Kategori arşivi: DoğaL İLAÇ

ELMA SİRKESİ…

elmalar

Elma Sirkesinin Faydaları
Elma sirkesi sadece salatalarımıza lezzet katmakla değil, birçok derde deva şifai özelliğiyle de önemli bir besin kaynağı. Elma Sirkesi’nin; cilt rahatsızlıkları, yaralanma, güneş yanığı, baş ağrısı, mide rahatsızlığı, kadın hastalıkları, soğuk algınlığı ve ateşli hastalıkların tedavisinde kullanması çok eski medeniyetlere kadar dayanıyor.
Elma ve Sirkesinin Faydaları:
Elma, içerdiği organik asitler, soda ve fosforun yardımı ile, beyni, karaciğeri ve mideyi çok olumlu etkiler.
Çiğ elma kabuğu yenerek bedendeki ürik asit azaltılabilir.
Antiseptik özelliği vardır. Meyve ve sebzelerin elma sirkesi katılmış su ile yıkanması onların mikroplardan arınmasını sağlar. Ayrıca Bakteri ve mikropların barınmaması için mutfak ve banyolarınızda elma sirkeli su kullanmanız önerilir.
Elma sirkesi kemikleri güçlendirir ve kemiklerin kalsiyum depolama potansiyelini artırır.
Özellikle osteoporoz ve menopoz sonrası kemik kırılmaları için bitkisel tedavi sunar.
Uzun süreli kullanımı eklem ve kemiklerdeki sertlik ve sıkıntılara son verir.
Elma sirkesi özellikle vücuttaki sodyum dengesini kurarak yüksek tansiyon şikayetini azaltır.
Elma sirkesi kandaki yüksek kolesterol oranını dengeler ve düşürür. Damar tıkanıklıkları ve kan yağlanması olan kişilerde kanı inceltici etkileri vardır.
Başta damarlar, karaciğer, böbrekler olmak üzere vücudu detoksifiye eder, yağlı-mukus kalıntıları parçalar.
İçerdiği yoğun potasyum sayesinde hücre büyümesini destekler.
Öküsürük, soğuk algınlığı, ciğer üşütmesini iyileştirir. Boğaz enfeksiyonlarında, bronşitte içilebilir ya da buhusu yapılır.
İdrar yolları enfeksiyonlarında, sindirim bozukluklarında, kramplarda, yaban arısı sokmasında, saçta kepekte, uyku bozukluklarında, kulak çınlamasında da bitkisel çözüm sunar.
Elma Sirkesi Nasıl Kullanılır?
Genel şifai kullanımda bir bardak suya 2 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 1-2 tatlı kaşığı bal katarak, günde 3 kez, mümkünse yemeklerden önce (fazla kilo problemi için de etkili olan elma sirkesi bu amaçla kullanılacaksa mutlaka yemeklerden önce alınmalıdır) kullanılır. Elma sirkesi koruyucu sağlık amacıyla, sürekli olarak günde bir kez sabahları açken ve alınmalıdır.
Bol su içerek zayıflama düşüncesi elma sirkesi küründe elma sirkesinin toksin atıcı faydasını artıran bir durum olup metabolizmayı da hızandırıcı etki yapar. Hazımsızlık sorunu olanlar için bol su ile elma sirkesi kürü oldukça faydalı olmaktadır. Elma sirkesi, su ve bal formülü özellikle akşam yemeğinden 30 dk önce içildiği zaman hazmı kolaylaştırıyor ve vücuttaki yağları eritmede faydalı oluyor.
Migren: Bir tasın içerisine eşit miktarda su ve elma sirkesi koyup kaynatın. Daha sonra altını kısarak yüzünüzü buhara tuttun. Bu şekilde 3 dakika kadar soluk almanız migren ağrılarının yok olmasını sağlayacaktır.
Boğaz ağrısı: Anjin ve streptokok dahil olmak üzere tüm boğaz ağrılarında, 1 bardak suya katılan 1 kahve kaşığı elma sirkesi ile her saat başı yapılacak gargara rahatlatıcı bir çözüm olacaktır.
Yorgunluk ve uykusuzluk: 1 litre suya 3 yemek kaşığı elma sirkesi ve bir fincan bal ilave edin. Her gece yatmadan önce 2 yemek kaşığı içeceğiniz bu karışımla uykusuzluğunuzun ve yorgunluğunuzun kaybolduğunu göreceksiniz.
Ayaklar: Ayaklarınız için bir leğene ayak bileklerinize kadar ılık su doldurun ve içine yarım şişe elma sirkesi ilave edin. Sabah ve akşam, en az 5 dakika, ayaklarınızı bu su içinde dinlendirin.
Kaşıntılar: Böcek ısırmalarına ve kurdeşene bağlı kaşıntılarda, arı sokmalarında ve cilt çatlaklarında sürülecek elma sirkesi rahatsızlığı ve acıyı giderecektir.
Sivilceler: Sağlıklı bir cilt için banyo suyunuza biraz elma sirkesi ilave edin. Cildinizin yumuşadığını ve parladığını fark edeceksiniz. Sivilceler için, su ile seyreltilmiş elma sirkesiyle yüzünüzü silin ve durulayın. Elma sirkesi akneye neden olan mikropları öldürür.
Mide bulantısı: Mide bulantısının ve kusmanın önüne geçmenin yolu; ılık elma sirkesine bir bezi batırıp sonra sıkmak ve bu bezi midemizin üstüne yerleştirmektir. Bez soğudukça ılık bir bez ile işlem yeniden yapılmalı.
Varisler: Varislerin yol açtığı ağrıdan şikayetçiyseniz, sirkeli bir bezi, bacaklarınıza sarın ve 30 dakika bekletin. Otuz dakikalık süreyi bacaklarınızı yukarı kaldırarak geçirin. Bu işlemi sabah ve akşam tekrarlayın.
Nasırlar: En bilinen yollardan biri bayat ekmeği elma sirkesine batırıp nasırlı bölgenin üzerine koymak ve gece boyunca orada muhafaza etmektir. Sabah kalktığınızda nasırın veya sertliğin kaybolmuş olduğunu göreceksiniz. Bir başka yol ise ılık suyun içine yarım bardak sirke koyup, yarım saat süre ile nasırlı bölgeyi bu suda bekletmek ve daha sonra bir havlu ile kurulayıp ponza taşı ile bölgeyi ovuşturmaktır.
Evde Elma Sirkesi Nasıl Yapılır?
Sirke yapımı için en uygun elma türü şeker oranı yüksek kış elmalarıdır. Değişik çeşitlerin bir araya getirilerek kullanılması da sirkeye ayrı bir lezzet katar. Sirke yapımında kaçınılması gereken elma türleriyse ham ve ekşi olanlardır. Sirke yapımında dikkat edilecek en önemli konuysa hijyendir.

Şifa OLsun….

Sevgiyle…

Selam..

(/A/Vit-amin.net//)Apple-

NİŞASTA…ve Prejelanitize Nişasta

patates

Nişasta, farin veya amidon, suda çözünmeyen, kompleks bir karbonhidrat. Bitkiler tarafından fazla glikozu depolamak için kullanılır. Endüstride tutkal, kâğıt ve tekstil yapımında kullanılır. Gıda sanayisinde kıvamlandırıcı, yemek yapımında sıvıları koyulaştırmakta kullanılır. Çoğunlukla tahıllardan ve patatesten elde edilen tatsız ve kokusuz bir tozdur.Kimyasal (CAS kayıt numarası: 9005-25-8) olarak nişasta, amiloz ve amilopektin isimli iki polimerik karbonhidratın (polisakkaritin) birleşimidir. Amiloz, glikoz monomer birimlerinin alfa-1,4 bağlantılılarla uçuca eklenmesinden oluşur. Amilozdan farklı olarak amilopektinde dallanma vardır, ana her 24-30 glikoz monomerinden birinde alfa-1,6 bağlantısı ile bir yan zincir başlar.

Amiloz lineer bir moleküldür, ancak birbirini izleyen glikoz birimlerinin açili olma eğiliminden dolayı bir sarmal oluşturur. İki amiloz molekülü birbirine sarılarak bir çifte sarmal da oluşturabilirler. Bu sarmalın iç yüzeyi hidrofobik olduğu için içinde yer alan su molekülleri kolaylıkla daha hıdrofobik moleküllerle yer değiştirebilir. Nişasta testinde kullanılan iyot molekülleri amiloz sarmallarının içine dizilince mavi bir renk oluşur. Amiloz sarmalları arasında oluşan hidrojen bağları yüzünden içinde çok az su barındıran yoğun bir yapı oluşur.

Amilopektinde dallanma noktalarından sonra birbirine paralel iki zincir birbirlerine sarılarak bir çifte sarmal oluştururlar. Amilopektin, bir çalı gibi, bir merkezden dallandıkça genişleyen bir şekle sahiptir. Dallanmakta noktalarında molekül düzensizdir, iki dallanma noktası arasında ise çifte sarmallar düzgün bir şekilde istiflenerek kristal bir yapı oluştururlar; bu yüzden mikroskopta nişasta taneciklerinde bu düzenli ve düzensiz bölgeler büyüme halkaları gibi görünür.

Bu moleküler yapısından dolayı amilopektin, nişasta taneleri olarak depolanmasını sağlayan sarmal şekilli olur. Hem amilopektin hem de amiloz glikozun polimerleridir, ve tipik bir amiloz polimeri 500-20.000 glikoz molekülünden, bir amilopektin molekülü ise yaklaşık bir milyon glikozda oluşur.

Yapısal olarak nişasta, birbirine bağlı, lineer polimer sütunlardan oluşur. Amilopektinde alfa-1,4 bağlantılı zincirler, düzenli aralıklarla alfa-1,6 bağlantılarıyla dallanır. Farklı bitki türlerinde, hatta aynı türün farklı anaçlarında (cultivar) amilozun amilopektine oranı değişir. Örneğin yüksek amilozlu mısır nişastasında % 85 oranında amiloz bulunurken, mumlu (waxy) mısır türünde amilopektin orani %99’dır. Amilopektin sarmalları çoğu tahıl nişastasında sıkı bir sekilde istiflenmişken (A-tipi nişasta), patates ve muz gibi bazı bitkilerde daha aralıklı istiflenirler (B-tipi nişasta). Bazı amilopektinlerde glikozların üzerinde bulunan fosfat grupları nişastanın suyu daha kolay emmesini sağlar. Bitkilerde nişasta çok az su içeren tanecikler halinde depolanır, bu taneciklerin boyutları bitkiden bitkiye değişir.

Bitkilerde nişastanın başlıca işlevi enerji depolamaktır. Bitki hücrelerinde nişastanın oluşumu plastid denen organellerde (kloroplast ve amyloplast) gerçekleşir.

Nişasta suda çözünmez. Sindirilmesi hidroliz yoluyla olur, bu reaksiyonu katalizleyen amilaz enzimleri glikozlar arasındaki bağları keserler. Hayvan ve insanlar amilaz enzimlerine sahip olduklarından nişastayı sindirebilirler. Farklı tip amilazlar nişastayı farklı biçimlerde parçalarlar. Nişasta parçalandıkça dekstrin, maltoz ve nihayet glikoza dönüşür. Maltoz ayrıca maltaz enzimi tarafından da sindirilebilir.

İçerdiği glikoz monomerleri sebebi ile ve nişastanın kan şekerine doğrudan etkisi bulunmaktadır.

VE SIRA GELDİ …İaç prospekyüslerinde yer alıp ta ne idüğü anlaşılamayayan jelatinize etme olayınaki bu çok önemli sığr jelatinimi adı lazım değil o mahlukun jelatinimi derken insanlar ilaçlarını kullanırken yanlış tereddütler içine düşebiliyor..

Faydalı olmak açısından bu konuyu araştırdık..

Jelleşme
Farklı zincir yapılarına sahip olan nişasta türleri su absorbsiyon kapasitesinde ve pişirme sıcaklığında da farklılıklar gösterir. Jelleşme sıcaklık aralığı 50- 85 °C’dir. Örneğin patatesten elde edilen nişastalar 60-65 C°’lerde jelleşme gösteririken, tahıl nişastaları 80-85 C°’lerde jelleşmektedir. Ayrıca patates nişastasının önceliği viskozitesinin yüksekliği ve jelleşme ısısının düşük olmasının yanı sıra jel çözeltisinin son ürüne renk ve parlaklık açısından etkilemeyecek oranda yarı saydam olmasıdır.

Oda sıcaklığında nişasta polimer zincirlerinin birbirine sıkıca kenetlendiği granüllerden oluşur. Suyun normalde içine giremediği granüllerdeki zincirler, yüksek sıcaklıkta birbirlerinden uzaklaşır ve suyla etkileşebilir hale gelirler. Su ve sıcaklığın etkisiyle, nişastadaki polimerler birbirleriyle hidrojen bağları kurmak yerine suya bağlanırlar. Su, nişastanın içine nüfuz ettikçe genel polimer yapısının düzeni bozulmaya başlar, granüllü bölgeler küçülür ve amorflaşır. Suyla etkileşen amiloz, nişasta tanesinden dışarı sızar. Böylece su emip şişen nişastaya jelleşmiş denir.

Jelleşmiş ve ardından kurutulmuş nişastaya prejelatinize edilmiş nişasta denir. Jelleşmiş nişasta doğrudan kurutulabileceği gibi, aşağıda ayrıntılanan şekillerde modifiye edildikten sonra da kurutulabilir.

Sıcaklık azalınca jelleşmiş nişastadaki polimer zincirleri tekrar birbirleriyle etkileşmeye başlarlar ve bağlandıkları su moleküllerini salarlar. Bu arzu edilmeyen bir süreçtir çünkü salınan su, bu nişastayı bulunduran gıda ürünlerinde mikrop üremesine ortam sağlar. Buna engel olmak için nişastanın modifikasyonuna gidilir.

Nişasta modifikasyonu
Nişastanın suyunu salmamasını sağlamak için kullanılan yöntemlerden biri kimyasal olarak çapraz bağlar kurmaktır. Ancak bu işlemden geçen nişastalar dondurulma halinde bozulduklarından bir diğer modifikasyon daha uygulanır, şekerlerin hidroksil gruplarının belli bir oranına şekerlerin birbiriyle etkileşmesine engel olmak için asetil veya hidroproksil grupları eklenir.

Bir başka modifikasyon türü ise jelatinasyon sırasında asit kullanarak polimerlerin az miktarda parçalanarak boylarının kısalmasıdır. Bunun avantajı hidroliz edilmiş nişastanın ısınmayla daha az genişleyip daha az su emmesi, dolayısyla soğuduğunda da fazla su salmamasıdır.

Polimerlerin boyunu kısaltmanın bir diğer yöntemi de oksidasyondur. Nişastaya sodyum hipoklorit katılınca hem şekerler arasındaki bağlar kopar, hem şeker halkalarının bazılarının parçalanması sonucuda karboksil ve karbonil grupları oluşur. Zincirlerin kısalması nişastanın su emme kapasitesini azaltır, karbonil ve karboksil grupları ise bu nişastayı asit hidrozli nişastadan daha dayanıklı kılar. Oksitlenmiş nişasta ayrıca daha yapışkandır.

Bu modifikasyonların her biri nişastaya farklı özellikler verir ve farklı uygulamalarda kullanılmasını sağlar. Bu modifikasyonlar, endüstriyel ürünlerde kullanımı esnasında pH, sıcaklık, basınç ve diğer faktörlere karşı direnç sağlar. Modifiye nişastalar Çerez, Ketçap, toz içecek ve çorba, et sanayi, unlu mamüller gibi gıda ürünlerinin yanında tekstil, kâğıt ve tutkal sanayinde de geniş bir kullanım alanı sunar.

Fiziksel modifikasyonlarda ürünlerde E numarası bulunmaz. Ancak kimyasal ve enzimatik modifikasyonların hemen hemen tamamında ürüne E numarası eklenir.

Nişasta, bitkilerde meyve, tohum, kök gövdesi (rizom) ve yumru köklerde bulunur. Türkiye’de nişastanın başlıca kaynakları buğday, pirinç, patates ve mısırdır. Ekmek önemli bir nişasta kaynağı olup buğdaydan hazırlanır. Yemeklik baklagiller de (bakla, mercimek, bezelye, nohut) nişasta bakımından zengindir.

Dünyada yaygınca kullanılan nişasta kaynakları arasında arrakaça, karabuğday, muz, arpa, manyok, konjak, kudzu, oka, sago, kocadarı (sorgum), taro, Hint yeralması ve tatlı patates sayılabilir.

Nişasta işlenmiş gıdalarda sıkça kullanılan bir katkı maddesidir. Nişasta önceden pişirilip pudding tipi gıdalara koyulaştırıcı olarak katılır (agar, pektin, jelatin ve carrageenan da aynı amaçla kullanılır).

kAYNAK:Vikipedia

(/Araştırma//Vit-amin.net/)

VİTAMİN D

GÖRSVitamin D ve Göz Sağlığı

D vitamininin insan sağlığı üzerindeki önemini yeni yeni fark ediliyor. Bu vitaminin insandaki 200’den fazla geni etkilediği ve bu genlerle birçok önemli hastalık arasında bağlantılar bulunduğu anlaşılmıştır. Araştırmalar, son derece yaygın biçimde ortaya çıkan D vitamini eksikliğinin giderek arttığına dikkat çekiyor. D vitamini eksikliği dünyada 1 milyardan fazla kişide bulunuyor. Türkiye’de ise her üç erişkinden ikisinin D vitamini eksik. Eksiklik genelde gençlik ve orta yaş döneminde çok fazla fark edilemiyor. Ancak kanda ölçümle saptanabiliyor. Rahatsızlık, yaş ilerledikçe ve D vitamini eksikliği derinleştikçe hissediliyor.
Vitamin D Eksikliği Nedenleri

Vitamin D eksikliğinin en sık nedeni yeterince güneş alamamaktır. Bundan dolayı, mesai saatlerini ofiste geçirenler risk altında. Uzmanlara göre tek çözüm her gün 10-15 dakika güneş molası vermek. İnsan metabolizması için gerekli D vitamininin sentezlenmesi için vücudun yüzde 6’sının, yani el, yüz ve kolların minimal kızarıklık oluşacak şekilde doğrudan güneş görmesi gerekiyor.

Güneşten koruyucu krem ile yağların kontrolsüz ve bilinçsiz kullanımı

Bronzlaşmanında D vitamini üretim kabiliyetini azaltabileceği düşünülüyor.
Vitamin D eksikliği ile ilişkili göz rahatsızlıkları

Miyop

Yaşa bağlı sarı nokta hastalığı

Sinir tabakasında incelme

Mevsimsel allerjik konkonktivit

Diyabete bağlı göz hastalıklarında ilerleme
D Vitamini eksikliği tanısı
D vitamini eksikliği ve yetersizliği tanısı kandaki D vitamini düzeyleri ile konabilir. 30 ng/ml üzeri normal 20-30 ng/ml arası D vitamini yetersizliği 20 ng/ml altı D vitamini eksikliği olarak tanımlanır.
Tedavi
D vitamini için en doğal ilaç güneş. D vitamininin yüzde 90’ı güneş sayesinde alınıyor. D vitamini yıkıma uğrayan bir molekül ve 21 günlük yarı ömre sahip. Yani, yazın güneşlenerek vücutta D vitamini sentezini uyarmak ve kışın kullanmak üzere depolamak mümkün değil. Çünkü D vitamini kısa ömürlü bir vitamin. Bundan dolayı yıkımı ve yapımı dinamik olması sebebiyle sürekli alınması gerekiyor. D vitaminine en çok ihtiyaç duyan yaşlılarda dahi, sadece el, yüz ve ön kolların haftada 2-3 defa, pembeleşmeyecek kadar güneş ışığı alması yeterli. Kapalı bir mekânda mesaisini geçiren kişiler için günlük 10-15 dakika güneşlenmek yeterlidir.
Erişkin bireyin günlük 400 ila 600 ünite arasında değişen D vitamini alması gerekiyor. Yaygın kanının aksine, süt ve süt ürünleri bu ihtiyacı karşılamıyor. Haftada iki kez deniz balığı tüketilmesi, bu balıkların da somon ve uskumru gibi yağlı olması gerek.

Eğer güneşlenme imkânınız yoksa D vitamini ilaçlarla alınabilmektedir. Ancak kandaki D vitamini seviyesini ölçmeden, yani doktor tavsiyesi olmadan asla alınmamalı. Çünkü fazlasının bebeklerde zihinsel ve fiziksel geriliğe, çocuklarda boy kısalığına ve zehirlenmelere sebep olduğunu söylemekte yarar var.

Kaynak:Gaziantep Ünv.Y.D.D.Necip Kara

(/Araştırma//Vit-amin.net/)