlılık nedeniyle oluşan tahribatı önleyip hafızayı güçlendiriyor.mmeyve

Yapılan araştırmalarda bir bardak maviyemiş meyvesinin 145 gram geldiği ve 21 gram Karbonhidrat, 1 gram Protein, 0,5 gram yağ, 19 miligram C-VİTAMİNİ, 145 IU A- VİTAMİNİ ve 85 KALORİ içerdiği belirtilmektedir. Ayrıca, 100 gram yenilebilir Yaban mersininin %83ünün su, %0.7sinin protein, %0.5’inin yağ, %15inin karbonhidrat, %1.5’unun lif olduğu ve 62 kalori sağladığı saptanmıştır. Mineral ve vitaminlerce zengin olan yaban mersini sodyum içermezken potasyum içeriği son derece yüksektir. Maviyemişten hergün bir-iki su bardağı kadar yemek gerekir.

Yaban mersini içinde polifenoller, salisilik asit, karotenler, lif, folik asit, C vitamini, B vitamini, potasyum, manganez, mağnezyum, demir, riboflavin, niasin, fitoöstrojenler vardır. İçinde bu kadar faydalı besin içeren çok az gıda vardır. Maviyemişin sadece bir porsiyonu beş porsiyon kadar havuç, elma , brokoli ve balkabağı kadar antioksidan madde içerir. Yarım su bardağı yaban mersini 1733 ünite E vitamini, 1200 mg C vitamini içerir.

yabanmersini1

 

Ekmekli Patlak çay Üzümü Pudingi
Şef Cheryll Bell
Servis: 12 kişilik » Hazırlama Süresi: 90 Dakika

MALZEMELER
3 su bardağı yağsız süt
3 adet büyük boy yumurta
5-6 bardak – Bir gün bekletilerek bayatlatılmış ve ufalanmış, tahıllı Fransız ekmeği ya da tahıllı tost ekmeği
Yarım su bardağı toz şeker
¼ su bardağı bal
½ çay kaşığı badem tozu
1 çay kaşığı vanilya
1 çay kaşığı limon ya da portakal aroması (isteğe bağlı)
2 su bardağı taze ya da dondurulmuş çay üzümü
3 yemek kaşığı buğday unu

HAZIRLANIŞ: Fırını 350 dereceye getirin. Yeterli büyüklükte bir kap alın.Yumurtaları,şekeri, unu, badem tozunu, balı ve vanilyayı kan Ekmekleri de ekledikten sonra 10-15 dakika bekletin. Başka bir çay üzümlerini unladıktan sonra diğer kaptaki karışıma ekleyin kabını daha büyük bir tencereye yerleştirin ve içine dört dakika kadar sıcak su koyarak puding için bir buhar banyosu olur.Bir saat kadar, üstü hafifçe kahverengileşene dek fırında pişirin geleneksel rom üzümü, karamel ya da limon sosuyla ılıkken serpilir. Üzerine taze meyveler serpiştirerek de şahane bir lezzet yakalayabilirsiniz!

Şifayla..Sevgiyle…

(/A//Vit-amin.net/)

ALOE VERA…

aloe_vera

Aloe vera… Asphodelaceae (zambakgiller) familyasından tıbbi amaçlarla kullanılan bir sarısabır türüdür. Görüntüsü kaktüse benzer. Aloe Vera’nın anavatanı Afrika ve Yemen olup; Çöl zambağı, Ölümsüzlük bitkisi, Öd Ağacı isimleriyle de bilinmektedir. Türkiye’de Aloe Vera’nın halk arasında bilinen adı Sarısabır otu’dur. Bazı yörelerde azvay olarak da bilinmektedir.

Bitkinin ismi Arapça Alloek’den gelir ve parlak acı demektir. Vera wahre´de ise yabani anlamına gelir. 200’den fazla cinsi bulunmasına rağmen, şifalı özelliklere sahip yalnızca üç veya dört çeşidi vardır. Bunlardan en etkilisi bitkisel amaçlı kullanılanı Aloe Barbadensis’dir.

Evde yetiştirilmesi kolay olup, küçük yanık, kesik ve çizikler için bile, yaprağı ikiye ayırıp etli kısmı doğrudan yaranın üzerine konularak kullanılabilir.

Ülkemizde de bazı türleri yetişmesine rağmen doğal tedavide kullanılan barbadensis türü bizde yetişmemektedir.

Eski Çağlarda Aloe Vera

Aloe Vera ile ilgili yazılara Yunan, Mısır, Roma gibi birçok farklı kültürde rastlanmıştır. Ayrıca daha eski Hint ve Çin kültürlerinde de bitkiyle ilgili yazılı kaynaklara rastlamak mümkündür.

Aloe Vera 5000 yılı aşkın bir süredir, iyileştirici özellikleri ve rahatlatıcı nemli yapısıyla yüzyıllar boyu birçok medeniyette kullanılmıştır. Bu kadar uzun süre içinde, mucize vasfını hiç kaybetmeden günümüze popüler bir bitki olarak gelmiştir. “Ölümsüzlük Bitkisi” adı eski Mısırlılar tarafından kullanılmıştır.

Mezopotamya, Nippur antik kentinde bulunan, MÖ. 2000 yıllarında yazılan Sümer kil tabletlerinde, Aloe Vera faydalı bitkiler arasında gösterilmektedir.

Aloe Vera firavunların cenaze törenlerinde kullanılmaktaydı.

Tarihi kayıtlardan, MÖ. 1500 yıllarında bile Eski Mısır’da yanık (Aloe Vera’nın taze yaprakları kırıldığında veya kesildiğinde akan sıvı doğrudan yanıklara tatbik edildiğinde hem kabarcık oluşumu hem de yanık ağrısı giderilmektedir.), enfeksiyon ve parazit tedavisinde kullanıldığı tespit edilmiştir.

Hiyarogriflerde Aloe Vera’yı tarif eden çizimler bulunmaktadır. Nil kıyısında yetişen Aloe Vera’lar en değerli bitki olarak gösterilmiş ve Tanrılar tarafından kutsanmış olduğu bilinmektedir.

Firavun Amen-Hotep I zamanında MÖ. 3500 yıllarında yazılan Ebers Papirüslerinde, Aloe Vera’nın kullanıldığı alanlardan geniş olarak bahsedilmektedir. Ebers papirüsünü yazan bilgenin, değişik kaynaklara ve kendi zamanından daha eskilere dayanarak yaptığı aktarmalar, bu bitkinin eski Mısır’da kullanımının çok daha eski tarihlere dayandığını ortaya koymuştur. Bu papirüs, doğal ilaçlar üzerine yazılmış raporların bir derlemesidir.

Dioskarides ve diğer Yunan ve Romalı hekimler de bu bitkiyi başarı ile kullandıkları ve hatta bir efsaneye göre Aristo, Büyük İskender’i yaralı askerleri için kullanmak üzere büyük miktarda Aloe Vera elde etmek için Hint Okyanusundaki Socotra Adasını ele geçirmeye ikna ettiği, Mısır Kraliçesi Nefertiti ve Kleopatra sağlık ve güzelliklerinin, Aloe Vera güzellik terapilerine borçlu oldukları da anlatılmaktadır.

Kleopatra’nın, meşhur güzellik banyosunu, keçi sütü ve Aloe Vera karışımı ile yaptığı, cildini taze tutmak için Aloe Vera ile masaj yaptırdığı, Napolyon’un eşi Josephine’nin yine bu maddeyi ünlü süt banyosu terkibine eklediğini öğreniyoruz.

Aloe Vera, şifalı özellikleri çok eskiden beri bilinen bitkilerin en önemlilerinden biridir. İbni Sina’nın “El Kanun Fi’t Tıp” adlı kitabında adı geçen bu bitkiyi Christoph Colomb, vazgeçilmez dört besin maddesinden biri olarak tanımlar.

“Dört bitki insan sağlığı için vazgeçilmezdir: Buğday, üzüm, zeytin ve aloe. İlki insanı besler, ikincisi ruhunu yükseltir, üçüncüsü ona ahenk verir, dördüncüsü iyileştirir.” Christopher Columbus (1451-1506)

Mahatma Gandi ise uzun süren oruç dönemlerinde Aloe Vera’dan çok yararlandığını belirtir.

“Eğer uzun süren açlık zamanlarımın arkasındaki gizli güçleri soracak olursanız evet, sarsılmaz Tanrı inancım, basit ve tutumlu hayat tarzım ve yararlarını 19. yüzyılın sonunda Güney Afrika’ya seyahatim sırasında öğrendiğim aloe bitkisidir.” Mahatma Gandhi (1869-1948)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından Sarısabır suyunu, göz ağrılarına karşı kullanılmasını tavsiye etmiştir.

Ayrıca Afrikalı avcılar onu ciltlerine sürerek terlemeyi ve vücut kokusunu gidermek için kullanmaktadırlar.

Aloe Vera’nın Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri

Aloe bitkisi bir kaktüs çeşidi olmasından dolayı %99 – %99.5 oranında su taşır ve PH değeri ortalama 4.5 civarıdır. Kalan katı kısımda ise birçok farklı vitamin, mineral, enzim, şeker, antrakinon, lignin, saponin, yağ asitleri ve aminoasitler bulunmakta, besleyici özelliği güçlü olan bir bitkidir.

Aloe Vera içerisinde bugüne kadar 160 bileşen bulunmuştur. Birçok bileşen de bulunmaya devam edilmektedir. Sağlığa yardımcı ana bileşenler ve maddeler aşağıda sıralanmıştır.

Vitaminler

A, B1, B2, C, E, B12, Choline, FolicAcid, İnositol, Niasin.

Aloe Vera’da vücut için çok önemli olan antioksidan özellik taşıyan A, C ve F vitaminlerini bolca bulabilirsiniz. Bunun yanında B vitamini (thiamine), niacin, B2 (riboflavin), cholin ve folik asit de bulunabilmektedir. Hatta bazı kaynaklar B12 vitamininin de bulunduğunu belirtmektedir.

Mineraller

Sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, manganez, bakır, çinko, krom, demir bunların hepsi Aloe Vera bitkisinde bulunabilir. Magnezyum laktat, aminoasitlerden histamin salınımını engeller. Histamin ise birçok alerjik reaksiyonda salınan ve kaşıntı, acı gibi sonuçları olan bir maddedir. Histamin salınımını engellemesi, aloenin antipuritik etkisini açıklar niteliktedir.

Enzimler

Amylase, lipase, catalase, protease, bradkinase, glcose, carboxypeptidase, cellulase, glcose, dehydrogenase, oxidase ve daha birçok enzim içermektedir.

Şekerler

Monosakkarit ve polisakkarit şeklinde çeşitli şekerler Aloe Vera’da bulunabilir. Bunlardan en önemlileri glucose ve mannosedan olusan gluko-mannans diye bilinene polisakkaritlerdir. Bu tip sakkaritler sızıntılı bağırsak hastalığının (leaky gut syndrome) önlenmesinde ve iyileştirilmesinde çok büyük öneme sahiptir.

Aminoasitler

Aloe Vera, proteinlerin yapıtaşı olan aminoasitler yönünden oldukça zengindir. Vücuda gerekli olan aminoasitlerden 20-22 tanesi Aloe Vera’nın jel kısmında bulunmaktadır. Bunun yanında vücudun üretemediği ve ihtiyacın besinlerden karşılanmak zorunda olduğu 8 aminoasitten 7 tanesi yine Aloe Vera’nın jel kısmında bulunmaktadır.

Polisakkaridler

Çalışmalar Aloepolisakkaritlerinin biyolojik olarak aktif olduğunu, vücuda yarar sağlayan ve iltihap önleyici özelliklerinin çoğunu sağladığını gösterir. En önemli özelliği bağışıklık sistemini güçlendirmesidir. Antikanser özelliği vardır. Anormal hücrelerin çoğalması ve büyümesini önler. Mide mukozası ve oniki parmak bağırsağı ülserine iyi gelir. Aynı zamanda diyabetlere, hepatit ve siroza faydalıdır.

Flavone Maddeler

Rutin, quercetin ve birçokları; rutin iltihap giderici ve antivirütiktir. Ouercetin balgam sökücü, öksürük gidericidir. Aynı zamanda astım etkilerini hafifletici ve azaltıcıdır, kan basıncı düşürücü, kılcal damarları güçlendirici ve esnekliğini artırıcıdır. Kolesterol düşürücü ve koroner arter damarları açıcıdır.

Bitkinin %96’sı sudan oluşan yapraklarında ayrıca temel yağlar, amino asitler, mineraller, vitaminler, enzimler, glikoproteinler (glicoproteins), rezin ve antrasen veya antrakinon türevleri yer almaktadır.

Sindirim sistemi, epitel doku, solunum yolları ve bağışıklık sistemi üzerinde düzenli kullanım ile mucizeler yaratan bitkinin yapısında aspirinin ana maddesi olan salisilik asid de bulunmaktadır.

Aloe Vera Nedir?

Aloe bitkisi 3 ana bölümden oluşmaktadır. Yaprağın kabuğu, Latex yapışkan sarı sıvı ve jel tabakası.

Kabuk bölümü, müshil olarak kullanılan ve antrakinonlar adı verilen maddeleri içeren yeşil bölümdür.

Bitki yaklaşık dört yılda olgunlaştıktan sonra yapraklarının özü, içindeki jelin ve dış kabuğundaki özsuyunun karışımı ile %100 doğal bir bitki suyu olarak ürün haline dönüştürülür.

Aloe Vera; çeşitli Aloe (Liliaceae) familyası yapraklarından çıkartılan usarenin (öz), güneşte veya ısıtılarak yoğunlaştırılması ile elde edilen bir maddedir.

Aloe Vera bitkisinin yapraklarında vitaminler, mikrobesinler ve yağ amino asitleri açısından zengin bir jel vardır. Aloe Vera’nın nemlendirici bileşeni cildi yumuşatıp pürüzsüzleştirerek kozmetik için mükemmel hale getirir.

Yapılan araştırmalar Aloe Vera’nın cildi nemlendirdiğini, güneş yanığı ve cilt kızarıklıklarına iyi geldiğini, cildin esnekliğini ve tazeliğini korumaya, akne ve egzamayı kontrol altına almaya da yardımcı olduğunu göstermektedir. Aloe Vera ayrıca, böcek veya sinek ısırıklarından veya alerjiden kaynaklanan kaşıntıya da iyi gelmektedir.

Aloe Vera Jeli

Antrakinonları içeren kabuk bölümü suyunun uçurulması ile elde edilen ve laksatif olarak kullanılan kısma Aloe denir. Yaprağın iç kısmında bulunan ve parankim hücreler tarafından imal edilen müsilaj görünümlü renksiz kısma ise Aloe Vera Jel adı verilir. Bu iki kısım devamlı şekilde kavram karışıklığına neden olduğu için, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) nün Seçilmiş Tıbbi Bitkiler monografında ayrı bölümler halinde incelenmiştir.

Bitkinin yapraklarından çıkarılan usare (özsu) nin, güneşte veya ısıtılarak yoğunlaştırılmasıyla elde edilen kısım, siyah parlak kütleler halinde kalır. Bu madde sarı sabır adını alır. Antrasen türevleri taşır. Kalın barsağa etkili bir müshildir.

Jel kısmında, 18 amino asid, 20 mineral, 12 vitamin ile çeşitli bilimsel araştımalarda immunostimülan olduğu gösterilmiş olan asemannan, glukomannan, mannoz-6 fosfat, aloerid gibi polisakkaridler; çeşitli enzimler, deneysel olarak antihistaminik olduğu gösterilmiş olan alprogen; yine çeşitli çalışmalarda kan kolesterol düzeylerine ve selim prostat hipertrofisine etkili olduğu bildirilen lupeol, beta-sitosterol ve kampesterol gibi steroller ile lignin, salisilat gibi maddeler bulunmaktadır.

Aloe jeli denilen sıvı, yaprakların güneşte bekletilerek veya ısıtılması ile elde edilir. Koyu kahve renkli jelatinimsi parçalar halindedir. Suda kısmen, alkolde tamamen çözünür. Ağızdan veya yüzeysel olarak kullanılabilir.

Aloe konsantre ise Aloe jelinin suyu uzaklaştırılıp dondurularak kurutulmuş şekli olup oral olarak kullanılır. Bir de yine oral olarak kullanılan Aloe Vera latex ürünü elde edilir. Bu Aloe’nin suyu buharlaştırılıp alındıktan sonra yapraklarda kalan kısmıdır ve daha ziyade antrakinon türevlerini içerir. Yapışkan, acı, sarı bir sıvıdır. Vücudumuz için gerekli olan 22 amino asitten 20 tanesi Aloe Vera’da bulunmaktadır. Bu aminoasitlerden 7’si, vücudun üretemediği, diyet yolu ile temin edilen 8 adet aminoasit grubundandır. Antrakinon grubundan anti-bakteriyel, aneljezik, anti-fungal, anti-viral olan Aloin ve Emodin içerir.

İçeriğindeki saponisler bakteri, mikrop, mantar ve pamukçuğa karşı kuvvetli bir anti-septiktir. Bağışıklık sistemini güçlendirici uzun polisakarin zinciri ve anti-viral özellikli Acemannan sayesinde beyaz kan hücrelerini uyararak bağışıklık sistemini düzenler.

İltihaplanmayı önleyeyici etken maddeler olan sterolleri (chosterol, campesterol, lupcol, sitesterol) bulundurur. Özellikle Lupcol anti-septik ve ağrı kesici olarak vücutta çalışır. Aloe Vera’da aspirinin ana ham maddesine benzer, iltihaplara karşı etkili, ağrı kesici(analgesic), ateş düşürücü ve kanı sulandırıcı etkileri olan salycylic asit bileşiği vardır. Aloe Vera’da sindirimi kolaylaştıran lipaz ve proteaz enzimleri yanı sıra iltihapları yok eden carboxypeptidase enzimini de bulunmaktadır.

Aloe vera jel’inin gerek yüzeysel kullanım, gerekse besin tamamlayıcısı olarak içecek şeklinde hazırlanması, özel yöntemler gerektirmektedir ve ürünler, günümüzün son derece gelişmiş analiz yöntemleri ile kontrol edilmektedir. Bundan amaç, jelde varolduğu bilinen maddelerin ürünün içinde de korunmuş olarak bulunmasıdır.

Jel, pigment ve haşerat ilaçları yapımında kullanılır. Yanıkların sebep olduğu ağrıları keser. Sirke ile karıştırılıp saç diplerine sürülürse dökülmelerini önler.

Aloe Vera nasıl kullanılır?

Aloe Vera’nın yapraklarından elde edilen değişik özler ve ekstreler, çeşitli cilt sorunlarında haricen kullanılır. Anti inflamatuar maddeler açısından zengin olan bu öz ve ekstreler, yanıklar ve yaralar için kullanılır. Cildin iyileşme hızını artırdığı bilinmektedir. Krem, merhem veya losyon yapımında hem dahilen hem de haricen cilt bakımı, güneşe karşı korunma, güneş yanığı, akne, yanıklar ve tıraştan sonra yüz bakımı için kullanılır.

Bunun yanında antiviral ve antifungal (mantara karşı) etkileri de vardır. Diğer yandan, geleneksel olarak “iç ve dış yaraları iyileştirici” olarak dahilen kullanıldığı hakkında kayıtlar da bulunmaktadır. Cilt yaraları dışında, mide ve sindirim sorunları için de tedavi edici özelliği vardır. Laksatif etkisinden dolayı da uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde, hakkında en çok spekülasyon yapılan doğal ürünlerin başında belki de Aloe Vera gelmektedir. Aloe Vera cilt kozmetiğinde ve estetik uygulamalarda gerçekten de yararlıdır. Sarısabır sirke ile karıştırılarak saç dipleri ovulursa saç dökülmesini azaltır.

Aloe Vera Sabır şurubu

Sabır özsuyu çıkarıldıktan sonra C, E Vitamini ve Sorbit katılır, bozulması böylece önlenir: Sabır özsuyundaki 1,8-Dihidroksiantrasen türevleri özel bir metotla ayrılarak sabır şurubu (sabır özsuyu) içilebilir hale gelir. Ayrıca ilaç yapımında kullanılır ve geri kalan kısım özel işlemler sonucunda şurup gibi içilecek halle getirilir ve bu sabır özsuyu veya sabır şurubu birçok hastalığa karşı ve immun sistemini kuvvetlendirici olarak içilir.

Sabır şurubu çok yeni olarak keşfedilmiş olup başta; allerji, bahar nezlesi, lösemi, kanser, verem, yorgunluk, nörodermatoz, nörodermatit, sedef hastalığı, immün zafiyeti, metabolizma zafiyeti, mide- ve bağırsak hastalıkları, akne, sivilce, baş ağrısı, ADS, ağız kokusu, bademcik iltihaplanması, burun tıkanması, abse, dişeti iltihaplanması, diş ağrısı, artoz, artrit, öksürük, bronşit, astım, üşütme, ayak mantarı, grip, enfeksiyon, saç dökülmesi, kaşıntı, gastrit, ülser, sindirim rahatsızlıkları, kabızlık, bulantı, şişkinlik, ishal, basur, böbrek iltihaplanması, pankreas iltihaplanması, kulak iltihaplanması, ödem, derini kuruması, siğil, yaşlılık lekeleri, mantar hastalıkları, prostat iltihaplanması, güneş yanığı, yanıklar, ezilme, burkulma, kist, şişmanlık, kalp anjini, uyku rahatsızlıkları, varis, damar sertliği, bacak ülserleri, kandaki yüksek şeker (diabet), kolesterol, lipid, trigliseride karşı kullanılır. Ayrıca karaciğer arıtıcı özelikleri vardır.

Aloe Vera sabunu faydaları

Binlerce yıldır çeşitli cilt sorunları için kullanılan bir bitkidir. Aloe Vera’da bulunan gliko-proteinler cilt yanmalarına, polli-sakkaritler cilt sorunlarının tedavisine yardımcı olmaktadır. Kan dolaşımını hızlandıran, cildin nem dengesini sağlayan Aleo Vera, alerjik ve kuru ciltler için faydalıdır.

Cildi derinlemesine besleyerek, doğal dengesini kazanmasını sağlar. Cildin yağ-nem dengesini düzenlerken, aşırı yağlanmayı engeller. Gün boyu cildinizi nemlendirir. İpeksi dokusuyla cilde pürüzsüz, canlı bir parlaklık verir.

Aloe Vera, çeşitli cilt sorunlarına karşı, özellikle epitel doku için faydalıdır. Akne, kireçlenme, egzama, sedef, mantar, böcek sokmaları, güneş ve cilt yanıklarına, alerjik, kuru, iltihaplanan ciltlere iyi gelir. Kan akımını arttırıcı, cilt nemlenmesini düzenleyici ve hücre jenerasyonuna etkilidir.

Aloe Vera’nın Sağlığımızdaki Etkileri

1930’lu yıllardan beri yapılan Aloe Vera hakkındaki araştırmalar; yapraklarından elde edilen usarenin (öz) yaraları (Ameliyat yaraları dahil), ülserleri ve yanıkları üzerlerinde koruyucu bir tabaka oluşturarak hızla iyileştirdiğini ortaya koymuştur. Yaprakların %96’sı sudan oluşmakta olup; geriye kalan içeriği temel yağlar, amino asitler, mineraller, vitaminler, enzimler, glikoproteinler (glicoproteins), rezin ve antrasen veya antrakinon türevlerinden oluşmaktadır.

Bu türevlerden en önemlisi Aloin (Barbaloin) dir. 1930’lu yıllardan beri; kolit (kalın bağırsak iltihabı) ve peptik ülser gibi sindirim yolları tahrişlerine karşı kullanılmasının yanı sıra, sindirim kolaylaştırıcı, şişkinlik giderici, kan ve lenfatik dolaşıma (Lenfatik Sistem: Hücreler arasındaki biriken sıvıyı lenf damarları aracılığı ile uzaklaştıran sistem), böbrek, karaciğer ve safra kesesi fonksiyonlarına yardımcı olarak da kullanılmaktadır.

Aloe Vera… en azından üç anti- inflamatuar etkili yağ asiti de içermektedir. Bu yağ asitleri; mide, ince bağırsak ve kolon (kalınbağırsağın kolon denilen bölümü) üzerinde yardımcı etkiye sahiptir ve sindirim güçlüğü veya hazımsızlığın neden olduğu aşırı asitliliği (fazla mide asidi) önlemek için sindirim sıvılarını doğal olarak alkali hale getirir ve sindirim yollarını temizler.

Aloe Vera içerisinde yakın zamanlarda bulunan bir bileşik olan acemannan’ın ise vücudun doğal direncini (Bağışıklık sistemi) artırma yeteneği üzerindeki çalışmalar devam etmektedir. Şu ana kadarki çalışmalar; acemannan’ın T-lenfosit hücrelerini destekleyerek bağışıklık sistemine yardımcı olduğunu göstermiştir.

İçerdiği ağrı ve yanıkları iyileştirici maddeler ise; salisilatlar, bradykinnase ve lactate (Laktik asit tuzları) dır. Ayrıca Aloe Vera, yanıklarda bölgeye kan akımını arttırarak iyileşme sürecine yardımcı olan maddeler de içermektedir.

Aloe Vera kabızlığa karşı, bağırsak yumuşatıcı olması sayesinde laksatif olarak da kullanılmaktadır.

Aloe Vera’nın önemli bir kullanım alanı da cilt ve cilt hastalıklarıdır. Yapılan araştırmalar Aloe Vera’nın cildi nemlendirdiğini, güneş yanığı ve cilt kızarıklıklarına iyi geldiğini, cildin esnekliğini ve tazeliğini korumaya, akne (sivilce) ve egzamayı kontrol altına almaya da yardımcı olduğunu göstermiştir.

Ayrıca Aloe Vera, böcek veya sinek ısırıklarından veya alerjiden kaynaklanan kaşıntıya da iyi gelmektedir. Yapılan araştırmalara göre Aloe Vera’nın cilt üzerindeki iyileştirme gücü, cilt ya da derideki oksijen miktarını ve doku sentezini arttırmasından ileri gelmektedir.

Aloe Vera Ne Gibi Durumlarda Kullanılmalıdır?

Aloe Vera bitkisi sonuçta vücuda zararı olmayan bir bitkidir ve herhangi bir meyve sebze gibi güvenle tüketilebilir. Buna karşılık Aloe Vera’nın bir ilaç olmadığı, sadece yararlı bir besin maddesi olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Aloe Vera’nın iyileştirici etkisinin kullanım alanları çok geniştir.

1. Bağışıklık sisteminin güçlü olmasını gerektiren her türlü durumda
2. Cilt hastalıklarında, sivilce, egzama, alerji, çıban, iltihap gibi cildin iyileştirilmesini gerektiren durumlarda
3. Virütik herpes ve uçuklarda antivirütik olarak
4. Saç dökülmesi, saç kepeklenmesi gibi cilt durumlarında
5. Güneş yanıkları ve diğer yanık durumlarında, kesiklerde, sedef gibi hastalıklarda
6. Baş ağrısı, kas ağrısı, migren gibi durumlarda
7. Diş eti problemlerinde
8. Karaciğeri etkileyen hepatit siroz gibi hastalıklarda
9. Bağırsak ve mide sorunlarında, ülserlerde, ağız yaralarında
10. Kalp bozuklukları, yüksek tansiyon
11. Astım, gut, bronşit, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda
12. Prostatla ilgili problemlerde

Yukardaki rahatsızlıklarda yardımcı besin olarak kullanılır. Bu rahatsızlıklara faydalı olmasının sebebi, bağışıklık sistemi ve epitel dokuyu güçlendirmesidir.

Aloe Vera’nın Kullanım Alanları

Aloe Vera tüm sağlık sorunları için kullanılabilir. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi oluşmasını düzenler. İçerisindeki bitkisel vitaminler, enzimler, mineraller ve amino asitlerden olan karışım, vücuda çok fayda sağlar. Sebze ve meyve kadar da kullanımı güvenlidir.

Aloe Vera özellikle bağışıklık sistemi üzerinde fayda sağlamaktadır. Bu fayda asırlar boyu Aloe Vera’nın mide ülseri,sindirim rahatsızlıkları, kabızlık, ishal, hemoroid, zihinsel yorgunluk, migren, akne, kireçlenme, egzama, sedef, mantar, böcek sokmaları, tahrişler, güneş ve cilt yanıkları gibi rahatsızlıklarda iyi geldiğini bildiren binlerce insanın beyanlarıyla büyük ölçüde kanıtlanmıştır. Düzenli olarak içilen Aloe Vera sayesinde bağışıklık sisteminin neden olduğu rahatsızlıkların azaldığı görülmüştür.

Özetle, genel olarak;

Bağışıklık sisteminin değerini yükseltir, toksinlerin atılmasını sağlar.
Ağrılarda, adale ağrısı, baş ağrısı, migren,
Genel yorgunluk ve isteksizlikte, stres, düzensiz metabolizma, psikolojik ve depresif rahatsızlıklar, uyku düzensizliği,
Mide ve bağırsak problemlerinde, ülserde, hazımsızlıkta, kolitte,
Hemoroid,
Yüksek tansiyonda,
Egzama ve alerjilerde, sivilcelerde, deri kalitesi iyileştirilmesinde, sedef hastalığında, çıban ve iltihaplarda,
Zona,
Yanıklar ve güneş yanıklarında, küçük kesiklerde, kuru deri problemlerinde, böcek sokması, saç ve cilt kepeklenmesi, saç dökülmesi,
Diyabetlerde,
Antivirütik, herpes ve uçuklarda,
Kalp ve dolaşım bozukluklarında, yüksek tansiyonda,
Kolesterol,
Romatizmal hastalıklarda, eklem iltihaplanmasında, eklem ağrılarında ve kemik erimesinde,
Astım,
Soğuk algınlıklarında, boğaz enfeksiyonları ve diş eti problemlerinde,
Prostat,
Karaciğer iltihaplanması (Hepatit), Sirozda,
Bronşit,
Gut hastalığı,
Kanser tedavisi gören kişilerde, etkisi görülmüştür.
Aloe Vera, aynı zamanda çok şiddetli bir cinsel güç artırıcı (afrodizyak) ürünüdür ve cinsel istek arttırma konusunda birçok ürüne kıyasla çok etkili bir ürün durumundadır.

Bu ürün, aynı zamanda mükemmel bir etki yaratarak ayaktaki nasırları ve aşırı kötü kokuyu alma konusunda da çok etkili bir ürün durumundadır.

Aloe Vera bitkisi, çay olarak tüketildiğinde çok etkili bir iştah kesici görevi görür ve kısa zaman içerisinde zayıflamanız için gerekli olan tüm mineralleri vücudunuza enjekte ederek fazla kilolarınızdan, aynı zamanda hareketsizlik sonucu vücudunuzda birikmiş olan fazla yağlardan tam anlamı ile kurtulmanızı sağlayacaktır.

Bu durumlarda vücuda yardım etmesinin sebebi bağışıklık sistemi veya epitel doku üzerindeki olumlu etkileridir. Yukarıdaki hastalıkların tedavileri kesinlikle doktor tarafından yapılmalıdır fakat tedaviyle birlikte besin desteği olarak Aloe Vera’lı ürünlerin kullanımı mantıklı olacaktır.

Aloe Vera nasıl kullanılır?

Aloe Vera’nın yapraklarından elde edilen değişik özler ve ekstreler, çeşitli cilt sorunlarında haricen kullanılır. Antiinflamatuar maddeler açısından zengin olan bu öz ve ekstreler, yanıklar ve yaralar için kullanılır. Cildin iyileşme hızını artırdığı bilinmektedir.

Bunun yanında antiviral ve antifungal (mantara karşı) etkileri de vardır. Diğer yandan, geleneksel olarak “iç ve dış yaraları iyileştirici” olarak dahilen kullanıldığı hakkında kayıtlar da bulunmaktadır.

Cilt yaraları dışında, mide ve sindirim sorunları için de tedavi edici özelliği vardır. Laksatif etkisinden dolayı da uzun yıllardan beri kullanılmaktadır.

Son yıllarda ülkemizde, hakkında en çok spekülasyon yapılan doğal ürünlerin başında belki de Aloe Vera gelmektedir. Aloe Vera cilt kozmetiğinde ve estetik uygulamalarda gerçekten de yararlıdır.

• Sarısabır sirke ile karıştırılarak saç dipleri ovulursa saç dökülmesini azaltır.

• Müshildir. Ancak fazla kullanılırsa diyareye neden olabilir.

• Midevidir. Sindirimi kolaylaştırır.

• Safra söktürücüdür.

• Kadınlarda aybaşı kanamasını artırarak aybaşı dönemini kolaylaştırır. Böyle durumlarda, etkisinden yararlanmak üzere sarısabırın yaprakları kesilerek ya da çizilerek çıkan özsu alınır. Ancak, çok küçük bir dozu, bir-iki damla (0,1-0,3 gram) yeterli olur.

• Deri iltihapları ve egzama durumlarında rahatlama sağlar.

• Sarısabır ayrıca yaraları, küçük yanıkları, güneş yanıklarını ve böcek sokmalarını iyileştirir.

• Kuru ciltleri nemlendirip rahatlatır. Bu gibi durumlarda, sarısabırın yapraklarından çıkarılan özsu, şikayetli yerlere dıştan uygulanır.

• Gebe kadınlarda rahim kasılmalarına ve emzikli annelerde bebekte ishale neden olacağı için, bu gibi kişiler sarısabırı dahilen kullanmamalıdır.

• Büyük yanıklarda kullanılmamalı, hemen uzman doktora başvurulmalıdır.• Deri iltihapları ve egzama durumlarında rahatlama sağlar.

• Sarısabır ayrıca yaraları, küçük yanıkları, güneş yanıklarım ve böcek sokmalarını iyileştirir.

Tıbbî Faydaları

Nasıl ki bir askeri birlikte hava, kara, deniz, lojistik ve özel vurucu timlerden oluşursa insanın immün sistemi de T-Hücreleri, B-Hücreleri, makrofaj, lenfozitler ve granolizitler gibi çeşitli savunma güçleri ve bunların ürettiği ve kullandığı özel silahlardan (antikor) oluşur. Bu sistemi oluşturan unsurların farklı vitamin, mineral, enzim ve aminoasitler ihtiyaçları vardır. Aloe Vera da Allah’ın insanlara sunduğu bir nimettir ve bir eczane gibi çok yönlü ve çeşitli hastalıklara karşı kullanılır.

* Aloe Vera T-Killer hücrelerinin sayısını çoğaltarak işlevlerinde daha aktif olmalarını sağlar.

* Aloe Vera, antikor oluşumunu destekler.

* Aloe Vera suyuyla desteklenen hücreler, tümörlü hücrelerin yok edilmesinde normalin 10 katı daha fazla etkilidirler.

* Aloe Vera’da bulunan enzimler, vitaminler, mineraller, poli-sakkarit maddeleri, ur, tümör ve ölü hücrelerin yok edilmesini sağlayarak gerek hasta, gerekse sağlıklı hücrelerin yeterince beslenmesini sağlar.

* Aloe Vera, gıda maddelerinin hücrelere ulaşmasını kolaylaştırmak için doku geçirgenliğini arttırır, hücrelerdeki toksinlerin daha kolay atılmasına yardımcı olur.

* Şimdiye kadar bilinmeyen bir yöntemle Aloe Vera, tıbbi tedaviler sonucu ortaya çıkan radyoaktif ışınların hücrelere verdiği zararı nötralize eder.

* Aloe Vera kemik iliği aktivitesini destekleyerek yeni alyuvarların oluşumunu hızlandırır. Bu faktör lösemi (kan kanseri) tedavisinde son derece etkilidir.

* Hücre ve dokuların 2-7 kat daha fazla gelişmesini sağlar.

* Işın tedavisi ya da kemoterapi sırasında Aloe Vera suyu yan etkileri azaltmada ve bağışıklık sisteminin hastalığın seyri esnasında güçlenmesinde yardımcı olur.

* Aloe Vera’nın en önemli özelliği vücudu arıtıcı olmasıdır, özellikle de bu zamanda birçok tehlikeli çevre faktörü bunu zaruri kılmaktadır. Kanser hastalarının gördüğü ışın ve kemoterapi sonucu dokular tahrip olmaktadır ve tahrip olan bu dokular Aloe Vera ile tedavi edilebilmektedir. Aloe Vera’nın birleşimindeki 450 madde bulunur ve bunlar vücudu kuvvetlendirir ve immün sistemini harekete geçirir.

Aloe Vera dahili olarak kullanıldığı gibi harici olarak da cilt ve saç bakımı için kullanılır.

Araştırmalara göre Aloe Vera’nın en çok etkili olduğu bölgeler:

1) Epitel Doku Hücreleri: Epitel doku hücreleri vücudun yüzeyini kaplayan veya yüzeyiyle bir şekilde iletişim içinde olan doku hücreleridir. Derimiz epitel sistemin en büyük parçası olmakla birlikte en çok tahriş olan, bozulmalara uğrayan kısmıdır. Aloenin derideki ve diğer iç zarlardaki onarıcı etkisi çok yüksektir.

2) Bağışıklık Sistemi: İmmun sistem üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu bilinen Aloe Vera’nın bağışıklığı artırıcı etkisi birçok amansız hastalıkta doktor tedavisine yardımcı bir unsurdur. Şüphesiz bağışıklık sistemini çökerterek insanı ölüme bile götürebilecek AIDS, kanser gibi hastalıklarda da bir tedavi yöntemi kadar etkili olmasa da vücudu zinde tutup, bağışıklık sistemini güçlendirdiği için Aloe Vera’lı ürünlerin kullanımının tedaviye faydalı olacağı gerçektir.

a-) Hücre zarı: Acemannan hücre zarında yoğunlaşır ve hücreye bakteri, virüs, mantar ve parazitlerin girmesini ve zarar vermesini önler. Amerikalı pataloji doktoru Dr. Mc. Daniels Aloe Vera aldıktan bir kaç gün sonra bu etkinin ortaya çıktığını tespit etmişlerdir. Ayrıca akyuvarlar kuvvetlenerek en saldırgan virüsleri dahi zararsız halle getirir.

b-) Hücre hareketleri: Acemannan hücreleri aydınlatır ve hareketlerini yükseltir, bu fiziki olarak ölçülebilir. Acemannan immün sisteminin alt türevlerindeki momozitler, makrofajlar, T-Hücreleri (öldürücü hücreler), antikorlar ve diğer savunma hücrelerini aktif hale getirir. Acemannan makrofajı (yiyici hücreler) harekete geçirerek yabancı proteinları ve allerjiye sebep olan allejenleri yok eder. İmmün sistemi güçlenerek bakteri, virüs ve parazitleri zararsız halle getirir.

c-) Hücrenin nefes alması: Acemannan hücrelerin daha iyi nefes almasını sağlar. Böylece hücrelerdeki metabolik değişiklikler ve arınması daha da kolaylaşır. Radyoloji ile yapılan araştırmalarda vücut enerjisinin artığı görülmüştür.

d-) Bağırsak ve bağırsak florası: Acemannan bağırsaklarda yoğunlaşan kimyasal zehirli maddelerin arıtılmasında büyük rol oynar. Bağırsaklar temiz olursa bağırsaklardaki vitamin ve mineraller en ideal şekilde absorbe edilir. Bağırsak mantarlarından candida mantarının salgıladığı zehirli maddeler özellikle de sinir zehiri olarak bilinen asetaldehidi kendine bağlayarak dışarı atılmasını sağlar. Aloe Vera jelinin sürekli alınması halinde bağırsak pH-değeri asitli ortamdan bazlı ortama doğru dönüşür, böylece mantarların yaşam ortamı yok olur.

e-) Eklem, kiriş, kıkırdak ve kemik: Acemannanın hücre zarında yoğunlaşması ile kemik iliği zehirli maddelerden korunur. Acemannnan kiriş, eklem ve bandları yeniler ve eklemlerin yeterince sıvı salgılamasını sağlar. Böylece acemannanla eklemler artroz ve artrite karşı korunur.

f-) İmmün sistemi: AIDS-Hastalarında görülen immün zafiyetine karşı Aloe Vera jelinin etkili olduğu tespit edilmiştir. ABD’li profesörler immün sistemini acemannnanın güçlendirdiği ve hastaların durumunun iyileştiği görülmüştür. Klinik araştırmalarda herpes ve grip virüslerinin Aloe Vera jeli ile 15 dakikada yok olduğu tespit edilmiştir. Kanserli köpek ve kediler üzerinde yapılan tedavi denemelerinde kanserli urların eridiği gözlemlenmiştir. Lösemili kediler üzerinde yapılan araştırmalarda Aloe Vera jeli ile tedavi edilen kedilerin %71 oranında sağlıklarına kavuştukları ve diğerlerinin öldüğü görülmüştür.

Aminoasitler: 20 aminoasit türevi mevcuttur ve bunlar insan vücudunda binlerce proteinin oluşmasında temel taşlarını oluştururlar ve enzimlerin, hormonların, ve anti korların oluşmasında ve de metabolik değişimlerde çok büyük rol oynarlar. Bu amino asitlere hayati aminoasitler de denir. Aloe Vera bu aminoasitlerden 7’sini içerir. Ayrıca hayati olmayan ama birçok önemli fonksiyonları olan başka aminoasitlerde içerir.

Mineraller: Aloe Vera’nın içerdiği mineraller insan için hayati öneme sahip olan minerallerdir.

a-) Demir: Demir, kanın oluşumunda ve immün sisteminde çok önemli hayati görevler görür ve bu Aloe Vera’da fazlaca vardır.

b-) Kalsiyum: Kalsiyum kemik ve dişlerin oluşumunda ve gelişiminde ve de metabolik değişimlerinde ve de kanın pıhtılaşmasında mutlaka olması gereken bir mineraldir. Ayrıca tansiyon ve kalp arışlarını ayarlayıcı ve de kas ve sinirlerdeki tahribatı iletici görevler görür. Bu mineralden yeterince Aloe Vera’da vardır.

c-) Magnezyum: Magnezyum 300 enzimin oluşmasında anahtar görevi görür, kas ve sinirlerdeki uyarıları frenler, kalp ve damar hastalıklarını önler, kemik ve dişin oluşmasında önemli rol oynar. Magnezyuma Anti-Stres- Minerali’de denir, yani stresi önlemede önemli görevleri vardır.

d-) Mangan: Mangan vücuttaki zehirli maddelerin arıtılmasında ve kanın oluşumunda önemli fonksiyonları vardır ve de ayrıca kemik, kiriş, kıkırdak ve ara dokunun oluşmasında önemli fonksiyonları vardır.

e-) Selen: Selen serbest radikaller, çevre kirliliği, sigara ve stres gibi tahrip edici faktörlere karşı hücreleri korur. Selen enfeksiyona karşı immün sistemi güçlendirir. Bu elementin yetersizliğinde dokular beyini uyarırlar ve alarm durumuna geçerler.

f-) Çinko: Çinko hücreleri serbest radikallere karşı korur ve immün sistemini güçlendirir. Bu element iltihapları önleyici, yaraları iyileştirici, deri saç ve tırnakları güçlendirici, sağlamlaştırıcı ve de parlatıcıdır (canlılık verici). Çinko yetersizliği enfeksiyona karşı mücadelede yetersiz kalma, iktidarsızlığa ve hatta sperma kalitesinin düşmesine ve de bu nedenle çocuk yapamamaya neden olabilir.

Vitaminler:

B1-Vitamini: Enerji kazanımı için ve de kaslarla sinirlerin çalışması için gereklidir. B1-Vitamin yetersizliği hemen sinirsel gerginlik ve dermansızlığa (güçsüzlük) sebep olur.

B2-Vitamini: Vücuttaki biyolojik değişimleri yönlendirir, vücudu arıtılmasında önemli fonksiyonları vardır ve alyuvar yapımı ve derinin sağlıklı olmasında rol oynar.

B6-Vitamini: Özellikle de karaciğerdeki aminoasitlerden enzime dönüşmelerde anahtar rol (katalisator) oynayan bir komplekstir. Bundan başka alyuvarın ana maddesi olan hemoglobinin oluşmasında ana rol oynar.

B12-Vitamini: Bu vitamin hücre çekirdeğindeki nukleikasit’in oluşmasında rol oynar, nukleikasit hücrenin bölünüp çoğalması için gereklidir. B12-Vitamin yetersizliği nedeniyle omurilikte kan yapımı yavaşlar ve kansızlık ortaya çıkar. Günümüzde moda olan vejeteryan olma tutkusu yüzünden kişide B12-Vitamin yetersizliği görülür. B12-Vitamini sadece hayvansal besinlerde bulunur. Bu nedenle mümkünse haftada bir defa da olsa hayvansal besin almak gerekir.

C-Vitamini: Bu vitamin immün sistemini güçlendirir, kemik, kiriş, kan ve hormonun oluşmasında rol oynar. Vücudun erken yaşanmasını önler, zehirli maddelere karşı korur. Kolesterolün yükselmesini önler. Derinin kurumasını ve ara dokunun sertleşerek donuklaşmasını önler.

Enfeksiyonların Tedavisi

Aloe Vera bitkisi, metabolizmanın kendisini ciddi enfeksiyonlara karşı korumasını sağlayan, anti-viral, anti-fungal ve anti-bakteriyel gibi çok önemli etmenler içermektedir.

Ayrıca, içindeki acemannan adı verilen bağışıklık arttırıcı ve koruyucu maddesinin birçok bilimsel araştırmada, test tüplerinde HIV virüsüne karşı etken olduğu görüldüğünden, bu bitki AIDS bitkisel tedavi yönteminde önemli bir yere sahiptir.

Tıbbi Kullanımı

Anti-kanser aktivitesi: Kanserli dokuların büyümelerinin engellendiğini gösteren birçok çalışma yapılmıştır.

Anti-virüs aktivitesi: Kızamık, herpes ve HIV e karşı aktivite görülmüştür. Bu etkilerin bir kısmının immün sistemin aktivasyonundan olabileceği düşüncesi de gündemdedir.

Hepatit: Aloe Aloe Vera era hepatit yüzünden hasara uğramış karaciğer hücrelerini tamir eder.

İmmün sistemi: Hücresel Bağışıklık mekanizmasındaki T hücrelerini uyarır. Kan hücrelerinde lökosidlerin sentezini arttırır. Direkt kemik iliğine etki eder. Makrofaj hücrelerinin yabancı cisimleri içerisine alarak yutma ve yok etme faaliyetlerini arttırır. Hücrelere canlılık verir. İnterlökün sentezinin arttırılması sonucunda yabancı maddelere karşı T ve B lenfositlerinin hareketini arttırır.

Kemik erimesi: Gerek kadınlar ve gerekse erkeklerdeki kemik erimelerinde hem kemiklerdeki yıkılmayı engellemekte ve hem de hızlı bir hücre tamiri yaparak aksiyel kemik yoğunluğunu da arttırmaktadır. Daha hızlı bir tedavi için omega 3 ve 9 içeren balık yağı da takviye olarak alınmalıdır.

Kolesterol: Kolesterol LDL’yi karaciğere taşıyarak orada yok edilmesini sağlayan HDL hücrelerinin oranının arttığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla toplam kolesterol oranında düşme sağlanır.

Mantarlar: Mantar enfeksiyonlarında Aloe Vera ile yeniden üreyen deri dokularına enfeksiyonun bulaşmadığı ve bu şekilde eski hücrelerin tendürdiyot ile dezenfekte edilerek dökülüp yerine yeni hücrelerin oluşturulmasıyla mantardan kurtulunmaktadır.

Pamukçuk: Ağızda pamukçuk yapan maya hücrelerinin (candida albicans) üremesini durdurmaktadır.

Sedef: Uzun süreli bir tedavi gerektirmektedir. Ancak neticede iyileşmektedir.

Sindirim sistemi: Oral yolla alındığında yaralarda başarılı olmuştur. Bağırsak pasaj zamanını düşürür ve sindirimi hızlandırır. Bağırsak bakteri florasının daha iyi çalışmasını sağlar. Protein sindirimini ve emilimini arttırır. Kandaki alkol seviyesini düşürür.

Şeker hastalığı: Azalmış insulin salınımı ile karakterize edilen bir karbonhidrat metabolizma bozukluğudur. Aloe Vera’nın insulin üretimini aktive ederek kan şekerini azalttığı ve şeker hastalığı yüzünden geç iyileşen yaraları çabuk iyileştirdiği tespit edilmiştir.

Vitiligo: Derideki melanosit hücrelerinin hasar görüp deride beyaz lekeler oluşmasına vitiligo denir. Vücut oto immün antikorlar üretir ve bunlar hasara sebep olurlar. Aleo Vera bu çarpık üretimi düzenleyerek onların ortadan kalkmasını ve kıl foliküllerinde hala ölmemiş melanositler varsa onların oluşumunu hızlandırarak pigmentlerin yeniden eski hale dönmesini sağlar. Bu hususta diğer bir teoride Aloe Vera’nın süper oksitler oluşumunu engelleyerek onların melanositler üzerindeki etkisini ortadan kaldırarak hücrelerin yeniden aktivasyonuna kavuştuğu şeklindedir.

Yanıklar-Yaralar: Her türlü sıcak, soğuk ve radyasyon yanıkları ve iltihaplı yaralarda hücreleri hızlı bir şekilde iyileştirir, ağrıları azaltır, şişkinliği giderir, kaliteli bir doku oluşmasını sağlar. Aloe Vera Jel güneş yanıkları ve 2. ila 3. derecede yanıklarda hızlı ve derinlemesine bir iyileşme süreci başlatır. Aloe Lelin içeriği 2-3 gücündeki ışığa karşı doğal koruma gücü cildi kısa vadede güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı korur.

Saksıda Yetişen Nemlendirici…

* Aloe Vera Jel cildin nem oranını mükemmel bir şekilde dengeleyerek, kurumasına engel olur ona esneklik; pürüzsüz bir görünüm ve dayanıklılık kazandırır.
* Esneklik kaybeden ciltlerde Aloe Vera Jel yeni deri hücrelerinin gelişimini yedi kat hızlandırarak fibroplastların kolajen üretimini artırır.
* Aloe Vera Jel cildi en derin tabakalarına nüfuz eden faydalı maddelerle besler ve yaşayan hücrelere dönüşmesini sağlar.
* Aloe Vera enzimleri doğal bir peeling meydana getirerek cilt yüzeyini ölü hücrelerden arındırır.
* Aloe Jelde bulunan E vitamini dokulara oksijen girişini kolaylaştırır, kan dolaşımını hızlandırır ve cildin erken yaşlanmasına engel olur.
* Aloe Vera Jel cilt üzerinde doğal bir tabaka oluşturur ve zararlı çevre etkilerine karşı koyar.
* Aloe Vera Jel ter ve toksinleri vücuttan kolayca atar. Koltuk altlarına doğal bir deodorant olarak uygulanabilir ve allerjik değildir.
* Normal deodoranlar lenf yoluyla göğüs uçlarına ulaşarak göğüs kanserine neden alabilecek toksinli ağır metaller içerebilir.
* Haşerelere karşı yüz ve vücutta Aloe Vera suyu tatbik edilebilir. Doğal Aloe asidi sayesinde haşereler uzak tutulur.
* Yanıklar, kesikler ve tahrişler Aloe Vera Jelin haricen uygulanması halinde kolayca iyileştirebilir. Bu esnada Bradykinase enzimi ve ağrıların daha hızlı dinmesine yardımcı olur.
* Yara ve ameliyat izleri vücuda allerji akışını bloke temektedir. Aloe Vera suyu ile ovulursa kolayca iyileşir. Pürüzsüz bir görünüme kavuşur.

Aloe Vera’nın Diğer Hünerleri

* Antibiyotiklerle aylarca sürdürülen tedavilerin sonuçsuz kaldığı, ancak Aloe Vera suyu ile yapılan tedavilerle bir iki gün gibi kısa bir sürede cevap veren ciddi bronşit, soğuk algınlığı ve grip vakalarında olumlu sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemle solunum yolu rahatsızlıkları da kolayca iyileştiği görülmüştür.

* Aloe Vera suyu kronik yorgunluk sendromu ( Epstein-Barr Virüsü) astım ve kireçlenme için de son derece faydalıdır.

* Aloe suyunda bulunan andrakinon maddesi kireçlenmenin neden olduğu iltihaplanmalara iyi gelmektedir ve eklem yerlerindeki kayganlık yeniden sağlanmaktadır.

* Arterlerdeki skleroz kireçlenme ve damar tıkanıklıkları, kolit ülser gibi rahatsızlıklarda Aloe Vera suyu ile iyileştirilebilir.

* Her çeşit kolit-ülser hastasına Aloe Vera suyu ile yardımcı olunabilir.

* Aloe Vera Jel kanamaların durdurulmasını sağlar. Salisilik asit ve Bradykinas enzimi ağrı kesici sakinleştirici, etkilere sahiptir.

Dikkat edilmesi gereken noktalar: Dahilen alındığında mide krampları veya aşırı ishal oluşursa dozu düşürmek veya kullanıma ara vermek gerekir. Hamileler veya emziren kadınlar tarafından kullanılmamalıdır. Crohn hastalığı, ülseratif kolit gibi bağırsak sorunları olanların Aloe Vera ekstrelerini, hekim tavsiyesi ve gözetimi olmadan dahilen kullanmaları tavsiye edilmez. Aktif mide ülseri veya kanamasında da bu preparatlar alınmamalıdır.

Kimyasal ilaçlarla etkileşimi var mı?

Aloe Vera ekstrelerinin dahilen çok uzun süreli kullanımı diğer laksatiflerde olduğu gibi potasyum kaybına, dolayısıyla istenmeyen klinik tablolar meydana gelmesine neden olabilir.

Yan Etkisi Var Mı?

Haricen kullanımda bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur. Ancak kalp, böbrek ve karaciğer nakli gibi organ nakli geçirmiş olanların, hamilelerin ve iki yaşından küçük çocukların ağız yoluyla kullanmamaları gerekmektedir. Uzun süreli kullanımda potasyum kaybına neden olabilmektedir. Polen alerjisi olan kişilerin ise ağız yoluyla veya haricen kullanımda çok dikkatli olmaları gerekmektedir.

Ağız yoluyla kullanımda ortaya çıkan bir diğer sorun ise doz belirlemesidir. Aşırı dozda kullanım sorun yaratabilmektedir.Ağız yoluyla kullanımda kadınların regl dönemi kanamalarında artış olacağı ifade edilmektedir. Aloe Vera latex, uterusda kan dolaşımını arttırdığından menstrüasyon dönemlerinde veya ay döneminin kanamaların fazla arttığı günlerinde kullanılmamalıdır. Hamile ve emziren kadınlar ile kronik ishal veya karın ağrısı problemi olanların Aleo Vera’yı kullanmaları tavsiye edilmemektedir.

Uyarılar….

• Aloe lateks potasyum düşüklüğüne, kramp ve mide ağrısına sebep olabilir. Aloe lateksin yüksek dozları böbreklere zarar verebilir.

• Hamileler ve emziren anneler Aloe jel ve Aloe lateks ürünlerini ağızdan almamalıdır.

• Aloe lateks müshil etkisiyle potasyum seviyesini düşürebilir. Potasyum düşüklüğü digoksinin yan etkilerinin artmasına neden olabilir.

• Yine potasyumun düşmesine neden olabilecek meyan kökü gibi bitkilerle beraber kullanılmamalıdır.

• Aloe lateksin laksatif ilaçlarla beraber kullanımı su ve mineral kaybına neden olabilir. Sinameki ve hintyağı gibi laktasif etkili ürünlerle de birarada kullanılmamalıdır.

• Aloe jel kan şekerinin düşmesine sebep olabileceği için diyabet ilaçlarıyla beraber kullanılması önerilmez. Yine panax ginseng gibi kan şekerini düşüren bitkilerle de aynı anda kullanımı şekerin daha çok düşmesine yol açabilir.

• Herhangi bir ameliyat söz konusu ise bu tür ürünlerin kullanımı 2 hafta önceden bırakılmalıdır.

Bilimsel Araştırmalar…

5 bin denek üzerinde yapılan bir araştırma ise Aloe Vera’nın kalp krizi riskini azalttığını ortaya koymuştur. Aynı araştırma Aloe Vera’nın, Isabgol adlı bir başka madde ile birlikte karıştırıldığında toplam lipid ve kolesterolü azalttığını göstermiştir.

Chicago Üniversitesi’nde Aloe Vera’nın yanık tedavilerinde kullanımı üzerine başka çalışmalar gerçekleştirilmiş ve üç faktörün birbirine bağlı olduğu saptanmıştır:

1) Aloe Vera bitkisinin aspirin ile benzer içeriğe sahip olması ve içerdiği magnezyum ile anestezik etki gösterebilmesi.

2) Antimikrobik etkiler göstermesi ve yanıkların enfeksiyon kapmasını engellemesi.

3) Hücrelerin içerdiği prostaglandinlerin mekanizmasına göre hareket etmesi.

Aloe Vera yaprağının dış kısmının, tıbbi olarak kabızlığı önleyici özelliği bilinmektedir. Yapraktan elde edilen usare ise genellikle kurutularak tane haline getirilir ve tıbbi amaçlarla kullanılır.

Aloe Vera yaklaşık dört yılda olgunlaşmaktadır. Olgunlaştıktan sonra yapraklarının özü, içindeki jelin ve dış kabuğundaki özsuyunun karışımı ile doğal bir bitki suyu haline dönüştürülmektedir. Jel açık havada kaldığı takdirde kısa sürede okside olarak yararlı özelliklerini yitirir. Bu nedenle, saklanarak geniş bir kullanıma kavuşması mümkün olmamıştır. Ancak 1968 yılında Teksas’lı bir eczacı olan Dr. Bill Coats’un oksitlenmenin zararlı etkilerinden koruyucu ‘‘stabilizasyon’’ formülünü geliştirmesiyle günlük kullanıma yasal olarak girmiş ve bu ürün tıbbi amaçlar dışında kullanılan sınai bir hammadde konumuna gelmiştir.

Günümüzde, ABD, Meksika, Doğu Afrika ve Japonya’da on binlerce dönüm alanda, Aloe Vera üretimi yapılmaktadır. İpek kağıt yapımında ve tekstil sanayiinde parlatıcı olarak kullanılmaktadır.

Sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin yanı sıra Aloe Vera kozmetik ürünlerinde de çok sık kullanılan bir bitki olma özelliğini taşımaktır. Aloe Vera bitkisi cilt üzerindeki etkileri dolayısıyla kozmetik dünyasının oldukça ilgisini çekmiş ve bu yüzden Aloe Vera özü kullanılarak birçok güzellik ve bakım ürünü yapılmıştır. Aloe Vera cilt bakım ürünleri, Aloe Vera krem, Aloe Vera şampuan etiketini taşıyan geniş yelpazedeki birçok çeşit ürün, kozmetik dünyasının vazgeçilmezleri arasına girmiştir.

Akneli ciltler için Aloe Vera cilt maskesi

Akneli bir cilde sahipseniz sizler için cildinizin bakımını yapacak Aloe Vera’lı maske formülü:

1 yemek kaşığı deniz yosunu
Yarım yemek kaşığı Aloe Vera jeli
Yarım yemek kaşığı bal (mümkünse işlenmemiş)

Malzemeleri karıştırdıktan sonra 10 dk bekleyin ve temiz yüze uygulayın. Maske yüzünüzde 15 dk bekledikten sonra ılık suyla durulanın. Haftada 2-3 kez bu işlemi tekrarlayın.

Sevgiyle….

(/Araştırma//Vit-amin.net/)