Kategori arşivi: DUA

DUA ADAB-I

DUA (1)Dua  sınırlı ve aciz olan insanoğlunun; sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Allah ile kurduğu diyalog ve köprüdür.

Tevbe, istiğfar duâlarının manası, yaptığımız bütün günahlara pişmanlık duyduğumuzu ifade etmemiz, bundan sonraki hayatımızda bir daha böyle günah ve kusurları işlemeyeceğimize Rabbimize söz vermemizdir.

Günah ve kusurlarına pişmanlık duyup, üzüntü ve elem hisseden mü’min  önce şu istiğfar duâsını huşû ile okur:

استغفر الله استغفر الله استغفر الله العظيم الكريم اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اِليْهِ توبة عبد طالم لنفسه لا يملك لنفسه موتا ولا حياة و لا نشوراوَاَسْاَلُهُ لتََّوْبَةَ وَلْمَغْفِرَةَ وَلْهِداَيَةَلَناَ اِنَّهُ هُوَ لتَّوّاَبٌ رَحِيمُ

“Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”

“Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”

Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve’l-bâsü bade’l-mevt. Hakkun eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”

Hadis-i şerifte, “Her namazdan sonra, üç kere

Estağfîrullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etebü ileyh” okuyanın bütün günahları affolur” buyuruldu.
Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim.

Hadis-i şerifte, “İstiğfâre devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızklandırır”

Dertlerin, belâların gitmesi için, istigfâr okumak çok faydalıdır.

İstiğfârlardan meşhûr olanı  Peygamberimizin (SAV)bildirdiği,

“Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanirrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbiğfir lî” istigfarıdır.

Bu istigfar yirmibeş kere okursa, odasında, âilesinde, evinde ve şehrinde hiç kaza, belâ olmaz. Bunu her sabah ve akşam okumalıdır. Âlimlerin çoğu, talebelerine ve evlatlarına bunu okumalarını tavsıye etmişlerdir. Çok faydasını görmüşlerdir.

Günde en az yüz   defa   Estağfirullâhel”azîm… söylemek çok faydalıdır.

Her zaman ve her yerde ve namazlardan sonra ve yatarken, ma”nâlarını düşünerek, çok “Estağfirullah min külli mâ kerihallah” veyâ kısaca “Estağfirullah” demelidir.

 

Bu âyetlerden de anlaşıldığı gibi dua, insanda fıtrîdir ve özellikle sıkıntılı anlarda Allah’a dua etmek  sadece samimî olarak Allah’a inananlara has bir durum değildir. Allah’a ortak koşanlar da bu gibi durumlarda  Allah’a yönelir ve O’na dua ederler.

Dua ettikten sonra insan gönlünde bir ferahlık ve serinlik hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar.

Âyet ve hadîslerde dua teşvik edilmiştir: “Rabbiniz, şöyle buyurdu: Bana dua edin, size cevap vereyim (duanızı kabul edeyim)” (Mü’minûn, 23/60).

Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyurur: ” Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.” (Tirmizî, Daavat,1; İbn Mace, Dua,1) Dua aynı zamanda bir ibadettir. “Dua ibadetin ta kendisidir. ” (Tirmizî, el-Bakara Sûresi Tefsiri, 16)

O halde dua sadece Allah’a yapılmalı, araya başka biri aracı olarak sokulmamalıdır. Nitekim namazın her rekâtında tekrar ettiğimiz Fatiha Sûresi’nde: “Sadece sana ibadet eder ve sadece senden yardım dileriz. “ (el-Fatiha, 1/4) buyurulur.

Allah insana şahdamarından daha yakındır ve O’nun insana merhameti, bir annenin çocuğuna merhametinden çok fazladır. Bir âyette şöyle buyurur: “Kullarım sana beni sorunca  haber ver ki  ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim. “ (el-Bakara, 2/186)

Dua eden kişi gönülden etmeli, duasında iyi şeyleri isteyerek kendisi de o doğrultuda çaba sarfetmelidir. Kişi duasında samimiyetini tavırlarıyla da ortaya koymalıdır. Meselâ duasında Allah’ın emirlerine itaat eden samimi bir müslüman olmayı ifade ediyorsa, hareketleriyle de böyle bir müslüman olma çabası içerisinde olmalıdır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

Biliniz ki  Allahu Teâlâ   kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez.” (Tirmizî, Daavât, 64)

Şüphesiz ki Allah insanın kalbinden geçenleri ve ihtiyaçlarını bilir. Ancak dil ile dua etmenin insanın kendisinin eğitilmesi konusunda etkisi vardır. Ayrıca dua Allah’ın bir emrinin yerine getirilmesidir, bir ibadettir. Kur’ân-ı Kerim’de Hak Teâlâ kendisine nasıl dua edileceğini kullarına öğretir, resûllerinin dualarını bize haber verir. Müminler önce bu dualara bakmak ve böyle dualarla Allah’ı zikretmek durumundadırlar. Gerçekten bilmediğimizi ve en güzelini öğreten Allah’tır. “... Ey Rabbimiz!…unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutma… “ (el-Bakara, 2/286)

Eyüp Aleyhisselâm,

“Ya Rabbi, gerçekten benim başıma bela geldi. Halbuki sen merhametlilerin merhametlisisin.” (el-Enbiya, 21/83); Zekeriya (a.s.), “Rabbim, beni yalnız bırakma…” (el-Enbiya, 21/89);

Dua yalnız Allah’a yapılır; istek ve yardım sadece Allah’tan istenir. Allah’tan başkasından bir yardım ve istekte bulunan, müşriktir. Hatta ölümlerinden sonra kabirleri başında veya uzaktan peygamberlere ve salih kullara dua edip yakaranlar, aynen yıldızlara sığınan ve meleklerle peygamberleri rabler edinenler gibi Allah’tan başkasına dua eden müşriklerdir. Ancak melekler müminler için dua ve istiğfar etmektedirler.

Hz. Muhammed (s.a.s.) şöyle buyurur: “Ümmetimden yetmiş bin kişi sorgusuz sualsiz Cennet’e girecektir. Bunlar  rukye talep etmeyen, dağlayarak tedavi yapmayan, olayları uğursuzluğa yormayanlar ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir.” (Buhârî, Tıb, 18; Müslîm, İman, 371, 372)

Müminler ancak “Bize Allah yeter. ” demelidir. Rukye  okuyup üfleyerek tedavi demektir. Bütün peygamberler en kötü durumlarda yalnız Allah’a sığınmışlardır. Bunu da namazla yapmışlardır. Çünkü dua esas olarak namazdadır ve devamlılığı vardır.

Müslüman müslüman kardeşi için dua edebilir. Rasûlullah ” Kim bir hidayete çağırırsa, o hidayete tabi olanların mükafatının aynısı onların mükafatından hiçbir eksilme olmaksızın bu kimseye de verilir. “ buyurmuştur. (Müslim, İlm, 16; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Tirmizî, İlm,15)

Rasûlullah, ümmetinden kendisine dua etmelerini istemiştir. Cenâb-ı Hak, “O’na salât ve selâm getirin “ (Ahzâb, 33/56) diye emretmiştir. Mümin, Allah’tan peygamber için vesîleyi isterse kıyamette o kimseye onun şefaati haktır.

Rasûlullah umreye giden Ömer (r.a.)’e: “Bizi de duandan unutma kardeşim.” demiştir (Ebû Dâvûd, Vitr, 23; Tirmizî, Daavât 109; İbn Mâce, Menâsik 5)

Rasûlullah her zaman ümmetini sadece Allah’a kulluğa çağırmıştır. Hanefi fukâhâsı: “Bir yaratık aracılığıyla Allah’tan bir şey istenemez” demiştir.

Hz. İbrahim,

“Doğrusu benim Rabbim duayı işiticidir” (İbrahim,14/39) demiştir.

Hz. Peygamber: Biriniz dua edeceği zaman Allah’a hamd ve senâ ile başlasın, Resûlüne salâvât getirsin ve bundan sonra artık dilediği duayı yapsın” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Salât, 358; Tirmizî, Daavât, 65)

Salih ameller vesîlesiyle talepte bulunmanın örneklerinden birisi mağaraya sığınan üç kişinin duasıdır. Bunlardan her biri yalnızca Allah’ın rızasını gözettiği önemli bir amelini zikrederek duada bulunmuştu. Çünkü böyle bir amel, Allah’ın, sahibinin duasının kabulünü gerektirecek bir sevgi ile sevdiği ve razı olduğu bir şeydi. Birisi ana-babasına yaptığı iyiliği zikrederek. diğeri tam iffeti delâletiyle, öteki ise emanete gösterdiği riâyet ve iyilikseverliği ile duada bulunmuştu. (Buhârî, Hars,13)

“Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.” derler. (Âli İmrân, 3/173) Dinin esası da budur.

Salât, Arapça’da dua anlamına da gelir: “Ey peygamber, Mü’minlere selât et, çünkü senin duan onlar için huzur ve sükûnettir.”(et-Tevbe, 9/103) Duada istenene kavuşma ve korkulandan kurtulma isteği vardır. Bu da ancak Allah’tan istenir.

“Yardım Allah’tandır.” (Enfâl, 8/10) “İnsanlar (mahşerde) toplandıkları zaman kendisine dua edilenler, onlara düşman olurlar ve onların kendilerine olan dualarını inkâr ederler.” (el-Ahkâf, 46/6)

“Kullarım sana beni sorduklarında: Ben muhakkak ki, yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin duasına icâbet ederim.” (el-Bakara, 2/186).

Dua ederken seslerini aşırı şekilde yükseltenleri gören Rasûlullah, şöyle buyurmuştu: “Ey insanlar! Kendinize gelin. Çünkü siz bir sağırı veya uzaktaki birini çağırmıyor, ancak herşeyi işiten ve çok yakın bulunan birine dua ediyorsunuz. Sizin kendisine dua ettiğiniz size bineğinizin boynundan daha yakındır.” (Buhârî, Cihad, 131; Daavât, 51; Tevhid 9; Ebû Dâvûd, Vitr, 26; İbn Hanbel, IV, 394, 402, 418; Müslim, Sahih IV, 2076)

Kul  duasında Allah ile arasında hiçbir engel hiçbir vasıta bulunmadığını böylece bilir; dua ederken yalnızca Allah’ı düşünür.

Gönülden, gizlice, bağırmadan, samimiyetle dua edilir. “Rabbınıza gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu o, aşırı gidenleri sevmez. “ (el-Â’râf, 7/55)

Secîli, kafiyeli, yazılı dualarda riya vardır. Başkalarına dua ediyor görüntüsü vermek de böyledir. Bu şekilde ağlayarak dua edenin gözyaşları öteki insanları etkilemek içindir ve duası riyadır. Özel olarak komutlu dua da böyledir.

Samimiyet.

Severek mutlulukla

Eczacı Filiz

HAMD SANADIR

ya RABB

“Duanın en faziletlisi, “Elhamdülillah” demektir.” (İbn-i Mace, Edep: 55)

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların Allah’a en çok şükredeni, insanlara teşekkürü en çok edenleridir.”

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İmanlı kişilerin yaptığı iş­ler sevindiricidir. Çünkü imanlıların her işleri hayırlıdır. Ve böyle hayırlı işler müminlere mahsustur. Zira mümine bir servet ve­rilirse ona şükreder ve bu davranışı onun hakkında hayırlı olur, şayet mü’mine bir sıkıntı isabet ederse ona da sabretmesini bilir ve yine onun hakkında hayırlı olur.”

Şükür; Allah’ın verdiği nimetleri yerinde kullanmaktır.

Şükür; gizli-aşikâr bütün azalarla tüm yaratıkların gerçek sahibi olan Allah’a itaat etmektir.

Şükür; Allah’a yürekten saygı besleyerek çirkin günahlardan kaçınmaktır.

Şükür; nimeti verene hürmet ve saygı duymak, ona karşı küfran-ı nimette bulunmamaktır.

“Allah ne dilediyseniz hepsini size vermiştir. Eğer Allah’ın bunca nimetini birer birer saymaya kalkışırsanız bitiremez­siniz….

“Allah’a, verdiği nimetle­rinden dolayı hamd etmek, o nimetin elden çıkmamasını sağlar.”
Bir gün birisi Peygamberimizin huzurunda Allah’a hamd olsun ki beni müslüman yarattı..diye övünür. Bunu duyan Peygamberimiz şöyle der:
“Rabbinin sana bahşettiği en büyük nimete şükrettin.”

Hz. Allah(c.c):
“Hakikat, sizin Allah’ı bırakıp taptıklarınız size bir rızık vermeye muk­tedir olamazlar. O hâlde rızkı Allah katında arayın. O’na ibâdet edin. O’na şükredin”

Başarı yalnız Allah’tandır.,

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Kim sabaha erdiği zaman: “Allahım benimle veya mahlukatından herhangi biriyle hangi nimet sabaha ermişse bu sendendir. Sen birsin, ortağın yoktur, hamdler sanadır, şükür sanadır” derse, o günkü şükür borcunu ödemiştir. Kim de aynı şeyler akşama erince söylerse o da o geceki şükür borcunu eda eder”.

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Geceleyin kim uyanırsa şunu söylesin: “Allah`tan başka ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur. Mülk O`nundur, hamd de O`na aittir, O herşeye kadirdir. hamd Allah`a aittir, Allah münezzehtir, Allah büyüktür, bütün amel ve ibadetler için gereken güç ve kuvvet Allah`tandır.”

Sonra Aleyhissalatu Vesselam buyurdular: “Rabbim beni affet!” desin veya dua ederse duasına cevap verilir. Eğer abdest alır ve namaz kılarsa namazı kabul edilir.”

”O tekdir, O`nun ortağı yoktur, mülk Onundur, hamd O`na aittir, O herşeye kadirdir”

Rabbim beni AFFET!…

Sonsuz hamdüsena ve şükürler OLsun…

Eczacı Filiz